İBN RÂİḲ

ابن رائق
Müellif:
İBN RÂİḲ
Müellif: AHMET AĞIRAKÇA
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1999
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 14.08.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-raik
AHMET AĞIRAKÇA, "İBN RÂİḲ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-raik (14.08.2020).
Kopyalama metni
Hazar Türkleri’nden olup babası Abbâsî kumandanlarındandı. Kendisi Halife Muktedir-Billâh tarafından 317 (929) yılında kardeşi İbrâhim ile birlikte Bağdat şurta teşkilâtının başına getirildi. İki kardeş bir yıl sonra görevden alındıysa da ertesi yıl iade edildi. Muktedir-Billâh’ın öldürülmesinden (320/932) sonra birçokları gibi onlar da Bağdat’tan ayrıldılar ve önce Medâin’e, ardından Vâsıt’a gittiler. Râzî-Billâh halife olunca İbn Râiḳ’i hâcib yapmak istedi; ancak daha sonra bundan vazgeçti ve onu Basra ile birlikte Vâsıt valiliğine getirdi (322/934). Burada gittikçe güçlenen ve emrindeki Türk askerleriyle isyan ederek Ziyârî Emîri Merdâvic b. Ziyâr’ı öldüren (323/935) ve yanına gelen Beckem’den de destek alan İbn Râiḳ Bağdat’a yükümlü olduğu yıllık vergiyi göndermedi. Devlet erkânı arasındaki nüfuz mücadeleleri karşısında zor durumda kalan Râzî-Billâh, bir süre sonra onu Bağdat’a davet ederek geniş yetkilerle donattı ve kendisine emîrü’l-ümerâ unvanını verdi (Zilhicce 324 / Kasım 936). Başkumandanlık, Dîvânü’l-harâc, Dîvânü’d-dıyâ‘, Dîvânü’l-meâvin’in reisliği ve berîd teşkilâtının yönetimi yanında valilerin ve yüksek dereceli memurların, hatta vezirin tayini dahi onun yetki sınırları içine girdi. Devletin idarî, askerî ve malî işlerinde halifeye danışmadan karar alma ve uygulama yetkisine sahip olan İbn Râiḳ’in protokoldeki yeri halifeden sonra geliyordu. Hutbelerde kendi adından sonra onun adının okunması bizzat halife tarafından bütün eyalet valilerine bildirilmişti. Böylece yönetim tamamen İbn Râiḳ’in eline geçti ve halifenin ciddi bir fonksiyonu kalmadı. Daha önce de halifelerle kumandanlar arasındaki nüfuz mücadeleleri sonucu geniş yetkiler elde eden veya emîrü’l-ümerâ unvanını kullanan bazı kumandanlar bulunmakla birlikte kendisine resmen bu unvan verilen ve bu derece geniş salâhiyetlerle donatılan ilk kişi İbn Râiḳ olmuştur.

İbn Râiḳ 325 (937) yılında Halife Râzî-Billâh’ı, Ahvaz Valisi Ebû Abdullah el-Berîdî ile savaşa teşvik etti. Ebû Abdullah halife ile yaptığı anlaşmada vaad ettiği yıllık 360.000 dinar vergiyi Bağdat’a göndermediği gibi İbn Râiḳ’ten ayrılıp kendisine katılan Huceriyye grubuna mensup askerleri yanında tutmakta ısrar edince İbn Râiḳ kumandan Beckem’i Ahvaz üzerine gönderdi. Ebû Abdullah Basra’ya, daha sonra da Fars’a Büveyhî Meliki İmâdüddevle’nin yanına kaçarak onu Irak’ı ele geçirmesi için kışkırtmaya başladı. Bu sırada Beckem’in Vâsıt’a yerleşerek bütün Irak’ı istilâ etmesinden endişelenen İbn Râiḳ, Ebû Abdullah’a Beckem’i yendiği takdirde yıllık 600.000 dinar vergi karşılığında Vâsıt’a hâkim olabileceğini bildirdi. Ancak bunu haber alan Beckem, Ebû Abdullah’la mücadeleye girdi ve üstün gelmeyi başardı. Arkasından da İbn Râiḳ’in makamını ele geçirmek amacıyla, mallarına el koyduğu için onunla arası açılan eski vezir İbn Mukle’nin de desteğini sağlayarak Halife Râzî-Billâh’ı kendi lehine çevirdi. Bunun üzerine İbn Mukle’nin sağ elini kestiren İbn Râiḳ Zilkade 326’da (Eylül 938) Bağdat’a gelen Beckem’le çatışmaya girdi; fakat mağlûp olarak kaçtı. Bu gelişmeler üzerine Râzî-Billâh Beckem’i emîrü’l-ümerâlığa getirdi. Fakat 327 yılı başlarında (Kasım 938), Beckem’in halife ile birlikte Hamdânîler’in Musul emîri Nâsırüddevle Hasan üzerine gitmesini fırsat bilen İbn Râiḳ Bağdat’ı tekrar ele geçirdi. Bu durum Beckem’i ve halifeyi telâşlandırınca da onlara mektup yazıp özür dileyerek kendileriyle barış yapmak istediğini bildirdi. Halife ile Beckem bu isteği olumlu karşıladılar ve mektubuna Tarîkulfurât, Diyârımudar, Kınnesrîn ve Avâsım valiliği teklifiyle cevap verdiler; İbn Râiḳ de bu teklifi kabul ederek Bağdat’tan ayrıldı (327/939).

Ertesi yıl Suriye’ye giren İbn Râiḳ, Humus, Dımaşk ve Remle’yi ele geçirdi; daha sonra da Mısır’ı almayı planlayarak Arîş’e hareket etti. Ancak Muhammed b. Tuğç el-İhşîdî ile yaptığı savaşta başlangıçta galip gelmesine rağmen yenildi ve sadece yetmiş adamı ile Dımaşk’a dönmek zorunda kaldı. Bir müddet sonra Lücûn denilen yerde 4 Zilhicce 328’de (10 Eylül 940) Muhammed b. Tuğç’un kardeşi Nasr b. Tuğç’u mağlûp etti; öldürülenler arasında Nasr da vardı. Arkasından Nasr b. Tuğç’un savaşta ölümünden üzüntü duyduğunu Muhammed b. Tuğç’a bildirerek özür diledi ve oğlu Müzâhim’i rehin olarak gönderdi. Muhammed b. Tuğç Müzâhim’i iyi karşıladı ve ona hil‘at giydirdi. Bu gelişmeler üzerine İbn Râiḳ ile İhşîdîler arasında Remle sınır kabul edilerek bir antlaşma yapıldı ve hâkimiyet bölgeleri belirlendi. Buna göre Remle dahil olmak üzere Mısır İhşîdoğulları’nda kalıyor, Suriye de İbn Râiḳ’e bırakılıyordu; ayrıca her yıl ona 140.000 dinar ödenecekti. Bu arada Beckem avlanırken bir eşkıya grubu tarafından öldürülünce emrindeki Türkler İbn Râiḳ’in yanına gelerek onu Irak üzerine yürümeye teşvik ettiler. İbn Râiḳ, Irak’a gitmeye hazırlandığı sırada Halife Müttakī-Lillâh’tan kendisini Bağdat’a davet eden bir mektup aldı ve bu davete uyarak 20 Ramazan 329’da (18 Haziran 941) yola çıktı; Emîrü’l-ümerâ Kür Tegin ed-Deylemî’nin yolunu kesmesine rağmen onu mağlûp edip şehre girdi. Halife Müttakī-Lillâh tarafından kendisine hil‘at giydirildi ve 26 Zilhicce 329 (21 Eylül 941) tarihinde yeniden emîrü’l-ümerâ tayin edildi. Ancak kısa bir müddet sonra tekrar Ebû Abdullah el-Berîdî ile mücadele etmek zorunda kaldı ve Ebû Abdullah’ın birlikleri Bağdat’ı basıp yağmaladılar (Cemâziyelâhir 330 / Mart 942). Bunun üzerine İbn Râiḳ’le birlikte şehirden kaçan Halife Müttakī-Lillâh, Hamdân oğlu Nâsırüddevle’den yardım istedi; o da kardeşi Seyfüddevle’yi gönderdi. Müttakī-Lillâh’ı Tikrît’te karşılayan Seyfüddevle ona büyük saygı gösterdi ve beraberinde Musul’a götürdü. Nâsırüddevle onlara gerekli yardımı yapmakla birlikte İbn Râiḳ’e güvenmiyordu; bir müddet sonra hazırlattığı bir komployla onu öldürttü (21 Receb 330/11 Nisan 942).

BİBLİYOGRAFYA
Ebû Bekir es-Sûlî, Aḫbârü’r-Râżî-Billâh ve’l-Müttaḳī-Lillâh (nşr. J. Heyworth-Dunne), Beyrut 1403/1983, s. 41, 62, 76, 85-90, 99, 101, 106, 119, 121, 143, 213, 219, 223-224, 226; Arîb b. Sa‘d, Ṣılatü Târîḫi’ṭ-Ṭaberî (Taberî, Târîḫ [Ebü’l-Fazl], IX içinde), s. 55, 125, 128, 136, 138, 142; İbn Zûlâk, Sîretü Muḥammed b. Tuġc el-İhşîd (nşr. İhsan Abbas, Şeẕerât min kütübin mefḳūde fi’t-târîḫ içinde), Beyrut 1988, s. 252-259, 262, 264, 268, 269, 272; İbn Miskeveyh, Tecâribü’l-ümem, I, 202, 237, 332, 335, 351-352, 356-360, 365, 367, 374, 378-379, 386, 393, 405, 408; II, 19-20, 22-23, 25, 28; İbn Asâkir, Târîḫu Dımaşḳ, XV, 324; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, VIII, 92, 213, 225, 243, 283-284, 303, 322-323, 329, 333-337, 343-344, 346-348, 353-354, 363-364, 375-377, 380-383; İbnü’t-Tıktakā, el-Faḫrî, s. 282; İbn Hallikân, Vefeyât, V, 114-115, 118; Safedî, el-Vâfî, III, 69; İbn Kesîr, el-Bidâye, XI, 184, 187, 188, 189, 192, 199, 201-202; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire, Kahire 1932, III, 258, 260, 262, 263, 266, 272, 275; İbnü’l-İmâd, Şeẕerât (Arnaût), IV, 167-168; E. Tyan, Institutions du droit public musulman, Paris 1954, I, 531-537; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), VI, 123; M. Defrémery, “Mémoire sur les émirs al-oméra”, Mémoires présentés par divers savants à l’Académie des Inscriptions et Belles Lettres, II, Paris 1852, s. 105-196; Hakkı Dursun Yıldız, “Abbâsîlerde Emîrülümeralığın Ortaya Çıkışı”, TED, sy. 10-11 (1981) s. 97-108; a.mlf., “Beckem”, DİA, V, 287; a.mlf., “Emîrü’l-ümerâ”, a.e., XI, 158-159; D. Sourdel, “Ibn Rāʾiḳ”, EI2 (İng.), III, 902; K. V. Zetterstéen, “İbn Râ’ik”, İA, V/2, s. 777-778.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1999 yılında İstanbul'da basılan 20. cildinde, 242 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER