İŞKEVERÎ

اشكورى
Müellif:
İŞKEVERÎ
Müellif: AHMET ÖZEL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/iskeveri
AHMET ÖZEL, "İŞKEVERÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/iskeveri (22.08.2019).
Kopyalama metni
Şerîf-i Lâhîcî diye de anılır. İşkeverî nisbesi İran’ın kuzeyinde Hazar deniziyle Kazvin arasındaki Deylem bölgesinde Lâhîcân’a yaklaşık 7 fersah mesafede bulunan İşkever köyüyle ilgili olup büyük dedesinin memleketidir. Corbin, Nasr ve Rızvî bu nisbeyi Eşkiverî (Ashkevarî, Ashkiwarî) şeklinde yazarken Farsça ansiklopedilerde İşkeverî olarak kaydedilir. Maḥbûbü’l-ḳulûb’ün neşrinde de bu telaffuz esas alınmıştır. İşkeverî’nin bu eserin sonunda ailesi hakkında verdiği sınırlı bilgiyle başta çağdaşları Hür el-Âmilî ve Mirza Abdullah Efendi İsfahânî olmak üzere biyografi yazarlarının kaydettiği birkaç satırlık bilgi dışında hayatına dair fazla bir şey bilinmemektedir. Fıkıh, tefsir ve edebiyat âlimi olan büyük dedesi Pîle Fakīh (büyük fakih) Şah Tahmasb zamanında İşkever’den Safevî başşehri Kazvin’e gelmiş, daha sonra Lâhîcân’a yerleşmiştir. Fakih olan oğlu Abdülvehhâb, Anadolu’dan Kazvin’e giden Muhammed el-Yemenî adlı seyyid bir âlimin Kazvin’de vefatından sonra Lâhîcân’a yerleşen oğlu Ali’nin kızı Fâtıma ile evlenmiştir. Abdülvehhâb öldüğünde küçük yaşta olan oğlu Ali ilim tahsil etmiş, tasavvuf ehlinden Şeyh Rızâ Kiyâ’nın Lâhîcân yakınlarındaki türbesinin mütevellisi Şeyh İsmâil’in kızıyla evlenmiş, Lâhîcân’da kadılık ve şeyhülislâmlık makamına geçmiştir. Ali’nin vefatının ardından oğlu Celâleddin, üç yıl sonra o da vefat edince kardeşi Kutbüddin bu görevi üstlenmiştir (Maḥbûbü’l-ḳulûb, I, 69-75). İşkeverî’nin Tercüme u Şerḥ-i Ṣaḥîfe-i Seccâdiyye adlı eserinin mukaddimesindeki isim zincirinde Lâhîcânî nisbesi doğum yeriyle ilişkilendirilmiş olup ailesi hakkında verdiği bilgi de bunu teyit etmektedir. Dolayısıyla Rızvî’nin, doğum yeri olarak Kazvin’i kaydetmesi hatalı olmalıdır. XX. yüzyıl Şiî biyografi yazarlarından Şeyh Abbas Kummî ve Âgā Büzürg-i Tahrânî’nin meşhur fakih ve filozof Mîr Dâmâd’a (ö. 1041/1631) talebelik yaptığını kaydetmesinden İşkeverî’nin XI. (XVII.) yüzyılın başlarında doğduğu sonucu çıkarılabilir. Mîr Dâmâd’ın talebesi olduğuna dair açık bilgi bulunmamakla birlikte Maḥbûbü’l-ḳulûb’daki son biyografi olarak ondan bahsederken genellikle bir âlimin hocası hakkında kullandığı “es-seyyid es-sened” ifadesine yer vermesi, ayrıca onun felsefî yaklaşımını, metot ve üslûbunu benimsemesi buna işaret kabul edilmektedir (a.g.e., neşredenin girişi, I, 25-26; İbrâhim ed-Dîbâcî, s. 16-17).

