KÂTİBZÂDE MEHMED REFÎ

Müellif:
KÂTİBZÂDE MEHMED REFÎ
Müellif: MUHİTTİN SERİN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.11.2018
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/katibzade-mehmed-refi
MUHİTTİN SERİN, "KÂTİBZÂDE MEHMED REFÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/katibzade-mehmed-refi (20.11.2018).
Kopyalama metni
İstanbul Çarşamba’da Kovacı Dede mahallesinde doğdu. III. Ahmed zamanında Dîvân-ı Hümâyun çavuşları kâtipliği görevinde bulunmuş olan Mustafa Efendi’nin oğlu olduğundan Kâtibzâde lakabıyla tanındı. İlk öğrenimiyle beraber sülüs ve nesih yazılarını Kevkeb Hâfız Mehmed Efendi’den öğrendi. Nesta‘lik yazıyı Kazasker Abdülbâki Ârif Efendi’den meşkederek icâzet aldı. Nesta‘lik ve celîsinin inceliklerine vâkıf olmak için Durmuşzâde Ahmed Efendi’nin derslerine devam ederek bu sanatın sayılı üstatları arasına girdi. Risâle fî evcâi’l-mefâsıl adlı eserinden öğrenildiğine göre medresede şer‘î ilimlerle beraber tıp eğitimi de gördü. Tıpla ilgili çalışmalarında kullandığı kaynaklardan Arapça ve Farsça’yı iyi seviyede bildiği belli olan Kâtibzâde şiirle de uğraştı. Onun bir mısraında, “Karâr etme Refîâ Gülşenî bülbüllerindensin” demesinden Gülşenî olduğu anlaşılmaktadır. Kâtibzâde, Edirneli Şeyh La‘lî Efendi’nin terbiyesinde tasavvufî eğitimini tamamladı. Etrafında geniş bir aydınlar kitlesinin toplandığı Şeyh Mehmed Emin Tokadî’nin sohbetlerine devam etti.

Medresede gösterdiği başarı devrin ilim adamları arasında dikkati çektiğinden Kâtibzâde, 1117’de (1705) Rumeli Kazaskeri Ebezâde Abdullah Efendi’ye mülâzım oldu. 1126’da (1714) Mimar Mustafa Mehmed Paşa, Şehid Ali Paşa ve Süleymaniye medreselerinde müderrislik yaptı; Galata ve Bursa mevleviyetiyle görevlendirildi, Mekke-i Mükerreme pâyesiyle ödüllendirildi. Tıp sahasında bilgi ve tercübesini kendi gayretiyle arttıran Kâtibzâde 1126’da (1714) saray hekimleri arasında yer aldı. Zilkade 1171’de (Temmuz 1758) Mehmed Ârif Efendi’nin azli üzerine hekimbaşı oldu ve ölümüne kadar bu görevi sürdürdü. III. Mustafa’nın sevgi ve takdirini kazanarak pek çok ihsanına nâil oldu (BA, Saraylar Dosyası, nr. 522). 1172’de (1759) Anadolu pâyesiyle İstanbul kadılığına, 1174’te (1760) Anadolu, iki yıl sonra da Rumeli kazaskerliğine tayin edildi. Kâtibzâde, 7 Cemâziyelevvel 1183’te (8 Eylül 1769) doksan yaşına yaklaştığı sırada vefat etti ve Çarşamba’da Kovacı Dede Türbesi hazîresinde Şeyhülislâm Ankaravî Mehmed Emin Efendi’nin yanına gömüldü. Mezar taşına Çeşmîzâde Mustafa Reşid Efendi’nin söylediği, “Gitti ol ferd-i zamâne dedi târîhi Reşîd / Kıla adn içre mekân rûh-ı reîsü’l-hükemâ” tarih beyti yazılmıştır. XX. yüzyılda yapılan yol genişletilmesi sırasında kabri ve mezar taşı ortadan kalkmıştır. Kâtibzâde’nin Bâhir mahlasıyla şiir yazan Abdülkerim (ö. 1152/1739) ile Mehmed Said (ö. 1228/1813) adlarında müderris iki oğlu ve İsmet adında şair bir kızı olduğu kaydedilmektedir.

Şark tıp geleneğine bağlı kalmakla beraber Kâtibzâde Batı dünyasındaki yenilikleri de takip etmiş, İstanbul’a gelen Avrupalı doktorlarla talebesi hekim Abbas Vesim Efendi aracılığı ile görüşerek onlardan faydalanmış, Osmanlı tıbbının gelişmesinde rol oynamıştır. Onun zamanında padişahın 1182 (1768) tarihli hükmü üzerine (Ahmed Refik, s. 214-215) İstanbul’da bulunan hekimler imtihan edilmiş, başarısız olanlar meslekten uzaklaştırılarak sağlık işleri disiplin altına alınmıştır. Arkadaşı Tokatlı hekim Mustafa Efendi’ye İbn Sînâ’nın el-Ḳānûn fi’ṭ-ṭıb adlı eserini Tebhîrü’l-mathûn adıyla Türkçe’ye tercüme ettiren Kâtibzâde’nin (Râgıb Paşa Ktp., nr. 1335/1) zengin bir kütüphanesinin bulunduğu, bugün İstanbul’un çeşitli kütüphanelerine dağılmış olan kitaplarının kendi hattıyla yazılmış temellük kayıtlarından anlaşılmaktadır.

Kâtibzâde’nin tıpla ilgili Türkçe eserleri şunlardır: Risâle fî evcâi’l-mefâsıl (müellifi tarafından nesta‘lik hatla yazılmıştır; Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2471); Risâle-i Pâd Zehr Anber (Süleymaniye Ktp., Hâlet Efendi, nr. 71/5); Risâle fî za‘fi’l-bâh (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2471); Risâle-i İllet-i Sadriyye (TSMK, Hazine, nr. 571); Risâle-i İllet-i Mesâne (bir makale niteliğindedir; İÜ Ktp., TY, nr. 796). Kâtibzâde’nin daha önce bilinmeyen Hayâtâbâd adlı mesnevisinin 1131’de (1719) kendi hattıyla yazılmış bir nüshası Aralık 1994’te İstanbul’da bir kitap müzayedesinde satılmıştır.

Kâtibzâde, XVIII. yüzyılın ikinci yarısından sonra İmâd-ı Hasenî üslûbunu yorumlayarak güzelleştiren ve İran tarzından farklı Türk nesta‘lik ve celî nesta‘lik ekolünü ortaya koyan bir oluşumun önde gelen hattatları arasında yer almış ve İmâd-ı Rûm (Mîr İmâd-ı Zamân, Mîr-i Devrân) diye anılmıştır. Döneminde hattatları etkilemiş ve çevresinde geniş bir sanat muhiti oluşmuştur. Kâtibzâde’nin celî nesta‘lik yazıları İstanbul’daki çeşitli kitâbelerle müze, kütüphane ve özel koleksiyonlarda kıta, murakka‘ şeklinde zamanımıza kadar gelmiştir. Zeyrek Soğukkuyu Camii hazîresinde Şeyh Hoca Mehmed Emin Tokadî’nin kabir taşı kitâbesi (Müstakimzâde, s. 401), Saraçhânebaşı’nda Seyyid Mustafa Efendi Çeşmesi’nin yazısı, Eyüpsultan Babahaydar’da Şeyhülislâm Mustafa Efendi Tekkesi şadırvan kapısı ve çeşme kitâbeleri, 1157 (1744) tarihli ketebeli yazıları, Kasımpaşa Camii avlusunda Feyzullah Efendi Çeşmesi ile Nuruosmaniye Camii Medresesi inşa kitâbeleri onun celî nesta‘lik yazıda ulaştığı seviyeyi gösteren örneklerdir. Nesta‘lik kıtaları arasında Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde birer kıtası (Hazine, nr. 2155; Emanet Hazinesi, nr. 2645), yazı kalıpları (Hırka-i Saâdet, nr. 1124), İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde 1168 (1755) tarihli nesta‘lik mâil kıtası (İbnülemin, nr. 193), İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü’nde nesta‘lik kıtası, İstanbul Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’nde nesta‘lik kıtaları (nr. 372, 728, 762), Amerika Birleşik Devletleri Michigan Üniversitesi II. Abdülhamid koleksiyonunda saray ciltli albüm içinde bir kıtası (nr. 439), Ekrem Hakkı Ayverdi hat koleksiyonunda iki, Türk Petrol Vakfı Müzesi’nde bir nesta‘lik karalaması bulunmaktadır.

Yetiştirdiği talebeleri vasıtasıyla da Kâtibzâde hat sanatının gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Eğrikapılı Mehmed Râsim Efendi ondan nesta‘lik meşketmiş, Kâtibzâde de ilerlemiş yaşına rağmen Râsim Efendi’den sülüs nesih öğrenerek icâzet almıştır. Kaynaklarda adı geçen talebeleri arasında Mîr İbrâhim Hanîf b. Mustafa, Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin, el-Hâc Mehmed Said Efendi, Şeyh Ahmed Hüsâmî, Ahmed Bosnevî, İsmâil Refik, Abbas Vesîm, oğlu Abdülkerîm b. Mehmed Refi‘, Şeyhülislâm Osman, Mehmed Es‘ad b. Hamza (Hamzazâde), Şeyhülislâm Seyyid Mehmed b. Şerîf, Şeyhülislâm Mehmed Esad, Mehmed Esad Şefik (Sâcidîzâde), Seyyid Mehmed Said (Hocazâde), Mustafa İffet (Saatçizâde), Mustafa Ârif (Çalkandızâde) ve Mustafa Rûhî çağının önde gelen hattatlarındandır.

Kâtibzâde önceleri Said, kırk yaşından sonra da Refî mahlasını kullanmıştır. Drağman Zâkiri Ahmed Efendi tarafından rast makamında bestelenmiş olan, “Bu şeb hurşîd-i evreng-i risâlet geldi dünyâya / Muhammed Mustafâ’nın nûru saldı âleme sâye” mısraıyla başlayan na’t-ı şerîfi Türk din mûsikisinin klasikleri arasında yer alır

BİBLİYOGRAFYA
Suyolcuzâde, Devhatü’l-küttâb, s. 54; Çeşmîzâde, Târih (nşr. Bekir Kütükoğlu), İstanbul 1993, s. 30, 78, 92; Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), II/A, s. 11, 18; Müstakimzâde, Tuhfe, s. 373, 401, 455, 616, 617, 717; Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 46-47, 137; Habîb, Hat ve Hattâtân, İstanbul 1305, s. 243; İsmet, Tekmiletü’ş-Şekāik, V, 216, 232; Sicill-i Osmânî, IV, 702; İlmiyye Salnâmesi, s. 536, 541, 545; Osmanlı Müellifleri, III, 234; Osman Şevki [Uludağ], Beşbuçuk Asırlık Türk Tabâbeti Tarihi, İstanbul 1341/1925, s. 166; Ahmed Refik [Altınay], Hicrî On İkinci Asırda İstanbul Hayatı (1100-1200), İstanbul 1930, s. 214-215; A. Süheyl Ünver, Hekimbaşı ve Hattat Katipzâde Mehmed Refi Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1950; Şengel, İlâhîler, I, 58; Şeşen, Fihrisü maḫṭûṭâti’ṭ-ṭıbbi’l-İslâmî, s. 331-332; Ali Haydar Bayat, Osmanlı Devleti’nde Hekimbaşılık Kurumu ve Hekimbaşılar, Ankara 1999, s. 109-115; Sabri Koz, “Bir Kitap Müzâyedesi”, TT, XXI/1 (1994), s. 64; Nil Sarı, “Hekimbaşı”, DİA, XVII, 162.

Muhittin Serin
Bu madde ilk olarak 2002 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 25. cildinde, 42-44 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.