HÜSEYİN b. HAMDÂN b. HAMDÛN - TDV İslâm Ansiklopedisi

HÜSEYİN b. HAMDÂN b. HAMDÛN

حسين بن حمدان بن حمدون
HÜSEYİN b. HAMDÂN b. HAMDÛN
Müellif: NASUHİ ÜNAL KARAARSLAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1998
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 25.09.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/huseyin-b-hamdan-b-hamdun
NASUHİ ÜNAL KARAARSLAN, "HÜSEYİN b. HAMDÂN b. HAMDÛN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/huseyin-b-hamdan-b-hamdun (25.09.2020).
Kopyalama metni
Hamdânîler’e adını veren Hamdân b. Hamdûn’un oğlu, aynı hânedanın kurucusu kabul edilen Ebü’l-Heycâ Abdullah’ın kardeşi ve Halep Hamdânî Emîri Seyfüddevle’nin amcasıdır. Abbâsî halifeleri Mu‘tazıd-Billâh, Müktefî-Billâh ve Muktedir-Billâh dönemlerinde çeşitli görevlerde bulunan Hüseyin, Hamdânîler’in kuruluşunda önemli hizmetleri görülen bir emîrdir.

Hüseyin’in tarih sahnesine çıkışı, Hâricî isyancılarından Hârûn eş-Şârî’nin müttefiki olan babasının Erdümüşt Kalesi’ni ona bırakarak kaçması ile başladı (282/895). Sorumluluğu yüklendiği ilk günlerde askerî dehasını kullanarak kaleyi Halife Mu‘tazıd-Billâh’a teslim eden Hüseyin onun en çok güvendiği yardımcılarından biri oldu. Hüseyin’in ilk görevi Hârûn eş-Şârî’nin takibi ve yakalanması oldu. Bu sayede daha önce şart koştuğu üzere hem hapisteki babasını serbest bıraktırdı, hem kabilesi Tağlib’in ödemesi gereken vergisini affettirdi, hem de 500 kişilik bir süvari birliğinin kumandanlığını elde etti (283/896). Cibâl bölgesinde Bekir b. Abdülazîz b. Ebû Dülef’e karşı düzenlenen harekette de Hüseyin kendini gösterdi. Hüseyin b. Hamdân, Abbâsî hilâfetine asıl hizmetlerini Suriye ve Irak’ı kasıp kavuran Karmatîler’e karşı verdiği mücadelelerle yaptı. Halife Müktefî-Billâh tarafından Karmatî lideri Hüseyin b. Zikreveyh’i takiple görevlendirilen Muhammed b. Süleyman’ın ordusunda sağ kanat kumandanı olarak görev aldı. Kendine “mehdî, emîrü’l-mü’minîn” unvanı veren Hüseyin’in yakalanmasında (291/904) en büyük pay Hüseyin b. Hamdân’a ait olmuştur (İbnü’l-Esîr, VII, 524, 531).

Hüseyin b. Zikreveyh’in öldürülmesinden sonra kendine Nasr adını takan Ebû Gānim Abdullah b. Saîd, bedevî Arap kabileleri arasında Karmatî propagandası yapıp taraftar toplamaya başladı. Ebû Gānim de daha ziyade Kelb, Asbağ ve Uleys kabilelerinden topladığı kişilerle Suriye’yi kasıp kavurdu. Bunları bastırmakla yine Hüseyin b. Hamdân görevlendirildi. Onun geldiğini öğrenen Karmatîler konaklama yerlerindeki su kuyularını tahrip ederek çöle kaçtılar. Susuzluk yüzünden onları takip edemeyen Hüseyin Rahbe’ye geri döndü. Serbest kalan Karmatîler ise kıyımlarına devam ettiler. Halife Müktefî-Billâh bu defa onların üzerine Muhammed b. İshak’ı gönderdi ve Hüseyin b. Hamdân’a da ona yardımcı olmasını emretti. Kıstırıldıklarını anlayan Karmatîler reisleri Ebû Gānim Nasr’ı öldürdüler (293/905-906). Bundan sonra Karmatîler ikiye ayrıldı; bir grup pişmanlık duyarken diğer grup savaşa devam etti. Pişmanlık duyanlar halife tarafından bağışlandı; direnmeye devam edenlerse Hüseyin b. Hamdân tarafından imha edildi (294/907). Bu arada Hüseyin, 292’de (905) Mısır Tolunoğulları Hükümdarı Hârûn b. Humâreveyh’i bertaraf etmek üzere görevlendirilen ordu kumandanı Muhammed b. Süleyman’a refakat etti. Mısır’ın yeniden Abbâsî kontrolüne girmesinden sonra Hüseyin’e Mısır valiliği teklif edildiyse de bunu kabul etmedi ve Bağdat’a döndü. 295’te (907-908) Hüseyin b. Hamdân, başta Kelb olmak üzere Tay ve Esed kabileleri bedevîleriyle uğraşmak zorunda kaldı. Önce Kelbîler’i, ardından da el-Cezîre’yi yağmalayan Temîmliler’i Hunâsira yakınlarında mağlûp etti.

Askerî başarılarla güçlenip nüfuz kazanan Hüseyin, Bağdat’ta Müktefî-Billâh’ın halefinin tayini konusunda rol oynayacak duruma geldi. Halife Müktefî’nin yerine Mu‘tazıd-Billâh’ın henüz on üç yaşındaki oğlu Muktedir-Billâh’a biat edilmesi üzerine aralarında Hüseyin b. Hamdân’ın da bulunduğu emîr, kadı ve kâtipler Vezir Abbas b. Hasan el-Cercerâî’nin yanında toplanarak Abdullah b. Mu‘tez-Billâh’ın halife olmasını kararlaştırdılar. Abdullah b. Mu‘tez-Billâh da bu teklife kan dökülmemesi şartıyla razı oldu. Muktedir-Billâh tarafını tutan Abbas b. Hasan ise başlarında Hüseyin’in bulunduğu grup tarafından öldürüldü. Muktedir hal‘edilerek Abdullah b. Mu‘tez-Billâh’a biat edildi (296/909).

Muktedir-Billâh’ın kısa sürede hâkimiyeti yeniden sağlaması üzerine ona muhalif grup içinde yer alıp kendisini öldürmek için başarısız bir girişimde bulunmuş olan Hüseyin b. Hamdân Musul’a kaçtı. Kardeşi ve Musul Valisi Ebü’l-Heycâ’nın kendisini takiple görevlendirildiğini öğrenince Sincar’a doğru yola çıktı. Yolda kardeşiyle girdiği çatışmada yenildiyse de kaçmayı başardı. Daha sonra Musul’dan Bağdat’a gitmekte olan Ebü’l-Heycâ ile Tikrit yakınlarında tekrar karşılaştı ve ona önemli kayıplar verdirdi. Ebü’l-Heycâ’nın Bağdat’a gidişinden sonra Hüseyin, kardeşi İbrâhim ve Vezir İbnü’l-Furât aracılığı ile Halife Muktedir’den eman aldı. Bir süre sonra Kum ve Kâşân valiliklerine tayin edildi. 297 (910) yılında Saffârî Emîri Leys b. Ali’nin Fars eyaletini istilâ etmesinden sonra Errecân’a kaçan Sübkerâ’ya yardım için Muktedir-Billâh tarafından görevlendirilen Mûnis el-Muzaffer’e (el-Hâdım) destek vermek amacıyla Hüseyin Kum’dan Beydâ’ya geldi. Hüseyin’i yakalamak isteyen Leys’in ordusu ağır zayiat verdi. Bunun üzerine Leys Mûnis’in ordusunun önüne düştü ve savaşı kaybetti. 298’de (911) mağlûp edilen âsi Sübkerâ’nın Abdullah b. Muhammed el-Kattâl adlı kumandanını esir alan Hüseyin daha sonra Bağdat’a döndü ve Diyârırebîa valiliğine gönderildi. 301 (913) yılında Bizans’a karşı başarılı bir sefer düzenledi. Ancak Hüseyin b. Hamdân’ın el-Cezîre bölgesinde halifeye itaati pek uzun sürmedi. 303’te (915) istiklâlini ilân ederek kendi adına vergi toplamaya başladı. İbnü’l-Esîr’e göre bu isyanın sebebi, Vezir İbnü’l-Cerrâh Ali b. Îsâ’nın Hüseyin’den topladığı vergileri kendisine yolladıktan sonra bölgenin idaresini Bağdat’tan gönderilen memurlara bırakmasını istemiş olmasıdır (el-Kâmil, VIII, 92). Canard ise bu konuda vezirin eyaletin malî sorumluluğunu Hüseyin’in elinden alması, Hüseyin’in malî yükümlülüğünü yerine getirememesi veya onun hep bağımsızlığı düşünmesi ihtimalleri üzerinde durmaktadır (EI2 [Fr.], III, 640).

Muktedir-Billâh tarafından üzerine gönderilen Emîrü’l-ümerâ İbn Râiḳ kumandasındaki orduyu mağlûp eden Hüseyin daha sonra Emîr Mûnis el-Muzaffer kuvvetlerine yenildi ve İrmîniye’ye doğru kaçarken yakalandı. Bağdat’a getirilerek hapse atıldı. Hamdânî emîrlerine güveni sarsılmış olan Muktedir’in emriyle Ebü’l-Heycâ dahil bütün kardeşleri de hapsedildi. İki yıldan fazla bir süre hapiste kalan Hüseyin, Cemâziyelevvel 306’da (Ekim 918) Halife Muktedir-Billâh’ın emriyle idam edildi. Hüseyin’in idam edilmesi, Azerbaycan ve İrmîniye Valisi Yûsuf b. Ebü’s-Sâc’ın isyanıyla irtibatlandırılmaktadır. Muhtemelen Vezir İbnü’l-Furât’ın, Hüseyin’in serbest bırakılarak isyanı bastırmakla görevlendirilmesi teklifi üzerine adı geçen kişilerin kendisine karşı bir komplo düzenlemek için ittifak ettiklerinden şüphelenen Muktedir-Billâh onun öldürülmesini emretmiştir. Hüseyin’in hapisten çıkması halinde tekrar isyana kalkışacağı korkusu da bu karara tesir etmiş olabilir (İbnü’l-Esîr, VIII, 111; EI2 [Fr.], III, 640).

Abbâsî Devleti’ne önemli hizmetler vermiş olan Hüseyin dönemin dinî ve siyasî hareketlerinde etkili olmuştur. Onun faaliyetleri Hamdânîler’in müstakil bir hânedan kurmasına giden yolu açmıştır. Hamdânîler’in meşhur şairi Ebû Firâs, Seyfüddevle’yi konu edinen şiirlerinde amcası Hüseyin’e de yer verir ve kahramanlıklarından bahseder. Hüseyin’in Hallâc-ı Mansûr’la da ilişkisi olduğu ve Hallâc’ın ona es-Siyâse adlı bir eserini ithaf ettiği nakledilmektedir (İbnü’n-Nedîm, s. 243).

BİBLİYOGRAFYA
Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), X, 39, 43-44, 104, 110-111, 121-125, 135, 140-141, 147; Ebû Firâs el-Hamdânî, Dîvân (nşr. Halîl ed-Düveyhî), Beyrut 1412/1991, s. 130-133, 149-151; Arîb b. Sa‘d, Ṣılatü Târîḫi’ṭ-Ṭaberî (Taberî, Târîḫ [Ebü’l-Fazl], XI. cilt içinde), s. 18-19, 24, 31-32, 34, 37, 55-56, 71; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 243; İbn Miskeveyh, Tecâribü’l-ümem, I, 5-6, 15-17, 36-38; Muhammed b. Abdülmelik el-Hemedânî, Tekmiletü Târîḫi’ṭ-Ṭaberî (Taberî, Târîḫ [Ebü’l-Fazl], XI. cilt içinde), s. 192, 208; İbn Asâkir, Târîḫu Dımaşḳ (Amrevî), XIV, 58; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, VII, 469-470, 476-477, 524, 531, 535, 541-543, 553; VIII, 14-15, 17-19, 56-57, 92-94, 111; İbnü’d-Devâdârî, Kenzü’d-dürer (nşr. D. Krawulsky), Beyrut 1413/1992, V, 319, 331-332; a.e. (nşr. Selâhaddin el-Müneccid), Kahire 1380/1961, VI, 80-81; Safedî, el-Vâfî, XII, 360; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire, III, 136, 194-195; İbnü’l-İmâd, Şeẕerât, II, 221-222, 239, 249; Târîḫ-i Sîstân (nşr. Bahâr), Tahran 1314, s. 289; Sâmî el-Keyyâlî, Seyfüddevle ve ʿaṣrü’l-Ḥamdâniyyîn, Halep 1939, s. 16-23; Ziriklî, el-Aʿlâm, II, 254-255; M. Canard, Histoire de la dynastie des hamdānides de Jazīra et de Syrie, Paris 1951, s. 307-340; a.mlf., “Ḥusayn b. Ḥamdān”, EI2 (Fr.), III, 639-641; D. Sourdel, Le vizirat ʿAbbāside de 749 à 936, Damas 1959-60, I, 370-371; II, 403-407; Saîd ed-Dîvecî, Târîḫu’l-Mevṣıl, Musul 1402/1982, s. 89-98; Hasan İbrâhim, İslâm Tarihi, IV, 12-13; Abdüsselâm et-Termânînî, Aḥdâs̱ü’t-târîḫi’l-İslâmî, Dımaşk 1411/1991, II, 414-415; Mustafa eş-Şek‘a, Seyfüddevle el-Ḥamdânî ev memleketü’s-seyf ve devletü’l-aḳlâm, Kahire, ts. (Âlemü’l-kütüb), s. 31-33; T. H. Weir, “Hüseyin”, İA, V/1, s. 641.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1998 yılında İstanbul'da basılan 18. cildinde, 548-549 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER