KARAMÂNÎ MEHMED PAŞA

Müellif:
KARAMÂNÎ MEHMED PAŞA
Müellif: YUSUF KÜÇÜKDAĞ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2001
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 05.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/karamani-mehmed-pasa
YUSUF KÜÇÜKDAĞ, "KARAMÂNÎ MEHMED PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/karamani-mehmed-pasa (05.07.2020).
Kopyalama metni
Konya’da doğdu. Bazı kaynaklarda Karamânî nisbesi yanında Konevî olarak da anılır (Sehî, s. 23). Gerek kendi eserinde gerekse vakfiyesiyle mezar taşında tam adı Mehmed Paşa b. Ârif Çelebi el-Celâlî es-Sıddîkī şeklinde geçer. Babası Ârif Çelebi’nin Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî soyundan olduğu ve Konya Mevlânâ Dergâhı postnişini iken 824’te (1421) vefat ettiği belirtilir (Sâkıb Dede, I, 129-132). Sıddîkīliğinin de Hz. Ebû Bekir soyundan geldiğine işaret ettiği üzerinde durulur. Medrese tahsiline Konya’da başladı ve Musannifek ile Alâeddin Ali et-Tûsî’den ders alarak öğrenimini tamamladı. Ardından Konya’dan ayrılıp Osmanlı ülkesine gitti. İstanbul’un fethinden sonra Mahmud Paşa’nın vezîriâzamlığı sırasında (859/1455) onun himayesine girdi. Önce Mahmud Paşa’nın İstanbul’da yaptırdığı medresenin müderrisliğine, arkasından divan kâtipliğine getirildi. Mahmud Paşa’nın tavsiyesiyle 869 (1464) yılında nişancı (Sehî, s. 23) ve bu görevdeyken 875’te (1470-71) vezir oldu. Şahabeddin Tekindağ, vakfiyesindeki “el-emîr el-hatîr ve’l-vezîr el-kebîr” kaydına dayanarak onun vezirliğe tayininin 862’den (1458) önce olduğunu ileri sürer (İA, VII, 588). Ancak bu kayıt, müderrisliği döneminde düzenlenen vakfiyesinin vezîriâzamlığı sırasında bazı değişikliklere uğramasıyla ilgili olmalıdır. Uzun süre nişancılık görevinde kalan Mehmed Paşa bu dönemde daha çok Nişancı Paşa unvanıyla şöhret kazanmıştır (Latîfî, s. 335). Vezîriâzamlığa ise 1478 yılı ortalarında getirildiği anlaşılmaktadır. Vezîriâzam Karamânî Mehmed Paşa adına bir timarın “gurre-i Ramazan 883” (26 Kasım 1478) tarihinde kaydedilmesi (Gökbilgin, s. 44) onun bundan birkaç ay önce bu göreve getirildiğini gösterir.

Fâtih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethiyle Anadolu ve Balkanlar’da sınırları genişleyen devleti yeniden yapılandırma projesinde Karamânî Mehmed Paşa’dan büyük destek görmüştür. Özelikle kanunnâmelerin hazırlanmasında Mehmed Paşa etkili rol oynamıştır. Eskiden beri mevcut olan kardeş katlinin onun görüşleri doğrultusunda kanun haline getirildiği belirtilir. Fâtih Sultan Mehmed’le birlikte yeni veraset kanununun da kurucusu olmuştur. Teşrifat usulünü ortaya çıkan yeni şartlar çerçevesinde belirleme yönüne gitmiş, vezir sayısı üç iken dörde çıkarılmıştır. Daha önce tek olan kazaskerliğin devlet işlerinin hızlandırılması için ikiye çıkarılmasını arzetmiş, arzı kabul edilerek Rumeli ve Anadolu için ayrı kazaskerlikler kurulmuş (Hoca Sâdeddin, II, 480-481), tayinleri de vezîriâzama verilmiştir. Devletin maliye işleri de yeniden düzenlenmiş, defterdar Dîvân-ı Hümâyun’un aslî üyesi yapılarak bu görev müstakil bir makam haline getirilmiştir.

Karamânî Mehmed Paşa Osmanlı Devleti’nin gelirlerini arttırmak, asker ihtiyacını karşılamak maksadıyla bazı vakıf ve mülk arazilerinin timara çevrilmesinde de rol oynadı. Âşıkpaşazâde başta olmak üzere bazı kaynaklarda bu önemli reformda parmağı olduğu gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirilen Mehmed Paşa, ayrıca toprak tahsisinde karışıklığı önlemek için 883’te (1478) timar ve zeâmet sahiplerine, kendi isimleriyle birlikte o timarın bulunduğu yerle senelik gelirinin tahrir defterlerine kaydedildikten sonra beratla verilme sistemini de getirdi (a.g.e., I, 562).

Mehmed Paşa askerî bir kumandan ve idareci olmaktan çok medreseden yetişmiş bir bürokrat olma yönü ile sivrilmiştir. Onun özellikle iç siyasette padişah üzerinde etkili olduğu anlaşılmaktadır. Kıvâmî’nin, “Sultân-ı âlemin huzurunda bir sözü iki olmazdı. Sultân-ı âlem kendini, memleketi ona teslim eylemişti” (Fetihnâme-i Sultan Mehmed, s. 273) ve İbn Kemal’in, “Şehriyâr-ı cihânın inân-ı ihtiyârı onun elinde olmağın çok bid‘at vazetmişti” (Tevârîh-i Âl-i Osmân, s. 531-532) demeleri bunu gösterir. Cem Sultan taraftarı olarak padişahı etkilemeye, hatta onun tahtın vârisi şeklinde ilânına çalıştığı da belirtilir (İA, III, 70). Ancak olayların Bayezid lehine geliştiğini görünce başka yollarla amacına ulaşmak isteyen Mehmed Paşa’nın hasta durumdaki padişahı Mısır seferine ikna etmesinin ardında, onun yolda ölümü durumunda Konya’ya yakın olunacağından Cem’in kolayca tahta çıkmasını sağlama niyetinin yattığı ileri sürülmektedir. 886’da (1481) sefer için Anadolu’ya geçen ve Gebze yakınlarında vefat eden Fâtih’in ölümünü gizleyen ve hastalığı arttığından istirahat ettirmek için saraya götürüldüğünü çevreye yayan Mehmed Paşa, aldığı önlemlerle yeniçerilerin İstanbul tarafına geçmelerini engelledi. Cem taraftarı olmasına rağmen mecburen çoğunluğun görüşüne uyarak devlet erkânı ile birlikte yazdıkları nâmeyi Şehzade Bayezid’e (Hoca Sâdeddin, II, 4), bundan ayrı olarak yakın adamlarından birini de gizlice Cem’e gönderdi. Ancak Cem’e yolladığı haberci Bayezid’in damadı Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalandı. Bu arada yeniçerilerin İstanbul tarafına geçmesini istemeyen Mehmed Paşa, İstanbul-Üsküdar arasındaki nakli engellemek için Üsküdar yakasına gemi ve kayık yanaştırılmaması emrini verdi. Acemi oğlanlarını Fil çayırındaki köprüyü onarmaları için şehirden dışarı çıkardı. Aldığı bütün önlemlere rağmen Fâtih’in ölümü duyuldu ve yeniçerilerden bir kısmı Fâtih’in ölümünden bir gün sonra İstanbul’a geçti. Mehmed Paşa, yasağa uymayanları tehdit ettiyse de bir grup yeniçeri subaşı ile birlikte Mehmed Paşa’nın divanhânesini basarak onu katletti (Bihiştî Ahmed Sinan Çelebi, vr. 211b; İdrîs-i Bitlisî, s. 330). Kesilen başı bir mızrağın ucuna takılarak günlerce İstanbul sokaklarında gezdirildi (Kıvâmî, s. 279). Mehmed Paşa’nın kabri, İstanbul’da isminden dolayı Nişancı olarak anılan mahalledeki caminin kıble tarafında yer alan türbededir. Sehî, kabrinin Şeyh Vefâ Tekkesi’nde bulunduğunu yazarsa da (Tezkire, s. 23) bunun, paşayla Şeyh Vefâ arasındaki yakınlıktan dolayı kabrini Şeyh Vefâ Tekkesi’nde göstermiş olmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

İki eşinin olduğu ileri sürülen Mehmed Paşa’nın birinci eşi hocası Musannifek’in kızıdır. Oğlu Zeynelâbidîn Ali Çelebi’nin bundan doğduğu tahmin edilmektedir. İkinci eşi Sittî Şah, Alâiye beyinin kızı idi (Âşıkpaşazâde, s. 192). Mehmed Paşa’nın türbesinin yanındaki mezarlıkta toprak altından çıkarılan “Ayşe bint Râbia ve ebûhâ Mehmed” yazılı mezar taşına bakılırsa Râbia adlı üçüncü hanımından doğmuş Ayşe adlı bir kızı vardı.

Çağının diğer devlet adamları gibi Mehmed Paşa da mutasavvıfları, şairleri, ilim adamlarını himaye etmiş, Horasan’dan Konya’ya gelen Musannifek ile muhtemelen hocası Alâeddin Ali et-Tûsî’yi İstanbul’a getirtip padişah ve Mahmud Paşa ile tanıştırmıştır. Yine Şeyh Vefâ’nın İstanbul’a gelmesi ve padişah nezdinde itibar kazanması da onun aracılığı ile olmalıdır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî soyundan olup medrese çıkışlı akrabalarının da İstanbul’a gelmelerine vesile olduğu anlaşılmaktadır. Cemâleddin Çelebizâde Âbid Çelebi bunlardan biridir. Mehmed Paşa çevresindekileri belli bir kültür seviyesine ulaşmaları için teşvik etmiş, yetişmelerini sağlamıştır. Kölesi Hüsâmeddin’in oğlu Muhyiddin Mehmed Hicrî Efendi medreseden yetişerek İstanbul kadılığına kadar yükselmiş bir âlimdi (Taşköprizâde, s. 495).

Karamânî Mehmed Paşa vezîriâzamlığı sırasında ilim adamlarına tartışmalar yaptırır ve özellikle felsefî konularda bu tartışmalara katılırdı (Taşköprizâde, s. 154). Yeniliğe açık bir devlet adamı olarak devlet işlerinde kendisine ayak uyduramayanları değişik metotlarla etkisiz hale getirmiştir. Hocazâde Muslihuddin Efendi gibi döneminin etkili ilim adamlarıyla geçimsizliğinin altında onun Fâtih’in yeni düzenlemelerine karşı olan tutumunun yattığı söylenebilir. Bununla birlikte Hocazâde’nin öğrencisi Seyyid İbrâhim’den oğluna ders aldırmış, Şehzade Korkut’a hoca olarak tayinini sağlamıştır (Mecdî, s. 319-321). Mehmed Paşa’nın ayrıca devlet idaresinde Türk-devşirme çekişmesinin başta gelen şahsiyetlerinden biri olduğu yolundaki yorumlar, onun yahudi asıllı hekim Yâkub Paşa’ya ve Rum Mehmed Paşa’ya karşı olan muhalefetine dayandırılır. Devletin yeniden yapılandırılması hususunda alınan tedbirler dolayısıyla Âşıkpaşazâde, Kıvâmî ve İbn Kemal gibi tarihçilerce eleştirilen Mehmed Paşa’nın bu yüzden çok sayıda düşman kazandığı ve bu durumun kişiliği hakkında aktarılan bilgileri tartışmalı hale getirdiği söylenebilir.

Mehmed Paşa’nın İstanbul’da hayır eserleri bulunmaktadır. Bunlardan Kumkapı’da Nişancı Mehmed Paşa Camii 870’te (1465) inşa edilmiştir. Aynı mahallede bir çifte hamamla caminin bitişiğinde zâviyesi, bir de medresesi bulunuyordu. Bunun dışında ikinci bir mescidi daha vardı. Tâcîzâde’nin tarih düşürdüğü bu mescid Kumkapı’daki camiyle karıştırılmış, şu anda İstanbul Müftülüğü olan yerdeki sarayı ile birlikte yaptırılan mescidin inşa tarihi (885/1480) camiye ait gösterilmiştir.

Karamânî Mehmed Paşa hem tarihçiliği hem de Osmanlı inşâ sanatında verdiği inşa örnekleriyle tanınmıştır. Daha nişancı iken Uzun Hasan’a yazdığı söylenen mektuptan dolayı (Feridun Bey, I, 271-272) Fâtih’in teveccühünü kazanmıştır (Tâcîzâde Sâdî Çelebi, s. 57; Latîfî, s. 335). Onun değişik mektupları münşeat mecmualarında örnek olarak verilmektedir (Sarı Abdullah Efendi, vr. 28a-29b). Ayrıca Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazan Mehmed Paşa’nın mahlası Nişânî’dir. Bir divanda toplanmayan şiirlerine değişik tezkire ve mecmualarda rastlanmaktadır. Kınalızâde onun şiirde inşâdaki kadar üstün olmadığını söylemektedir (Tezkire, II, 988). Karamânî Mehmed Paşa kaleme aldığı Osmanlı tarihiyle de dikkat çeker. Onun Arapça yazdığı bu eser ilk Osmanlı tarihlerinden biri olarak ayrı bir öneme sahiptir. Özellikle Osmanlı tarihinin ilk dönemlerine ait verilen bilgiler oldukça değerlidir. Eser iki kısımdan oluşur. İlki Risâle fî tevârîḫi’s-selâṭîni’l-ʿOs̱mâniyye, ikincisi Risâle fî târîḫi Sulṭân Meḥmed b. Murâd Ḫân min Âli ʿOs̱mân adını taşır. Birinci kısımda Osmanlı Devleti Osman Gazi’den başlayarak II. Mehmed’e, ikincisinde II. Mehmed’in tahta çıktığı 855 yılından (1451) 1 Muharrem 885’e (13 Mart 1480) kadar olaylar anlatılmaktadır. Bu kısım Fâtih Sultan Mehmed dönemi için kıymetli bilgiler taşır (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 3204; Âşir Efendi, nr. 234). Kitabı, tercümesini yayımlayarak ilim âlemine ilk duyuran Mükrimin Halil Yinanç olmuş ve eseri “Millî Tarihimize Dair Eski Bir Vesika” başlığı altında Türk Tarih Encümeni Mecmuası’nda yayımlanmıştır (sy. II/79 [1 Mart 1340], s. 85-94; sy. III/80 [1 Mayıs 1340], s. 142-155). İkinci bir tercümesini ise İbrahim Hakkı Konyalı neşretmiştir (“Osmanlı Sultanları Tarihi”, Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1949, s. 323-369).

BİBLİYOGRAFYA
Külliyyât-i Dîvân-ı Kabulî (nşr. İsmail Hikmet Ertaylan), İstanbul 1948, s. 193; Âşıkpaşazâde, Târih, s. 192; Câmî, Nefeḥâtü’l-üns, İstanbul 1270, s. 580-581; Tursun Bey, Târîh-i Ebü’l-Feth (nşr. Mertol Tulum), İstanbul 1977, s. 182; Oruç b. Âdil, Tevârîh-i Âl-i Osmân, s. 131; Bihiştî Ahmed Sinan Çelebi, Tevârîh-i Âl-i Osmân, British Museum, Add., Or., ms., 7869, vr. 211b; Tâcîzâde Sâdî Çelebi, Münşeât (haz. Necati Lugal – Adnan Sadık Erzi), İstanbul 1956, s. 57, 61; İdrîs-i Bitlisî, Târîh-i Âl-i Osmân, Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, FY, nr. 860, s. 330; Neşrî, Cihannümâ (Taeschner), s. 219; İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VII. Defter, s. 531-532; Sehî, Tezkire, s. 23; Feridun Bey, Münşeât, I, 271-272; Latîfî, Tezkire, s. 335; Mecdî, Şekāik Tercümesi, s. 154, 186, 319-321, 495; , I, 562; II, 4, 472, 480-481; Âlî Mustafa, Künhü’l-ahbâr, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 3526, vr. 83a; Künhü’l-ahbâr’ın Tezkire Kısmı (haz. Mustafa İsen), Ankara 1994, s. 146; Kınalızâde, Tezkire, II, 988; Kıvâmî, Fetihnâme-i Sultan Mehmed (nşr. F. Babinger), İstanbul 1955, s. 273, 279; Külliyyāt-ı Dīvān-ı Mevlānā Ḥāmidī (nşr. İsmail Hikmet Ertaylan), İstanbul 1949, s. 293-294; Atâî, Zeyl-i Şekāik, İstanbul 1268, I, 15, 344-345; Cemâleddin Hulvî, Lemezât-ı Hulviyye, Süleymaniye Ktp., Düğümlü Baba, nr. 565, vr. 163b-164a; Sarı Abdullah Efendi, Münşeât, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3333, vr. 28a-29b; Sâkıb Dede, Sefîne, I, 129-132; Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 209; Hammer (Atâ Bey), III, 156, 217, 224, 240-242; Lutfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osmân, İstanbul 1341, s. 190; Vl. Mirmiroğlu, Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin Devrine Ait Vesikalar, İstanbul 1945, s. 1; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 141, 144, 146, 161-162, 602, 624, 645; Gökbilgin, Edirne ve Paşa Livâsı, s. 44, 74, 88, 134, 305; Ekrem Hakkı Ayverdi, Fâtih Devri Mi‘mârîsi, İstanbul 1953, s. 428; Konyalı, Konya Tarihi, s. 155-156, 555-556, 937, 1156; Fr. Babinger, Aufsätze und Abhandlungen zur Geschichte Südosteuropas und der Levante von Franz Babinger, München 1966, II, 1-5; a.mlf., Mehmed the Conqueror and his time, Princeton 1978, s. 362, 401, 404, 406-407, 454-455, 477, 482; Şerafettin Erel, Önemli Birkaç Kitâbe, İstanbul 1971, s. 7; Yusuf Küçükdağ, II. Bâyezid, Yavuz ve Kanûnî Devirlerinde Cemâlî Ailesi, İstanbul 1995, s. 10-46; a.mlf., “Konya Mevlânâ Dergâhı ve Türbe Hamamı’na Dair İki Mevlevi Vakfiyesi”, VD, XXIII (1994), s. 75-76, 82, 84; R. F. Kreutel, Haniwaldanus Anonimi’ne Göre Sultan Bayezid-i Veli: 1481-1512 (trc. Necdet Öztürk), İstanbul 1997, s. VII, 12; Ömer Lutfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler”, , sy. 2 (1942), s. 328-329, 330-334; Tahsin Ünal, “Karamanî Mehmet Paşa”, Anıt, sy. 5, Konya 1949, s. 14-17; sy. 6 (1949), s. 12-15; sy. 7 (1949), s. 19-21; F. İsmail Âyânoğlu, “Fatih Devri Ricali Mezar Taşları ve Kitâbeleri”, VD, IV (1958), s. 195; Abdülkadir Özcan, “Fâtih’in Teşkilât Kanunnâmesi ve Nizam-ı Âlem İçin Kardeş Katli Meselesi”, , sy. 33 (1982), s. 9-20; M. Cavid Baysun, “Cem”, İA, III, 70; M. C. Şehâbeddin Tekindağ, “Mehmed Paşa”, a.e., VII, 588-591; A. H. de Groot, “Meḥmed Pas̲h̲a, Ḳaramānī”, EI2 (İng.), VI, 995-996.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2001 yılında İstanbul'da basılan 24. cildinde, 449-451 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER