İBN MUKLE

ابن مقلة
İBN MUKLE
Müellif: ABDÜLKERİM ÖZAYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1999
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-mukle
ABDÜLKERİM ÖZAYDIN, "İBN MUKLE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-mukle (22.11.2019).
Kopyalama metni
21 Şevval 272’de (31 Mart 886) Bağdat’ta doğdu; hattat bir aileye mensuptur. İbn Mukle lakabını, İbnü’n-Nedîm’e göre babasının lakabı olduğu (el-Fihrist, s. 12), Yâkūt el-Hamevî’ye göre ise babasının Mukle adındaki karısına daima, “Ey babasının muklesi” (gözbebeği) şeklinde hitap ettiği (Muʿcemü’l-üdebâʾ, IX, 28) için almıştır. Yazısının güzelliğinden dolayı çocuk yaşta divanda çalışmaya başlayan İbn Mukle, daha sonra o sırada henüz vezir olmayan İbnü’l-Furât’ın kâtipliğini yaptı; bir süre de Fars bölgesindeki bazı şehirlerin idaresiyle ve haracını toplamakla görevlendirildi. İbnü’l-Furât 296’da (908) vezirliğe tayin edilince onu önce Dîvânü’l-hâtem’in, ardından Dîvânü’d-dâr’ın başkanlığına getirdi ve ona Ahvaz, Kirman, Haremeyn, Uman, Azerbaycan, İrmîniye âmillikleriyle çevredeki hükümdarlara gönderilecek yazıları hazırlama görevini verdi. İbnü’l-Furât’ın 299’da (912) azledilerek yerine Ali b. Îsâ b. Cerrâh’ın tayin edilmesinden sonra görevi, Halife Muktedir-Billâh’ın annesi Seyyide Şağab ve çocuklarının kâtipliğini yapmakla sınırlandırıldı. İbnü’l-Furât’ın ikinci vezirliği sırasında (917-919) onun yakın adamları arasına girerek gittikçe yükseldi ve bu arada vezirden devlet yönetimiyle ilgili çok şey öğrendi; idarî tecrübe kazandı. 306’da (919) Sevâd’ın malî işlerine bakmakla görevlendirildi. İbnü’l-Furât, üçüncü vezirliği esnasında (923-924) rakipleriyle iş birliği yaptığı için İbn Mukle’yi Şîraz’a sürdü ve ayrıca valiye bir mektup göndererek onu öldürtmesini istedi (İbnü’l-Cevzî, VI, 309). İbn Mukle, İbnü’l-Furât’ın 312’de (924) azlinden sonra vezirlik makamına tayin edilen Ebü’l-Kāsım Ubeydullah (Abdullah) İbn Hâkān (924-925), Ebü’l-Abbas Ahmed (925-926) ve tekrar vezir olan Ali b. Îsâ b. Cerrâh (926-928) dönemlerinde itibarını korudu. Ali b. Îsâ tarafından Dîvânü’d-dıyâ‘ın başına getirildi ve bu sırada Hâcib Nasr’ın da güvenini kazandı.

Son dönem vezirliğinde devlet işlerini yürütmekte sıkıntılarla karşılaşan Ali b. Îsâ, Halife Muktedir-Billâh’tan görevden affını istedi. Muktedir-Billâh, Kāidü’l-ceyş Mûnis el-Muzaffer ile görüşüp vezirliğe getirilecek kişi hakkında fikrini sordu. Mûnis aralarında İbn Mukle’nin de bulunduğu dört isim önerdi. İbn Mukle, bu gelişmeleri haber alınca vezir olmak için yoğun bir faaliyet başlattı, Hâcib Nasr gibi devlet yetkilileriyle görüşerek onların da desteğini sağladı ve Halife Muktedir-Billâh’a 500.000 dinar verip kendini vezir tayin ettirmeyi başardı (15 Rebîülâhir 316 / 7 Haziran 928).

Boş bir hazine devralan İbn Mukle gelir sağlamak için hemen işe başladı. Bu arada kardeşi Hasan b. Ali’yi Dîvânü’d-dıyâi’l-hâssa ve Dîvân-ı Dârü’l-hilâfe, diğer kardeşi Abbas b. Ali’yi Dîvânü’l-Furât ve Dîvânü’l-cünd’ün başına getirdi; oğulları da önemli görevlere tayin edildiler. Ancak birkaç ay sonra kumandanlar arasında huzursuzluk çıktı. Muktedir-Billâh, Dînever ve Hulvân hâkimi Hârûn b. Garîb’i emîrü’l-ümerâ tayin etmek isteyince o sırada Rakka’da bulunan Kāidü’l-ceyş Mûnis el-Muzaffer Bağdat üzerine yürüyerek hilâfet sarayını ele geçirdi ve Muktedir-Billâh’ı tahttan indirip yerine Kāhir-Billâh’ı çıkardı (15 Muharrem 317 / 28 Şubat 929). Fakat iki gün sonra Muktedir-Billâh tekrar halife olmayı başardı ve İbn Mukle’yi yeniden vezir tayin etti. İbn Mukle, bu karışık dönemde halifelerin menşurlarını ve tevkī‘leri kaleme almaktan başka bir şey yapmadı (İbn Miskeveyh, I, 200).

Halife Muktedir-Billâh, bir müddet sonra İbn Mukle’yi Mûnis el-Muzaffer ile iş birliği yapmakla suçlamaya başladı. Nihayet Mûnis’in Bağdat dışında bulunduğu bir sırada onu tevkif ettirerek evini yaktırdı (16 Cemâziyelevvel 318 / 16 Haziran 930); ardından da mallarına el koyup kendisini Fars’a sürdü (İbn Hallikân, V, 114). Döndüğünde durumu öğrenen Mûnis el-Muzaffer sert tepki gösterdi. Muktedir-Billâh bunun üzerine İbn Mukle’nin öldürülmesini emretti; ancak Ali b. Îsâ b. Cerrâh buna engel oldu. İbn Mukle bir yıl sürgünde kaldı, bu süre içerisinde başşehirde karışıklıklar yaşandı ve sık sık vezir değişikliği yapıldı. Sonunda Mûnis el-Muzaffer yine sarayı zaptetti ve bu defa Halife Muktedir-Billâh’ı öldürtüp yerine tekrar Kāhir-Billâh’ı geçirdi (320/932). Yeni halife İbn Mukle’yi Bağdat’a çağırarak vezir tayin etti (Mes‘ûdî, s. 376).

İbn Mukle vezâret makamına gelince (10 Zilhicce 320 / 12 Aralık 932) aleyhinde bulunan kişileri cezalandırmakla işe başladı ve halifenin de muvafakatini sağlayarak birçok ünlü ailenin mallarına el koydu. Ancak çok geçmeden halife ile arası açıldı. Devlet yönetimini tamamen kendi eline almak isteyen İbn Mukle Mûnis el-Muzaffer, Hâcib Yelbak ve oğlu Ali b. Yelbak ile iş birliği yaparak Kāhir-Billâh’ı tahttan indirip yerine Müktefî-Billâh’ın oğlu Ebû Ahmed’i çıkarmak için planlar yapmaya başladı. Fakat durumu haber alan Kāhir-Billâh, ülke çapında büyük bir nüfuz kazanan Muhammed b. Yâkūt’un da desteğiyle karşı harekete geçti ve Ebû Ahmed b. Müktefî-Billâh tevkif edilirken Hâcib Yelbak ve oğlu öldürüldü. Saklanıp kurtulan İbn Mukle ise Sâciyye ile Huceriyye’ye mensup gulâmların yardımını sağlayarak Kāhir-Billâh’ı tahtından indirmeye muvaffak oldu (6 Cemâziyelevvel 322 / 24 Nisan 934). Daha sonra Muktedir-Billâh’ın oğlu Ebü’l-Abbas Ahmed, Râzî-Billâh lakabıyla halife ilân edildi (İbn Miskeveyh, I, 286). Yeni halife, Ali b. Îsâ’nın kabul etmemesi üzerine kardeşi Abdurrahman b. Îsâ’yı vezir tayin etti. Bunu duyan İbn Mukle, Sâciyye gulâmlarının reisine giderek 500.000 dinar karşılığında aracı olmasını sağladı ve 9 Cemâziyelevvel 322’de (27 Nisan 934) yeniden vezirlik makamına oturmayı başardı (İbn Hallikân, V, 114).

İbn Mukle önce Kāhir-Billâh’ın hapsettiği kişileri serbest bıraktı. Fakat daha işin başında hâcib ve kāidü’l-ceyş olan Muhammed b. Yâkūt’un katı otoritesi ve ciddi muhalefetiyle karşılaştı. Onun otoritesi altında yaşamak istemeyen İbn Mukle kurtulmak için fırsat kollamaya başladı. Nihayet Halife Râzî-Billâh’ın kumandanlara hil‘at vermek amacıyla tertiplediği bir merasimde Muhammed b. Yâkūt’u, kardeşi Muzaffer b. Yâkūt ile birlikte yakalatıp sarayın zindanına attırdı (6 Cemâziyelevvel 323 / 13 Nisan 935); halife de Muhammed b. Yâkūt’un nüfuzundan rahatsız olduğu için buna rızâ gösterdi. Fakat Bağdat’ta karışıklıklar çıktı ve askerler İbn Mukle’nin evine saldırdılar. Bu sırada Ahvaz mültezimi Ebû Abdullah el-Berîdî devlete baş kaldırmak üzereydi. İbn Mukle onu isyandan vazgeçirmeyi başardı. Öte yandan Nâsırüddevle el-Hamdânî Musul’da halifeye karşı tavır almıştı. İbn Mukle halifenin emriyle, daha önce bütün divan işlerini yürütmekle görevlendirdiği oğlu Ebü’l-Hüseyin’i Bağdat’ta vekil bırakıp Nâsırüddevle üzerine yürüdü. Nâsırüddevle el-Hamdânî bunu haber alır almaz kaçtı. İbn Mukle onu Zevzân’a kadar takip ettiyse de yakalayamadı; Musul ve Diyârırebîa’ya bir vali tayin edip Bağdat’a döndü (15 Şevval 323 / 17 Eylül 935).

324’te (936) Bağdat’ta fiyatlar fahiş oranlarda artınca İbn Mukle tüccardan un alarak halka dağıttı. Bu sırada hapisten çıkarılan Muzaffer b. Yâkūt’un başkanlığındaki bir grup muhalif ondan intikam almak için çalışmaya başladı. Sâciyye ve Huceriyye gulâmlarının desteğiyle İbn Mukle yakalandı (16 Cemâziyelevvel 324 / 11 Nisan 936) ve durum halifeye bildirildi; halife de bu hareketi olumlu karşıladı. Vezirin ve oğlunun hapsedildiğini duyan halk evlerini yağmaladı. Bu sırada Emîrü’l-ümerâ İbn Râiḳ bütün devlet işlerine el koymuş, halife devletin idaresini âdeta ona bırakmıştı; hutbede onun da adı okunuyordu (a.g.e., V, 114). İbn Mukle, İbn Râiḳ’in müsadere ettiği malları geri almak için çaba sarfettiyse de başarılı olamadı. Bunun üzerine halifeye haber gönderip İbn Râiḳ’i tutuklayıp ve kendisini vezirlik makamına getirirse 3 milyon dinar ödeyeceğine dair taahhütte bulundu. Fakat 29 Ramazan 326 (30 Temmuz 938) gecesi halifeyle bizzat görüşmek için saraya gittiğinde yakalanarak zindana atıldı. İbn Râiḳ, halifeden onun kendi aleyhine yazılar yazdığı sağ elinin kesilmesini istedi ve kadıdan da fetva alınarak bu istek yerine getirildi. Ancak halife sonradan pişman olmuş ve doktoru Sâbit b. Sinân’a onu tedavi ettirmiştir (İbn Miskeveyh, I, 287-291, 322-329; İbn Hallikân, V, 115). İbn Mukle’nin üç halifeye vezirlik yaptığını, iki defa mushaf yazdığını ve pek çok hadis kaleme aldığını, buna karşılık hırsızlara revâ görülen bir cezaya çarptırıldığını ve hayatında en çok buna üzüldüğünü söylediği rivayet edilir (İbn Hallikân, V, 115). İbn Mukle, eli kesildikten sonra da halifeye hapisten üst üste mektuplar gönderip kendisini vezirliğe tayin etmesini istedi. Fakat Râzî-Billâh etrafındakilerin telkinleriyle dilini de kestirdi (İbnü’l-Cevzî, VI, 311; İbn Hallikân, V, 113-115). İbn Mukle, 10 Şevval 328’de (19 Temmuz 940) vefat etti. Cenazesi önce dârü’l-hilâfede toprağa verildiyse de daha sonra ailesinin isteği üzerine kendi evine, ardından da karısının isteğiyle onun Kasr-ı Ümmü Habîb’deki evine nakledildi (Sûlî, s. 142; İbnü’l-Cevzî, VI, 311).

İbn Mukle çeşitli ilim ve sanatlarda, özellikle belâgat, lugat, şiir ve edebiyatta devrinin önde gelen simalarından biriydi; bazı şiirleri çeşitli eserlerde yer alarak günümüze kadar intikal etmiştir (İbn Hallikân, V, 116-117). Onun asıl şöhreti ise hat sanatı alanındadır. Kardeşi Ebû Abdullah Hasan ile birlikte kâğıt ebadına, kalem kalınlığına ve yazıldığı mevkie göre adlandırılan mevzun hatlarda bir tasfiye ve tasnif yaparak aklâm-ı sittenin teşekkülünde en önemli rolü oynamıştır. İbn Mukle’nin tevkī‘ ve rikā‘, Ebû Abdullah’ın ise neshî yazıda uzmanlaştıkları bilinmektedir. Harflerin geometrisi İbn Mukle ve kardeşi vasıtasıyla tesbit edilerek harf bünyeleri daire esasına göre belli nisbetlere ve kurallara bağlandı. Onların ortaya koyduğu usul ve kurallar İbnü’l-Bevvâb’ın (ö. 413/1022) zuhuruna kadar bütün kâtip ve hattatlara örnek oldu. Üslûp sahibi üstatlar, İbn Mukle ve kardeşinin hat sanatına getirdikleri esaslardan hareketle kendi üslûplarını geliştirdiler. Yâkūt el-Hamevî, İbn Mukle’nin Seyfüddevle el-Hamdânî’ye elçi olarak gönderildiğini ve onun için birkaç cilt kitabı istinsah ettiğini (Muʿcemü’l-üdebâʾ, IX, 31-32), İbnü’n-Nedîm de iyi bir hattat olan babasının yazdığı bir mushafı gördüğünü (el-Fihrist, s. 12) söyler. Oğullarından Ebü’l-Hasan Ali de dönemin meşhur hattatları arasında yer alıyordu. Ancak bu aileden günümüze ulaşmış herhangi bir yazı örneği bulunmamaktadır. Müstakimzâde Tuhfe’de, İbn Mukle’den yazı meşkederek veya onun hattını örnek alarak meşhur olmuş hattatların isimlerini zikreder; bunların bazıları şunlardır: Ahmed b. Ebân b. Seyyid, Ahmed b. Ahmed, İsmâil b. Hammâd el-Cevherî, Ebû Saîd es-Sîrâfî, Halef b. Süleyman, Abdullah b. Muhammed b. Esed b. Ali b. Saîd, Ali b. Heytem, Kudâme b. Ca‘fer, Yahyâ b. Adî b. Hamîd. İbn Mukle ve İbnü’l-Bevvâb gibi hattatların yazı malzemeleri Fâtımîler döneminde Kahire’de kurulan Dârülhikme’de korunuyordu. Dırgām b. Âmir de İbn Mukle üslûbunda müveşşah örnekleri yazmıştır. İbn Mukle’ye nisbet edilen “Risâle fi’l-ḫaṭ ve’l-ḳalem” adlı bir çalışma Hilâl Nâcî tarafından İbn Muḳle ḫaṭṭâṭan ve edîben ve insânen adlı eserinin içinde yayımlanmıştır (Bağdat 1989).

BİBLİYOGRAFYA
Ebû Bekir es-Sûlî, Aḫbârü’r-Râżî-Billâh ve’l-Müttaḳī-Lillâh (nşr. J. Heyworth-Dunne), Beyrut 1403/1983, s. 5, 7, 31, 62, 81, 84, 90, 105, 142, 143, 242; Mes‘ûdî, et-Tenbîh, s. 376, 379, 388, 389; Arîb b. Sa‘d, Ṣılatü Târîḫi’ṭ-Ṭaberî (Taberî, Târîḫ [Ebü’l-Fazl], XI içinde), s. 99, 117, 130-133, 147, 154, 156; Ebû Ali et-Tenûhî, Nişvârü’l-muḥâḍara (nşr. Abbûd eş-Şâlcî), Beyrut 1391-93/1971-73, I-VII; ayrıca bk. İndeks; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 12; İbn Miskeveyh, Tecâribü’l-ümem, I, 184, 187, 193, 200, 203, 204, 243-247, 252, 258-259, 265, 268, 286-291, 293-294, 306, 309, 318-319, 321-329, 335-336, 387, 393; Seâlibî, S̱imârü’l-ḳulûb (nşr. M. Ebü’l-Fazl İbrâhim), Kahire 1985, s. 210-212; Hilâl b. Muhassin es-Sâbî, el-Vüzerâʾ (nşr. Hasan ez-Zeyn), Beyrut 1990, s. 6, 22, 27, 42, 46, 64, 71-72, 105, 128, 141, 186, 192, 211; Muhammed b. Abdülmelik el-Hemedânî, Tekmiletü Târîḫi’ṭ-Ṭaberî (Taberî, Târîḫ [Ebü’l-Fazl], XI içinde), s. 210, 228, 229, 240, 250, 258, 260, 261, 263, 268, 270, 274-275, 276-278, 303, 315; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, VI, 309-311; Yâkūt, Muʿcemü’l-üdebâʾ, IX, 28-34; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, VIII, 99, 140, 142, 183-186, 188, 201, 203, 206, 218-219, 245-246, 250-257, 277-279, 282-283, 287-288, 300, 303-306, 312-316, 345-347, 365; İbnü’t-Tıktakā, el-Faḫrî, s. 270-273; İbn Hallikân, Vefeyât, V, 113-118; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XV, 224-231; Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ, II, 454, 456, 457-459, 460-468, 475; III, 11, 13, 23-29, 30-33, 37-39, 47-48, 94, 145, 151, 472; XI, 306; XIV, 124, 132, 195, 239; İbnü’l-İmâd, Şeẕerât (Arnaût), IV, 144-145; Ahmed el-İskenderî – Mustafa İnânî, el-Vasîṭ fi’l-edebi’l-ʿArabî ve târîḫih, Kahire 1335/1916, s. 197-201; G. le Strange, Baghdad During the Abbasid Caliphate, Oxford 1924, s. 220; Muhittin Serin, Hat San’atımız: Tarihçesi, Malzeme ve Âletler-Meşkler, İstanbul 1982, s. 43-44; Muammer Ülker, Başlangıçtan Günümüze Türk Sanatı, Ankara 1987, s. 17; Ali Alparslan, “İbn Mukle’nin İslâm Yazısına Hizmeti”, Tarih Boyunca Paleografya ve Diplomatik Semineri: 30 Nisan - 2 Mayıs 1986 Bildiriler, İstanbul 1988, s. 11-13; Hilâl Nâcî, İbn Muḳle: ḫaṭṭâṭan ve edîben ve insânen, Bağdad 1989; H. A. Harley, “Ibn Muqla”, BSOAS, III (1923-25), s. 213-229; Nâfi‘ Tevfîk el-Abbûd, “el-Vezîr Ebû ʿAlî Muḥammed b. ʿAlî b. Muḳle”, el-Mevrid, XI/1, Bağdad 1982, s. 61-72; Abdüllatîf Hâşim, “el-Vezîrü’l-ḫaṭṭâṭ İbn Muḳle”, el-ʿArabî, sy. 298, Küveyt 1983, s. 92-103; Yasser Tabbaa, “The Transformation of Arabic Writing Part I, Qur’anic Calligraphy”, Ars Orientalis, XXI, Washington 1991, s. 121-130; K. V. Zetterstéen, “İbn Mukle”, İA, V/2, s. 775-776; a.mlf., “İbnülcerrâh”, a.e., V/2, s. 847-848; a.mlf., “İbnülfurât”, a.e., V/2, s. 854-855; D. Sourdel, “Ibn Muḳla”, EI2 (İng.), III, 886-887; Nihad M. Çetin, “Aklâm-ı Sitte”, DİA, II, 276-277; Hakkı Dursun Yıldız, “Beckem”, a.e., V, 298; Ali Refîî, “İbn Muḳle”, DMBİ, IV, 683-685.
Bu madde ilk olarak 1999 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 20. cildinde, 211-212 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.