KANİJE

Müellif:
KANİJE
Müellif: GÉZA DÁVID
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2001
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 13.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kanije
GÉZA DÁVID, "KANİJE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kanije (13.07.2020).
Kopyalama metni
Macaristan’ın batısında Transdanubya bölgesinde tepelik bir alanda bulunmaktadır. Belgelerde ilk defa 1245 yılında anılan Kanizsai şehrinin kalesi XIII. yüzyılın sonu ve XIV. yüzyılın başlarına doğru yapıldı. Burası, adını sahibi ve mâliki olduğu yerden alan Kanizsai ailesinin 1321’de başlayan 200 yıllık hâkimiyeti altında genişletildi ve küçük bir saray haline getirildi. 1409’dan itibaren Kanije (Kanizsa) en istikrarlı dönemini yaşadı ve buraya bağlı topraklar hayli genişledi. Ailenin son erkek ferdinin 1532 yılında ölümü üzerine tek vâris olarak kalan Orsolya’nın mülkiyet hakları kral tarafından tanındı, böylece mâlik olduğu bütün köy ve kasabalar evlendiği Tamás Nádasdy’nin tasarrufuna geçti.

Celâlzâde Mustafa’ya göre 938 (1532) yılında, Kanûnî Sultan Süleyman’ın üçüncü Macaristan seferi sırasında Kanije Kalesi Osmanlılar’ın kontrolü altına alındı, ancak bu fetih kalıcı değildi. 1540 ve 1550’li yıllarda Tamás Nádasdy hisara palanka şeklinde bazı eklentiler yaptırdı. Hemen yakınındaki Sigetvar (Szigetvár) Kalesi’nin Osmanlılar’ın eline geçmesinden sonra (974/1566) burası büyük bir önem kazandı. Bu sebeple Kanije doğrudan Habsburg kralına devredildi ve o bölgenin en meşhur Macar kumandanı György Thury buraya tayin edildi. 1568 yılından kalma bir krokiye göre Thury’nin tayininin ardından hemen başlayan sağlamlaştırma çalışmalarının neticesi olarak kaleye iki yeni “İtalyan tipi” burç eklendi. Yerli Osmanlı askerlerinin pususuna düşen Thury’nin 1571’deki ölümünden az sonra Kanije’ye karşı bir hücum yapıldıysa da büyük zararlara yol açan bu saldırı neticesiz kaldı. Kısmen yanan kale, birkaç yıl içinde öncekinden daha dayanıklı ve modern biçim aldıysa da 1590’lı yıllara kadar giderek muhafaza gücü bakımından zayıfladı. Bununla birlikte Osmanlı tarihlerinde son derece müstahkem büyük bir kale olarak tarif edilen ve içinde 10.000 askerin bulunduğu belirtilen Kanije (Topçular Kâtibi, s. 229) Sadrazam Damad İbrâhim Paşa’nın ordusuna kırk günden fazla dayanabildi. Sonunda anlaşma yoluyla 11 Rebîülâhir 1009’da (20 Ekim 1600) Osmanlılar’a teslim edildi. Kaleden serbestçe çıkan Avusturyalı kumandan Georg Paradeiser ve yanındaki önde gelenlerin bir kısmı kalenin Osmanlılar’a teslimi sebebiyle Avusturyalılar’ca ölüm cezasına çarptırıldı. 1601 yılında 10 Eylül’den 17 Kasım’a kadar Prens Ferdinand ve müttefikleri kaleyi kuşatma altına aldılarsa da büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldılar. Tiryâkî Hasan Paşa’nın yanındaki az sayıda kuvvetlerle yaptığı Kanije müdafaası Osmanlı tarihlerinde oldukça geniş bir şekilde yer almış ve büyük yankı uyandırmış, romanlara konu olmuştur. Daha sonra Kont Zrínyi’nin 1664 yılı Transdanubya’daki harekâtı sırasında Kanije bir daha kuşatıldı; ancak başında sadrazamın bulunduğu Osmanlı ordusunun bölgeye hareket ettiği yolunda haberler ulaşınca bu girişimden vazgeçildi. İmparatorluğun öteki bölgelerinden oldukça uzakta bulunan şehre karşı 1099 (1688) yılından beri uygulanan Habsburg ablukası ilk zamanlarda biraz gevşekti, fakat 1690 Ocağından itibaren 60.000 kişilik bir ordu ile çok sıkı bir hale getirildi. Hiçbir yerden yardım göremeyen muhafızlar, üç ay daha süren mukavemetten sonra teslim olma konusunda görüşmelere başlamak zorunda kaldılar. Son beylerbeyi Mustafa Paşa Viyana’ya kadar gitti ve “vire” şartnâmesini imzaladı. Serbestçe ayrılabilen müdafiler ve 1000 kadar sivil halk Tuna yoluyla Osmanlı topraklarına ulaştı, böylece doksan yıllık Osmanlı hâkimiyeti sona ermiş oldu.

Osmanlılar tarafından alındığında hemen yeni bir eyalet merkezi haline getirilen Kanije’ye ilk tayin edilen idareci Hasan Paşa’dır. Bu zatın Tiryâkî Hasan Paşa ile aynı kişi olup olmadığı rivayetlerdeki çelişkiler yüzünden tam olarak anlaşılamamaktadır. Yeni kurulan Kanije eyaletine bağlı sancakların sayısı azdı. Bunlardan Peçuy (Pécs) ve Sigetvar livâları doğrudan buraya bağlıyken Pojega (Pozsega) sancağı sadece malî açıdan eyalete tâbi olup askerî bakımdan Bosna eyaletiyle irtibatlıydı. Aynı zamanda daha eski ve daha meşhur olan Budin eyaletinin beylerbeyi de belirli işlerde Kanije beylerbeyine emir verebiliyordu. Kanije Kalesi’nde görevli askerlerin sayısı yaklaşık 1400 kişiydi. Timar sistemi çerçevesinde dirlik sahibi olanları içine alan güvenilir belgelerin mevcut bulunmaması yüzünden onlarla ilgili gerçekçi bir rakam vermek mümkün değildir. Eyaletin gelirleri hakkında 1025 (1616) ile 1039 (1630) yılları arasında kaleme alınan mahallî hazine defterlerinden (BA, KK, nr. 1905, 1906, 1920, 1942, 1944, 2290) bilgi edinilebilmektedir. Başta gelen maddî kaynak ilk yıllarda İzvornik ve Pojega sancaklarından, Srebreniçe’den ve “dârülharp”ten, yani kısmen dışarıdan tahsil edilen cizyeye dayanıyordu. Bunlara daha sonra Sigetvar ve Peçuy livâlarının haracı da eklendi. İkinci önemli gelir kaynağını mukātaalardan sağlanabilen paralar oluşturmaktaydı. Giderlerin büyük çoğunluğu ise kale muhafız ve erlerinin ulûfelerine sarfedilmekteydi. Şehrin nüfusuyla ilgili mâlûmat oldukça az ve eksiktir. Osmanlı döneminde 1400 kişi civarında olan askerlerin yanı sıra en azından bu sayıda sivillerin de burada oturduğu söylenebilir. Evliya Çelebi’ye göre 1070’li (1660) yıllara kadar şehre Boşnaklar da yerleşmişti. Aynı yazar bunların Sırpça ve Bulgarca da bildiklerini öne sürer. Bu tesbitten hareket ederek çeşitli Güney Slav gruplarının Kanije’de yerleşmiş olduğu ileri sürülebilir. Yine bu seyyaha göre 1074 (1664) yılında şehirde Hünkâr Camii, Fâtih İbrâhim Camii ve Îsâ Ağa Camii olmak üzere üç cami ve altı mahalle, ayrıca üç mahalle mescidi, bir medrese, dört sıbyan mektebi, iki han, iki tekke; Topraklık varoşunda ise beş mahalle, 500 hâne, üç cami ve üç mescid, bir medrese, bir tekke, iki mektep, iki han, seksen de dükkân vardı. 1604’te ve 1630’da sağlamlaştırılan kale 1660 yılında yandı ve hemen sonra Sührâb Mehmed Paşa tarafından tamir ettirildi.

Nagykanizsa bugün Macaristan’ın Zala idarî bölgesi içinde yaklaşık 50.000 nüfuslu bir şehirdir. 1702 yılında Habsburg hükümdarı tarafından yıktırılan hisarının taşlarından XVIII. yüzyılda çeşitli binalar yapıldı, kalıntıları üzerine ise daha sonra alkol, makine ve cam fabrikası kuruldu. Doksan yıllık Osmanlı dönemini hatırlatan tek örnek son vali Mustafa Paşa’nın bir kiliseye yerleştirilen mezar taşıdır.

Eski Türk edebiyatında Kanije hakkında yazılmış ilk eserler, Tiryâkî Hasan Paşa’nın Kanije’yi savunmasını anlatan gazavatnâme türünde kaleme alınmıştır. Müellifleri belli olmayan bu mensur eserlerin çoğu Gazavât-ı Tiryâkî Hasan Paşa adını taşımaktadır (nüshaları ve kısa tanıtımları için bk. Levend, s. 99-100, 102-103; TCYK, s. 284-285). Müellifleri bilinen birkaç eserden Menâkıb-ı Tiryâkî Hasan Paşa Ahmed b. Osman b. Sânî’nin (Manisa İl Halk Ktp., Çaşnigîr, nr. 5070/2), Kanije Fetihnâmesi, Kanije seferine baştezkireci olarak katılan Hasanbeyzâde Ahmed Paşa’nın (DİA, XVI, 364) ve Cihâdnâme-i Hasan Paşa Câfer İyânî’nindir. (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, nr. 190). Bu gazavatnâme, Vahit Çabuk tarafından sadeleştirilerek Târîh-i Tîr Hasan Paşa adlı müellifi belli olmayan eserle birlikte Tiryâkî Hasan Paşa’nın Gazaları ve Kanije Savunması adıyla yayımlanmıştır (İstanbul 1978). Hasenât-ı Hasan ise muhtemelen Kafzâde Fâizî’nindir. Nâmık Kemal’in Kanije adlı kitabının aslını teşkil eden bu son eser önce Ahmed Nâfiz takma adıyla (İstanbul 1290), ardından Nâmık Kemal ismiyle (İstanbul 1303) neşredilmiştir. Külliyyât-ı Âsâr serisinde bir defa daha basıldıktan sonra (İstanbul 1335) Hakkı Tarık Us tarafından sadeleştirilerek Vakit gazetesinde tefrika edilmiş (24 Mayıs 1941), ardından Nâmık Kemal’in Kanije Muhasarası adıyla kitap haline getirilmiştir (İstanbul 1941).

BİBLİYOGRAFYA
BA, KK, nr. 1905, 1906, 1920, 1942, 1944, 2290; Topçular Kâtibi Abdülkadir (Kadrî) Efendi Târihi (haz. Ziya Yılmazer, doktora tezi, 1990), İÜ Ed.Fak. Genel Ktp., nr. TE 80, s. 229-240; Peçuylu İbrâhim, Târih, II, 232-235, 239-242; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, VI, 526-535; Silâhdar, Târih, II, 505-506; Levend, Gazavatnâmeler, s. 99-100, 102-103; TCYK, s. 284-285; V. Müller, Thury György kanizsai kapitánysága, Zalaegerszeg 1973; L. Vándor, Nagykanizsa története a honfoglalástól 1690-ig, Nagykanizsa 1987; L. V. Molnár, Kanizsa vára, Budapest 1987; I. Méri, A kanizsai várásatás, Budapest 1988; G. Dávid, “Ottoman Administrative Strategies in Western Hungary”, Studies in Ottoman History in Honour of Professor V. L. Ménage (ed. C. Heywood – C. Imber), İstanbul 1994, s. 31-43; Á. Vámbéry, “Kanizsa (1600-1601)”, Századok, XXI, Budapest 1887, s. 716-726, 798-826; [L.] Merényi, “A kanizsai végek történetéhez”, Hadtörténelmi Közlemények, X, Budapest 1897, s. 258-265; L. Fekete, “A Velencei Állami Levéltár magyar vonatkozásu fetḥnāméi”, Levéltári Közlemények, IV, Budapest 1927, s. 154-157; G. Cerwinka, “Die Eroberung der Festung Kanizsa durch die Türken im Jahre 1600”, Publikationen des Steiermärkischen Landesmuseums und der Steiermärkischen Landesbibliothek am Joanneum, 3, Graz 1968, s. 409-510; S. L. Tóth, “A kanizsai csata, 1600. oktober 7-13”, Hadtörténelmi Közlemények, new serial, XXII (1986), s. 253-271; M. Ivanics, “A császári felmentö sereg útja Kanizsára egykorú ábrázolások tükrében (1600. szeptember 16-október 13)”, Zalai Múzeum, sy. 4, Zalaegerszeg 1992, s. 44-53; N. Moačanin, “Verwaltungsgeschichte Mittelslawoniens als Bestandteil des eyālets Kanizsa”, a.e., sy. 4 (1992), s. 73-75; O. Pickl, “Die Kapitulation der Festung (Nagy) Kanizsa der «Hauptfestung des Ottomanischen Reiches» am 13. April 1690”, a.e., sy. 4 (1992), s. 85-93; V. J. Parry, “Kanizsa”, EI2 (İng.), IV, 546; Nezihi Aykut, “Hasanbeyzâde Ahmed Paşa”, DİA, XVI, 364.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2001 yılında İstanbul'da basılan 24. cildinde, 307-308 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER