İZZET MEHMED PAŞA

İZZET MEHMED PAŞA
Müellif: FİKRET SARICAOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2001
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 05.08.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/izzet-mehmed-pasa
FİKRET SARICAOĞLU, "İZZET MEHMED PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/izzet-mehmed-pasa (05.08.2020).
Kopyalama metni
1136 (1723-24) yılında devrin idarî yapısına göre Bolu’ya bağlı Çarşamba kazasının Beylik köyünde doğdu. Babası Hüseyin Bey, Fâtih Sultan Mehmed devri sadrazamlarından Rum Mehmed Paşa’nın neslindendir. Bazı eserlerde Bolulu veya Teberdar lakaplarıyla anılır. Moralı Beşir Ağa’nın Dârüssaâde ağalığı zamanında İstanbul’a gelerek Eskisaray Baltacılar Ocağı’na alındı; kitâbetteki başarısı sebebiyle bir süre sonra kapı hasekisi, ardından da Dârüssaâde ağası yazıcılığı başhalifesi oldu. Bu görevi dolayısıyla “bey halife” unvanını aldı ve bunu paşa oluncaya kadar taşıdı. III. Mustafa’nın tahta çıkmasından kısa bir müddet sonra 23 Safer 1171’de (6 Kasım 1757) Dârüssaâde ağası yazıcılığına terfi etti. Ancak Sadrazam Râgıb Paşa’nın onun aleyhinde olması ve Baltacı Ocağı’nın kaldırılmasına muhalefet edenler arasında bulunmasından dolayı 15 Receb 1171’de (25 Mart 1758) görevinden alındı. Baltacılar Ocağı’nın lağvedildiği gün tebdilen dolaşan Sultan Mustafa, İzzet Mehmed’i yangın geçiren evinin önünde görünce acımış ve kendisine 7500 kuruş yardımda bulunmuştu. İzzet Mehmed’in kayınpederinin yanında geçirdiği dönem Ramazan 1176 (Mart 1763) başlarına kadar sürdü ve bu tarihte ikinci defa Dârüssâade ağası yazıcılığına getirildi. Pek çok merasimde aktif görev aldığı bu vazifesini Haremeyn muhasebeciliği pâyesiyle birlikte sürdürdü (BA, A.RSK, nr. 1588, s. 178). 8 Şevval 1179’da (20 Mart 1766) tayin edildiği Darphâne eminliğinde aralıksız sekiz yıl görev yaptı. Özellikle 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı sırasındaki malî güçlüklerde ve yeni para basımı gibi işlerde başarılı hizmetlerde bulundu; bu arada 1766 depreminde önemli hasar gören ve büyük kubbesi çöken Fâtih Camii’nin yeniden inşasına nezaret etti. I. Abdülhamid’in cülûsundan sonra 18 Zilhicce 1187’de (2 Mart 1774) şehreminliğe getirilen İzzet Mehmed Bey, yeni padişahın “intisap” sistemine göre ekip kurmaya çalıştığı bu aylarda 25 Rebîülâhir 1188 (5 Temmuz 1774) tarihinde vezirlikle rikâb-ı hümâyun kaymakamlığına tayin edildi (BA, Tahvil Defteri, nr. 2, s. 103). Kısa bir müddet sonra Küçük Kaynarca Antlaşması’nı imzalayıp savaş alanından İstanbul’a dönmekte olan Sadrazam Muhsinzâde Mehmed Paşa’nın ölümü üzerine 2 Cemâziyelâhir 1188’de (10 Ağustos 1774) sadrazamlığa tayin edildi ve sadâret mührünü bizzat padişahtan aldı. I. Abdülhamid, kendisinin seçtiği bu ilk sadrazamına alışılmışın dışında hediyeler vererek taltif etmişti.

İzzet Mehmed Paşa, sadâretinin ilk zamanlarında daha ziyade sefer yıllarının getirdiği iâşe maddeleri darlığı ve karaborsayla ilgilenerek sert tedbirlerle düzensizlikleri önlemeye çalıştı. Avusturya’nın işgal altında tuttuğu Boğdan’daki Bukovina’nın bu ülkeye terkini ihtiva eden antlaşma da bu esnada imzalandı. Sadrazam yeni kadroları iş başına getirirken gündemin en önemli meselesi, Kırımlılar’ın Küçük Kaynarca Antlaşması’na göre kazandıkları serbestiyeti kabul etmemeleri ve Osmanlı Devleti’nden bu hususta yardım istemeleriydi. İzzet Mehmed Paşa, Küçük Kaynarca Antlaşması’nın getirdiği buna benzer yükler ve malî bozukluklarla meşgul olduğu bir sırada meydana gelen bir tartışma sadâretten azline sebep oldu. Donanmanın Beşiktaş önünden denize açılması münasebetiyle verilmesi mûtat Dolmabahçe ziyafetinde Kırımlılar’la yapılan görüşmeler esnasında Şeyhülislâm İvazpaşazâde İbrâhim Beyefendi yakınlarından birine mukātaa talebinde bulunmuş, İzzet Mehmed Paşa’nın bunu olumsuz karşılaması üzerine öfkeyle toplantıyı terketmiş; bu olaydan bir hafta sonra İzzet Mehmed Paşa görevden alınmıştı (8 Cemâziyelevvel 1189 / 7 Temmuz 1775). Ancak gerçek sebebin Kırım meselesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır (DİA, XXI, 290).

Az rastlanan bir uygulama ile İzzet Mehmed Paşa ertesi gün malları müsadere edilmeden ve oğlu Mehmed Said Bey’in mübâşirliğiyle gönderildiği Gelibolu yolundayken (BA, MD, nr. 166, s. 384, hk. 858-859) gelirlerini mart ayından itibaren tasarruf etmek üzere Aydın muhassıllığına getirildi. Daha sonra sırasıyla 12 Ramazan 1189’da (6 Kasım 1775) Mısır valiliğine, 21 Zilkade 1192’de (11 Aralık 1778) İçil sancak beyliğine, ancak daha yola çıkmadan bu sancağın ilâvesiyle 20 Safer 1193’te (9 Mart 1779) Sivas, 9 Zilhicce 1193’te (18 Aralık 1779) Amasya sancağı ilâvesiyle tekrar Sivas, 16 Rebîülevvel 1194’te (22 Mart 1780) Rakka ve 5 Ramazan 1194’te (4 Eylül 1780) Erzurum eyaleti beylerbeyiliklerine tayin edildi (BA, A.RSK, nr. 1601, s. 10; BA, Tahvil Defteri, nr. 16, s. 79, 94, 115, 135, 218).

Üç yıldan fazla süren Mısır valiliği sırasında İzzet Mehmed Paşa isyanlar sebebiyle sarsılan devlet otoritesinin yeniden tesisine çalışmış ve buradan Sivas’a tayin edildiğinde maddî güçlükler sebebiyle hareketini geciktirmek zorunda kalmıştı. Sivas valiliğinde ise Canikli Ali Paşa isyanına karşı yürütülen siyasette önemli rol oynamıştı. Sadrazam Karavezir Mehmed Paşa’nın hastalığının ağırlaşması ve 25 Safer 1195’te (20 Şubat 1781) ölümü üzerine Erzurum’dan İstanbul’a çağrılan İzzet Mehmed Paşa, 22 Rebîülevvel 1195 (18 Mart 1781) günü mührü teslim alarak ikinci defa sadrazamlık görevine başladı. Yeni sadrazam öncelikle İstanbul’da çıkan yangınlar ve kundaklama hadiselerini önlemeye çalıştı. Fakat kayınbiraderi Çelebi İsmâil Ağa’nın ilk sadâretinde olduğu gibi nüfuzunu kullanarak yolsuzluklara karışması dedikoduların tekrar artmasına sebep oluyordu. Bu arada sadrazamın oğlu Mehmed Said padişahın kızlarından Ahter Melek’le evlendirildi. Elbiselerde, tütün çubuklarında ve bazı eşyalarda altın, gümüş vb. kıymetli madenlerin kullanılmasına yönelik yasaklama kararları da bu dönemde çıkarıldı. 13 Şâban 1196 (24 Temmuz 1782) günü çıkan ve yirmi beş saat süren yangından sonra aynı yılın 22 Ağustosunda başlayarak altmış beş saat devam eden İstanbul sur içindeki dönemin en büyük yangını yine İzzet Mehmed Paşa’nın bu ikinci sadrazamlığında vuku buldu. Yangının sebep olduğu tahribatla sur içinin nüfusu bir yabancı gözlemciye göre 800.000’den 600.000’e düşmüştü. Yangın dolayısıyla çok müteessir olan I. Abdülhamid, Yeğen Mehmed Paşa’yı İstanbul’a davet etti; onun Eyüp’e geldiğini haber alınca da bu büyük felâkette “rehavet”i olduğu gerekçesiyle yangının söndürüldüğü gün İzzet Mehmed Paşa’yı görevden aldı (16 Ramazan 1196 / 25 Ağustos 1782). Bu defa vezirliği kaldırıldığı gibi mallarının müsâderesine de karar verildi ve ertesi günü mecburi ikametle Filibe’ye gönderildi. Azliyle ilgili bir hattında I. Abdülhamid onun nerede yaramaz kimseler varsa onlara rağbet ettiğini ve kayınbiraderinin rüşvete bulaşmış olduğunu yazmıştı. Sabotajlarda ve yangınların çıkmasında rolü bulunan Yeniçeri Ocağı ve buraya dayanan muhalefet de görevden alınmasında etkili olmuştu.

Sadrazam Halil Hamîd Paşa tarafından vezirliği iade edilen İzzet Mehmed Paşa, 2 Safer 1197’de (7 Ocak 1783) Belgrad Kalesi muhafızlığı şartıyla Semendire sancak beyliğine tayin edildi. Bir ara Sofya seraskerliğine getirilmesi düşünüldüyse de ağır hareket ettiği gerekçesiyle bundan vazgeçildi. İzzet Mehmed Paşa 13 Rebîülâhir 1198’de (6 Mart 1784) Belgrad’da vefat etti (Rûznâme [I. Abdülhamid], vr. 4a). Çağdaşı tarihçiler tarafından akıllı, sır tutmasını bilen, vakar sahibi ve yumuşak huylu bir kimse olarak nitelenen İzzet Mehmed Paşa’nın bizzat I. Abdülhamid’in de belirttiği en karakteristik vasfı aşırı derecede rehaveti ve yavaşlığıdır.

BİBLİYOGRAFYA
TSMA, nr. H. 1648, vr. 5b; E. 37/93; 584/14; 5225/9, 31; 7029/27-29; 9292/12; BA, A.RSK, nr. 1588, s. 178; nr. 1601, s. 10; BA, Tahvil Defteri, nr. 2, s. 103, 109; nr. 16, s. 26, 58, 79, 94, 115, 135, 218; BA, Sadâret Mektupçuluğu Defterleri, nr. 1, s. 29; BA, MD, nr. 166, s. 384, hk. 858-859, s. 406, hk. 914, s. 427, hk. 956; nr. 176, s. 87, 118; nr. 178, s. 37, 38, 40, 44, 51, 52, 58, 65, 73, 108, 129, 142; nr. 179, s. 89, 244; nr. 181, s. 31, 118, 119, 130, 223, 250; BA, Ali Emîrî, I. Abdülhamid, nr. 25, 38, 1328, 1434, 1641; BA, HH, nr. 438, 444, 866, 933, 984, 990-A; BA, Cevdet-Bahriye, nr. 11023; BA, Cevdet-Dahiliye, nr. 5903; BA, Cevdet-Darphâne, nr. 1296, 2209, 2924, 3106, 3117; BA, Cevdet-Saray, nr. 581, 8369; BA, D.BŞM. Muhallefât Halifesi, dosya nr. 73/1, 50, 53; III. Mustafa Rûznâmesi (1171-1177/1757-1763) (haz. Yunus Irmak, yüksek lisans tezi, 1991), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, vr. 2b; Mehmed Hasîb Rûznâmesi (h. 1182-1195 / m. 1768-1781) (haz. Süleyman Göksu, yüksek lisans tezi, 1993), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, vr. 15b, 18b, 22b, 24a, 25a-b; Hâkim Mehmed, Târih, Arkeoloji Müzesi Ktp., nr. 483, II, 36-37; Çeşmîzâde, Târih (nşr. Bekir Kütükoğlu), İstanbul 1993, s. 20, 79; Rûznâme (I. Abdülhamid), TSMA, nr. E. 12360/17, vr. 4a; Rûzmerre, TTK Ktp., Yazma, nr. 58, s. 2-5, 12-16; Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), III, 28-31; Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Selâtîn, s. 97; Sâdullah Enverî, Târih, Millet Ktp., Ali Emîrî, Tarih, nr. 67, II, vr. 23b-24a, 27a, 42b, 43a, 46b, 109a, 126a, 131a, 141b, 142a, 144b-146a, 154a, 158a, 164b-166a, 171b, 178a; Ahmed Câvid, Verd-i Mutarrâ: Hadîkatü’l-vüzerâ Zeyli, İstanbul 1271, s. 25-27; Vâsıf, Târih, I, 96, 110, 220, 274; II, 308; a.e. (İlgürel), s. 33, 70, 124-127, 166, 234, 243, 278; a.e., TSMK, Hazine, nr. 1406, vr. 1b-27b; Derviş Efendizâde Derviş Mustafa, 1782 Yılı Yangınları (haz. Hüsamettin Aksu), İstanbul 1994; Zaimzâde Mehmed Sâdık, Târihçe, İÜ Ktp., TY, nr. 2532, vr. 6a-7a, 12a; Ferâizîzâde Mehmed Said, Gülşen-i Maârif, İstanbul 1252, II, 1683-1685; Âkif Mehmed, Târîh-i Cülûs-i Sultan Mustafa-yı Sâlis, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2108, vr. 19b; Venezuela’lı General Miranda’nın Türkiye’ye Dair Hâtıratı (der. Fuad Carım), İstanbul 1965, s. 56; , II, 168-169; III, 53; Cevdet, Târih, II, 24-25, 105, 155-156, 160, 165, 173-176, 236, 337-338; Sicill-i Osmânî, III, 456; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, IV/1, s. 425, 427, 473, 477; IV/2, s. 418-421, 429; Fikret Sarıcaoğlu, Hatt-ı Humâyunlarına Göre Bir Pâdişâhın Portresi, Sultan I. Abdülhamid (1774-1789) (doktora tezi, 1997), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 5, 14, 103-104, 107, 171, 173; M. İpşirli, “İbrahim Beyefendi, İvazpaşazâde”, DİA, XXI, 290.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2001 yılında İstanbul'da basılan 23. cildinde, 557-558 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER