HEDY

الهدي
Müellif:
HEDY
Müellif: SALİM ÖĞÜT
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1998
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.12.2018
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hedy
SALİM ÖĞÜT, "HEDY", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hedy (10.12.2018).
Kopyalama metni
Sözlükte “yol göstermek, izinden gitmek; göndermek, hediye etmek” anlamlarına gelen hedy (hediy) kelimesi, fıkıh terimi olarak hac ve umre sırasında Harem’de kesilen kurbanlık hayvanları ifade eder. Hac ve umre yapmayanların kurban bayramı dolayısıyla kestikleri kurbana ise udhiyye denir. Kur’ân-ı Kerîm’de terim anlamında beş yerde geçen hedy (el-Bakara 2/196; el-Mâide 5/2, 95, 97; el-Feth 48/25) hadislerde de sıkça kullanılmıştır (bk. Wensinck, el-Muʿcem, “hedy” md.).

Deve, sığır gibi büyükbaş hayvanlardan olduğunda “bedene”, koyun keçi cinsinden olduğunda “dem” adını alan hedy kurbanı nâfile ve vâcip olmak üzere ikiye ayrılır. Nâfile hedy, hac ya da umre niyetiyle Mekke’ye giden kişinin kurban kesmesini vâcip kılacak herhangi bir mükellefiyeti olmaksızın sırf Allah rızası için kestiği kurbandır. Hz. Peygamber’in bu amaçla 100 deve kurban ettiği nakledilmektedir (Dârimî, “Menâsik”, 34; Buhârî, “Ḥac”, 121-122; İbn Mâce, “Menâsik”, 84). Vâcip hedy ise iki türlüdür. Birincisi, adak sebebiyle kişinin zimmetinde borç olarak tahakkuk eden hedydir. İkincisi, temettû veya kırân haccı yapan kimselerin kesmek zorunda oldukları şükür kurbanı ile hac ve umrenin vâciplerinden birinin yerine getirilmemesi veya ihram yasaklarına uyulmaması halinde kesilen ceza kurbanıdır. Şükür kurbanının en faziletlisi sırasıyla deve, sığır ve koyundur. Bu kurbanı kesemeyenler üç günü hac sırasında, yedi günü hacdan sonra olmak üzere on gün oruç tutarlar. Ceza kurbanı ise çiğnenen yasağın türüne göre büyükbaş veya küçükbaş hayvan olmak üzere farklılık arzeder (bk. BEDENE; DEM; FİDYE).

Hedy için ayrılan veya satın alınan hayvanın kurbanlık olduğunu göstermek üzere boynuna örülmüş ip veya nal gibi şeylerin asılması (taklid) veya bedenenin hörgücünden kan akıtmak suretiyle işaretlenmesi (iş‘âr) konuları fakihler arasında tartışılmış, taklidin müstehap olduğu hususunda görüş birliğine varılırken iş‘âr konusunda görüş ayrılığına düşülmüştür. Hanefî mezhebinde iş‘âr hayvana acı verdiği için câiz görülmemiş, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise taklid gibi müstehap sayılmıştır.

Hedyin kesileceği yer ve zaman konusunda fakihler arasında önemli bir görüş ayrılığı mevcut değildir. Hedy kurbanının Harem sınırları içinde kesilmesi gerektiği hususunda ittifak bulunması yanında çoğunluk hac kurbanının Mina’da, umre kurbanının ise Mekke’de Merve tepesi yanında kesilmesinin daha faziletli olduğunu belirtmiştir. Kesim zamanına gelince, üç mezhebe göre şükür kurbanının kurban bayramı günlerinde kesilmesi gerekir. Şâfiîler’e göre ise başka günlerde de kesilmesi câiz olmakla birlikte bu günlerde kesilmesi daha faziletlidir. İhram yasaklarını ihlâlden dolayı kesilecek cinayet kurbanı için belli bir vakit olmadığı konusunda da görüş birliği mevcuttur. Şâfiî ve Mâlikîler’e göre adağın ve nâfile kurbanların kesim vakti kurban bayramı günleri iken Hanefîler bunun belli bir vakti olmadığını, ancak bu günlerde kesilmesinin daha faziletli olduğunu belirtmişlerdir.

Hedy kurbanı olarak kesilen hayvanların etinden kurban sahibinin yemesinin hükmü konusunda fakihler arasında önemli bir görüş ayrılığı yoktur. Dört mezhebe göre Mekke’de kesilen nâfile kurbanların etinden sahibi yiyebilir. Şâfiîler’in dışındaki mezhep âlimleri, temettû ve kırân haccı kurbanının etinden de sahibinin yiyebileceği görüşündedirler. Ceza, adak, ihsâr hedyi ile, kesilme yeri olan Mekke’ye veya Mina’ya ulaşmamış olan nâfile hedyin etinden sahibinin yemesi câiz görülmemiştir. Bunların yenilmesi halinde yenilen miktarın bedelinin sadaka olarak verilmesi gerekir.

Hanefî ve Mâlikî fakihleri, tasadduk edilmesi gereken etlerin Harem bölgesinin dışında bulunan fakirlere de verilebileceği görüşündedir. Şâfiî mezhebine göre şükür ve ceza kurbanları Harem bölgesinde kesildiği gibi aynı yerde tasadduk edilmelidir. Hanbelîler ise yalnızca saç kesmek, elbise giymek, koku sürünmek gibi bazı ihram yasaklarını ihlâlden dolayı fidye olarak kesilen kurbanın kesildiği yerde tasadduk edilmesini câiz görmüşler, diğer kurbanların Harem’deki fakirlere dağıtılmasının gerekli olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca diğer mezheplerin aksine Hanefî âlimleri, Harem dışında dağıtılan kurban etlerinin zimmî statüsündeki gayri müslimlere de verilebileceği görüşündedir.

Hedy hayvanından ihtiyaç halinde binek olarak faydalanmanın câiz olduğunda fakihler arasında görüş birliği bulunmaktadır (Müslim, “Ḥac”, 375-376; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 17; Nesâî, “Menâsik”, 76). Şâfiî ve Hanbelîler’e göre sütünden de faydalanılabilir. Ancak içilen miktarın bedelinin fakirlere sadaka olarak verilmesi daha faziletlidir. Mâlikî ve Hanefîler ise faydalanılması durumunda bedelinin tasadduk edilmesi gerektiğine hükmetmişlerdir.

BİBLİYOGRAFYA
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “hdy” md.; Lisânü’l-ʿArab, “hdy” md.; Wensinck, el-Muʿcem, “hedy” md.; M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “hdy” md.; Dârimî, “Menâsik”, 34; Buhârî, “Ḥac”, 106-108, 121-122, “Meġāzî”, 35; Müslim, “Ḥac”, 205, 349, 375-376; İbn Mâce, “Menâsik”, 68, 84; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 14, 17; Nesâî, “Menâsik”, 76; Mâverdî, el-Ḥâvi’l-kebîr (nşr. Ali M. Muavvez - Âdil Ahmed Abdülmevcûd), Beyrut 1414/1994, IV, 369-383; İbn Abdülber, el-Kâfî, I, 402-405; Kâsânî, Bedâʾiʿ, II, 172-175, 179; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, I, 319-323; İbn Kudâme, el-Muġnî, III, 356-360, 390-392, 431-434, 492-554; Nevevî, el-Mecmûʿ, VIII, 356-382; İbn Cüzey, el-Ḳavânînü’l-fıḳhiyye, Beyrut, ts. (Dârü’l-Fikr), s. 121-122; İbnü’l-Hümâm, Fetḥu’l-ḳadîr, II, 321-326, 333; Buhûtî, Keşşâfü’l-ḳınâʿ, II, 400-463, 529-533; III, 5-20; İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr (Kahire), II, 614-621; Zühaylî, el-Fıḳhü’l-İslâmî, III, 295-317; Mv.F, II, 181-195; V, 74-75; XIV, 11-15; XVII, 43-44, 78-80; XXXIII, 86-87; J. Chelhod, “Hady”, EI2 (İng.), III, 53-54.
Bu madde ilk olarak 1998 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 17. cildinde, 156 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.