KEYHUSREV III

Müellif:
KEYHUSREV III
Müellif: ALİ SEVİM
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.11.2018
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/keyhusrev-iii
ALİ SEVİM, "KEYHUSREV III", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/keyhusrev-iii (20.11.2018).
Kopyalama metni
Babası IV. Kılıcarslan’ın öldürülmesinden sonra çocuk yaşta tahta çıkarıldı. Yaşının küçüklüğü sebebiyle Muînüddin Süleyman Pervâne, IV. Kılıcarslan devrinde olduğu gibi nüfuz ve kudretini muhafaza etti. Muînüddin Pervâne, Gıyâseddin öğrenim çağına gelince “üstâdü’s-saltana” unvanını verdiği Yenbuî’yi onu yetiştirmekle görevlendirdi; bu arada Emînüddin İsfahânî’yi musahip, kendi oğlu Mühezzebüddin Ali’yi de muhafız tayin etti. İyi bir dinî terbiye alan Gıyâseddin erginlik çağına geldiği zaman da ata binmek ve silâh kullanmak gibi konularda eğitildi.

671 (1272) yılında, İlhanlı Hükümdarı Abaka Han’ın kardeşi Acay Noyan ve ordu kumandanı Samagar Noyan’ın baskılarından rahatsız olan Muînüddin Pervâne, Anadolu halkının Moğollar’a karşı kurtarıcı gibi gördüğü Mısır Memlük Sultanı Baybars’a bir elçilik heyeti gönderip Gıyâseddin Keyhusrev’e ve Selçuklu hükümranlığına dokunmamak şartıyla onu Anadolu’ya davet etti. Baybars bir yıl sonra ordusuyla birlikte Anadolu’ya yöneldiyse de Abaka Han’dan korkup telâşa düşen Muînüddin Pervâne, ona elçiler göndererek iş birliği ve ittifak teklifinin bu yıl uygulanmasının mümkün olmadığını, bu sebeple seferini gelecek yıla ertelemesini istedi. Aynı yıl içinde Abaka Han, Toku Noyan’ı Anadolu’da görevlendirdi ve Selçuklu devlet erkânına onun iznini almadıkça herhangi bir konuda karar vermemelerini bildirdi. Bunun üzerine Muînüddin Pervâne, diğer devlet adamlarıyla anlaşıp tekrar Baybars’tan Anadolu’ya gelmesini istediyse de ondan bu seferin ancak gelecek yılın sonlarında yapılabileceği cevabını aldı. Bu sırada Beylerbeyi Hatîroğlu Şerefeddin Mesud Moğollar’a karşı isyan etti ve o da Baybars’tan yardım istedi. Fakat Anadolu’ya gelen 30.000 kişilik bir Moğol kuvveti çok geçmeden Kayseri-Sivas arasındaki Gedük’te Selçuklu kuvvetlerinin de yardımıyla ayaklanmayı bastırdı ve yakalanan Hatîroğlu bazı emîr ve Türkmen beyleriyle birlikte idam edildi (675/1276).

Memlük Sultanı Baybars, Muînüddin Pervâne gibi büyük Selçuklu emîr ve beylerinin daveti, ülkesine kaçan devlet adamlarının teşviki ve özellikle Anadolu halkının kendisini putperest Moğollar’a karşı kurtarıcı olarak görmesi sebebiyle Anadolu topraklarına girdi ve Elbistan’a geldi. Bunun üzerine Toku ve Tudavun noyanlarla Muînüddin Pervâne’nin sevk ve idaresindeki Moğol, Selçuklu, Gürcü ve Ermeni kuvvetlerinden oluşan ordu Elbistan yönüne hareket etti. Akçaderbent’te Memlük ve Moğol kuvvetleri arasında yapılan öncü savaşında ve arkasından Elbistan ovasında ana kuvvetler arasında yapılan asıl savaşta Moğollar ağır bir yenilgiye uğradılar (Zilkade 675 / Nisan 1277). Bu savaşta Selçuklu kuvvetleri ciddi biçimde savaşmadıkları gibi birçok emîr ve asker de Memlükler tarafına geçmişti. Yenilgi üzerine Muînüddin Pervâne Kayseri’ye gelerek burada bulunan Gıyâseddin Keyhusrev ile Vezir Fahreddin Ali ve diğer Selçuklu devlet adamlarını yanına alıp Tokat’a çekildi. Bu önemli zaferden sonra Kayseri’ye giden Baybars sevgi ve takdir gösterileriyle karşılandı; ancak bir hafta sonra ordusunun karşılaştığı yiyecek sıkıntısı sebebiyle Mısır’a dönmek zorunda kaldı. Böylece Muînüddin Pervâne’nin hem Baybars hem de Abaka Han ile ilişkilerini sürdürmek şeklindeki kararsız tutumu sebebiyle Baybars’ın Anadolu’yu Moğol tahakkümünden kurtarma yolundaki bu teşebbüsü neticesiz kaldı. Baybars’ın ayrılmasının arkasından Abaka Han bizzat başına geçtiği büyük bir orduyla Anadolu’ya geldi; Muînüddin Pervâne, Sultan Keyhusrev ve Fahreddin Ali hemen ona katıldılar. Savaşın yapıldığı Elbistan’a giden Abaka Han, aralarında Toku ve Tudavun noyanların da bulunduğu Moğol ölülerini gördüğü halde herhangi bir Selçuklu emîr ve askerinin cesedine rastlamaması üzerine çok öfkelendi ve Pervâne’nin kendilerine ihanet ettiği kanaatine vardı. Daha sonra Kayseri’ye geçen Abaka Han bütün Selçuklu şehirlerinin yağma ve tahribini, halklarının da katlini emretti; rivayete göre aralarında ilim ve din adamlarının da bulunduğu çoğu Türkmen 200.000 kişi öldürüldü. Bu arada Abaka Han’ın veziri Şemseddin Cüveynî’nin Sivas’ın bir kısmını satın alarak tahripten kurtardığı bilinmektedir. Abaka Han, Anadolu’nun idaresini kardeşi Kongurtay Noyan’a bırakıp Karamanoğulları’nı yola getirmesini emrettikten sonra beraberinde Muînüddin Pervâne ve Fahreddin Ali olduğu halde Azerbaycan’a döndü. Moğol noyan ve kumandanlarıyla Pervâne’nin durumunu tartıştıktan sonra ihanetini sabit görerek onu ve adamlarını idam ettirdi (Safer 676 / Temmuz 1277).

Uç Türkmenleri’nin ve son olarak Hatîroğlu Şerefeddin’in bertaraf edilmesinden sonra Moğol zulmüne karşı mücadele görevini üstlenen Karamanoğlu Mehmed Bey, Eşrefoğulları ve Menteşeoğulları ile bir ittifak yaparak hâkimiyet sahasını genişletmiş ve iyice kuvvetlenmişti. Mehmed Bey, mücadelesini meşrû bir zeminde yürütebilmek için II. İzzeddin Keykâvus’un oğlu olduğunu ileri sürdüğü Alâeddin Siyavuş’u (Cimri) yanına getirterek törenle Selçuklu sultanı ilân etti. Daha sonra beraberinde Siyavuş olduğu halde Menteşeoğlu ve Eşrefoğlu kuvvetleri ve kalabalık bir Türkmen ordusuyla birlikte harekete geçen Mehmed Bey, Konya üzerine yürüyerek şehrin Selçuklu Sultanı Siyavuş’a teslim edilmesini istedi. İsteği reddedilince de saldırıya geçip 9 Zilhicce 677’de (23 Nisan 1279) şehre girdi ve Siyavuş’u törenle Selçuklu tahtına oturttu; kendisi de vezirlik görevini üstlendi. Bu törenin ardından şehirdeki Selçuklu devlet adamları Siyavuş’u sultan olarak tanımak zorunda kaldılar; ayrıca onun adına hutbe okutulup para bastırıldı. Siyavuş ve Mehmed Bey bir yıl içerisinde elde ettikleri askerî başarılarla hâkimiyet sahalarını Ankara’dan Ege kıyılarına kadar yaydılarsa da daha sonra Moğol-Selçuklu ordusu karşısında üst üste yenilgiye uğradılar ve yakalanıp öldürüldüler (17 Muharrem 678 / 30 Mayıs 1279).

679’da (1280), Kırım’da yaşayan II. İzzeddin Keykâvus’un veliaht tayin ettiği oğlu II. Gıyâseddin Mesud ailesi ve yakınlarıyla birlikte Kayseri’ye geldi. Ardından, beraberinde Kastamonu Beyi Çobanoğlu Muzafferüddin olduğu halde İlhanlı başşehrine giderek Abaka Han’ın huzuruna çıkan Mesud’a Erzurum, Erzincan, Sivas, Diyarbekir ve Harput’un idaresi verildi. Fakat Abaka Han’ın ölümü üzerine (680/1282) Ahmed Teküder hükümdar olunca Selçuklu ülkesini III. Gıyâseddin Keyhusrev ile II. Mesud arasında taksim etti. Durumu öğrenen ve memnun kalmayan Gıyâseddin Keyhusrev, Moğollar’ın Anadolu valisi Kongurtay ve Vezir Fahreddin Ali ile birlikte görüşmelerde bulunmak üzere Ahmed Teküder’e gitmek için yola çıktıysa da İlhanlı Devleti’nde başlayan saltanat mücadelesi sebebiyle bir süre Erzurum’da beklemek zorunda kaldı. Daha sonra mücadelenin galibi Argun Han, o sırada Tebriz’de bulunan II. Mesud’u Anadolu Selçuklu sultanı yaptığı gibi (681/1282) huzuruna çıkmasının ardından Erzincan’a gönderdiği Gıyâseddin Keyhusrev’i de öldürttü.

III. Keyhusrev’in sembolik saltanatı sırasında Anadolu Selçuklu Devleti’nin doğu kısmı tamamen Moğollar’ın bir eyaleti haline gelmiş, batısı ise Anadolu beyliklerinin istiklâl mücadelelerine sahne olmuştur. Buna rağmen onun döneminde yapılan mimari eserlerin çokluğu dikkat çeker.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Bîbî, el-Evâmirü’l-ʿAlâʾiyye, s. 650, 661, 681, 689, 700, 703, 722, 725; a.e.: Selçuknâme (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 1996, II, 179, 197, 203, 211, 215, 233, 236, 243-244; İzzeddin İbn Şeddâd, Târîḫu’l-Meliki’ẓ-Ẓâhir (nşr. Ahmed Hutayt), Beyrut 1403/1983, s. 79, 122, 124, 128, 153, 154; Ebü’l-Ferec, Târih, II, 587, 598, 617; Aksarâyî, Müsâmeretü’l-aḫbâr, s. 87, 89, 101, 130, 138; Yûnînî, Ẕeylü Mirʾâti’z-zamân, Haydarâbâd 1380/1961, III, 34, 112-113, 117, 165-170, 178; IV, 35; İbn Kesîr, el-Bidâye, XIII, 173; Makrîzî, es-Sülûk (Ziyâde), I/1, s. 571-572; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, bk. İndeks; Nejat Kaymaz, Pervâne Muînüddin Süleyman, Ankara 1970, bk. İndeks; Artuk, İslâmî Sikkeler Kataloğu, I, LV-LVI; Oktay Aslanapa, Türk Sanatı, İstanbul 1973, tür.yer.; Cl. Cahen, Osmanlılar’dan Önce Anadolu’da Türkler (trc. Yıldız Moran), İstanbul 1979; a.mlf., “Kaykhusraw III”, EI2 (İng.), IV, 817; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye Tarihi, İstanbul 1984, bk. İndeks; a.mlf., Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar, Ankara 1988, s. 4, 7, 11, 20, 26, 28, 151, 164; P. Thorau, The Lion of Egypt: Sultan Baybars I and the near East in the Thirteenth Century (trc. P. M. Holt), London-New York 1992, bk. İndeks; Doğu-Batı Arası Bir Gökkuşağı: Selçuklu Sikkeleri (haz. Şennur Aydın), İstanbul 1994, s. 49-53; Reuven Amitai-Preiss, Mongols and Mamluks, Cambridge 1996, s. 160-162, 164-167, 174; Ali Sevim, “Cimri Olayı Hakkında Birkaç Not”, TTK Belleten, XXV/97 (1961), s. 63-74; Faruk Sümer, “Anadolu’da Moğollar”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, sy. 1, Ankara 1969, s. 45 vd.; “Keyhusrev III.”, İA, VI, 629-630.

Ali Sevim
Bu madde ilk olarak 2002 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 25. cildinde, 351-352 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.