KURATÂ SERİYYESİ

سريّة القرطاء
Müellif:
KURATÂ SERİYYESİ
Müellif: HÜSEYİN ALGÜL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kurata-seriyyesi
HÜSEYİN ALGÜL, "KURATÂ SERİYYESİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kurata-seriyyesi (24.08.2019).
Kopyalama metni
Kuratâ, Kilâb b. Rebîa’nın Kurt, Kurayt, Karît adlı oğullarından gelen ve Necid’de Dâriye ile Rebeze koruluklarının Medine tarafındaki Fedek ve Avâlî çevrelerinde yaşayan alt kollarının ortak adıdır. Hz. Peygamber 6 yılının Muharrem ayında (Haziran 627), bu kabilenin Basra-Mekke yolu üzerinde ve Medine’ye yedi gecelik mesafedeki Bekerat suyunun başında oturan Kuratâ Şerebbe koluna ilk seriyyesini gönderdi. Ensardan Muhammed b. Mesleme kumandasında otuz kişiden oluşan birlikte Abbâd b. Bişr, Seleme b. Selâme b. Vakş, Hâris b. Hazeme gibi sahâbîler de vardı. Bir kısmı atlara, bir kısmı develere binmiş olan savaşçılar, Resûl-i Ekrem’den aldıkları tâlimata uyarak gündüzleri gizlenip geceleri ilerliyorlardı. Şerebbe’ye vardıklarında hevdeçli bir deve kafilesi gördüler ve bunun müslümanlara düşman olan Benî Muhârib’e ait olduğunu öğrendiler. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme onların yakınlarında konakladı ve tam hareket edecekleri zaman saldırı emri verdi. Bazıları öldürüldü, bazıları kaçtı; kaçanlar takip edilmedi. Kadın ve çocuklara dokunulmadı; davar ve develere ise el konuldu. Arkasından Kuratâ topraklarında düşmanı iyice görebilecekleri bir noktaya kadar ilerlediler. Çevreden haber toplamakla görevlendirilen Abbâd b. Bişr, Kuratâlılar’ın koyunlarını sağıp dinlendirmekte, develerini suvarıp çöktürmekte oldukları haberini getirdi. Bunun üzerine Muhammed b. Mesleme, mücahidleri Hz. Peygamber’in tembih ettiği gibi aynı anda dört bir yandan hücuma geçirdi. On kişi öldürüldü ve on dokuz gün sonra muharrem ayının sonuna doğru Medine’ye dönüldü. Bu seriyyede iki saldırıdan 150 deve, 3000 davar elde edilmişti. Muhammed b. Mesleme, ganimetin beşte birini beytülmâl hakkı olarak ayırıp geri kalanını savaşçılarına bölüştürdü. Dönüş sırasında Benî Hanîfe kabilesinin ileri gelenlerinden Sümâme b. Üsâl esir alınıp Medine’ye getirildi.

Bu seriyyeden üç yıl sonra Resûl-i Ekrem, ashaptan Abdullah b. Avsece el-Becelî ile Kuratâ’ya İslâm’a davet mektubu gönderdi. Ancak Kuratâ reislerinden Ri’ye es-Sühaymî, İslâm’ı reddettiği gibi Hz. Peygamber’in deri üzerine yazılı mektubunu sildirip bir su kovasının deliğine yama yaptı; bundan dolayı kendilerine Benî Râkı‘ (yamacıoğulları) denildi. Ri’ye es-Sühaymî’nin kızı ile Ümmü Habîb bint Âmir b. Hâlid’in, yapılan bu çirkin hareket üzerine Kuratâ’nın başına bir felâket geleceğine dair şiirler söyledikleri rivayet edilir. Hz. Peygamber, elçisine ve mektubuna karşı yapılan saygısızlığı cezalandırmak için Rebîülevvel 9 (Haziran 630) tarihinde Kuratâ üzerine Dahhâk b. Süfyân kumandasında bir askerî birlik yolladı. Mücâhidler, Kuratâ’yı Dâriye’nin Sammân-Züccülâve mevkiinde bulup İslâm’a davet ettiler; teklif kabul edilmeyince de saldırıp onları bozguna uğrattılar. Bu seferde yaşanmış ilginç bir olay, İslâm askerlerinden Asyed b. Seleme’nin düşman tarafında olan babası Seleme b. Kurt b. Abd’i İslâm’a davet etmesi, Seleme’nin bu davete karşı oğluna ve İslâm’a söverek cevap vermesi üzerine de onu atından düşürüp bir başka mücahid öldürünceye kadar bir su çukurunun içinde tutmasıdır. Çarpışma sırasında Resûl-i Ekrem’in mektubunu kova yaması yapan Ri’ye es-Sühaymî’nin develeri ve ailesi ele geçirildi; kendisi ise perişan bir vaziyette Benî Hilâl’den biriyle evli ve müslüman olan kızının evine kaçtı. Daha sonra damadı ona Hz. Peygamber’e gitmesini ve müslüman olup af dilemesini tavsiye etti. Bunun üzerine Ri’ye Medine’ye gitti ve bir sabah namazının ardından Resûl-i Ekrem’e biat etti. Resûlullah da vaktiyle mektubunu yama yapan kişinin bu şahıs olduğunu, şimdi ise İslâm’a girerek hâne halkını ve develerini geri istediğini ashabına bildirdi. Malları dağıtıldığı için geri verilemediyse de ev halkı iade edildi.

BİBLİYOGRAFYA
Vâkıdî, el-Meġāzî, II, 534-535; III, 982-983; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, I, 280-282; II, 78, 162-163; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, II, 457; III, 24; V, 276 vd.; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe (nşr. Ali M. el-Bicâvî), Kahire, ts. (Dâru nehdati Mısr), II, 223; III, 358; İbn Seyyidünnâs, ʿUyûnü’l-es̱er, Beyrut, ts. (Dârü’l-ma‘rife), II, 79-80, 206-207; Kastallânî, el-Mevâhibü’l-ledünniye Tercümesi (trc. Abdülbâki), İstanbul 1323, I, 132; Diyarbekrî, Târîḫu’l-ḫamîs, Kahire 1283, II, 2, 3, 120; Nûreddin el-Halebî, İnsânü’l-ʿuyûn, Beyrut, ts. (el-Mektebetü’l-İslâmiyye), III, 171, 172-175, 204; M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, İstanbul 1981, VI, 5-9; IX, 81-86.

Hüseyin Algül
Bu madde ilk olarak 2002 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 26. cildinde, 431 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.