LÂÇİN - TDV İslâm Ansiklopedisi

LÂÇİN

لاچين
Müellif:
LÂÇİN
Müellif: ASRİ ÇUBUKCU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.09.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/lacin
ASRİ ÇUBUKCU, "LÂÇİN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/lacin (22.09.2020).
Kopyalama metni
Ali b. Aybek et-Türkmânî’nin memlüklerindendir. Efendisi, el-Melikü’z-Zâhir I. Baybars döneminde Bizans’a sürgün edilince Lâçin Mısır’da Emîr Seyfeddin Kalavun tarafından satın alındı. Kalavun’un eski memlüklerinden olan Lâçin’den ayırt edilmek için ona “es-Sagīr”, gözlerinin renginden dolayı da “Şukayr” (eşkar) lakabı verildi. Emîr Seyfeddin’in saltanat lakabı Mansûr’a nisbetle Mansûrî nisbesiyle anılır. el-Melikü’z-Zâhir Baybars’ın kızı ile evlenen Lâçin, Baybars devrinde (1260-1277) devâdâr-ı kebîr olarak devlet hizmetinde bulundu. Bedreddin Sülemiş b. Baybars’ın kısa saltanatında (1279) kendisine “re’sü nevbeti’l-câmedâriyye” unvanı verildi. Ardından bir askerî birlikle Şevbek’e yürüdü ve orayı istilâ etti. Kalavun’un hizmetinde iken Dımaşk’a saltanat nâibi tayin edilen Lâçin, Kalavun’un saltanatını kabul etmeyip el-Melikü’l-Kâmil lakabıyla saltanatını ilân eden Dımaşk nâibi Sungur el-Eşkar tarafından hapsedildi. Kalavun, Sungur’u mağlûp edince Lâçin’i hapisten kurtararak Dımaşk saltanat nâibliğine iade etti. Lâçin, Kalavun’un İlhanlılar’ın Suriye’ye yaptıkları hücumlara karşı çıktığı sefere katıldı. Bu sefer sırasında meydana gelen savaşlarda cesaret ve kahramanlığı ile kendini gösterdi (680/1281). Akkâ’daki karışıklıklar sebebiyle Sultan el-Melikü’l-Eşref Halîl b. Kalavun’un başlattığı kuşatmada bulundu (689/1290). Akkâ’nın fethinin ardından sultan bazı emîrlerle beraber Lâçin’i de hapsetti ve yerine Alemüddin eş-Şücâî’yi getirdi. Lâçin kısa bir müddet sonra affedilerek emîrü’s-silâhdâr (mukaddemetü elf) oldu ve iktâları iade edildi. Kınnesrîn yakınlarındaki Kal‘atürrûm kuşatmasından Dımaşk’a döndüklerinde Sultan el-Melikü’l-Eşref ile aralarındaki ihtilâftan endişe ederek çevresinden uzaklaşmaya çalışırken yakalanıp Mısır’a götürüldü ve Kal‘atülcebel’de hapsedildi; ancak Emîr Bedreddin Baydarâ’nın aracılığı ile affedildi ve eski görevine döndü. Sultan el-Melikü’l-Eşref hayatta olduğu sürece kendini güvende hissetmeyen Lâçin, Emîr Baydarâ ile iş birliği yaparak onun öldürülmesini tertipledi. el-Melikü’l-Eşref’in katli üzerine Emîr Baydarâ sultan ilân edildi. Emîr Baydarâ Mısır’a giderken el-Melikü’l-Eşref’in memlükleri tarafından öldürülünce gizlenmek zorunda kalan Lâçin, el-Melikü’n-Nâsır Muhammed b. Kalavun’un saltanatı sırasında ortaya çıktı (Ramazan 693 / Ağustos 1294) ve Müdebbirü’l-memleke Ketboğa’nın aracılığı ile affedildi. Lâçin bu dönemde halife, kadılar ve ileri gelen emîrler huzurunda çocuk yaştaki el-Melikü’n-Nâsır’ın tahttan indirilip Ketboğa’nın iktidara getirilmesini sağladı. Sultan Ketboğa da onu Mısır saltanat nâibi tayin etti. Moğol asıllı olan Ketboğa’nın, Gāzân Han’ın İslâmiyet’i kabul etmesi dolayısıyla kaçıp kendisine sığınan 10.000’den fazla putperest Moğol’u (Oyratlar) himaye etmesi, onlara zengin iktâlar vermesi emîrleri ve halkı rahatsız etti. Artan huzursuzluktan dolayı muhalif emîrler ve Lâçin, Sultan Ketboğa’nın tahttan indirilmesine karar verdiler. Ketboğa’nın adamları katledildi, sultan yirmi kadar adamıyla Şam nâibine sığındı. Lâçin, Sultan Ketboğa’nın hazinesine el koydu, bir kısım muhafızlarını kendi tarafına çekti. Emîrler, Ketboğa’nın saltanatına son verip Lâçin’i tahta çıkarmayı kararlaştırdılar. Lâçin büyük törenlerle Mısır’a girdi ve 18 Muharrem 696’da (16 Kasım 1296) tahta oturdu. Saltanatı Mısır’daki Abbâsî Halifesi Hâkim-Biemrillâh tarafından kabul edildi ve hutbelerde adı okundu. Kudüs, el-Halîl, Kerek, Nablus, Safed gibi büyük nâibliklerdeki emîrler Kahire’ye temsilciler göndererek sultana itaatlerini bildirdiler; Ketboğa da yenilgiyi kabul ederek yeni sultana boyun eğdi. Dımaşk’ta emîrler ve kadılar Ketboğa’yı azledip Lâçin’in saltanatını benimseme kararı aldılar.

Lâçin, Muhammed b. Kalavun’un annesiyle birlikte Kerek’te oturmasına karar verdi. Ketboğa’nın kayırdığı Oyratlar’ın ileri gelenlerini hapsetti, diğerlerini Mısır ve Suriye’de çeşitli bölgelere dağıttı. Halife Hâkim-Biemrillâh’ın hareket sahasını genişletti. Dımaşk’tan Kahire’ye getirterek dârüladl nâibliğine tayin ettiği Emîr Alemüddin ed-Devâdârî’yi Tolunoğlu Camii’nin tamiri, yeni vakıflar için arazi satın alınması gibi işlerle görevlendirdi. Mısır saltanat nâibi Kara Sungur’u azletti ve emîrlerin muhalefetine rağmen yerine Emîr Seyfeddin Mengü Timur el-Hüsâmî’yi getirdi, daha sonra idareyi ona bıraktı. Ancak Mengü Timur’un kendi kendine aziller ve tayinler yapması, keyfî harcamalarda bulunması ve Lâçin’den kendisini veliaht tayin etmesini istemesi aleyhinde bir grubun oluşmasına sebep oldu. Sultan Lâçin, el-Melikü’z-Zâhir Baybars’ın sürgündeki ailesini Mısır’a getirtti. 697’de (1297-98) Sîs’in alınmasını istedi. Alemüddin Sencer ed-Devâdârî kumandasındaki Mısır askerine katılan Dımaşk, Halep, Trablus, Hama, Safed birlikleriyle Tel Hamdûn, Tel Bâşir ve Maraş gibi kaleler alındı. İskenderun ve Adana üzerine yapılan seferlerde birçok ganimet ele geçirildi. Aynı yıl er-Ravku’l-Hüsâmî adlı düzenlemeyle emîrlerin iktâları yeniden ayarlandı. Buna göre Sultan Lâçin ve Mengü Timur’un memlükleri kayırılırken diğer emîrlerin iktâları yetersiz hale geliyordu, ayrıca asker sayısı azalıyordu. Bu durum emîrler arasında kin ve hasede sebep oldu. Sultan düzenlemeyi değiştirmek istediyse de Mengü Timur bunu engelledi. Mengü Timur’un uygulamaları sivil ve askerler arasında ülke genelinde büyük bir rahatsızlığa yol açtı. Emîrler bu gidişe son vermek için sultanın ve Mengü Timur’un öldürülmesini kararlaştırdılar. Lâçin’in saltanata gelmesinde yardımcı olan Gürcü el-Eşrefî bu defa onun katledilmesini planlayanların başında yer aldı. Durumu sezerek kalede oturmaya ve muhtemel tehlikelerden korunmaya çalışan Lâçin, 11 Rebîülâhir 698 (16 Ocak 1299) tarihinde el-Kasrü’l-Cüvânî’de Gürcü el-Eşrefî’nin yönettiği baskında öldürüldü ve cesedi Karâfetüssuğrâ’ya defnedildi. Ardından da Mengü Timur katledildi. Lâçin’in yerine Muhammed b. Kalavun ikinci defa tahta çıkarıldı.

Sultan Lâçin Arapça’yı az bilir, buna karşılık Türkçe’yi iyi konuşurdu. Cesur, heybetli, ok atmada ve mızrak kullanmada mâhirdi. Şam saltanat nâibliği zamanında alçak gönüllülüğüyle halkın sevgisini kazanmıştı. Âlimlerle sohbet eder, huzuruna girenleri ayakta karşılardı. İbn Tolun Camii’nde dört mezhebe göre fıkıh dersleri, Kur’an ve tıp dersleri okutulmasını kararlaştırdı. Yetim çocukların eğitimi için özel mekânlar ayırdı. Çeşitli bölgelerdeki cami, mescid, medrese gibi yapıları ıslah ettirerek buraların yeniden faaliyete geçmesini sağlayan Lâçin saltanatının başlarında yaptığı bu tür işlerle halkın takdirini kazandı. Bazı şairler onun hakkında methiyeler yazdılar.

BİBLİYOGRAFYA
Ebü’l-Fidâ, el-Muḫtaṣar, IV, 13-15, 26-31, 34-40; Zehebî, el-ʿİber, III, 337-338, 340, 342, 386, 391, 393; İbn Kesîr, el-Bidâye, XIII, 290-292, 295, 301, 307, 309, 312, 319-322, 330, 332, 334, 336, 339, 343, 346-350, 352; XIV, 2-3; İbn Haldûn, el-ʿİber, V, 395-398, 404-412; Makrîzî, es-Sülûk, III, bk. İndeks; Bedreddin el-Aynî, ʿİḳdü’l-cümân (nşr. Muhammed Muhammed Emîn), Kahire 1408-1409/1988-89, II, 231, 243, 262, 276, 371, 379; III, 11, 56, 82-83, 114, 120, 123, 126-127, 130, 204-206, 238, 240, 270-272, 299, 311, 315, 345-350, 352-367, 383, 385, 389-393, 396-402, 407, 421, 423-436; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire, VIII, 48-50, 67, 85-91, 95, 99, 107-109; a.mlf., el-Menhelü’ṣ-ṣâfî, V, 64, 276; VI, 94-95; İbn İyâs, Bedâʾiʿu’z-zühûr, I, 310, 348, 368-369, 378, 384, 386-387, 391-392, 394-395, 401; İsmail Yiğit, Siyasî-Dinî-Kültürel-Sosyal İslâm Tarihi: Memlûkler, İstanbul 1991, VII, 68-70; Samira Kortantamer, Bahri Memluklar’da Üst Yönetim Mensupları ve Aralarındaki İlişkiler, İzmir 1993, s. 26, 44, 49, 128, 162; P. M. Holt, “The Sultanate of Lāchīn (696-8/1296-9)”, BSOAS, XXXVI (1973), s. 521-532; a.mlf., “Lād̲j̲īn”, EI2 (İng.), V, 594-595.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2003 yılında Ankara'da basılan 27. cildinde, 39-40 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER