HEKİMBAŞI ÖMER EFENDİ KÜLLİYESİ

Müellif:
HEKİMBAŞI ÖMER EFENDİ KÜLLİYESİ
Müellif: SEMAVİ EYİCE
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1998
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.07.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hekimbasi-omer-efendi-kulliyesi
SEMAVİ EYİCE, "HEKİMBAŞI ÖMER EFENDİ KÜLLİYESİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hekimbasi-omer-efendi-kulliyesi (22.07.2019).
Kopyalama metni
1079 Ramazanında (Şubat 1669) İstanbul’da doğan, ilmiyeden yetişerek çeşitli yerlerde kadılık yaptıktan sonra reîsületıbbâlığa yükselen Kazasker Ömer Efendi tarafından 1127 (1715) yılında inşa ettirilen külliye, Çapa’da Aksaray’dan Topkapı’ya uzanan caddenin sağ tarafında yer almaktaydı. Medrese, sebil, çeşme ve sıbyan mektebinden oluşan bu küçük külliyenin yakınında, vakfına gelir temini için yaptırılmış Şifâ Hamamı denilen bir de hamam vardı. Hekimbaşı Ömer Efendi, sekiz yıldan fazla süren bu görevinin sonunda Cemâziyelâhir 1136’da (Mart 1724) vefat ederek buradaki hazîreye gömülmüştür. Damadı, tarihçi ve şeyhülislâm Küçük Çelebizâde Âsım Efendi de bu hazîreye defnedilmiştir.

13 Rebîülevvel 1136 (11 Aralık 1723) tarihli vakfiyesinde Kıblelizâde Mehmed Bey’den satın alınan konakla bahçeye komşu olduğu kaydedilen medrese, 1251’de (1835) Şeyhülislâm Mekkîzâde Mustafa Âsım Efendi tarafından tamir ettirilmiştir. Vakıf kaydında ve İstanbul’daki medreselerle ilgili olarak 1914 yılında hazırlanan raporda medresenin bir dershane-mescidden başka dokuz hücresi olduğu, helâları, su haznesi, çamaşırhane ve gusülhanesi de bulunduğu bildirilmiştir. 1914’te iki harap baraka ile çok rutubetli ve karanlık dokuz hücreden oluşan medresenin içinde yaşanmaz durumda olduğu belirtilmiş, yerinin havadar ve arsasının geniş olduğu göz önünde tutularak burada yeni bir medrese yapılması teklif edilmişse de 1918 yangınının ardından bina tamamen harap olmaya bırakılmıştır. Bu yıllardan itibaren yangında evleri yanan ailelerin barındığı medrese çok bakımsız halde uzun süre ayakta kalmış, 1956 yılında cadde genişletilirken hiçbir iz kalmayacak şekilde yıktırılmıştır. Bu arada hazîresinde uzun süre dağınık halde kalan mezar taşlarından bir kısmı caddenin karşı tarafındaki Molla Gürânî Camii hazîresine taşınmıştır.

Âli Saim Ülgen ve Ahmet Süheyl Ünver medresenin içinden ve dışından bazı fotoğraflarını çekmişlerdi. Dârüşşafaka Lisesi resim öğretmenlerinden Âgâh Bey medrese ve sebilin bir tablosunu yaparak 1940’ta Galatasaray’da açılan resim sergisinde sergilemiş ve Ünver bunun bir kopyasını çıkararak yayımlamıştır. Eski bir fotoğrafından, şimdi adı Vatan caddesi olan Bayrampaşa deresi vadisine inen yamaçta, taş tuğla tekniğindeki yüksek cephesiyle heybetli bir görünüme sahip olduğu anlaşılan medresenin altında pencereli mekânlar bulunmaktaydı. Bina temiz bir işçilikle taş ve tuğla dizileri halinde yapılmış, avlusunun etrafı mermer sütunlara dayanan kubbeli revaklarla çevrilmişti.

Caddeden demir parmaklıklı pencereli, kesme taştan bir duvarla ayrılan medrese, önündeki cadde yüzünden yamuk bir hat üzerinde uzanıyordu. Ortada ise medrese avlusuna geçit sağlayan yayvan kemerli yüksek bir kapı vardı. Ünver’in, Hekimbaşı Ömer Efendi’ye dair küçük kitabında yayımlanan ve tarafımızdan da bazı düzeltmeler yapılan medresenin planı tam doğru olmamalıdır. Burada hücre sayısı fazla gösterilen eser tamamıyla yok edildiğinden bu hususta artık gerçeği tesbit çok zorlaşmıştır.

Avlu girişinin sol tarafında türbe ile hazîre, sağında sebil bulunuyordu. Âgâh Bey’in tablosunda, medresenin yıkılmasından çok daha önce harap bir halde bulunan bu kubbeli ve geniş saçaklı sebili görmek mümkündür. Sebilin 1934’te çekilen fotoğrafta yeri boştur. Girişin solunda, hazîrenin cadde duvarına bitişik olan çeşme hakkında da fazla bilgi yoktur. İbrahim Hilmi Tanışık, tarihinin 1127 (1715) olduğunu ve kitâbesinde “sâhibü’l-hayrât seretıbbâ Ömer Efendi” ibaresinin bulunduğunu bildirir. Çok karanlık ve kötü resminden anlaşıldığı kadarı ile çeşme sanat değeri taşımıyordu.

Ayvansarâyî’nin eserinde adı geçen sıbyan mektebi pek çok benzerinde olduğu gibi medrese ile birleşikti ve muhtemelen köşelerden birinde, belki de sebilin üstünde bulunuyordu. Sıbyan mekteplerine dair 1923-1924 yıllarında hazırlanan listede sadece adı ve yeri belirtilmiştir.

Avlunun, Topkapı tarafındaki ucunda hazîrenin duvardaki pencerelerden çok daha büyük ve yarım yuvarlak kemerli, demir şebekeli penceresi vardı. Bunun yanında çeşme bulunuyordu. Yok edilen mezar taşlarından sadece caddenin karşı tarafına taşınanların bir kısmının kimlere ait olduğu Ünver tarafından kaydedilmiştir: Şeyhülislâm Çelebizâde İsmâil Âsım Efendi, torunu Şeyhülislâm Çelebizâde Hafîdi diye bilinen Zeynelâbidîn Efendi, onun oğlu Üsküdar Kadısı Seyyid Mehmed Ârif Molla, Anadolu muhasebecisi Çelebizâde Ali Efendi, dersiâm Dağıstânî İbrâhim Efendi, Çelebizâde Âsım Efendi’nin kız kardeşi, Âsım Efendi’nin kızı Hibetullah Hanım ile oğlu Mehmed Ârif Efendi, Âsım Efendi’nin torunu müderris Mehmed Efendi, Eğriboz muhafızı tezkireci İbrâhim Paşa’nın kızı Fatma Hanım, Seyyid Mehmed Emin Ağa, Şeyhülislâm Seyyid Mehmed Zeynelâbidîn Efendi’nin kızı ve Hekimbaşı Ömer Efendi.

Hekimbaşı Ömer Efendi Külliyesi, şehrin kuzey rüzgârlarını aldığı için beğenilen bir bölgesinde kurulmuştu. Çevresinde ileri gelenlerin konakları bulunuyordu. Ancak kuzey rüzgârlarına açık olması yangınların kolayca yayılmasına yol açıyordu. Derviş Paşa’nın 1918 yangınında yok olan ve daha sonra yerine Çapa Kız Enstitüsü yapılan muazzam konağı da külliyenin az ilerisindeydi.

Külliyeye gelir sağlamak üzere yapılan Şifâ Hamamı’nın izi bile tesbit edilememiştir. A. Süheyl Ünver, 1942 yılında bu hamamın başka bir ad altında mevcut olabileceğini yazmıştır (VD, II [1942], s. 249).

BİBLİYOGRAFYA
Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 207-208; Sicill-i Osmânî, III, 590; İzzet Kumbaracılar, İstanbul Sebilleri, İstanbul 1938, s. 35; Tanışık, İstanbul Çeşmeleri, I, 112, nr. 114 (resmi s. 113’te); A. Süheyl Ünver, Hekimbaşı Ömer Efendi, Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1955; a.mlf., “İstanbul Yedinci Tepe Hamamlarına Dair Notlar”, VD, II (1942), s. 249; Behçet Ünsal, “İstanbul’un İmarı ve Eski Eser Kaybı”, Türk San‘atı Tarihi Araştırma ve İncelemeleri, İstanbul 1969, II, 14; Affan Egemen, İstanbul’un Çeşme ve Sebilleri, İstanbul 1993, s. 685; Ömer Faruk Şerifoğlu, Su Güzeli: İstanbul Sebilleri, İstanbul 1995, s. 104; Hatice Aynur - Hakan Karateke, Aç Besmeleyle İç Suyu-Han Ahmed’e Eyle Dua, III. Ahmed Devri Çeşmeleri, İstanbul 1995, s. 129-130; Mübahat S. Kütükoğlu, “1869’da Faal İstanbul Medreseleri”, TED, VII-VIII (1977), s. 61-62; a.mlf., “Dârü’l-hilâfeti’l-‘aliyye Medresesi ve Kuruluşu Arefesinde İstanbul Medreseleri”, İTED, VII/1-2 (1978), s. 167-168; A. Turgut Kut, “İstanbul Sıbyan Mektepleriyle İlgili Bir Vesika”, JTS, II (1978), s. 61 (nr. 132, 141); Semavi Eyice, “Les quartiers de Molla Gürânî et de Piri Paşa et leurs trois monuments disparus-Topographie historique de quartier”, Anatolia Moderna: Yeni Anadolu, V, Paris 1994, s. 243-247; a.mlf., “Hekimbaşı Ömer Efendi Medresesi”, DBİst.A, IV, 41.
Bu madde ilk olarak 1998 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 17. cildinde, 165-166 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.