İNEBAHTI - TDV İslâm Ansiklopedisi

İNEBAHTI

Müellif:
İNEBAHTI
Müellif: MACHIEL KIEL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2000
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 29.09.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/inebahti
MACHIEL KIEL, "İNEBAHTI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/inebahti (29.09.2020).
Kopyalama metni
Epakto, Lepanto adlarıyla da anılan kasaba Korint körfezi girişinde, Mora yarımadasındaki Patras (Balyabadra) şehrinin karşısında Yunan ana karası kıyısında yer almakta olup bugün 8000 nüfuslu küçük bir yerleşim yeri durumundadır. Ekonomik ve kültürel bakımdan körfezin en dar yerinde feribotla bağlantı kurulan Patras şehrinin gölgesinde kalmıştır. Bu nokta, vaktiyle Rumeli ve Mora Kesteli denilen iki Osmanlı kalesiyle koruma altına alınmıştı. 1829’da Yunan idaresine geçtiğinde adı antik dönemdeki Navpaktos’a çevrilmiş olan kasabanın etrafındaki Osmanlı ve Venedik surları bugüne ulaşmıştır. Uzun tarihi boyunca önemli bir kale, liman ve antik adının etimolojisinin dayandığı tersanesiyle ön plana çıkmıştır. Osmanlı hâkimiyeti zamanında donanmanın önemli bir üssü, küçük bir sancak merkezi ve mütevazi bir İslâmî hayatın hâkim olduğu yerleşme yeri durumunda bulunmaktaydı.

Navpaktos, milâttan önce VII. yüzyılda Lokris halkının bir tersanesi olarak kuruldu. Milâttan önce 183’te Roma İmparatorluğu’nun topraklarına katıldı. Daha sonra Bizans hâkimiyeti altına girdi. 431’den beri burası bir piskoposluk merkezi olarak tanındı. 900 yılı civarında, daha güneyde bulunan ve harabe haline gelen büyük Nikopolis şehrinin yerini alarak Bizans’ın Nikopolis “tema”sının merkezi oldu. 1204’ten sonra Bizans İmparatorluğu’nun Haçlılar tarafından parçalanmasının ardından Epirus Despotluğu toprakları içinde kaldı ve adı da Epakto olarak değiştirildi. 1294’te kısa bir süre Anjou Frenk Prensliği’nin eline geçtiyse de 1407’de Venedikliler tarafından alınmaya kadar Arnavut Shpata Prensliği’nin hâkimiyeti altında kaldı. Bu devrede Türk denizcilerinin akınlarından etkilendi. 1334-1348 yılları arasında Aydınoğlu Umur Bey, gemilerini Atina körfezine sokup Isthmus (Germe) berzahını aşarak Korint körfezine girdi ve burayı kuşattı. Çok kısa bir süre Umur Bey’in kontrolü altında kaldığı tahmin edilen kasabaya 1499 yılına kadar hemen hemen bir asır boyunca Venedikliler hâkim oldu. Venedik idaresi zamanında kasaba surlarla tahkim edildi. Tepede bir kale, buradan aşağıya bayır boyunca surlar (Ortahisar) yapıldığı gibi liman kısmı da duvarlarla (Aşağıhisar) çevrildi.

Osmanlı-Venedik savaşları sırasında Osmanlılar 1463 ve 1477’de kasabaya saldırdılarsa da başarılı olamadılar. Büyük bir hazırlıktan sonra II. Bayezid’in emriyle Rumeli Beylerbeyi Mustafa Paşa kumandasındaki kuvvetler 1499 yazında burayı kuşatma altına aldı. Bizzat padişah da yakın bir yerde otağ kurmuştu. İnebahtı açıklarında Venedik donanmasıyla çarpışan Osmanlı donanması ise denizden kuşatma kuvvetlerine yardımcı oldu. Bu büyük kuvvetlere karşı koyamayacaklarını anlayan kaledeki Venedikliler 26 Ağustos’ta kasabayı Osmanlılar’a teslim ettiler. Osmanlı kaynaklarında buraya bir kadı ve sancak beyi tayin edildiği, mimar Murad’a kalenin tamiri işi verildiği, surların sağlamlaştırıldığı belirtilmektedir. İnebahtı’nın fethi iki küçük gazavatnâmeye de konu olmuştur. Ayrıca Matrakçı Nasuh’un, kalenin 1530’daki durumunu aksettirdiği anlaşılan değerli bir minyatürünün de yer aldığı Târîh-i Sultân Bâyezid adlı eserde şehir tasvir edilmektedir. Marino Sanutos’un Diarii’sinde bulunan bir Venedik kaydında da kasabanın etraflı tasviri yapılmaktadır.

II. Bayezid’in emri uyarınca yabancı gemilerin geçişini önlemek ve burayı kontrol altına almak üzere körfezin girişine karşılıklı iki kule yapıldı ve bunlar Mustafa Paşa ile Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa’nın nezâretinde çok kısa bir süre içinde tamamlandı. Rûhî Çelebi, bunların mimarının da Murad olduğunu ve kuleleri görenlerin çok takdir ettiklerini yazar (Tevârîh-i Âl-i Osmân, vr. 177b). Gerek tahrir defterlerindeki kayıtlardan gerekse Evliya Çelebi’nin yazdıklarından II. Bayezid’in şehirdeki iki eski kiliseyi camiye çevirttiği anlaşılmaktadır. Bunlardan biri, limanın girişinde deniz kıyısında surlar içinde olup Câmi-i Kebîr veya Fethiye Camii olarak adlandırılmaktaydı. İkincisi şehre nâzır tepe üzerindeki hisarda bulunuyordu ve daha küçüktü. Câmi-i Kebîr’in yanında bir de hamam mevcuttu. Her iki cami, 1499’dan sonra müslüman sivil nüfusun bulunmadığı ilk otuz sene boyunca kaledeki askerî garnizonun ibadet mahalli olarak hizmet verdi. XVI. yüzyıl başlarında burayı tarif eden ve haritasını veren, aynı zamanda kuşatmada da bulunan Pîrî Reis İnebahtı’nın büyük bir kale olduğunu, tepede iç kalenin (ahmedek) yer aldığını, kale surlarının aşağıya kadar uzandığını ve önünde yer alan küçük limanın da surlarla çevrili bulunduğunu, buradan 5 mil kadar güneyde II. Bayezid’in körfezin ağzına iki kale yaptırdığını, Aydınoğlu Gazi Umur Bey’in Atina körfezinden gemilerini karadan bu sulara aşırıp kale civarındaki bazı yerleri fethettiğini yazar (Kitâb-ı Bahriye, II, 675-680).

İnebahtı’nın nüfusu ve fizikî durumu hakkında bilgi veren ve bugüne ulaşan en eski kayıtlar Tırhala livâsına ait tahrir defterinde bulunmaktadır. 1528 tarihli bu deftere göre İnebahtı, Tırhala sancağına bağlı olup 621 hâne nüfusa sahipti, bu da tahminen 2600-2800 dolayında bir nüfusa işaret ediyordu. 509 hâne olan hıristiyan nüfus kendi kiliselerinin adlarını taşıyan mahallelerde yaşıyordu. Seksen dört hâne yahudi İspanya’dan gelip buraya yerleşmişti, ayrıca yirmi sekiz hâne de Çingene bulunuyordu. 1540 ile 1570 yılları arasında Tırhala livâsının en geniş kısmını oluşturan güney ve güneydoğu parçaları buradan ayrıldı ve İnebahtı adıyla müstakil bir sancak kuruldu. Bu sancağın merkezi olan İnebahtı, 1569-1570’te altı müslüman, on üç hıristiyan mahallesine sahipti. Burada 313 hâne müslüman nüfusa karşılık 241 hâne hıristiyan, yetmiş altı hâne de yahudi kaydedilmişti. Toplam nüfus ilk tahrire göre pek fazla değişmemişti, fakat nüfusun terkibinde önemli bir farklılık meydana gelmişti. Aradan geçen kısa süre zarfında müslüman sivil nüfusta görülen büyük artışın, dışarıdan buraya yönelik göç ve hıristiyan nüfusun bir kısmının din değiştirmesi sonucu gerçekleştiği söylenebilir. Hıristiyanların bir kısmının şehirden ayrıldığı da düşünülebilir. Bu tarihte kasabada üç cami (Câmi-i Kebîr, Pigadiye, Câmi-i Polad), üç mescid (Çavuş İskender, Abdi Halîfe, Hayreddin) vardı. Bu arada 1537’deki Korfu seferi sırasında körfez girişindeki kuleler genişletilip yenilendi. Mora kasteli, II. Bayezid’in küçük istihkâmını da içine alıp değişik tarzda üçgen bir şekil haline getirildi.

İnebahtı, XVI. yüzyılın ikinci çeyreğine doğru önemli bir deniz mücadelesine sahne oldu. İnebahtı açıklarında 7 Ekim 1571’de meydana gelen savaşta Osmanlı donanması müttefik donanması karşısında ağır bir yenilgiye uğradı, 200-250 gemi kaybedildi. Kale saldırıya mâruz kaldıysa da şehrin yahudilerinin de yardım ettiği Osmanlı muhafızları ve müslüman ahali buna karşı koydu. Daha sonra Osmanlılar kıyı boyunca savunma hatlarını sağlamlaştırırken Yeni Anavarin (Pylos / Navarino) kasabasında yeni bir kale yapmışlar ve burayı ekonomik bakımdan desteklemek üzere İnebahtı’nın yahudi nüfusunu iskân etmek istemişlerdi; fakat İnebahtı sancak beyi ile dizdarı, onların İnebahtı’ya yönelik saldırılar sırasındaki yardımlarını ileri sürerek buna engel olmuşlardı.

XVII. yüzyılda İnebahtı hakkında en geniş bilgi Evliya Çelebi tarafından verilmiştir. Onun yazdıklarına göre burada sekiz cami (Fethiye, Mehmed Efendi Tekkesi, Büyükkapı, Pigadiye, Ortahisar’da Mehmed Efendi, Yukarıhisar’da Baba Çavuş, II. Bayezid ve Ömer Efendi camileri), üç medrese, üç hamam, altı tekke vardı. Tekkeler içinde Karabaş Mehmed Efendi’nin Halvetî Tekkesi limanın yanında idi. Daha büyük olan Aziz Mehmed Efendi’nin tekkesi Bölme (Orta) hisarda yer alıyordu ve yüzden fazla dervişi bulunuyordu. Salona (Amphissa) kapısı dışında Şeyh Ömer Efendi ve Küçük Mehmed Efendi tekkeleri mevcuttu. Camilerden başka on bir mahalle mescidinin yer aldığı şehirde (Evliya Çelebi bunlardan yalnız Parmaksız Hacı Mescidi ile Ebüssuûd Efendi Mescidi’nin adını verir), Aşağıhisar kısmında 200 dükkân olmasına karşılık bedesten yoktu. Yine bu kapı dışında büyük bir tabakhânesi işlemekteydi. Evliya Çelebi’nin Ahî Evran Ocağı diye andığı bu tabakhâne çok büyüktü; içinde mescidi, havuzları ve misafir odaları vardı. Bu sırada İslâmî hayat tam mânasıyla hâkim durumdaydı. Fakat Evliya Çelebi’nin ev sayısı olarak verdiği 3000 rakamının mübalağalı olduğu tahmin edilebilir.

Evliya Çelebi’den yedi yıl sonra Fransız doktoru Jacop Spon ile İngiliz asilzadesi George Wheler burayı ziyaret ettiklerinde İnebahtı hakkında çok kıymetli bilgiler verdiler. Onlar kasabada yedi-sekiz caminin bulunduğunu, bunlardan birinin liman girişinin yakınında olduğunu, ayrıca üç sinagog ve iki kilisenin yer aldığını belirtirler. Deri, zeytinyağı, tütün, buğday, pirinç ve arpa başlıca ticaret ve ziraat ürünlerini oluşturuyordu. Özellikle deri ve buna bağlı yan sanayi gelişmişti. Şarapta bütün Yunan kesiminin en kaliteli üretimi burada yapılıyordu. Spon ve Wheler ayrıca tıpkı Evliya Çelebi gibi, buralı olup Girit savaşına gemileriyle katılan korsanlıktan yetişme Durak Bey’in muhteşem konağından bahsederler ve kasabanın Kuzey Afrika korsanlarına üs vazifesi gördüğünden Küçük Cezayir olarak anıldığını yazarlar. Onlardan bir yıl sonra buraya gelen Peder Coronelli yedi cami, iki kilise, üç sinagog gördüğünü belirtir.

1683-1699 savaşları sırasında İnebahtı, uzun süre saldırılara direndiyse de sonunda yanındaki diğer kalelerle birlikte 1687 Temmuzunda düştü. Bu sırada kalede 337 kadar Osmanlı muhafızı bulunuyordu (BA, MAD, nr. 2950, s. 36). Buraya hâkim olan Venedikliler, Karlofça Antlaşması’ndan (1699) bir yıl sonrasına kadar kaleyi ellerinde tuttular. Antlaşma gereği kaleyi ve şehri Osmanlılar’a terketmeden önce Rumeli Kulesi’ni, şehirdeki bütün İslâmî binaları, yapılmış olan tahkimatı yerle bir ettiler. 1701’den sonra II. Mustafa kasabanın yeniden inşası için büyük bir hamle başlattı. Bizzat kendisi II. Bayezid’in camisini yeniden inşa ettirdiği gibi Vezîriâzam Amcazâde Hüseyin Paşa 1701-1702 yıllarında Ortakale kesiminde büyük bir cami, bir mektep ve bir hamam yaptırdı; bunlar için on dokuz köyün vergi gelirlerini tahsis etti (BA, KK, nr. 3319). Vezirin kızlarından Rahime Hatun bu vakıfların mütevellisiydi (1155/1742). 1702-1703 tarihli bir maliye defterine göre Eğriboz muhafızı Vezir İsmâil Paşa’nın nezâreti altında şehrin surlarının, camilerin, mescidlerin, hamamların, su yollarının tamiri ve muhafız barınakları için toplam olarak 7000 altın harcanmıştı. Tamamen tahrip edilmiş olan Rumeli Kulesi yeni bir planla daha büyük olarak inşa edildi. 1722’den önce burada en az bir cami (Küçükkapı), iki tekke (Yûsuf Efendi ve Şeyh Abdülaziz) yaptırılmıştı. Bütün bunlar, 1701’deki büyük tahribatın ardından süratli bir tamir faaliyetine girişildiğini gösterir.

İnebahtı, Osmanlı devrinin sonlarına doğru küçük bir kasaba olarak tarif edilir. 1817’de Pouqueville, 1317 ailenin bulunduğu kasabanın nüfusunu 6085 olarak kaydedip bunun üçte ikisinin müslümanlardan oluştuğunu yazar. Leake ise daha düşük bir sayı verir, ancak surlarla çevrili kısımda sadece Türkler’in ve yahudilerin yaşadığını, Rumlar’ın varoşlarda oturduğunu ve sur içinde ikametlerinin yasaklandığını ilâve eder. İnebahtı Yunan isyanına kadar Osmanlılar’ın elinde kaldı ve 1829 Nisanında elden çıktı, Yunan idaresine girdi. Şehrin müslüman ve yahudi nüfusu tamamıyla ortadan kalktıktan sonra burası küçük bir kasaba haline geldi. 1887’de bile burada ancak 900 kişi yaşıyordu. Bu durum XX. yüzyıla kadar sürdü. Bu zaman zarfında hemen hemen bütün Osmanlı binaları ortadan kaldırıldı.

Günümüzde İnebahtı küçük bir liman ve turizm merkezi haline gelmiştir. Surların içindeki eski büyük yerleşme alanı şimdi bahçelerle ve meyve ağaçlarıyla kaplıdır. Yerleşme daha ziyade eski doğu varoşu istikametine kaymıştır. Kaledeki II. Bayezid Camii’nin minaresinden bir parça hâlâ ayaktadır. Öte yandan Amcazâde Hüseyin Paşa Camii’nin kalıntıları, çeşmesi ve özellikle hamamı da durmaktadır. Bu sonuncusu 1970’lerde kısmî bir restorasyon geçirmiştir. Limanın girişindeki küçük kubbeli Sultan Mustafa Camii de bugüne ulaşmıştır. Yakın bir zamanda şehrin büyük kapısı üzerinde yer alan II. Mustafa’nın kitâbesi ortaya çıkarılmıştır. Kasabada XVI ve XVII. yüzyıllarda Mehmed Vidâyî ve Derviş Hasan adlı iki Osmanlı şairi yetişmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
BA, TD, nr. 105; TK, TD, nr. 50; BA, MAD, nr. 523; nr. 2950, s. 36; nr. 3992; BA, KK, nr. 3319; BA, KK, Ruûs, nr. 67, s. 89, 102, 105, 119; Enverî, Düstûrnâme (Mélikoff), s. 90; Rûhî Çelebi, Tevârîh-i Âl-i Osmân, Berlin Staatsbibliothek, Tübingen MS, Or. 4, nr. 821, vr. 177b; İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, Millet Ktp., Ali Emîrî, nr. 32, vr. 86a-b; Pîrî Reis, Kitâb-ı Bahriye (nşr. Ertuğrul Zekâi Ökte v.dğr.), İstanbul 1988, II, 675-680; Târîh-i Sultân Bâyezid, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1272; Kâtib Çelebi, Tuhfetü’l-kibâr, s. 142-143; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, VIII, 612-617; P. Coronelli, Description géographique et historique de la Morée, Paris 1686, II, 128; J. Spon - G. Wheler, Voyage d’Italie, de Dalmatie, de Grèce et du Levant, Amsterdam 1689, s. 176-181; F. C. H. L. Pouqueville, Voyage de la Grèce, Paris 1820, III, 216-217; W. M. Leake, Travels in Northern Greece, London 1835, s. 607-609; M. Sanuto, I Diarii di Marino Sanuto (nşr. G. Berchet), Venezia 1879, III, 128; R. Lopez, Il principio della guerra venetoturca nel 1463 (Archivio Veneto, XV, Venezia 1934 içinde), s. 45-131; K. Andrews, Castels of the Morea, Princeton 1953, s. 129-132; M. Lesure, Le crise de Lépante, Paris 1971; S. Lauffer, Griechenland, Lexikon der historischen Statten, München 1989, s. 455-457; Machiel Kiel, “The Külliye of Amcazade Huseyin Paşa Köprülü in Lepanto / İnebahtı”, 9. Milletlerarası Türk Sanatları Kongresi, Ankara 1995, II, 379-387; S. Soucek, “İnebahtı Savaşı (1571) Hakkında Bazı Mülâhazalar”, TED, sy. 4-5 (1974), s. 35-48; M. Tayyib Gökbilgin, “Un registre de dépendes de Bāyazīd II durant la campagne de Lépante de 1499”, Turcica, V, Paris 1975, s. 80-91; Argyris Petronotis, “Othomaniká Architektonimata Naupáktou (İnebahtı)”, Naupaktiaká, VI, Athens 1994, s. 221-352; Neoteron Egkyklopaidikon Lexikon, Athens, ts., XIV, 294-295; Megali Elliniki Enkyklopedia, Athens, ts., XVIII, 98-99.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2000 yılında İstanbul'da basılan 22. cildinde, 285-287 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER