HUZEYFE b. YEMÂN

حذيفة بن اليمان
Müellif:
HUZEYFE b. YEMÂN
Müellif: SELMAN BAŞARAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1998
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 08.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/huzeyfe-b-yeman
SELMAN BAŞARAN, "HUZEYFE b. YEMÂN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/huzeyfe-b-yeman (08.12.2019).
Kopyalama metni
Medine’de doğdu. Bir kan davası yüzünden Mekke’den kaçarak Medine’ye yerleştiği ve orada aslen Yemenli olan Abdüleşheloğulları ile bir antlaşma yaptığı için babasına (bazı rivayetlere göre büyük dedesi Cirve b. Hâris) Yemân denilmiş, Huzeyfe de İbn Yemân diye anılmıştır. Annesi Abdüleşheloğulları’nın Evs kolundan Rebâb bint Kâ‘b Hz. Peygamber’e biat eden ensar kadınlarındandır.

Huzeyfe babasıyla birlikte Bedir Gazvesi’nden önce müslüman oldu. Bu gazvede Resûl-i Ekrem’in yanında yer almak üzere yola çıkan baba oğul yolda müşriklere yakalandılar. Ancak Peygamber’e katılmayacaklarına dair söz vermeleri üzerine serbest bırakıldılar. Resûlullah’a durumu anlatmaları üzerine de Resûl-i Ekrem kendilerine sözlerinde durarak savaşa katılmamalarını söyledi. Huzeyfe daha sonra yapılan bütün gazvelere katıldı. Uhud Gazvesi’nde bulunan müslümanlar düşman tarafından tanınmamak için yüzlerini örttüklerinden babası Huseyl müşrik zannedilerek öldürüldü. Huzeyfe, bir hayli yaşlı olan babasının ölümüne çok üzülmekle beraber bunun bir hata sonucu meydana geldiğini düşünerek teselli bulmaya çalıştı. Hz. Peygamber ona babasının diyetini ödemek istediğinde kabul etmeyip fakir müslümanlara bağışladı. Hendek Gazvesi’nde Resûl-i Ekrem Huzeyfe’yi müşrik ordusu hakkında bilgi toplamakla görevlendirdi. Hz. Peygamber’in duasını alarak müşriklerin arasına sızan Huzeyfe şiddetli bir fırtınanın onları perişan ettiğini ve bu sebeple Medine’yi terkettiklerini Resûlullah’a haber verdi.

Muhacirlerle ensar arasındaki kardeşlik antlaşması sırasında Hz. Peygamber Huzeyfe’yi Ammâr b. Yâsir’le kardeş ilân etti. Huzeyfe’nin Resûl-i Ekrem’in zekât işleriyle görevli kâtiplerinden olduğu, Hz. Peygamber’in onu Debâ’da oturan Ezd kabilesine zekât âmili olarak gönderdiği ve kendisine zekât esaslarını ihtiva eden bir mektup verdiği bilinmektedir.

Huzeyfe Hz. Ömer döneminde Medâin’e vali tayin edildi. Cesur ve kudretli bir yönetici olan Huzeyfe Medâin’i imar etti. Nihâvend Savaşı’nda (21/642) ordu kumandanı Nu‘mân b. Mukarrin öldürülünce kumandayı ele aldı ve düşmanı teslim olmaya mecbur etti. Nihâvend merzübânı her yıl Huzeyfe’ye belli miktarda haraç vermek üzere onunla antlaşma yapmak zorunda kaldı. Dînever, Hemedan ve Rey şehirleri de Huzeyfe tarafından fethedildi. Onun Nusaybin’e giderek orada evlendiği ve cuma günleri Medâin’den Kûfe’ye gittiği söylenir. Medâin ve Kûfe’de okuduğu bazı cuma hutbeleri kaynaklarda yer almaktadır.

Huzeyfe b. Yemân 36 (656) yılında Hz. Osman’ın öldürülmesi ve Hz. Ali’ye biat edilmesinden kırk gün sonra Medâin’de vefat etti. Huzeyfe’nin Ebû Ubeyde, Safvân, Sa‘d, Saîd ve Simâk adlı dört oğlu ile Ümmü Seleme adlı bir kızı olup oğulları Ebû Ubeyde, Simâk, Medâin kadısı olan Sa‘d ve kızı kendisinden hadis rivayet etmiştir. Ölürken oğullarına Hz. Ali’ye itaat etmelerini öğütlemiş, kendisi de Hz. Osman’ın ölümünden hemen sonra Hz. Ali’ye biat etmiştir. Oğullarından Safvân ile Saîd Sıffîn Savaşı’nda Hz. Ali’nin yanında yer almış ve şehid olmuşlardır.

Huzeyfe’nin en önemli özelliği Hz. Peygamber’in sırdaşı olmasıdır. Resûlullah’ın hiçbir sahâbîye vermediği bir kısım bilgileri ona verdiği, bundan dolayı ashap içerisindeki münafıkların adını ve ileride meydana çıkacak fitne hareketlerini ondan başka kimsenin bilmediği rivayet edilmiştir. Hz. Ömer ve Hz. Ali onun bu özelliğini açık bir şekilde ifade etmişlerdir. Halifeliği sırasında Hz. Ömer’in Huzeyfe’ye valileri arasında münafık bulunup bulunmadığını sorduğu, onun da bir tane bulunduğunu söylediği, Huzeyfe’nin isim vermemesi üzerine ondan aldığı bilgilerden münafık olduğunu tahmin ettiği bir valiyi hemen azlettiği bildirilmektedir.

Kitap ve Sünnet konusunda çok titiz davrandığı bilinen Huzeyfe, Azerbaycan ve İrmîniye seferinde Iraklı ve Suriyeli askerler arasında Kur’an’ın farklı kıraatlerle okunduğunu görünce bu karışıklığa son vermesi için Hz. Osman’ı uyarmış ve Mushaf nüshalarının çoğaltılmasını sağlamıştır. Huzeyfe aynı zamanda en karışık davaları çözüme kavuşturacak güçte bir kadı idi. Resûl-i Ekrem, kamıştan yapılmış bir evle ilgili olarak anlaşmazlığa düşen ve kendisine başvuran kişileri ona havale etmiş, o da kararını verip sonucu kendisine bildirdiğinde Resûlullah isabetli bir karar verdiğini söylemiştir.

Huzeyfe zühd ve takvâsı ile de tanınmıştır. Vali olarak gittiği Medâin’e merkebinin sırtında girmiş, şehrin ileri gelenleri Hz. Ömer’in tâlimatına uyarak ona ne kadar maaş istediğini sorduklarında sadece kendisi doyacak kadar yiyecek ile merkebi için bir miktar yem istemiştir. Valiliği sırasında Hz. Ömer onu bir ara yanına çağırmış, yaşadığı sade hayatta herhangi bir değişiklik olmadığını görünce çok sevinmiş, kendisini tebrik ederek tekrar Medâin valisi olarak görevlendirmiştir.

Onun yakut kaşlı, üzerinde “elhamdülillâh” yazılı ve karşılıklı iki turna resmedilmiş altın bir yüzüğü olduğundan bahsedilmişse de bunun erkeklere altının haram kılındığını bildiren hadislere ters düştüğü, Huzeyfe’nin ise hadise aykırı bir davranışta bulunmayacağı belirtilerek bu iddia reddedilmiştir. Nitekim ölürken bile kendisine pahalı kefen alınmamasını özellikle tembih etmiş, Allah’ın huzuruna gösterişli kefenle değil samimi bir iman ve ibadetle çıkmanın önemli olduğunu hatırlatmıştır.

Huzeyfe b. Yemân’ın hikmetli sözleri de vardır: “Sizin en hayırlılarınız âhiret için dünyayı, dünya için âhireti terkedenler değil fakat her ikisi için de çalışanlardır”; “Öyle bir zaman gelecek ki iyiliği emretmeyen ve kötülükten menetmeyen kimseleri içinizde en hayırlı kişiler olarak göreceksiniz.” Huzeyfe’nin bir adama, “İnsanların en kötüsünü öldürmen seni sevindirir mi?” diye sorduğu, “evet” cevabını alınca da, “0 zaman sen ondan daha kötü olursun” dediği rivayet edilir.

Hz. Peygamber’den pek çok hadis dinleyen Huzeyfe ondan bizzat duymadığı bazı hadisleri de Hz. Ömer’den öğrenmiştir. Hz. Ömer, Hz. Ali ve Câbir b. Abdullah gibi sahâbîler yanında Ebû Vâil, Zir b. Hubeyş, Zeyd b. Vehb, Abdurrahman b. Ebû Leylâ, Ebû İdrîs el-Havlânî gibi tâbiîn âlimleri de ondan hadis rivayet etmişlerdir. Hadis kitaplarında Huzeyfe’nin rivayet ettiği 225 hadis yer almaktadır. Buhârî ve Müslim’in el-Câmiʿu’ṣ-ṣaḥîḥ’lerinde on iki, yalnız Ṣaḥîḥ-i Buḫârî’de sekiz, yalnız Ṣaḥîḥ-i Müslim’de on yedi rivayeti bulunmaktadır.

Rızâ Muhammed Safiyyüddin es-Senûsî Merviyyâtü Ḥuẕeyfe b. el-Yemân fî Müsnedi’l-İmâm Aḥmed adıyla bir yüksek lisans tezi hazırlamış (Câmiatü Ümmi’l-kurâ, Külliyyetü’ş-şerîa ve’d-dirâsâti’l-İslâmiyye, 1403/1983), Kâzım Necm Abbûd da Emîru fetḥi’l-fütûḥ Ḥuẕeyfe b. Yemân raḍıyallāhu ʿanh adlı küçük hacimli bir çalışma yapmıştır (Bağdat 1979). İbrâhim Muhammed Ali’nin ise onun hayatına dair Ḥuẕeyfe b. el-Yemân emînü sırri Resûlillâh adlı hacimli bir eseri vardır (Dımaşk 1417/1996).

BİBLİYOGRAFYA
Müsned, V, 382-408; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, VI, 15; VII, 317; Buhârî, et-Târîḫu’l-kebîr, III, 95; İbn Ebû Hâtim, el-Cerḥ ve’t-taʿdîl, III, 256; İbn Hibbân, Târîḫu’ṣ-ṣaḥâbe (nşr. Bûrân ed-Dannâvî), Beyrut 1408/1988, s. 73; Kelâbâzî, Ricâlü Ṣaḥîḥi’l-Buḫârî, I, 213-214; Hâkim, el-Müstedrek, III, 379-381; İbn Mencûye, Ricâlü Ṣaḥîḥi Müslim, I, 145; Ebû Nuaym, Ḥilye, I, 270-283; İbn Abdülber, el-İstîʿâb, I, 277-278, 365; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe (Bennâ), I, 468-469; Zehebî, el-ʿİber, I, 19, 27; a.mlf., Aʿlâmü’n-nübelâʾ, II, 361-369; Zerkeşî, Burhân, I, 236; Heysemî, Mecmaʿu’z-zevâʾid, IX, 325; İbn Hacer, el-İṣâbe, I, 317, 331-332; IV, 300; a.mlf., Taḳrîbü’t-Tehẕîb, I, 156; a.mlf., Tehẕîbü’t-Tehẕîb, II, 219-220; Müttakī el-Hindî, Kenzü’l-ʿummâl, XIII, 343, 347; İbnü’l-İmâd, Şeẕerât, I, 32, 44; Bahrülulûm-i Tabâtabâî, Ricâlü’s-seyyid Baḥrü’l-ʿulûm: el-Fevâʾidü’r-ricâliyye (nşr. M. Sâdık Bahrülulûm - Hüseyin Bahrülulûm), Tahran 1363 hş., II, 162-178; Ziriklî, el-Aʿlâm, II, 180-181; Mustafa el-A‘zamî, Küttâbü’n-nebî, Dımaşk 1394, s. 52-53; Ali Sâmî en-Neşşâr, Neşʾetü’l-fikri’l-felsefî fi’l-İslâm, Kahire 1398/1977, III, 223-226; Köksal, İslâm Tarihi (Medine), I, 227; V, 292-299; Wensinck, el-Muʿcem, VIII, 57-58.
Bu madde ilk olarak 1998 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 18. cildinde, 434-435 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.