İşkeverî, Câlînûs’un (Galen) biyografisini kaydederken 1058’de (1648) Lâhîcân’da meydana gelen bir yangında Nasîrüddîn-i Tûsî ve İbnü’l-Mutahhar el-Hillî ile diğer bazı âlimlerin müellif hattı eserlerinin, ayrıca babası, kardeşi ve kendisinin bazı yazılarının, istinsah edip asıllarıyla karşılaştırdığı yazma nüshaların bulunduğu kütüphanesinde yaklaşık 600 kitabının yandığını, 1088 (1677) yılında da İsfahan’da iken Lâhîcân’da şiddetli bir deprem meydana geldiğini öğrendiğini kaydeder (Maḥbûbü’l-ḳulûb, I, neşredenin girişi, s. 30-31, 66-67; metin: 188). Tahran Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde İşkeverî’nin kardeşi İmâdüddin Mahmûd’un yazdığı bir Maḥbûbü’l-ḳulûb nüshası için müellifin oğlu Muhammed Ca‘fer’in 1095 (1684) yılında hazırladığı fihristte babasına rahmet ve mağfiret dilemesi onun bu tarihte hayatta olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla anılan depremin tarihi olan 1088 ile 1095 yılları arasında vefat ettiği anlaşılmakta, Âgā Büzürg-i Tahrânî de bir yerde 1095’ten önce öldüğünü kaydetmektedir (Ṭabaḳātü aʿlâmi’ş-Şîʿa, s. 697). Ancak bir başka yerde Hür el-Âmilî’nin, 1096-1097 yıllarında telif ettiği Emelü’l-âmil’de onu çağdaşlardan biri olarak anmasından hareketle İşkeverî’nin 1097’de (1686) hayatta olduğu sonucuna varması (eẕ-Ẕerîʿa, VII, 282) isabetsizdir. Zira Âmilî’nin onu çağdaş olarak anması eserini yazdığı sırada hayatta bulunduğu anlamına gelmediği gibi birbirinden uzak bölgelerde yaşadıklarından muhtemelen o sırada vefat ettiğinden henüz haberdar olmamıştır.

İşkeverî’nin felsefe, kelâm, tasavvuf, fıkıh, hadis ve tarih konularında geniş birikime sahip olduğu eserlerinden anlaşılmaktadır. İşkeverî, “varlığın ve eşyanın hakikatini idrak yoluyla insan nefsinin kemale erdirilmesi” diye nitelendirdiği hikmetin kaynağı olarak nübüvveti görür ve felsefeyi de bununla ilişkilendirir. Hikmetin elde edilmesi ya beşerî tahsil olmadan doğrudan ilâhî feyizle olur ki buna nübüvvet denir ve buna nâil olan nebî aynı zamanda insan türünün ıslahıyla görevlendirilir veya hikmete beşerî öğrenim yoluyla ulaşılır ki buna da felsefe adı verilir. Bu vasıtayla varlık hakkındaki bilgisi derinleştiği ölçüde kişi nübüvvete doğru yaklaşmış olur. “Hikmetin son derecesi nübüvvetin ilk derecesidir” sözü de buna işaret eder ve kişi sahip olduğu hikmet ölçüsünde de âhirette saadete nâil olur (Maḥbûbü’l-ḳulûb, I, 99-100). Âgā Büzürg-i Tahrânî İşkeverî’nin, Maḥbûbü’l-ḳulûb ve er-Risâletü’l-mis̱âliyye gibi ilk kitaplarında gnostik felsefeye aşırı bir meyil gösterirken muhtemelen Şah Abbas’ın 1002 (1594) yılında Kazvin’de felsefecilere yönelik baskı ve kıyımından sonra İran’da oluşan havaya uyum sağlamak için sonraki eserlerinde Şîa’nın Ahbârî anlayışına yaklaştığını, tefsirini neşredenlerin bir değerlendirmesi olarak da bu tavrı sebebiyle ilk eserlerinde Kutbüddin, Ahbârî anlayışa yöneldiği tefsirinde Bahâeddin lakabını kullandığını belirtir (Ṭabaḳātü aʿlâmi’ş-Şîʿa, s. 698-699). Ancak İşkeverî’nin ilk eserlerini de bu ortamda yazdığı göz önüne alınınca irfanî yaklaşıma uygun bir lakap olan Kutbüddin’i kadılık ve şeyhülislâmlık makamlarına gelmeden önce, Bahâeddin’i de bundan sonra kullanmış olabileceği şeklindeki yorum (Maḥbûbü’l-ḳulûb, neşredenin girişi, I, 32) daha isabetli görünmektedir.

Eserleri. 1. Maḥbûbü’l-ḳulûb. Müellife şöhretini sağlayan en önemli eseridir. İşrâkī filozof Şemseddin eş-Şehrezûrî’nin Nüzhetü’l-ervâḥ ve ravżatü’l-efrâḥ adlı eseri başta olmak üzere antik Yunan’daki felsefî görüşleri derleyen diğer ilk kaynaklara dayanarak telif edilmiş dikkate değer bir felsefe tarihi olan eserde sadece biyografik mâlûmatla yetinilmemiş, biyografi sahiplerinin varlık, hayat ve diğer konularla ilgili felsefî görüş ve tasavvurlarına da yer verilmiştir. Bu arada kendi görüşlerini de zikreden müellif ahlâka, amelî hikmete dair kaydettiği birçok bilgi ve örnekle de insanın eğitimi konusundaki hassasiyetini ortaya koymuştur. Âgā Büzürg-i Tahrânî’nin vahdet-i vücûd anlayışının hâkim olduğu bir felsefe tarihi şeklinde değerlendirdiği eserin (Ṭabaḳātü aʿlâmi’ş-Şîʿa, s. 698) mukaddimesinde hikmet ve felsefenin ortaya çıkışı, Hint ve Yunan filozoflarının varlık ve hayata dair tasavvurları hakkında bilgi verilerek felsefe Hz. Âdem, Şît ve İdrîs’ten Hermes vasıtasıyla Hintliler’e, İran’a, Mısır’a ve Yunanlar’a geçen, Yunanlar’dan İslâm nebevî geleneğine intikal eden, rasyonalist filozoflar ve sûfîler eliyle geliştirilen ilâhî bir miras olarak değerlendirilir. Daha sonra metin üç bölüme (makale) ayrılır. Otuz dört biyografi içeren ilk bölümde Hz. Âdem, Şît ve İdrîs’ten sonra Hermes Trismegistos’tan başlayıp John Philopolus’a (Yahyâ en-Nahvî) kadar Yunan filozof ve bilgelerini kapsayan İslâm öncesi döneme; 126 biyografi içeren ikinci bölüm, hekim Hâris b. Kelede es-Sekafî’den Safevî dönemi filozoflarından Mîr Gıyâseddin Mansûr eş-Şîrâzî’ye (ö. 949/1542) kadar gelen İslâmî döneme (müellif bu bölümün sonuna tanınmış otuz bir sûfîye yer verdiği bir zeyil eklemiştir); üçüncü bölüm Hz. Peygamber ve Şîa imamları ile bazı Şiî âlim ve meşâyihinin biyografisine ayrılmış, hâtimede müellif ailesi ve ataları hakkında kısa mâlûmata yer vermiştir. Arapça kaleme alınmış olmakla birlikte eserde zaman zaman bazı Farsça hikâye ve müellife yahut Fars şairlerine ait şiirlere de yer verilmiştir. Günümüze birçok yazma nüshası ulaşan Maḥbûbü’l-ḳulûb’ün ilk bölümü Abdülkerîm Şîrâzî’nin nesih hattıyla taş baskı olarak yayımlandıktan (Şîraz 1317) sonra ilk iki bölüm İbrâhim ed-Dîbâcî ve Hâmid Sıdkī tarafından edisyon kritiği yapılarak neşredilmiştir (I-II, Tahran 1378-1382 hş./1999-2003). Eserin birinci cildi ayrıca ihtisar edilip yeniden düzenlenerek Aṣḥâb-ı Maʿrifet: Telḫîṣ u Bâznüvîsî-yi Kitâb-i Maḥbûbü’l-ḳulûb adıyla yayımlanmıştır (nşr. Ali Evcebî, Tahran 1382 hş.). XIII. (XIX.) yüzyıl ulemâsından Seyyid Ahmed Erdekânî eseri bazı ibareleri çıkarmak, yerini değiştirmek ve ilâvelerde bulunmak suretiyle serbest bir şekilde Farsça’ya tercüme etmiştir (Maḥbûbü’l-ḳulûb: Târîḫ-i Ḥukemâ-yi Pîş ez İslâm, nşr. Ali Evcebî, I, Tahran 1380 hş./2001). Maḥbûbü’l-ḳulûb’ün Arapça metni ve bu tercümede İbn Sînâ ile ilgili kısım temel alınıp diğer kaynaklardan da faydalanılmak suretiyle İbn Sînâ’nın hayatı, eserleri ve fikirleri Seyyid İbrâhim ed-Dîbâcî (İbn Sînâ be Rivâyet-i İşkeverî u Erdekânî, Tahran 1364 hş.), Şehâbeddin Sühreverdî el-Maktûl ile ilgili kısmı da aynı şekilde Ali Evcebî (Sühreverdî be Rivâyet-i İşkeverî u Erdekânî, Tahran 1386 hş.) tarafından ayrı kitap halinde yayımlanmıştır. 2. Tefsîr-i Şerîf-i Lâhîcî. 24 Rebîülevvel 1086 (18 Haziran 1675) tarihinde Hindistan’ın Patna şehrinde tamamlanan, müellifin felsefe ve tasavvufu birleştirdiği bu Farsça tefsirde âyetler kolayca anlaşılabilecek sade bir dille ve icmalî bir şekilde açıklanmış, Şîa imamları tarafından nakledilen rivayetlere yer verilirken yorum ihtilâflarına fazla girilmemiştir (nşr. Mîr Celâleddîn Hüseynî-i Urmevî – Muhammed İbrâhim Âyâtî, I-IV, Tahran 1340 hş./1961, 1390 hş.; nşr. Seyyid Mes‘ûd Muallimpûr, I-VIII, Tahran 1391 hş.). 3. Terceme u Şerḥ-i Ṣaḥîfe-i Seccâdiyye. Dördüncü imam Ali Zeynelâbidîn’e nisbet edilen meşhur dua mecmuasının Farsça tercüme ve şerhidir (nşr. Ekber Sekāfiyân, Tahran 1391 hş.). 4. Risâle der Heyʾet u Teşrîḥ (nşr. Yûsuf Bîk Bâbâpûr, Tahran 1393 hş.). 5. Leṭâyifü’l-ḥisâb: Risâleʾî der Bâre-i Sergermîhâ-yi Riyâżî (nşr. Muhammed Bâkırî, Tahran 1389 hş.). 6. Ḫayrü’r-ricâl. İbn Bâbeveyh el-Kummî’nin İmâmiyye’nin dört temel hadis kitabından biri olan Men lâ yaḥḍuruhü’l-faḳīh adlı eserinin râvileri hakkında 1075 (1664-65) yılında kaleme alınan önemli bir eser olup anılan kitabın bablarına göre düzenlenmiş, sonuna da râvilerin alfabetik fihristi eklenmiştir (yazmaları için bk. Âgā Büzürg-i Tahrânî, eẕ-Ẕerîʿa, VII, 283). 7. S̱emerâtü’l-fuʾâd. İbadetler ve diğer amellerin bâtınî mâna ve hakikatleri, dinî ahkâmın sırları üzerine bir eserdir; bir mukaddime, iki bölüm (mâide) ve İsnâaşeriyye’nin fırka-i nâciye olduğuna dair bir hâtime şeklinde düzenlenmiştir. 1075’te (1664-65) müellifin sağlığında Mîr Yûsuf tarafından istinsah edilen nüshası Meşhed Âsitân-ı Kuds-i Rezavî Kütüphanesi’ndedir (nr. 3594; diğer nüshaları: nr. 3523, 3524; Âyetullah Mar‘aşî Ktp., nr. 9699). 8. Fânûsü’l-ḫayâl fî irâdeti ʿâlemi’l-mis̱âl (Fânûs-i Ḫayâl fî taḥḳīḳi vücûdi ʿâlemi’l-mis̱âl; er-Risâletü’l-mis̱âliyye). 1077 Şevvali başında (Mart 1667 sonu) Farsça-Arapça mülemma‘ olarak kaleme alınan eser ruhanî âlem (berzah âlemi), nefis ve çeşitli merhaleleri, bedenin ruhtan ayrılmasından sonraki durumu hakkında mâlûmatı içerir. Bilinen tek nüshası Tahran Melik Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (nr. 1615). 9. el-Ḫaṭarâtü’l-ḳalbiyye. İşkeverî, Maḥbûbü’l-ḳulûb’da (I, 220) bu konuda bir risâle yazdığını kaydeder. Bir yazma mecmuada Fânûsü’l-ḫayâl, S̱emerâtü’l-fuʾâd, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin bir beytine yazdığı şerh ve Aʿmâlü’l-ḳalb adlı bir risâlenin yer aldığı, bu sonuncusunun el-Ḫaṭarât olabileceği belirtilir (Maḥbûbü’l-ḳulûb, neşredenin girişi, I, 34, 35; Âgā Büzürg-i Tahrânî, eẕ-Ẕerîʿa, XVI, 100). Müellifin ayrıca kelâma dair Gevger-i Murâd adlı Farsça ve Şevâriḳu’l-ilhâm adlı Arapça eserleri olduğu kaydedilir (Tercüme u Şerḥ-i Ṣaḥîfe-i Seccâdiyye, neşredenin girişi, s. 32).

BİBLİYOGRAFYA :

İşkeverî, Maḥbûbü’l-ḳulûb (nşr. İbrâhim ed-Dîbâcî – Hâmid Sıdkī), Tahran 1378 hş./1999, neşredenin girişi, I, 23-85, metin: I, 99-100, 188, 220; a.mlf., Terceme u Şerḥ-i Ṣaḥîfe-i Seccâdiyye (nşr. Ekber Sekafiyân), Tahran 1391 hş., neşredenin girişi, s. 31-34; Hür el-Âmilî, Emelü’l-âmil (nşr. Ahmed el-Hüseynî), Necef-Bağdad 1385/1965, II, 285; Abdullah Efendi el-İsfahânî, Riyâżü’l-ʿulemâʾ ve ḥiyâżü’l-fużalâʾ (nşr. Ahmed el-Hüseynî), Kum 1401, V, 124; Storey, Persian Literature, II, 92; H. Corbin, Histoire de la philosophie islamique, Paris 1964, s. 8, 10, 181; a.mlf., En Islam iranien: Aspects spirituels et philosophiques, Paris 1971-72, I, 215; II, 31, 360; IV, 27-28, 32, 46, 49-50; M. Ali Müderris, Reyḥânetü’l-edeb, Tebriz 1347 hş., IV, 475-476; Aʿyânü’ş-Şîʿa, III, 615; IX, 431; Abbas el-Kummî, el-Künâ ve’l-elḳāb, Beyrut 1403/1983, III, 70; Âgā Büzürg-i Tahrânî, eẕ-Ẕerîʿa ilâ teṣânîfi’ş-Şîʿa, Beyrut 1403-1406/1983-86, V, 15-16; VII, 282-283; VIII, 94; XV, 206; XVI, 100; XVII, 173; XX, 141-142; XXVI, 191, 220; a.mlf., Ṭabaḳātü aʿlâmi’ş-Şîʿa: el-Kevâkibü’l-münteşire fi’l-ḳarni’s̱-s̱ânî baʿde’l-ʿaşere (nşr. Ali Nakī Münzevî), Tahran 1372 hş., s. 697-700; İbrâhim ed-Dîbâcî, İbn Sînâ be Rivâyet-i İşkeverî u Erdekânî, Tahran 1364 hş., s. 15-24, 26-27; a.mlf. – Hâmid Sıdkī, “Der Âstâne-i Taḥḳīḳ u Neşr: Maḥbûbü’l-ḳulûb-i Ḳuṭbüddîn-i İşkeverî”, Âyîne-i Mîrâs̱, I/3-4, Tahran 1377-78 hş., s. 80-83; Seyyid Hasan Sâdât Nâsırî, Hezâr Sâl-i Tefsîr-i Fârsî, Tahran 1369 hş., s. 751-785; Akīkī Bahşâyişî, Ṭabaḳāt-i Müfessirân-i Şîʿa, Kum 1371 hş., III, 218-223; Mirza M. Hasan ez-Zenûzî, Riyâżü’l-cenne (nşr. Ali Refîî), Kum 1378 hş., II, 154-155; Seyyed Hossein Nasr, Islamic Philosophy from its Origin to the Present, New York 2006, s. 139, 219-220; Emîr Tevhîdî, “Reviş-i Tefsîrî-yi Şerîf Lâhîcî der Behregîrî ez İḫtilâf-i Ḳırâʾât”, Pejûheş-i Dînî, sy. 19, Tahran 1388 hş., s. 69-88; Ali Evcebî, “Maḥbûbü’l-ḳulûb: Câmiʿterîn Târîḫ-i Felsefe”, Kitâb-ı Mâh-ı Felsefe, sy. 76, Tahran 1392 hş., s. 50-52; Dihhudâ, Luġatname (Muîn), II, 2663; Hasan Yûsufî İşkeverî, “İşkever”, DMBİ, IX, 77-80; “İşkeverî”, DMT, II, 253; Sajjad H. Rizvi, “Askhivarī, Qutb al-Dīn”, The Encyclopaedia of Islam Three, Leiden 2011, fas. 1, s. 39-41.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-1. cildinde, 676-678 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.