HÜSEYİN PAŞA, Ağa

HÜSEYİN PAŞA, Ağa
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1999
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 08.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/huseyin-pasa-aga
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "HÜSEYİN PAŞA, Ağa", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/huseyin-pasa-aga (08.12.2019).
Kopyalama metni
Edirne’de doğdu. Ruşçuklu bir aileye mensup olup babasının adı Hacı Mustafa’dır. Ailesiyle birlikte Edirne’den Bender’e giderek burada Yeniçeri Ocağı’na girdi. 1203’te (1788-89) İstanbul’a geldikten sonra 1807’de yapılan Rusya seferine katıldı ve cesaretiyle dikkati çekti. Ardından Sadrazam Silâhdar Ali Paşa’ya intisap etti ve yenilikçi fikirlerle yetişti. Ocak içinde hızla ilerleyerek kısa sürede zağarcıbaşılığa yükseldi. II. Mahmud Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmak için yüksek rütbeli ocak zâbitliklerine kendi fikrinde yenilikçi adamlar yerleştirirken Hâlet Efendi’nin engellemeye çalışmasına rağmen Ali Paşa’nın tavsiyesiyle Hüseyin Ağa’yı önce kul kethüdâlığına, sonra da yeniçeri ağalığına getirdi (1823).

Hüseyin Ağa, yenilik düşmanı olan ocak ileri gelenlerini birer bahane ile ya ortadan kaldırdı veya iş başından uzaklaştırdı. Ustaların ocak içindeki nüfuzunu iyi bildiğinden odabaşıları gizlice toplayarak ocak ustalarının tahriklerine alet olmamalarını söyledi. Böylece ustalarla odabaşıların arasını açtı. Aynı şekilde ocaktaki tayın ustaları ile seğirdim aşçı ustalarını da birbirine düşürdü (Cevdet, XII, 72-73). Amacı, ocak içindeki nüfuzlu kimseleri temizleyip yerlerine kendi adamlarını yerleştirmekti. Bu faaliyetleri esnasında Kethüdâyeri Celâleddin Ağa’nın büyük yardımlarını gördü. Yeniçeri ağalığı sırasında ayrıca İstanbul’un Asmaaltı, Tahtakale, Balıkpazarı gibi yerlerdeki işsiz güçsüz takımının barındığı bekâr odalarını ve kahvehaneleri yıktırdı (Lutfî, I, 153). Böylece kısa süre içinde İstanbul’da büyük temizlik yaptı, bu arada çok sayıda düşman kazandı. Bu hizmetlerine karşılık 26 Ekim 1823 tarihinde vezirlikle taltif edildi ve bundan böyle Ağa Paşa unvanıyla anılmaya başlandı (BA, HH, nr. 90). Fakat herhangi bir suikasta uğramaması için yeniçeri ağalığından alınarak aynı yılın sonlarında, üzerinde Bursa ve İzmit sancakları mutasarrıflığı da olduğu halde vezirlikle İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakası muhafızlığına getirildi (BA, HH, nr. 17480). İstanbul’dan uzaklaştırılmamasının sebebi gerektiğinde emrindeki kuvvetlerle hemen yardıma koşması idi.

Hüseyin Paşa’nın asıl önemli rolü Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılması sırasında oldu. Onun kararlı tutumu ve tavsiyesiyle Eşkinci Ocağı’nın teşkilinden sonra, yeniçerilerin yeni tâlim şekillerini reddedip 15 Haziran 1826 tarihinde ayaklanmaları üzerine emrindeki sekban askerleri ve topçularla yetişerek Boğaz’ın Anadolu yakası muhafızı Darendeli İzzet Mehmed Paşa ile birlikte yeniçeri kışlalarını top ateşine tuttu (Lutfî, IX, 77). Bu hizmetlerine karşılık, üzerinde eski görevleri olduğu halde yeni kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye seraskerliğine getirildi. Bu görevi sırasında da özellikle âsi yeniçerilerin bertaraf edilmesinde önemli hizmetleri geçen Ağa Hüseyin Paşa, Mayıs 1827’de seraskerlikten istifa ettiyse de Boğaz muhafızlığı görevi üzerinde kaldı. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşında ordu seraskeri olarak Şumnu ve Balkanlar’ın savunmasıyla görevlendirildi (a.g.e., II, 25). Şumnu’yu azimle müdafaa etti, fakat Ruslar’ın Aşağı Tuna’daki istihkâmları ele geçirmesine engel olamadı. Daha sonra “sevâhil seraskeri” unvanıyla Kamçı Suyu’na, ardından Rusçuk muhafızlığına tayin edildi, savaştan sonra Edirne valiliğine getirildi (1831). İşkodra’daki Arnavut isyanı dolayısıyla Üsküp’e gönderildi. 1832’de Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrâhim Paşa kumandasındaki Mısır kuvvetlerine karşı gönderilen ordunun başında serdar olarak Halep’e gitti. Bazı kaynaklara göre Hüseyin Paşa bu göreve sadâret pâyesiyle getirilmiştir (Sicill-i Osmânî, II, 226). Ancak Osmanlı kuvvetlerinin önce Humus civarında, sonra da Belen Geçidi’nde arka arkaya mağlûp olması üzerine aynı yıl içinde serdarlık görevinden ve Edirne valiliğinden alındı (Lutfî, IV, 17). Bir süre İstanbul’da ikamet etti ve bu sırada II. Mahmud tarafından “iftihar” nişanıyla ödüllendirildi. Halep’ten dönerken yanında bulunan pek çok para, mücevherat, değerli eşya ve birkaç kölesinin hazine memurlarınca bir ecnebi gemisine yüklenmesine ve bu geminin de firar etmesine çok üzülen Hüseyin Paşa 1833 Ağustosunda Vidin muhafızlığına getirildi. Uzunca bir süre bu görevde kaldıktan sonra 1843 yılında İstanbul’a çağrıldı. Burada Kılâ-i Hâkāniyye nâzırlığı yaptı ve bazı meclislerde görev aldı. 1847’de ikinci defa tayin edildiği Vidin muhafızlığı sırasında 25 Nisan 1849 tarihinde vefat etti. Önce burada kale içine defnedildiyse de Vidin ve dolaylarının Bulgarlar tarafından işgali üzerine kemikleri Şûrâ-yı Devlet âzasından oğlu Ali Şevket Paşa tarafından İstanbul’a getirildi ve Topkapı Mezarlığı’na gömüldü.

