HEKİMBAŞI - TDV İslâm Ansiklopedisi

HEKİMBAŞI

Bölümler İçin Önizleme
  • 1/2Müellif: CEMİL AKPINARBölüme Git
    İslâm devletlerinde sarayda ve ülkenin çeşitli şehirlerinde bulunan tabipler için genellikle “reîsületıbbâ” unvanı kullanılmış olup aynı anlamda “heki...
  • 2/2Müellif: NİL SARIBölüme Git
    Osmanlı Dönemi. Osmanlılar’da hekimbaşılığın bir makam olarak teşkilâtlandırılması ve buraya ilk tayin edilen kişinin kimliği konusu tartışmalıdır. Os...
1/2
Müellif:
HEKİMBAŞI
Müellif: CEMİL AKPINAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1998
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 30.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hekimbasi#1
CEMİL AKPINAR, "HEKİMBAŞI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hekimbasi#1 (30.10.2020).
Kopyalama metni

İslâm devletlerinde sarayda ve ülkenin çeşitli şehirlerinde bulunan tabipler için genellikle “reîsületıbbâ” unvanı kullanılmış olup aynı anlamda “hekimbaşı” tabiri daha ziyade Osmanlılar döneminde yaygınlık kazanmıştır. Osmanlılar’ın ilk devirlerinden itibaren resmî kayıtlarda reîsületıbbâ ve “seretıbbâ” gibi unvanlara rastlanmaktaysa da bu görevliler devlet ricâli ve halk arasında hekimbaşı olarak anılmış, zamanla bu unvan ön plana çıkarak resmî literatüre de girmiştir. Eski Türkler’de “otacı iliği” denilen bir sağlık görevlisinin varlığı bilinmekteyse de (Ögel, s. 655) bunun bir kurum niteliği kazanıp kazanmadığı belli değildir.

Hekimbaşılık kurumunun ilk defa eski Yunanistan’da ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Tıbbın babası sayılan Grek hekimleri, kendi haklarını garanti altına almak ve tıp mesleğini bilgisiz kişilerle sahtekârlardan korumak için bu mesleğe girmek isteyenlerin eğitimlerinden sonra ayrıca bir imtihana tâbi tutulmalarını şart koşmuşlardı. İdareciler de bu konuda ihtiyatlı davranarak her şehirde en meşhur hekimleri seçip onları diğer hekimleri imtihan etmekle görevlendirirlerdi; ancak bu imtihanı kazananlar “hekimlik kürsüsü”ne oturabilirlerdi. Grekler’deki bu usulü Galen (Câlînûs) eserlerinde anlatmıştır (İshak b. Ali er-Ruhâvî, s. 244-245).

Hz. Peygamber’in hastalıklardan korunma ve tedaviyle ilgili emir ve tavsiyeleri, İslâm dünyasında tıp ilmine özel bir alâka gösterilmesi ve bu alanda gerekli kurumların teşekkül etmesinde önemli rol oynamıştır. Özellikle tıp bilgisi bulunmadığı halde hasta tedavi eden kimsenin verdiği zararı ödeyeceğine dair hadis (Ebû Dâvûd, “Diyât”, 23), yöneticiler ve hekimlerle ilgili idarî ve hukukî mesuliyete işaret etmiş, İslâm devletlerinde sağlık işlerinden sorumlu resmî hekimlik müessesesinin kurulmasında etkili olmuştur.

İlk dönemlerde hekimler, belli bir bilgi ve tecrübeye sahip olunca hiçbir şart ve kayda bağlı olmaksızın mesleklerini icra ediyorlardı. Daha sonra içlerinden birinin başkan tayin edildiği ve gerektiğinde yöneticilerin onun veya seçkin hekimlerin önünde diğerlerini imtihan ettikleri bilinmektedir. İbn Ebû Usaybia’nın anlattığına göre, 171 (787) yılında bir baş ağrısı çeken Abbâsî Halifesi Hârûnürreşîd, Cündişâpûr’dan getirttiği Buhtîşû‘ b. Curcîs’i Bağdat’taki ünlü hekimlerden Ebû Kureyş Îsâ, Abdullah et-Tayfûrî, Dâvûd b. Serâbiyûn ve Sercis’in (Sergios) önünde imtihana tâbi tutmuş, uzman olduğunu anladıktan sonra kendisini ödüllendirerek onun bütün hekimlerin başı (reîsületıbbâ) olmasını ve hepsinin kendisine itaat etmesini emretmiştir (ʿUyûnü’l-enbâʾ, s. 186-187). İbn Fazlullah el-Ömerî, o sırada Hârûnürreşîd’in tabibi Ebû Kureyş Îsâ’nın reîsületıbbâ bulunduğunu kaydettiğine göre (Mesâlik, IX, 181) bu kurumun daha önce de mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Halife Mu‘tasım-Billâh ve ordu kumandanı Afşin’in de eczacıları (attâr) imtihan ettikleri bilinmektedir. Afşin, tabip Zekeriyyâ b. Abdullah et-Tayfûrî’nin yardımıyla karargâhındaki eczacıları imtihandan geçirmiş, başarı gösterenlere belge verip diğerlerini oradan uzaklaştırmıştır; Halife Mu‘tasım da onun bu icraatını onaylamıştır (İbn Ebû Useybia, s. 224-225; Ahmed Îsâ Bey, Târîḫu’l-bîmâristânât, s. 49-50).

Tıp mesleğinin resmî bir hüviyete kavuşması ise Halife Muktedir-Billâh zamanında (908-932) gerçekleşmiştir. Tıp tarihçisi Ahmed Îsâ Bey, halkın menfaatini korumak amacıyla hekimliği müessese haline getiren ilk müslüman devlet adamının bu halife olduğunu söylemektedir (a.g.e., s. 41-42). Muktedir-Billâh, halktan bir kişinin uygulanan yanlış tedavi sonucunda ölmesi üzerine muhtesip İbrâhim b. Muhammed b. Bathâ’dan, Sinân b. Sâbit b. Kurre’nin imtihan ettikten sonra yetki belgesi vereceği hekimler dışındaki kimselerin çalışmalarını yasaklamasını istemiş, bunun üzerine mesleğinde ün yapmış hekimlerle halifenin özel hekimleri hariç bütün hekimler Reîsületıbbâ Sinân b. Sâbit b. Kurre tarafından imtihandan geçirilerek başarılı olanlara tıpta yetki belgesi verilmiştir. İbn Ebû Usaybia’ya göre Bağdat’ta bunların sayısı 860 kadardı (ʿUyûnü’l-enbâʾ, s. 302). Bu uygulamanın arkasından, tıp eğitimini tamamlayan kimselerin hekimlik yapma hakkını elde edebilmeleri için reîsületıbbânın önünde imtihan edilip diploma (icâzetü’t-tıb) almaları usulü getirildi (Ahmed Îsâ Bey, Târîḫu’l-bîmâristânât, s. 41-43). Ünlü hekim İshak b. Ali er-Ruhâvî, bu usulün IV. (X.) yüzyılın başlarında Şam’da da devam ettiğini haber vermektedir (Edebü’ṭ-ṭabîb, s. 236-264). Reîsületıbbâlar, imtihanda başarısız olanların hasta tedavi etmelerini yasaklayıp bilgi ve tecrübelerini biraz daha arttırmalarını tavsiye ediyorlardı (Şeyzerî, s. 97; İbnü’l-İhve, s. 255). Sistemin işleyişini kontrol yetkisi ise ihtisap teşkilâtına verilmişti. Reîsületıbbâ başkanlığında Huneyn b. İshak’ın Miḥnetü’l-eṭıbbâʾ (İmtiḥânü’l-eṭıbbâʾ) adlı kitabındaki usule göre yapılan imtihanlarda muhtesip de bulunuyor ve başarılı olan hekimlere daha sonra onun huzurunda -Şeyzerî ve İbnü’l-İhve’nin eserlerinde kaydettikleri- Hipokrat yemininin İslâm ilkelerine göre düzeltilmiş şekli okutturuluyordu (Şeyzerî, s. 98; İbnü’l-İhve, s. 256).

Tedaviye başlayan hekim hastanın durumunu, hastalığın sebebini, kendi teşhisini, uyguladığı tedaviyi, verdiği ilâçları “düstur” denilen bir kâğıda yazarak hasta sahibine vermek zorunda idi. Tedavi sonunda hasta iyileşirse hekim yazdığı düsturu geri alır ve ona dayanarak tedavi ücretine hak kazanırdı. Eğer hasta ölürse o takdirde hasta sahibi düsturu reîsületıbbâya götürüp işin araştırılmasını isterdi. Reîsületıbbâ veya onun başkanlığında bir heyet düsturu inceledikten sonra hekimin bir kusuru olmadığını tesbit ederse tedavi ücretinin ödenmesine, aksi halde yanlış tedavi ile hastanın ölümüne sebep olduğu için ücret alamayacağı gibi hasta sahibine diyet ödemesi gerektiğine karar verirdi. Başarısız veya kötü niyetli oldukları anlaşılan hekimler meslekten uzaklaştırılırdı (İshak b. Ali er-Ruhâvî, s. 265; Şeyzerî, s. 97-98; İbnü’l-İhve, s. 255-256).

Reîsületıbbâlar, başlangıçta halife veya sultanlar tarafından ülkenin en bilgili ve tecrübeli tabipleri arasından seçilip görevlendirilmekteydi; daha sonra bu yetki vezir veya nâibe bırakıldı. Tıp mesleğinin en üst kademesinde bulunan reîsületıbbânın görevleri, hekimlik imtihanından sonra hak edenlere belgelerini vermek, sağlık kurumlarıyla hekimlerin çalışmalarını kontrol etmek, ehliyetsiz kimselerin tıp mesleğinden uzaklaştırılması işinde muhtesibe yardımda bulunmak ve gerektiğinde hakemlik yapmaktı. Endülüs Emevî Devleti’nde Dîvânü’l-ihtisâb’a bağlı olan Dîvânü’l-etıbbâ’da görevli hekimlerin başkanına “şeyhü’l-etıbbâ” denilmekteydi (İbn Cülcül, s. 110, 112; M. Abdülvehhâb Hallâf, s. 7, 9). Fâtımîler ve Eyyûbîler zamanında nâib tarafından tayin edilen reîsületıbbâ asıl mesleklerin unvan sıralamasında birinci derecede bulunuyordu (Kalkaşendî, IV, 200; VI, 160; Ahmed Îsâ Bey, Târîḫu’l-bîmâristânât, s. 24-25).

İbnü’t-Tilmîz ve tıp eğitimine ilk defa tez hazırlama usulünü getiren Ebû Saîd el-Herevî, Selçuklular döneminde Bağdat’taki Bîmâristân-ı Adudî’de reîsületıbbâlık yapmışlardı (Terzioğlu, s. 9). XVI. yüzyılın ortalarında da Halep’teki Nûreddin Zengî Bîmâristanı’nın reîsületıbbâsı Hâşim b. Muhammed b. Nâsırüddin es-Serûcî idi (Ahmed Îsâ Bey, Muʿcemü’l-eṭıbbâʾ, s. 505).

Bütün İslâm devletlerinde devam ettirilen hekimbaşılık müessesesinin Sicilya Kralı II. Friedrich zamanında (1197-1250) İtalya’da Salerno’da, daha sonra da İspanya ve diğer Avrupa ülkelerinde de aynen uygulandığı görülür (Terzioğlu, s. 3, 12; ayrıca bk. BÎMÂRİSTAN). 


BİBLİYOGRAFYA

Ebû Dâvûd, “Diyât”, 23.

İshak b. Ali er-Ruhâvî, Edebü’ṭ-ṭabîb (nşr. Merizen Saîd Asîrî), Riyad 1992, s. 236-264, 265.

İbn Cülcül, Ṭabaḳātü’l-eṭıbbâʾ (nşr. Fuâd Seyyid), Kahire 1955, s. 110, 112.

, s. 45, 186-187, 224-225, 302, 492.

Şeyzerî, Nihâyetü’r-rütbe fî ṭalebi’l-ḥisbe (nşr. M. Mustafa ez-Ziyâde), Kahire 1946, s. 97-100.

İbnü’l-İhve, Meʿâlimü’l-ḳurbe fî aḥkâmi’l-ḥisbe (nşr. Sıddîk Ahmed Îsâ), Kahire 1976, s. 255-256.

, IX, 181, 301-304.

, VII, 178.

, IV, 200; VI, 160.

Ahmed Îsâ Bey, Târîḫu’l-bîmâristânât fi’l-İslâm, Beyrut 1981, s. 24-25, 41-43, 49-50, 55-57.

a.mlf., Muʿcemü’l-eṭıbbâʾ, Beyrut 1982, s. 53-54, 119, 157, 207-210, 505-507.

, I, 167; IV, 379.

M. Abdülvehhâb Hallâf, Ves̱âʾiḳ fi’ṭ-ṭıbbi’l-İslâmî ve vaẓîfetüh fî muʿâveneti’l-ḳażâʾ fi’l-Endelüs, Kahire 1982, s. 7, 9.

Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul 1988, s. 655.

Muhammed el-Hattâbî, eṭ-Ṭıb ve’l-eṭıbbâʾ fi’l-Endelüsi’l-İslâmî, Beyrut 1988, I, 29, 31, 48, 71, 74, 76.

Aslan Terzioğlu, Türk-İslâm Hastaneleri ve Tabâbetinin Avrupa’da Tıbbî Rönesansı Etkilemesinden Türk Tıbbının Batılılaşmasına, İstanbul 1992, s. 3, 9, 12.

Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1998 yılında İstanbul'da basılan 17. cildinde, 160-161 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
2/2
Müellif:
HEKİMBAŞI
Müellif: NİL SARI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1998
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 30.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hekimbasi#2-osmanli-donemi
NİL SARI, "HEKİMBAŞI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hekimbasi#2-osmanli-donemi (30.10.2020).
Kopyalama metni

Osmanlı Dönemi. Osmanlılar’da hekimbaşılığın bir makam olarak teşkilâtlandırılması ve buraya ilk tayin edilen kişinin kimliği konusu tartışmalıdır. Osmanlı Beyliği’nin ilk dönemlerinde sarayda sağlık hizmeti veren bir tabibin bulunup bulunmadığı tesbit edilememekteyse de Germiyan, Aydın, Saruhan beyliklerinin saraylarında tabiplerin görev yaptığı bilinmektedir. Ancak hem bunların, hem de Osmanlılar’da Çelebi Mehmed ve II. Murad döneminde görev yapan Şeyhî diye ünlü Hekim Sinan ve oğlu, Fâtih Sultan Mehmed devrindeki Kutbüddin Ahmed Efendi, Ahî Çelebi ve Yâkub Paşa gibi hekimlerin teşkilâtlı bir kurumun başındaki hekimbaşı değil, hükümdar ve ailesinin tedavilerini üstlenen saray hekimleri olmaları daha kuvvetli bir ihtimaldir. Genel anlamda sağlık hizmetlerinin idaresiyle de yükümlü ilk hekimbaşı, II. Bayezid döneminde (1481-1512) görevlendirilen Mehmed Muhyiddin İzmitî’dir. Bununla beraber Orhan Bey’den II. Bayezid’e kadar gelen sultanların nezdinde de benzer görevleri yürüten saray hekimlerinin bulunduğu muhakkaktır. Sarayın bîrun ricâli arasında yer alan ve sadârete bağlı olan hekimbaşılar resmî kayıtlarda daha çok “reîsületıbbâ, seretıbbâ-i sultânî, seretıbbâ-i hâssa” ve halk arasında da “hekimbaşı efendi” adıyla anılırlardı.

Hekimbaşılar ilmiye sınıfına mensup, tıp ilmine vâkıf, çok iyi yetişmiş ehliyetli kişiler arasından seçilirdi; 1836 yılından sonra ise ilmiye sınıfı dışından da tayinler yapılmıştır. Bu makama getirilen kişiye ilk dönemlerde sadrazam, daha sonraları Dârüssaâde ağası, XVIII. yüzyıl sonlarında padişah huzurunda yapılan merasimle samur kürk giydirilir ve görevi ilân edilirdi. Hekimbaşı ayrıca “sancaklı” denilen aba giyer, başına da tepesi eğik, sarı çuha börk üzerine beyaz sarık (örfî destar) sarardı. Hekimbaşılar protokolde önemli bir yere sahiptiler. İlk dönemlerden itibaren padişahın eceliyle ölmesi durumunda hekimbaşı ihmali veya hatası bulunduğu düşüncesiyle görevinden alınır, padişahın hal‘edilmesi veya başka sebeplerle tahttan ayrılması halinde yerinde bırakılırdı. Önceleri ehliyetli kişilerin hekimbaşı olmasına özen gösterilirken XVIII. yüzyılın sonlarında bu makama Dârüssaâde ağalarının etkisiyle tayinler yapılmış, bu arada yeteneksiz hekimler de iş başına getirilmiştir.

İlmiye sınıfına mensup olmaları sebebiyle hekimbaşılar Anadolu ve Rumeli kazaskerliğine kadar yükselebilir, ayrıca müderrislik ve kadılık gibi görevlere de tayin edilebilirlerdi. Has Odalılar’dan başlalaya tâbi olan silâhdar ağanın maiyetinde idiler ve XIX. yüzyıla kadar Topkapı Sarayı’nın “başlala kulesi” denilen ve hekimbaşı dairesi / eczahane olarak kullanılan yerde otururlardı. Padişah ve yakınlarının ilâçları buradaki eczahanede hekimbaşının tarifine göre, onunla başlala kullukçusunun ve zülüflü baltacının gözleri önünde eczacıbaşı tarafından hazırlanır, daha sonra kâse, hokka veya kutuya konulup üzerine târifnâmesi yazılarak başlala ve hekimbaşı tarafından mühürlenirdi.

Hekimbaşının XVI. yüzyılda aylığı 2360 akçe idi ve hazîne-i âmireden ödenirdi; son devirlerde bu miktar 6500 akçeye kadar çıkmış, 1837’den itibaren de Mansûre Hazinesi’nden karşılanmıştır. Hekimbaşı ulûfelerini de aylık olarak alır ve kendisine tahsis edilen Altıntaş mâlikânesinde otururdu. Ayrıca 600 kuruş gelirli Tekfurdağı (Tekirdağ) arpalığı hekimbaşılara ayrılmıştı, buna zaman zaman Aydın ve Gelibolu arpalıkları da eklenirdi. Bunlardan başka kendilerine hazîne-i âmireden kışlık ve “bahâriyye avâidi” adı altında kumaş verilirdi. Hekimbaşılar, zaman zaman padişahın emriyle hasta devlet adamlarının tedavisine gider, onlardan da ücret ve çeşitli hediyeler alırlardı. Hekimbaşıların hizmetinde muhzırlar, hünkâr kapıcısı, yeniçeri çuhadarı, baltacılar ve 100 kadar iç hademesi bulunmaktaydı.

Hekimbaşıların, başta padişah ve hânedan mensuplarının sağlığıyla ilgilenme işi olmak üzere sarayın içinde ve dışında çeşitli görevleri vardı. Özellikle padişahın hasta olmamasına dikkat ederler, yemeklerde dahi yanından ayrılmaz, her nereye giderse beraberinde bulunurlardı; sefere katıldıklarında da menzil tayinatı alırlardı. Aynı zamanda padişaha sağlık konularında danışmanlık yapan hekimbaşılar ilâçların dışında onlara kuvvet verici, iştah açıcı çeşitli şuruplar da hazırlarlardı. Hekimbaşılar her sene nevruzda (21 Mart) amber, afyon hulâsası ve birçok baharattan yapılan kırmızı renkli kokulu, “nevrûziyye” adında bir macunu, porselen kaplar içinde ve değerli kumaşlara sarılı bir halde padişah, şehzade ve sultanlara, kadınefendilere, sadrazama ve sarayın diğer ileri gelen devlet adamlarına merasimle takdim ederlerdi. Müneccimbaşının da yeni yılın takvimini sunduğu bu törende kendilerine kürk giydirilir ve çeşitli hediyeler verilirdi.

Saraydaki hastahane ve eczahaneleri yöneten hekimbaşı etıbbâ-i hâssa, cerrâhîn-i hâssa, kehhâlîn-i hâssa ve müneccimlerin de reisiydi; bu kişilerin seçimini yapar, onları tayin ve azlederdi. Saray dışında da ülkenin her yerindeki sağlık işleri onun denetimi altında bulunurdu. Osmanlı Devleti sınırları içindeki bütün sağlık kurumlarında görevli tabiplerin, cerrahların, kehhâllerin ve eczacıların tayini, ayrıca ordu tabiplerinin belirlenmesi onun tarafından yapılırdı. Tabip ve cerrahların özellikle İstanbul’da muayenehane açabilmeleri için hekimbaşının mührünü taşıyan bir çalışma izin belgesi almaları gerekiyordu. Hekimbaşı zaman zaman İstanbul’daki müslüman ve gayri müslim tabip, cerrah, kehhâl ve attarları cerrahbaşı ve kehhâlbaşı ile birlikte teftiş ve imtihan eder, icâzeti bulunmayan ehliyetsiz kişilerin dükkânlarını kapattırır ve onları meslekten menederdi. Saray içinde ve dışındaki tıp eğitim ve öğretimiyle de doğrudan ilgiliydi; nitekim XIX. yüzyılda özellikle Hekimbaşı Behcet Mustafa Efendi çağdaş tıp eğitiminin başlatılmasında öncü olmuştur (bk. BEHCET MUSTAFA EFENDİ).

1837’de Bâb-ı Seraskerî Harbiye Nezâreti’nde Sıhhıye Dairesi’nin oluşturulmasıyla hekimbaşının yetkileri kısıtlandı. Hekimbaşılar 1840’ta Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne’de kurulan Meclis-i Umûr-ı Tıbbiyye’ye de 1850 yılına kadar başkanlık ettiler. 17 Nisan 1850’de Tıbbiye Nezâreti’nin ihdası ve hekimbaşının sağlık teşkilâtının tamamını kapsayan yetkilerinin kaldırılması üzerine görevleri saray başhekimliği ile (sertabâbet-i hazret-i şehriyârî) sınırlandırıldı; makam unvanı ise Mekteb-i Tıbbiyye nezâretine çevrildi. Son hekimbaşı, Sultan Abdülmecid döneminde üçüncü defa görev yapan Abdülhak Molla’dır. Elde bulunan belgelere göre kırk hekim hekimbaşılık görevini yürütmüş, bunların bazıları iki veya üç defa iş başına getirilmiştir.

OSMANLI DEVLETİ’NDE HEKİMBAŞILAR LİSTESİ(Hazırlayan: Ali Haydar Bayat)
PadişahSıra nr.HekimbaşıTayiniAzliÖlümü
II. Bayezid
(V. 1481-IV. 1512)
1Mehmed Muhyiddin
Efendi
-       -   
-       -   
-       -   
-       -   
-    910
-  1504
2Hacı Hekim-    910
-  1504
-       -   
-       -   
-    913
-  1507
3/IAhî ÇelebiCA 913
XI 1507
Sa 918
IV 1512
-       -   
-       -   
I. Selim
(IV. 1512-IX. 1520)
4/ISinan
(Sinâneddin Yusuf)
Sa 918
IV 1512
Sa 921
III 1515
-       -   
-       -   
3/IIAhî ÇelebiSa 921
III 1515
Şe 926
X 1520
Mu 931
XI 1524
I. Süleyman
(IX. 1520-IX. 1566)
4/IISinan
(Sinâneddin Yusuf)
Şe 926
XII 1520
ZK 951
I 1545
ZK 951
I 1545
5Kaysûnî
(Bedreddin b. Mehmed)
ZK 951
I 1545
Mu 970
IX 1562
Mu 970
X 1562
6Kosonî
(Mehmed b. Mehmed)
Mu 970
IX 1562
Sa 976
VIII 1568
Sa 976
VIII 1568
II. Selim
(IX. 1566-XII. 1574)
7Garsüddinzâde
Mehmed Muhyiddin
Sa 976
VIII 1568
ZH 982
III 1575
ZH 982
III 1575
III. Murad
(I. 1574-XII. 1595)
8Yûsuf SinanZH 982
III 1575
CE 1005
I 1597
CE 1005
I 1597
III. Mehmed
I. Ahmed
II. Osman
I. Mustafa

(I. 1591-V. 1622)
9Üsküplü ŞemseddinCE 1005
I 1597
ZH 1019
III 1611
-       -   
-       -   
10MûsâZK 1026
XI 1617
Re 1031
V 1622
RA 1056
V 1646
IV. Murad
(IX. 1623-II. 1640)
11Emîr Çelebi
(Seyyid Mehmed)
Re 1039
V 1629
RA 1048
VIII 1638
RA 1048
VIII 1638
İbrâhim
(II. 1640-VIII. 1648)
12Zeynelâbidîn b. HalîlRA 1048
VIII 1638
RE 1056
V 1646
-  1057
-  1647
13/IHamalzâde MehmedRE 1056
V 1646
Sa 1057
III 1647
-       -   
-       -   
14/IÎsâSa 1057
III 1647
RA 1057
V 1647
-       -   
-       -   
13/IIHamalzâde MehmedRA 1057
V 1647
CE 1057
VI 1647
-       -   
-       -   
14/IIÎsâCE 1057
VI 1647
CE 1057
VI 1647
-       -   
-       -   
13/IIIHamalzâde MehmedCE 1057
VI 1647
Şâ 1057
IX 1647
-       -   
-       -   
14/IIIÎsâŞâ 1057
IX 1647
ZK 1057
XI 1647
-       -   
-       -   
13/IVHamalzâde MehmedZK 1057
XI 1647
ZK 1057
XI 1647
-       -   
-       -   
14/IVÎsâZK 1057
XI 1647
Re 1058
VII 1648
Şe 1059
VII 1649
IV. Mehmed
(VIII. 1648-XI. 1687)
13/VHamalzâde MehmedRe 1058
VI 1648
Şe 1066
VII 1656
Şe 1066
VII 1656
15Sâlih b. NasrullahŞe 1066
VII 1656
RA 1080
VIII 1669
RA 1080
VIII 1669
16Hayâtîzâde
Mustafa Fevzî (Büyük)
RA 1080
VIII 1669
Ra 1103
VI 1692
ZK 1103
VII 1692
II. Süleyman
(XI. 1687-VI. 1691)
17Tablî HasanRa 1103
VI 1692
CA 1105
II 1694
Şâ 1118
XI 1706
II. Ahmed
(VI. 1691-II. 1695)
18Seyyid YûsufCA 1105
II 1694
CA 1106
I 1695
-       -   
-       -   
19Müneccimbaşı
Arapzâde Mehmed
CA 1106
I 1695
Re 1106
II 1695
Mu 1122
III 1710
II. Mustafa
(VII. 1695-VIII. 1703)
20NuhRe 1106
II 1695
Şâ 1119
XI 1707
Şâ 1119
XI 1707
III. Ahmed
(VIII. 1703-X. 1730)
21Yenibahçeli MehmedŞâ 1119
XI 1707
Sa 1127
II 1715
Sa 1135
X 1723
22ÖmerSa 1127
II 1715
CA 1136
II 1724
CA 1136
II 1724
23Hâyâtîzâde
Mustafa Fevzî (Küçük)
CA 1136
II 1724
ZK 1148
II 1736
-  1151
-  1738
I. Mahmud
(X. 1730-XII. 1754)
24Hayâtîzâde
Mehmed Emin
ZK 1148
III 1736
RE 1159
IV 1746
-  1161
-  1747
25/IHayâtîzâde Kethüdâsı
Mehmed Said
RE 1159
IV 1746
Şe 1159
X 1746
-       -   
-       -   
26Müneccimbaşı
Ahmed
Şe 1159
X 1746
Mu 1161
I 1748
-  1163
-  1750
25/IIHayâtîzâde Kethüdâsı
Mehmed Said
Mu 1161
I 1748
CA 1168
IV 1755
-  1171
- 1757-58
III. Osman
(XII. 1754-I. 1757)
27Halebî MustafaCA 1168
IV 1755
Sa 1171
XI 1757
-       -   
-       -   
III. Mustafa
(XI. 1757-I. 1774)
28/IMehmed ÂrifSa 1171
XI 1757
ZK 1171
VII 1758
-       -   
-       -   
29Kâtibzâde
Mehmed Refî
ZK 1171
VII 1758
CE 1182
IX 1768
CE 1183
IX 1769
30Mehmed EminCE 1183
IX 1769
ZK 1187
I 1774
-       -   
-       -   
I. Abdülhamid
(I. 1774-IV. 1789)
28/IIMehmed ÂrifZK 1187
I 1774
ZH 1189
II 1776
-       -   
-       -   
31Subhîzâde AbdülazizZH 1189
II 1776
ZH 1190
II 1777
Şe 1197
IX 1783
28/IIIMehmed ÂrifZK 1190
I 1770
CA 1197
V 1783
CA 1197
V 1783
32Hâfız HayrullahCA 1197
V 1783
RA 1200
II 1786
Ra 1210
IV 1796
33Gevrekzâde
Hâfız Hasan
RA 1200
II 1786
ZK 1203
VIII 1789
-  1216
-  1801
III. Selim
(IV. 1789-V. 1807)
34Mehmed SâdıkZK 1203
VIII 1789
Ra 1211
IV 1797
Şâ 1215
XI 1800
35Nûman NaîmRa 1211
III 1797
Sa 1218
V 1803
ZH 1220
II 1806
36/IBehcet Mustafa
Efendi
Sa 1218
V 1803
CE 1222
VII 1807
-       -   
-       -   
IV. Mustafa
(V. 1807-VII. 1808)
37Tuğcuzâde
Ahmed Abdülkadir
CE 1222
VII 1807
CA 1223
VIII 1808
Sa 1231
I 1816
II. Mahmud
(VII. 1808-VII. 1839)
38Nûmanzâde
Mustafa Mesud
CA 1223
VIII 1808
Şe 1232
IX 1817
Mu 1236
X 1820
36/IIBehcet Mustafa
Efendi
Şe 1232
IX 1817
RA 1237
XII 1821
-       -   
-       -   
39Bendireklizâde
Mehmed Said
RA 1237
IX 1821
ZK 1238
VII 1823
Re 1242
II 1827
36/IIIBehcet Mustafa
Efendi
ZK 1238
VII 1823
ZK 1249
III 1834
ZK 1249
III 1834
40/IAbdülhak MollaZH 1249
IV 1834
ZH 1252
III 1337
-       -   
-       -   
41Ahmed NecibZH 1252
III 1837
RE 1255
V 1839
-       -   
-       -   
I. Abdülmecid
(VII. 1839-VI. 1861)
40/IIAbdülhak MollaRE 1255
V 1839
Şe 1261
X 1845
-       -   
-       -   
42İsmâil PaşaŞe 1261
X 1845
ZK 1264
X 1848
-  1297
-  1880
40/IIIAbdülhak MollaZK 1264
X 1848
ZH 1265
X 1849
Şâ 1270
V 1854
Mu: Muharrem, Sa: Safer, RE: Rebîülevvel, RA: Rebîülâhir, CE: Cemâziyelevvel, CA: Cemâziyelâhir, Re: Receb, Şâ: Şâban, Ra: Ramazan, Şe: Şevval, ZK: Zilkade, ZH: Zilhicce
I:
Ocak, II: Şubat, III: Mart, IV: Nisan, V: Mayıs, VI: Haziran, VII: Temmuz, VIII: Ağustos, IX: Eylül, X: Ekim, XI: Kasım, XII: Aralık

BİBLİYOGRAFYA

, nr. 23, s. 22, 45; nr. 25, s. 18; nr. 62, s. 1; nr. 70, s. 155.

, Cevdet-Sıhhiye, nr. 8, 135.

, Cevdet-Saray, nr. 408, 7072.

, nr. 1469, s. 19; nr. 1472, s. 244; nr. 1497, s. 28; nr. 1516, s. 9; nr. 1518, s. 28.

, nr. 7118, s. 8 vd.

, I, 530.

Âkif Mehmed, Târîh-i Cülûs-i Sultan Mustafâ-yı Sâlis, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2108, vr. 115a, 204b, 205a.

, II, 578-579.

, VII, 262-265.

Ali Seydi Bey, Teşrifat ve Teşkilâtımız, İstanbul, ts., s. 119-123.

Osman Şevki Uludağ, Beş Buçuk Asırlık Türk Tabâbeti Târihi, İstanbul 1341, tür.yer.

Kumbaracızâde Üsküplü İzzet, Hekimbaşı Odası, İlk Eczane, Baş-Lala Kulesi, İstanbul 1933.

Feridun Nafiz Uzluk, Hekimbaşı Mustafa Behçet, Ankara 1954, s. 26.

, s. 46-47.

a.mlf., Osmanlı Tarihi, II, 642; III/2, s. 509.

a.mlf., Saray Teşkilâtı, s. 364-368.

a.mlf., İlmiye Teşkilâtı, s. 35, 47, 50, 141.

Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerine Tetkikler ve Vesikalar I, Ankara 1954, s. 143.

Bedi N. Şehsuvaroğlu v.dğr., Türk Tıp Tarihi, Bursa 1984, s. 63-68, ayrıca bk. tür.yer.

A. Süheyl Ünver, “Eski Hekimbaşılar Listesi (Hekim Hayrullah Efendi’ye göre)”, Türk Tıp Tarihi Arkivi, V/17, İstanbul 1940, s. 8.

C. Ceyhun, “Hekimbaşılar”, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası, IX/3, İzmir 1970, s. 557-559.

Nil Akdeniz Sarı, “Osmanlılarda Tıphanenin Kuruluşuna Kadar Tıp Eğitimi”, , sy. 22 (1983), s. 152-182.

a.mlf., “Hekimbaşılık”, , IV, 42.

Sabahattin Türkoğlu, “Topkapı Sarayı’nda Hekimbaşı Odası ve Hekimbaşılık”, Sandoz Bülteni, V/17, İstanbul 1985, s. 13-18.

Aslan Terzioğlu, “Osmanlı Yükseliş Devrinin Ünlü Hekimbaşısı: Ahi Çelebi”, Bifaskop, sy. 11, İstanbul 1983, s. 13-18.

Ali Haydar Bayat, “Osmanlı Devleti’nde Hekimbaşılık Kurumu ve Hekimbaşılar”, Kayseri Üniversitesi Gevher Nesibe Bilim Haftası ve Tıp Günleri: 11-13 Mart 1982, Ankara, ts., s. 610-623.

a.mlf., “Osmanlı İmparatorluğu’nda Hekimbaşı ve Hekimbaşılık”, , sy. 59 (1989), s. 56-60.

a.mlf., “Kaynakların Işığında Hekimbaşılar ve Listeleri Hakkında Yeni Bir Değerlendirme”, III. Türk Tıp Tarihi Kongresi: 20-22 Eylül 1993, Bildiri Özetleri, İstanbul 1993, s. 8.

Neriman Sınar, “Başlala Kulesi, Hekimbaşı Odası ve İlk Eczane”, Sanat Dünyamız, XIV/38, İstanbul 1989, s. 36-40.

H. Reindl-Kiel, “Von Hekimbaschis Ärzten und Quacksalbern bei den alten Osmanen”, Deutsch-Türkische Gesellschaft E. V. Bonn, sy. 112 (Dezember 1989), s. 38-47.

G. A. Russell, “Physicians at the Ottoman Court”, Medical History, XXXIV/3, London 1990, s. 243-267.

Ayten Altıntaş, “Osmanlı İmparatorluğunda Hekimbaşılığın Lağvı Meselesi”, Tıp Tarihi Araştırmaları, sy. 5, İstanbul 1993, s. 52-58.

, I, 795-796.

M. Tayyib Gökbilgin, “Ḥekīm-Bas̲h̲i̊”, , III, 339-340.

Maddenin bu bölümü TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1998 yılında İstanbul'da basılan 17. cildinde, 161-164 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER