KÖSTENDİLLİ ALÂEDDİN ALİ

Müellif:
KÖSTENDİLLİ ALÂEDDİN ALİ
Müellif: SEMİH CEYHAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kostendilli-alaeddin-ali
SEMİH CEYHAN, "KÖSTENDİLLİ ALÂEDDİN ALİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kostendilli-alaeddin-ali (21.11.2019).
Kopyalama metni
1053’te (1643) Sofya’ya bağlı Köstendil şehrinde doğdu. İlim çevrelerinde Köstendil Müftüsü diye tanınır. Hayatına dair en ayrıntılı bilgiyi veren ilk kaynaklardan Fındıklılı İsmet Efendi’ye göre tahsilini memleketinde tamamlayıp hadis ilminde yetkin bir âlim olduktan sonra Köstendil’in kuzeydoğusunda yer alan Lofça’ya gitti ve Rumeli’nin yaygın tarikatlarından olan Halvetî-Ramazâniyye şeyhi Lofçavî Ali Fâzıl’a intisap etti, seyrüsülûkünü tamamlayıp ondan icâzet aldı (Tekmiletü’ş-Şekāik, s. 304). Soyunun Hz. Ömer’e dayandığı, mânen Hacı Bektâş-ı Velî’ye müntesip olduğuna dair sonraki dönem kaynaklarda verilen bilgiler aynı isim ve künyeyi taşıyan, kendisinden yaklaşık bir buçuk asır önce yaşamış bir başka Halvetî şeyhiyle ilgilidir. Halvetiyye’nin Ramazan Mahfî tarafından İstanbul Kocamustafapaşa’da kurulan Ramazâniyye kolunun Edirne’de yayılmasını sağlayan Şeyh Mestçi Ali Rûmî ve oğlu Mestçizâde İbrâhim Necib Edirnevî’nin ardından Mestçizâde’nin halifesi Debbâğ Ali Rûmî vasıtasıyla tarikat Filibe merkezli Batı Trakya bölgesine intikal etti; Debbâğ Ali Rûmî’nin halifesi Lofçavî Ali Fâzıl Efendi’nin Filibe, Troyan ve Tetevan şehirlerine komşu olan Lofça’da bir tekke açmasıyla Edirne ve Filibe’den sonra Lofça ve çevre şehirlerde yaygınlaştı.

Alâeddin Ali Efendi, Ali Fâzıl Efendi’den hilâfet aldıktan sonra Köstendil’de açtığı dergâhta irşad faaliyetine başladı, ardından mürşidinin emriyle İstanbul’a gitti. Yedikule civarında bulunan Halvetiyye’nin Sünbüliyye koluna ait Hacı Evhad (Hacı Evhadüddin) Dergâhı’nda postnişinlik yaptı. İbrâhim Fahreddin Efendi, Köstendilli’nin daha sonra padişah iradesiyle Köstendil müftülüğüne tayin edildiğini ve Hacı Evhad Dergâhı meşihatından ayrılarak postu Kutub Hüseyin Efendi’ye bıraktığını söyler (Envâr, s. 51). Köstendilli, III. Ahmed’in 28 Safer 1133 (29 Aralık 1720) tarihli fermanıyla, Celvetî şeyhi Mehmed b. Sun‘ullah’ın vefatından sonra meşihatı bir müddet münhal kalan Üsküdar Selâmsız’daki Selâmi Ali Efendi Dergâhı’na postnişin ve vakıf mütevellisi olarak tayin edildi (fermanın metni için bk. BA, [Muallim] Cevdet Tasnifi, Evkaf, nr. 4338). Hüseyin Vassâf ile Fahreddin Efendi’nin naklettiği menkıbeye göre Medine’de şeyhülharemlik vazifesinde bulunan Hacı Beşir Ağa, Köstendilli’nin iki üç gecede bir Mescid-i Nebevî’de Hz. Peygamber’in kabrinin muvâcehe penceresine geldiğini, bazı hadisleri onun ruhaniyetinden tahkik ettiğini ve ardından tayyederek Köstendil’e döndüğünü III. Ahmed’e arzetmiş, bunun üzerine şeyh İstanbul’a davet edilmiştir (Sefîne-i Evliyâ, V, 41; Envâr, s. 52). Kaynaklarda, Cerrâhiyye tarikatının pîri Nûreddin Cerrâhî’nin Şeyh Köstendilli’ye intisap yılının 1108 (1696) olarak kaydedilmiş olması, onun 1133’ten (1720) önce de bu tekkede irşad faaliyetinde bulunduğunu akla getirmektedir.

Hüseyin Vassâf’a göre İstanbul’a döndüğünde Şeyhülislâm Yenişehirli Abdullah Efendi ile görüşen Köstendilli, kendisine padişah tarafından maaş tahsis edildiğini öğrenince beytülmâlden maaş almanın mesleğine uygun düşmediğini söyleyerek Köstendil’e dönmek için kendisine izin verilmesini talep etti. Şeyhülislâmın, durumu padişaha arzetmesi üzerine bir tekke meşihatının kendisine tevcih edilmesi ferman buyuruldu, bunun üzerine Üsküdar Selâmsız’daki Selâmi Ali Efendi Dergâhı meşihatına tayin edildi. 1143 (1730) yılının ortalarında doksan yaşlarında vefat eden Köstendilli’nin cenazesi büyük bir cemaatin iştirakiyle Aziz Mahmud Hüdâyî Âsitânesi’nden kaldırıldıktan sonra Selâmi Ali Efendi Tekkesi’nin bahçesine defnedildi. Âkifzâde Abdurrahim el-Amâsî ise “âlim, âmil, müteşerrî” olarak tanıttığı Köstendilli Alâeddin Ali’nin 1140 (1727-28) yılı civarında öldüğünü söyler (el-Mecmûʿ, s. 197). Köstendilli’nin açık türbesi günümüzde Üsküdar Toygar tepesi Selâmi Ali mahallesindeki yıkık tekkenin yan tarafında Kâtibim Azizbey sokağı ile Ethemağa sokağının birleştiği yerdedir. Sol yanında zevcesi Havva Bacı Hatun, onun solunda da oğlu Ömer Efendi (ö. 1194/1780) medfundur.

Köstendilli Alâeddin Ali’nin tesbit edilebildiği kadarıyla İstanbul’da yedi halifesi vardır. Selâmi Ali Efendi Dergâhı’nda kendisinden sonra oğlu Ömer Efendi postnişin olmuş, diğer oğlu Muhyiddin Efendi (ö. 1174/1761), Eminönü Aydınoğlu (Ünsî Hasan) Tekkesi’nde 1742’den itibaren bir süre Ramazâniyye usulü üzere irşad faaliyetinde bulunmuştur. Köstendilli, Nûreddin Cerrâhî, Ahmed Raûfî ve Eminönü Yıldız Dede Tekkesi şeyhi Sinobî Mustafa Efendi olmak üzere üç tarikat pîri yetiştirmiştir. Böylece mensup olduğu Ramazâniyye’den Cerrâhiyye, Raûfiyye ve Sinobiyye kolları ortaya çıkmıştır. Bunlardan Cerrâhiyye günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Şeyh Köstendilli tarikatlar tarihinde üç tarikat pîrinin şeyhi olmuş yegâne şahsiyettir. Hüseyin Vassâf onun hakkında, “O ne dâire-i feyz idi ki pîrler yetiştirdi” demektedir. Üsküdar Saçlı Hüseyin Efendi Dergâhı’nın ilk postnişini Saçlı Hüseyin Efendi ile onun ağabeyi Süleyman Halvetî hilâfet verdiği diğer kimselerdir.

Hüseyin Vassâf, Köstendilli Alâeddin Ali’ye Kasîde-i Münferice şerhi ve Ta’bîrnâme (Tarîkatnâme) adlı iki eser nisbet etmektedir. Harîrîzâde, Bursalı Mehmed Tâhir ve Hüseyin Vassâf, Köstendilli’nin Bursalı Şühûdî Mehmed Efendi (ö. 1021/1612) adında bir halifesinden ve onun şeyhinin sohbetlerinden derlediği Telvîhât-ı Sübhâniyye ve Mülhemât-ı Rabbâniyye adlı bir eserinden söz ederler (İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Osman Ergin, nr. 345). Ancak bu tarih bakımından mümkün değildir. Nitekim eser, Köstendilli Şeyh Ali Efendi (ö. 1000/1592’den önce) adında başka bir Halvetî şeyhinin sözlerinden kendi dervişi Bursalı Şühûdî Mehmed Efendi tarafından derlenen bir kitaptır.

BİBLİYOGRAFYA :

Hüseyin Ayvansarâyî, Mecmûa-i Tevârih (haz. Fahri Ç. Derin – Vahid Çabuk), İstanbul 1985, s. 255; Âkifzâde Abdurrahim el-Amâsî, el-Mecmûʿ, Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, nr. 2527, s. 197; Harîrîzâde, Tibyân, I, vr. 212b-213b; İsmet, Tekmiletü’ş-Şekāik, s. 304-306; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ (haz. Mehmet Akkuş – Ali Yılmaz), İstanbul 2006, V, 41-42, 59; Osmanlı Müellifleri, I, 97; Ramazan Muslu, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (18. Yüzyıl), İstanbul 2003, s. 68; Mehmet Cemal Öztürk, Cerrâhîlik, İstanbul 2004, s. 57-60; İbrahim Fahreddin (Erenden), Envâr-ı Hz. Pîr Nûreddin Cerrâhî (M. Fahrettin Dal, Fahreddin Erenden’in Tasavvufî Görüşleri [yüksek lisans tezi, 2006] içinde, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü), s. 51-54.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-2. cildinde, 83-85 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.