İMÂLE

إماله
İMÂLE
Müellif: ORHAN ŞAİK GÖKYAY
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2000
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 09.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/imale--aruz
ORHAN ŞAİK GÖKYAY, "İMÂLE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/imale--aruz (09.12.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “meylettirme, bir tarafa eğme, çekme” anlamına gelen imâle, aruz hatalarından biri olup “tabii olarak uzatılmaması gereken kısa heceleri vezne uydurmak için uzun hece halinde okumak” demektir.

Arap ve İran şiirinde de rastlanmakla beraber imâle daha ziyade Türk şiirinde kullanılmıştır. Bunun sebebi Türkçe ses yapısında uzun hecenin bulunmamasıdır. İmâle için “kısa hecenin uzun hece yerine geçirilmesi” anlamında istihlâf terimi de kullanılmış ve bazı edebiyat kitaplarında konu bu ad altında ele alınmıştır. Muallim Nâci istihlâfı, “imlâ harflerinin (hareke = kısa sesli) med harfleri (uzun sesli) yerine konulması” diye tanımlarken imâleyi “harekenin tabii olmayan bir biçimde uzatılması” şeklinde açıklamaktadır (Lugat-ı Nâci, s. 120). Ona göre, “Âh ey zâlim dilinde hiss-i şefkat yok mudur” mısraındaki ‘âh’ imâlesi yerinde bir imâledir. İmâleyi medîde (mergūbe) ve makbûha (doğrusu kabîha) olmak üzere iki kısma ayıran Ali Ekrem mergūb imâleyi, “Bir manzumede Farsça ve Arapça kelimelerin uzun hecelerini mâruf dereceden fazla uzatmaktır” diye tanımlamakta, kabîh imâleyi de, “Türkçe kelimelerin kısa olan son harekelerini uzun okumaktır” şeklinde açıklamaktadır. Bu tür imâleler hakkında “imâle-i maksûre, illet” ve özellikle “istihlâf” terimleri de kullanılır. Bu ise “imlâ harflerini med harfleri gibi kullanmak ve onlar kadar uzatmak” demektir. Yani “a, i, u” seslilerini “â, î, û” gibi uzun söylemektir (Tâhirülmevlevî, s. 62, 73-74). Buna karşılık kelime sonundaki sâkin “nûn” harfinin uzatılmamasına “azl” denir. Ziyâ Paşa’nın Harâbât mukaddimesinde, “Med verdi kimi elifle nûna / Verdi hareke kimi sükûna” beytinde belirttiği gibi kelime sonundaki “nûn” harekeli yahut harekeli hükmünde ise üst tarafındaki harekede azl yapılamaz. “Nûn”un harekeli hükmünde olması, kendisinden sonra sesli harfle başlayan kelime dolayısıyla vasıl yapılması demektir. Fuzûlî’nin, “Perîşan-hâlin oldum sormadın hâl-i perîşânım / Gamından derde düştüm kılmadın tedbîr-i dermânım” beytinde birinci “perîşan” kelimesinde olduğu gibi üzerinde azl yapılarak kısa söylenen bu tür harflere “hurûf-ı ma‘zûle” denir. Eskiden beri imâlenin, bir sessiz harfle biten Farsça kelimelerle uzun hecelerin birincisi uzun, ikincisi kısa (– ) olmak üzere iki hece kıymetinde uzatılarak okunması şeklinde anlatılan med ile karıştırıldığı ve bugün artık imâleden her ikisinin de anlaşıldığı görülmektedir. Buna karşılık son dönemlerde konuyla ilgili eserlerin bir kısmında imâle ile med ayrı ayrı gösterilmektedir. Bunlardan bazılarında tamamıyla müellifine ait şahsî imâle tasnifleri de yer almaktadır. Özellikle divan şiirinde Arapça ve Farsça asıllı kelimelerin birçok hecesinde tabii olarak görülen makbul imâle şekillerinden başka asıl itibariyle kısa heceli olan Türkçe kelimelerin türlü hecelerinde vezin zaruretiyle sunî olarak yapılmış imâle örnekleri bulmak mümkündür. Yalnız Farsça ve Arapça kelimelere benzetilerek imâleye müsait görülen “var, dağ, yar” gibi hecelerde değil “er” gibi imâleye elverişli olmayanlarda bile imâle yapılmıştır: “Hakk’a karşı duralım êr kişi niyyetine” mısraında olduğu gibi. Farsça izâfet terkiplerinin kesrelerinde ve atıf “vâv”larında imâle câizdir. Bu tür imâleye şairlerin manzumelerinde sıkça rastlanmaktadır. Aruz veznini kullanan bazı son devir şairleri de (meselâ Ahmed Hâşim) imâleden uzak duramamışlardır.

BİBLİYOGRAFYA
Muallim Nâci, Lugat-ı Nâci, İstanbul 1318, s. 120; a.mlf., Muallim, İstanbul 1303, tür.yer.; a.mlf., Istılâhât-ı Edebiyye, İstanbul 1307, s. 114-118; Kāmûs-ı Türkî, s. 162; Mehmed Salâhî, Kāmûs-ı Osmânî, İstanbul 1313, I, 448; Tâhirülmevlevî, Edebiyat Lügatı (nşr. Kemal Edib Kürkçüoğlu), İstanbul 1973, s. 62, 73-74; Recaizâde Mahmud Ekrem, Ta‘lîm-i Edebiyyât, İstanbul 1299, s. 74; Köprülüzâde Mehmed Fuad – Şehâbeddin Süleyman, Ma‘lûmât-ı Edebiyye, İstanbul 1330, I, 86, 220; Çankırılı Ahmet Talat, Türk Şiirlerinin Vezni, İstanbul 1933, s. 32-33; İsmail Habip [Sevük], Edebiyat Bilgileri, İstanbul 1942, s. 67-79; Mustafa Nihat Özön, Edebiyat ve Tenkid Sözlüğü, İstanbul 1954, s. 136; Hikmet İlaydın, Türk Edebiyatında Nazım, İstanbul 1958, s. 58-61; İskender Pala, Ansiklopedik Dîvân Şiiri Sözlüğü, Ankara 1989, I, 493; Faruk K. Timurtaş, Tarih İçinde Türk Edebiyatı, İstanbul 1990, s. 45-47; Hasan Kolcu, Türk Edebiyatında Hece-Aruz Tartışmaları, Ankara 1993, tür.yer.; “İmâle”, TA, XX, 104; Orhan Şaik Gökyay, “İmâle”, İA, V/2, s. 980; “İmâle”, TDEA, IV, 375-376.
Bu madde ilk olarak 2000 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 22. cildinde, 177-178 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.