Zeki, gayretli, cesur, sadık, ciddi bir kimse olan Hüseyin Paşa’nın geceleri huzurunda kitap okutup dinlediği, Sultan Abdülmecid’in kendisini huzuruna kabulde ona saygı gösterdiği ve oturmasına müsaade ettiği nakledilmektedir (a.g.e., I, 236; VIII, 180).

Hüseyin Paşa’nın görev yaptığı yerlerde pek çok hayratı vardır. Boğaz muhafızı iken “Kılâ-i Hâkāniyye” denilen yirmi sekiz kaleyi, Baltalimanı ve Çakalburnu tabyalarını tamir ettirmiş, bazısına yeni sarnıçlar yaptırmış, Kalender Kasrı’na dağdan tatlı su getirtmiştir. Bâb-ı Seraskerî’deki kâgir yangın kulesini de (bk. BEYAZIT YANGIN KULESİ) II. Mahmud’un emriyle Ağa Hüseyin Paşa yaptırmıştır. Hatta kule inşaatının tamamlanmasına tarih düşüren Keçecizâde İzzet Molla’ya görevli bulunduğu Şumnu’dan câize göndermiştir (a.g.e., VIII, 181). İstanbul Emirgân’da iskele başında kâgir bir muvakkithânesi de bulunan Hüseyin Paşa Şumnu’ya dört saatlik mesafeden tatlı su getirtmiş ve bunun için bir çeşme, yine Şumnu’da kâgir olarak Fedâi ve Çengel adlarında iki tabya yaptırmıştır. Ayrıca Semendire’de köprüsü, Silistre’de cami, mektep ve medresesi, Lom kasabasında iç kalede camisi ve Lom Suyu üzerinde yedi gözlü kâgir bir köprüsü de mevcut olup Niğbolu’da iki çeşme, iki erzak ambarı inşa ettirmiş ve Niğbolu Kalesi’ni onartmıştır. Aynı şekilde Belgradcık kazasındaki Eski Kale’yi stratejik önemi sebebiyle yeniden inşa edip genişletmiş, burada yeni tabyalar ve yirmi topu alacak büyüklükte bir kale ile çeşme yaptırmıştır. Vidin’de “koç” denilen büyük ambarlarla otuz iki topu alacak şekilde cephaneli bir karakolhâne ile Kumbayırı Kapısı’nda yirmi sekiz topu alacak kapasitede kâgir bir kale yaptıran Hüseyin Paşa Vidin ve Varna’da askerî hastahaneler inşa ettirmiştir. Filibe’ye iki buçuk saat mesafeden getirttiği tatlı su için kırk üç adet çeşme ile kâgir büyük bir şadırvan, Edirne’de Havâss-ı Mahmud Paşa’da (Hasköy) çeşme ve şadırvan yaptırdığı gibi Lüleburgaz Camii’ni tamir ve burası için de yine bir şadırvan inşa ettirmiştir (a.g.e., VIII, 182). Hüseyin Paşa, Edirne valiliği sırasında şehrin manzaralı bir yerinde inşa ettirdiği büyük konakta 1846 yılında Sultan Abdülmecid’i ağırlamıştır (DİA, X, 433).

BİBLİYOGRAFYA
BA, HH, nr. 18, 90, 130, 134, 17480, 42987; TSMA, nr. E. 5216/41; H. von Moltke, Türkiye Mektupları (trc. Hayrullah Örs), İstanbul 1969, s. 101-102; Esad Efendi, Üss-i Zafer, İstanbul 1293, s. 109-110; Cevdet, Târih, XII, 55, 70, 72-73, 146-148, 176; Lutfî, Târih, I, 128, 153-155, 236; II, 25-26, 39, 72; IV, 17-18; VIII, 178-182; IX, 77; Sicill-i Osmânî, II, 226; Uzunçarşılı, Kapukulu Ocakları, I, 410, 442, 519, 522 vd., 548 vd.; Gövsa, Türk Meşhurları, s. 16-17; Karal, Osmanlı Tarihi, V, 120, 129-130, 146, 151; Kāmûsü’l-a‘lâm, I, 225; IV, 3189; “Ağa Hüseyin Paşa”, TA, I, 220; J. H. Mordtmann, “Ağa Hüseyin Paşa”, İA, I, 147-148; H. A. Reed, “Ḥusayn Pasha”, EI2 (Fr.), III, 649-650; Ali Ekber Diyânet, “Aġā Ḥüseyn”, DMBİ, I, 437-439; Semavi Eyice, “Edirne (Mimari)”, DİA, X, 433.
Bu madde ilk olarak 1999 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 19. cildinde, 3-4 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.