KÜSEYYİR

كثيّر
Müellif:
KÜSEYYİR
Müellif: MUSTAFA ÇUHADAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 27.02.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kuseyyir
MUSTAFA ÇUHADAR, "KÜSEYYİR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kuseyyir (27.02.2020).
Kopyalama metni
23-24’te (644-645) veya 40 (660) yılında doğduğu kaydedilir. Huzâa kabilesine mensuptur. Asıl adı Kesîr olan şair, kısa boylu ve zayıf yapılı olması sebebiyle bu kelimenin küçültme hali olan Küseyyir diye tanındı. Onun sevgi ve şefkat ifadesi olarak bu adı aldığı da kaydedilmektedir. Şiirlerinde adı sık sık geçen sevgilisi Ümmü Amr Azze bint Humeyl b. Hafs’a nisbetle Küseyyiru Azze olarak da anılmıştır.

Küseyyir küçük yaşta babası ölünce amcasının himayesinde büyüdü ve çobanlık yaptı. Hayatının önemli bir kısmını Medine ile Yenbuayn arasında geçirdi. Rivayete göre şair, gençlik döneminde Kızıldeniz sahilinde sürüsünü otlatırken Beni Damre kadınlarından bir topluluğa rastlamış, onlara en yakın suyu nerede bulabileceğini sormuş, kendisine suyun yerini gösteren Azze adındaki kıza bu sırada âşık olmuş, onun için yazdığı şiirler halkın diline düşünce Azze’nin ailesi kabile töresine uyarak aile şerefini kurtarmak için onu ilk isteyen yaşlı birine vermiş, Azze kocası ve aşiretiyle birlikte Mısır’a göç etmiş, bu olaydan sonra Küseyyir’in aşkı daha da artmıştır. Bir süre sonra Halife Abdülmelik b. Mervân kocası vefat eden Azze’yi Küseyyir ile evlendirmek istemiş, bunun için Medine’de bulunan Küseyyir’e mektup yazarak Dımaşk’a gelmesini söylemiş, ancak Küseyyir Mısır’a gittiğinde Azze’nin cenazesinden dönen cemaatle karşılaşmış (85/704), burada Azze için bir mersiye söylemiştir. Cemîl-Büseyne, Mecnûn-Leylâ aşkı gibi Küseyyir-Azze aşkı da Araplar arasında platonik bir aşk hikâyesine dönüşmüştür.

Şîa’nın Keysâniyye koluna mensup olan Küseyyir şiirlerinde Ehl-i beyt’e bağlılığını, nübüvvetin Hz. Ali’ye ve oğullarına geçtiğini, Hz. Ali’nin oğlu Muhammed b. Hanefiyye’nin beklenen mehdî olduğunu dile getirmiştir. Muhtâr es-Sekafî tarafından mehdîliği ilân edilen Muhammed b. Hanefiyye, Abdullah b. Zübeyr tarafından Mekke’de hapsedilmiş, bir süre sonra hapisten çıkınca Küseyyir ile birlikte Dımaşk’a giderek Abdülmelik b. Mervân’a biat etmişti. Küseyyir, bu vesileyle Abdülmelik’le tanışma ve kendisine methiyelerini takdim etme fırsatı buldu. Ardından Abdülmelik’in kardeşi Mısır Valisi Abdülazîz b. Mervân’a methiyelerini sunmak üzere Kahire’ye gitti. Bir rivayete göre Azze’nin hasretiyle burada fazla kalamayıp Medine’ye dönmek üzere yola çıkmış, Medine yakınlarına geldiğinde Mısır’a göç etmekte olan Azze’yi görmüş, bunun üzerine Mısır’a gitmiş, fakat oraya vardığında Azze’nin cenazesini defneden cemaatle karşılaşmıştır. Medine’de vefat eden Küseyyir fakih İkrime el-Berberî ile aynı gün defnedilmiştir. İmam Muhammed el-Bâkır’ın onu çok takdir ettiği ve cenazesinde bulunduğu kaydedilmektedir.

Küseyyir’in Şiî olduğu halde Emevîler’den Abdülmelik b. Mervân, Abdülazîz b. Mervân, Yezîd b. Abdülmelik, Ömer b. Abdülazîz’e methiyeler yazması, imam kabul ettiği Muhammed b. Hanefiyye’nin Abdülmelik’e biat etmesinden kaynaklanmaktadır ve iddia edildiği gibi bu hususta takıyye yapması söz konusu değildir. Ayrıca güçlü bir şair olması, muhtemelen Emevî halifelerinin onun itikadî yönünü görmezlikten gelmelerine sebep olmuştur.

Kendisi gibi platonik aşk şairlerinden olan Cemîl Büseyne’nin râvisi olması Küseyyir’e ilk şiir denemelerini gazel ve aşk temaları üzerinde yapma imkânı vermiş, zamanla şiirleri Azze aşkı ve onun tasvirinde yoğunlaşmıştır. Gazel ve tasvirlerinde abartılar bulunmakla birlikte realist çizgi ağır basar. Gerek Azze aşkı gerekse Hâzin ile ağır hiciv atışmaları yüzünden başı belâya giren şairi her defasında yakın dostu Hındif (Handak) el-Esedî’nin kurtardığı kaydedilir.

Keskin zekâsı ve üstün fesahatiyle Küseyyir yaşadığı dönemde Hicaz bölgesinin en büyük şairi olarak tanınmıştır. İbn Sellâm el-Cumahî onu birinci sınıf şairlerden saymış ve adını Cerîr b. Atıyye, Ferezdak ve Râilibil ile birlikte zikretmiştir. Şiirlerinin bir kısmı bestelenmiş olan şairin Azze’ye olan duygularını terennüm ettiği “Kasîde-i Tâiyye”si meşhurdur.

Küseyyir’in, Abdullah b. Ebû Ubeyde’nin derleyip Muhammed b. Habîb ile İbnü’s-Sikkît’in şerhettiği divanı zamanımıza ulaşmamıştır. Henri Pérès şairin şiirlerini derleyerek şerhetmiş ve iki cüz halinde neşretmiştir (Cezayir 1928-1930). Divanın ikinci bir derlemesi İhsan Abbas tarafından yapılmıştır (Beyrut 1971). Küseyyir’in hayatı ve şiirlerine dair uzunca bir incelemeyi ihtiva eden bu neşirde düzensiz olarak sıralanmış 133 parça kaside ve kıta yer almaktadır. Divanın alfabetik tertipli neşrini ise Mecîd Tarrâd gerçekleştirmiştir (Beyrut 1413/1993). C. Zeydân, şairin Ebû Abdullah er-Reşîd tarafından şerhedilen divanının bir nüshasının Escurial Library’de bulunduğunu kaydeder (Âdâb, I, 288).

BİBLİYOGRAFYA
Küseyyir, Dîvân (nşr. Mecîd Tarrâd), Beyrut 1413/1993, neşredenin girişi, s. 9-25; Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, II, 241, 251; III, 9, 109, 112, 245, 253; IV, 67; İbn Kuteybe, eş-Şiʿr ve’ş-şuʿarâʾ (de Goeje), s. 316-329; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), II, 212, 214; III, 74, 200; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî, Beyrut 1957, IX, 3-13; XII, 170-189; Merzübânî, Muʿcemü’ş-şuʿarâʾ (nşr. F. Krenkov), Beyrut 1402/1982, s. 350; Yâkūt, Muʿcemü’l-üdebâʾ, Mısır 1927, IV, 115; V, 62, 64; İbn Hallikân, Vefeyât, I, 189-192; Abdülkādir el-Bağdâdî, Ḫizânetü’l-edeb, II, 377-383; Brockelmann, GAL, I, 48; Ahmed er-Rebîî, Küseyyir ʿAzze: Ḥayâtühû ve şiʿrüh, Kahire 1967; Abdülvehhâb es-Sâbûnî, Şuʿarâʾ ve devâvîn, Beyrut 1978, s. 107-109; Ömer Ferruh, Târîḫu’l-edeb, I, 617-621; Şevkī Dayf, Târîḫu’l-edebi’l-ʿArabî, Kahire 1982, II, 319-323; Abdülkerîm Muhammed el-Hatîb, Şuʿarâʾü Yenbûʿ ve Benî Ḍamre, Riyad 1982, s. 13-26; C. Zeydân, Âdâb, I, 287-288; Ahmed Muhammed Uleyyân, Küseyyir ʿAzze: ʿAṣrühû ḥayâtühû şiʿrüh, Beyrut 1412/1992; C. Van Arendonk, “Küseyyir”, İA, VI, 1115-1116.

Mustafa Çuhadar
Bu madde ilk olarak 2002 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 26. cildinde, 575-576 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.