MUKTEDİR-BİLLÂH

المقتدر بالله
MUKTEDİR-BİLLÂH
Müellif: ABDÜLKERİM ÖZAYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 26.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/muktedir-billah
ABDÜLKERİM ÖZAYDIN, "MUKTEDİR-BİLLÂH", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/muktedir-billah (26.08.2019).
Kopyalama metni
22 Ramazan 282’de (14 Kasım 895) doğdu. Halife Mu‘tazıd-Billâh’ın oğlu olup annesi Türk asıllı Seyyide Şağab Hatun’dur. Halife Müktefî-Billâh’ın hastalığı ağırlaşınca Vezir Abbas b. Hasan el-Cercerâî yerine kimin getirileceği konusunda divan kâtipleriyle istişare etti ve görüşmeler sonunda Müktefî-Billâh’ın kardeşi Ca‘fer, Muktedir-Billâh lakabıyla halife ilân edildi (13 Zilkade 295 / 14 Ağustos 908). Bunda Müktefî-Billâh’ın ölüm döşeğindeyken yerine Ca‘fer’i vasiyet etmesinin önemli rol oynadığı söylenebilir.

Halifenin yaşının küçüklüğünden istifade edip devleti tek başına yönetmeye başlayan Vezir Abbas, bir süre sonra Muktedir’in yerine Ebû Abdullah Muhammed b. Mu‘temid-Alellah’ı halife yapmaya karar verdi ve kendisiyle mektuplaşarak anlaşmaya vardı. Planını gerçekleştirebilmek için Sâmânî hükümdarının hâcibi Pars’ı (Bars) yardıma çağırdı. Ancak bu sırada Ebû Abdullah Muhammed ile Sâhibü’ş-şurta İbn Amraveyh arasında anlaşmazlık çıktı. Muhammed b. Mu‘temid öfkelenip felç geçirdi ve ertesi gün vefat etti. Böylece Muktedir’i hilâfetten uzaklaştırma çabalarının ilki sonuçsuz kaldıysa da Vezir Abbas’ın bu husustaki çalışmaları sona ermedi. Başta kendisi olmak üzere ileri gelen devlet adamları, kumandanlar, kadı ve kâtiplerin çoğu Abdullah b. Mu‘tez-Billâh’ı halife yapmak istiyordu. Bu konuda kendisiyle görüşüp onayını aldılar ve iktidar değişikliğini kan dökmeden gerçekleştirmeye karar verdiler. Ancak vezir, kısa bir süre sonra Muktedir’in hilâfette kalmasının kendi çıkarları açısından daha doğru olacağını düşünmeye başladı. Bunun üzerine kumandanlardan Hüseyin b. Hamdan b. Hamdûn, Bedr el-A‘cemî ve Vasîf b. Süvâr Tekin veziri öldürüp ertesi gün Muktedir-Billâh’ı hal‘ederek yerine İbnü’l-Mu‘tezz’i Murtazî-Billâh (Râzî-Billâh, Muntasıf-Billâh) lakabıyla halife ilân ettiler (21 Rebîülevvel 296 / 18 Aralık 908). Ebû Abdullah İbnü’l-Cerrâh da vezir oldu.

Her tarafa mektuplar yollayıp halife olduğunu bildiren İbnü’l-Mu‘tez, Muktedir-Billâh’a da haber göndererek yerini terketmesini istedi. Muktedir, hazırlıklarını tamamlayıp hilâfet merkezinden ayrılmak üzereyken yakın adamlarından bir kısmı karşı koymayı teklif etti. Cesaretlenen Muktedir taraftarlarını silâhlandırdı. Onların daha güçlü olduğunu gören İbnü’l-Mu‘tez veziri Muhammed b. Dâvûd b. Cerrâh ile birlikte Bağdat’tan ayrıldı. Bu olaylar sırasında Bağdat çapulcular tarafından yağmalandı. Bir süre sonra nüfuzlu kumandan Mûnis el-Muzaffer’in desteklediği Muktedir-Billâh tekrar halife ilân edildi. Muktedir, İbnü’l-Furât el-Âkūlî’yi vezir, Mûnis el-Muzaffer’i sâhibü’ş-şurta tayin edip Bağdat’ta düzeni sağlamaya çalıştı.

Muktedir-Billâh döneminde Deylem ve Taberistan Ali evlâdının faaliyetlerine sahne oldu. Zeydîler’den Hasan el-Utrûş bölgede hükümdarlığını ilân edip halktan biat aldı (Cemâziyelâhir 301 / Ocak 914). Ünlü mutasavvıf Hallâc-ı Mansûr 309 (922) yılında Vezir Hâmid b. Abbas’ın ısrarıyla yargılanıp idam edildi.

Bahreyn Karmatîleri’nin reisi Ebû Tâhir el-Cennâbî 311’de (923) Basra’yı istilâ ederek birçok kişiyi öldürdü. Ertesi yıl Mekke’den dönmekte olan bir hac kafilesini yağmalayıp kılıçtan geçirdi. Bağdat’ta Vezir İbnü’l-Furât’ın Karmatîler’le iş birliği yaptığına dair söylentilerin çıkması halkı ayaklandırdı. Bu sırada Ebû Tâhir el-Cennâbî, Halife Muktedir’e haber gönderip Basra ve Ahvaz’ın kendisine verilmesini istedi, isteği reddedilince hacı adaylarının yolunu kesti. Bu yüzden 313 (925) yılında hacca gidilmedi. 315’te (927) Karmatîler Kûfe üzerine yürüyünce halife Yûsuf b. Ebü’s-Sâc’dan yardım istedi. Yûsuf’un Karmatîler karşısında mağlûp olup öldürülmesi Bağdat’ta endişeleri arttırdı. Mûnis’in Büleyk kumandasında gönderdiği kuvvetler de yenilince halk Bağdat’ı terkederek Horasan’a gitmek üzere seferber oldu. 316 (928) yılında Rahbe’yi alıp Karkīsiyâ ve Rakka’ya yürüyen Karmatîler 8 Zilhicce 317’de (12 Ocak 930) Kâbe’ye baskın düzenleyip binlerce hacıyı katlettiler ve Hacerülesved’i yerinden söküp Hecer’e götürdüler. Hacerülesved 339 (950-51) yılına kadar Karmatîler’in elinde kaldı. Ebû Tâhir el-Cennâbî 318’de (930) Uman’ı ele geçirdi.

317 (929) yılında Bağdat’ta Muktedir-Billâh’ı hilâfetten uzaklaştırmak için isyan başlatıldı; sonuçta yerine kardeşi Muhammed b. Mu‘tazıd-Billâh, Kāhir-Billâh lakabıyla halife ilân edildi (15 Muharrem 317 / 28 Şubat 929). Ancak âsiler, Kāhir-Billâh’ın askerlerin isteğini karşılayamayacağını anlayıp iki gün sonra Muktedir-Billâh’ı tekrar hilâfete getirdiler.

Bizans İmparatorluğu ile mücadele Muktedir-Billâh devrinde de sürdürüldü. Bizans kuvvetleri 298’de (911) Lazkiye’yi işgal ederek çok sayıda müslümanı esir aldı. 305’te (917-18) Bizanslılar barış talebinde bulundu. İki yıl sonra taraflar arasında barış imzalandıysa da bu durum uzun sürmedi. Bizans ordusu 314’te (926) Malatya’yı yağmaladı. Ertesi yıl İrmîniye’deki bazı İslâm şehirleri işgal edildi (315/927). Aynı yıl Tarsus Valisi Sümel kumandasındaki Abbâsî orduları Bizans topraklarına saldırdı. Yapılan savaşta galip gelen Bizanslılar esir aldıkları 400 müslümanı katlettiler. Ardından Debîl şehrine saldırıp müslümanlarla savaşa tutuştular. Bu savaşta müslümanlar Bizanslılar’ı yenerek çok sayıda esir aldılar.

Sümel, Tarsus’a dönerken Bizans ordusuyla bir defa daha savaşa girdi ve onları bozguna uğratıp sayısız ganimet ele geçirdi. 316’da (928) Kuzey Mezopotamya’yı istilâ eden Bizanslılar ertesi yıldan itibaren zaptettikleri şehirlerden çekilmek zorunda kaldılar. Sümel 319 Rebîülevvelinde (Nisan 931) Bizans topraklarına saldırdı. Yapılan savaşta 600 Rum öldürüldü ve 3000 esir alındı. Daha sonra büyük bir orduyla Bizans üzerine tekrar sefere çıkan Sümel Ammûriye’yi (Amorion) ele geçirdi ve ileri harekâtına devam ederek Ankara’ya kadar ulaştı. Çok sayıda esir ve bol miktarda ganimetle Tarsus’a döndü (30 Ramazan 319 / 16 Ekim 931). Rumlar, onun ardından Ermeniler’in kışkırtmasıyla Ahlat ve civarına saldırıp birçok müslümanı öldürdüler. Bunu haber alan Yûsuf b. Ebü’s-Sâc’ın gulâmı Müflih karşı saldırıya geçti. Gönüllü mücahidlerin de katıldığı bu sefer sonunda İrmîniye topraklarından bol ganimetler elde edildi. Aynı yıl Samsat’a (Sümeysât) saldıran Rumlar, Musul Valisi Saîd b. Hamdân’ın yardım için harekete geçmesi üzerine geri çekildiler. Saîd orada bir kumandanı vekil bırakıp Bizans topraklarına akın düzenledi ve büyük bir zafer kazandı.

Bu dönemde Halife Muktedir ile kendisini görevinden uzaklaştırmak istediği söylenen Mûnis el-Muzaffer arasındaki ilişkiler bozuldu. Bir çözüm bulunamayınca Mûnis halifeye kızıp Bağdat’ı terkederek Musul’a gitti. 3 Safer 320’de (14 Şubat 932) Musul’u ele geçirip Hamdânîler’in hazinelerine ve topraklarına el koydu. Ardından Bağdat üzerine yürüdü. Halifeye bağlı kuvvetlerle Mûnis’in ordusu Şemmâsiye’de karşı karşıya geldi. Daha savaşın başında halifenin birlikleri bozguna uğrayıp dağıldı. Muktedir-Billâh Mağribli ve Berberî askerler tarafından öldürüldü (27 Şevval 320 / 31 Ekim 932). Yerine kardeşi Kāhir-Billâh geçti.

Büveyhîler’in Bağdat’ı istilâsına kadar en uzun süre halifelik yapan Muktedir-Billâh sık sık vezir değiştirmesiyle tanınır. Onun devrinde hazinenin gelir kaynakları azalmış, Sevâd’dan yılda 100 milyon dirhem vergi alınırken 306’da (918-19) bu miktar 31 milyon dirheme kadar düşmüş, bu arada sarayın masrafları da artmıştır. Sarayında 11.000 Rum ve Sudanlı hizmetçinin olduğu ve onun döneminde haremin nüfuzunun arttığı rivayet edilir. Vezir İbnü’l-Cerrâh Ali b. Îsâ sarayın masraflarını kısmaya çalıştıysa da başarılı olamamıştır. Fâtımîler ve Hamdânîler bu devirde bağımsız birer devlet olmuştur.

Muktedir-Billâh’ın çeşitli faaliyetleri arasında Bağdat’ta kendi adıyla anılan bir bîmâristan (Bîmâristânü’l-Muktedirî) yaptırması, Diyarbekir surlarını yeniden inşa ettirmesi, bazı yüksek memur ve kumandanlara verilen iktâlar için Dîvânü iktâi’l-vüzerâ’yı kurması ve İdil-Bulgar Hanlığı’na aralarında meşhur seyyah İbn Fadlân’ın bulunduğu bir heyet göndermesi de yer almaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), bk. İndeks; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), IV, 292-311; Arîb b. Sa‘d, Ṣılatü Târîḫi’ṭ-Ṭaberî (Taberî, Târîḫ [Ebü’l-Fazl], XI içinde), s. 27-156; İbn Miskeveyh, Tecâribü’l-ümem, I, 2-241; Hilâl b. Muhassin es-Sâbî, Rüsûmü dâri’l-ḫilâfe (nşr. Mîhâîl Avvâd), Beyrut 1406/1986, s. 7-13, 17, 20, 25, 27-28, 38, 47, 49, 61, 67-68, 71, 76, 77, 94, 130-131; a.mlf., el-Vüzerâʾ (nşr. Hasan ez-Zeyn), Beyrut 1990, bk. İndeks; Muhammed b. Abdülmelik el-Hemedânî, Tekmiletü Târîḫi’ṭ-Ṭaberî (Taberî, Târîḫ [Ebü’l-Fazl], XI içinde), s. 191-273; İbnü’l-İmrânî, el-İnbâʾ fî târîḫi’l-ḫulefâʾ (nşr. Kāsım es-Sâmerrâî), Leiden 1973, s. 153-160; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, VII, 474, 514; VIII, 8, 248, 257, 290, 291, 326, 491; İbnü’t-Tıktakā, el-Faḫrî (nşr. Muhammed İvaz İbrâhim Bek – Ali el-Cârim Bek), Mısır, ts. (Dârü’l-maârif), s. 232-247; Kütübî, Fevâtü’l-Vefeyât, I, 284-285; Hudarî, Muḥâḍarât: ʿAbbâsiyye, s. 335-339; G. le Strange, Baghdad during the Abbasid Caliphate, Oxford 1924, s. 115, 120, 154, 195, 206, 231, 255-257; a.mlf., The Lands of the Eastern Caliphate, Cambridge 1966, s. 241-242; D. Sourdel, Le vizirat ʿAbbāside de 749 à 936, Damas 1960, II, 387-469; H. Kennedy, The Prophet and the Age of the Caliphates, London 1986, s. 185, 187-195, 229; Zekeriya Kitapçı, Abbasi Hilafetinde Örnek Bir Türk Anası: Şağab Hatun, İstanbul 1991; Hâmid Guneym Saîd, “ed-Devletü’l-ʿAbbâsiyye ve merâkizü’l-ḳuvâ fî ʿahdi’l-Muḳtedir-Billâh 295-320”, Mecelletü Külliyyeti’l-ʿulûmi’l-ictimâʿiyye, III, Riyad 1979, s. 101-135; K. V. Zetterstéen – [C. E. Bosworth], “al-Muḳtadir”, EI2 (İng.), VII, 541-542.
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 31. cildinde, 144-145 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.