KALAVUN

Müellif:
KALAVUN
Müellif: İSMAİL YİĞİT
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2001
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kalavun
İSMAİL YİĞİT, "KALAVUN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kalavun (19.09.2019).
Kopyalama metni
Kıpçak Türkleri’nden olup hayatının ilk dönemleri hakkında bilgi yoktur. Moğollar’ın 642’de (1244) Deştikıpçak’ı istilâsı sırasında esir düştü. Bir köle tüccarı tarafından Mısır’a götürülerek Eyyûbî Sultanı el-Melikü’l-Âdil’in memlüklerinden Emîr Alâeddin Aksungur es-Sâkī’ye satıldı. Daha sonra Eyyûbî Sultanı el-Melikü’s-Sâlih Eyyûb’a satılan Kalavun (647/1249), âzat edilerek Ravza adasındaki Bahriyye Memlükleri adı verilen yeni askerî birliğe dahil edildi. Mensubu bulunduğu Bahriyye Memlükleri’nin liderlerinden Fârisüddin Aktay’ın Memlük Devleti’nin ilk sultanı İzzeddin Aybeg tarafından öldürülmesi üzerine bir kısım emîrler, Baybars ve diğer arkadaşlarıyla birlikte Suriye’ye kaçtı (652/1254). Suriye Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’n-Nâsır Yûsuf’un hizmetinde geçirdiği üç yılın ardından Kerek hâkiminin hizmetinde çalışmaya başladı. 657’de (1259) Suriye Moğol saldırılarına uğrayınca arkadaşlarıyla beraber Mısır’a dönüp yeni sultan Kutuz’un hizmetine girdi.

Kalavun daha sonra, Memlük Sultanı Kutuz’u ortadan kaldırıp tahta gelen I. Baybars el-Bundukdârî’nin yanında yer aldı. Baybars tarafından kendisine “mukaddemü elf” rütbesi verilen Kalavun, 671 (1272) yılında Moğollar’a karşı açılan seferde Fırat nehrini ilk geçen emîr olarak adını duyurdu. Kalavun, kızını Baybars’ın oğlu ve veliahtı Bereke’ye vererek sultanla akrabalık kurdu ve durumunu daha da sağlamlaştırdı. Bereke’nin hükümdarlığı döneminde en nüfuzlu kumandan mevkiine yükseldi ve 676’da (1277) Ermeniler üzerine gönderilen ordunun başına getirildi. Bereke babasının tecrübeli emîrlerini azledince Kalavun arkadaşları olan bu emîrlerin yanında yer aldı ve damadından tahtını bırakmasını istedi. Bereke tahtı terkederken yerine kendisinin sultan olmasını teklif ettiyse de kabul etmedi. Tahtın Baybars’ın oğullarında kalması gerektiğini söyleyerek henüz yedi yaşındaki Bedreddin Sülemiş’in (Selâmiş, Sulâmış) tahta çıkmasını sağladı, kendisi de sultana atabek ve müdebbirü’l-memleke oldu. Kalavun bu göreve gelmekle devlet yönetimini resmen eline almış oluyordu. Hutbede adı halife ve sultanın adıyla birlikte okunmaya, basılan sikkelerin bir yüzüne Sülemiş’in, diğer yüzüne onun adı yazılmaya başlandı. Kalavun bir taraftan da saltanata el koymak için gerekli hazırlıkları yaptı. I. Baybars’ın Zâhiriyye olarak adlandırılan memlüklerinin liderlerini tasfiye etti. Arkadaşları olan Sâlihiyye-Bahriyye Memlükleri’nin emîrlerini önemli görevlere getirdi. Daha sonra ileri gelen emîrleri toplayarak Sülemiş’in yaşının küçüklüğünü dile getirdi ve ülkeyi ancak olgun bir sultanın yönetebileceğini söyledi. Kendisini haklı bulan emîrlerin desteğiyle ve el-Melikü’l-Mansûr unvanıyla tahta geçen Kalavun’un hükümdarlığı İslâm dünyasında eskiden beri mevcut olan bir geleneğe uygun olarak halife tarafından tasdik edildi (20 Receb 678 / 26 Kasım 1279).

Kalavun hükümdarlığının ilk günlerinde tahttan indirildikten sonra Kerek emîrliğine gönderilen Bereke’nin isyanıyla uğraştı. Ardından Dımaşk nâibi Sungur el-Eşkar bağımsızlığını ilân ederek bölgeyi hâkimiyeti altına aldı. Bereke aynı yıl içinde ölünce yerine kardeşlerinden Hızır Kerek’te sultan ilân edildi. Kalavun, Sungur el-Eşkar ile iş birliği yapan Hızır’ın üzerine bir ordu gönderdi; sonunda Hızır’ın Kerek emîrliğinde bırakılması şartıyla anlaşma sağlandı. Hızır ve kardeşi Sülemiş yedi yıl sonra tekrar isyan ettiler, ancak Kalavun’un ordusuna karşı direnemeyip teslim olmak zorunda kaldılar. el-Melikü’l-Kâmil unvanıyla Dımaşk’ta sultanlığını ilân eden ve Kalavun’a üstünlük sağlayabilmek için Moğollar’ı (İlhanlılar) Suriye’ye çağıran Sungur, Kalavun’un gönderdiği ordu karşısında Dımaşk’tan kaçmak zorunda kaldı. Yapılan görüşmeler neticesinde bazı şartlarla Kalavun’a itaat ettiğini ve Moğollar’la iş birliği yapmayacağını açıkladı (679/1280). Bu arada onun teşviki ve bölgedeki Haçlılar’ın desteğiyle harekete geçen Moğollar Suriye’nin kuzeyine saldırdılar. Oğlu Ali’yi veliaht tayin ederek yerine vekil bırakan Kalavun Moğollar’la savaşmak için Kahire’den ayrıldı. Onun ordusuyla Gazze’ye vardığını duyan Moğollar savaşı göze alamayıp geri çekildiler.

İlhanlılar’ın Suriye üzerine hücuma geçmesini fırsat bilen Merkab Kalesi’ndeki İsbitâriyye (Saint Jean) şövalyeleri civardaki müslüman şehirlerine saldırdılar. Bu gelişmeler üzerine Kalavun 679 yılı sonlarında (Mart 1281) ordusunun başında Kahire’den ayrılıp Ravha’ya ulaştığında bölgedeki Haçlı kontluklarından elçilik heyetleri geldi. Yapılan görüşmeler neticesinde Moğollar’a yardımcı olmamaları ve ellerindeki müslüman esirleri serbest bırakmaları şartıyla Merkab şövalyeleri, Trablusşam, Templiers ve Akkâ kontlarıyla on bir yıl süreyle barış ilân edildi. Kalavun böylece Moğol-Haçlı ittifakını bozmuş oldu.

680 (1281) yılında İlhanlılar Suriye üzerine birkaç koldan büyük bir saldırı başlattılar. Abaka Han’ın, kardeşi Mengü Timur kumandasında gönderdiği bir Moğol ordusuyla Kalavun’un emrindeki Memlük kuvvetleri Humus’ta karşı karşıya geldiler. II. Humus Savaşı olarak bilinen bu savaşta Moğol ordusu ağır bir yenilgiye uğradı (14 Receb 680 / 29 Ekim 1281). Abaka’nın yerine geçen kardeşi Ahmed Teküder’in İslâmiyet’i kabul etmesiyle iki taraf arasında bir dostluk başlamıştı. Ancak Teküder’in öldürülmesi üzerine (683/1284) iyi ilişkiler sona erdi ve Argun Han zamanında ilişkiler tekrar bozuldu. Mûsevîler’i ve hıristiyanları himaye eden Argun ülkesindeki müslümanlara ağır baskılar uygulamaya başladı. Memlükler’e karşı bazı Avrupa hükümdarları ve papa ile iş birliği yapma çabası içine girdi. Kalavun, onun bu politikasına karşılık bir taraftan Altın Orda ve Tunus Hafsî Sultanlığı ile ittifakını güçlendirmeye çalıştı; bir taraftan da Bizans imparatoru, Fransa kralı, Almanya Habsburg imparatoru, Cenova ve Venedik yöneticileriyle siyasî, askerî ve ticarî ilişkiler kurarak antlaşmalar yaptı.

682 (1283) yılında Ermeni Krallığı üzerine sefer düzenleyen Kalavun, Ermeniler’le yıllık vergi ödemeleri ve müslüman esirleri serbest bırakmaları şartıyla on yıl süreli bir antlaşma imzalayarak geri döndü. Bir süre sonra Merkab İsbitâriyye şövalyelerinin İlhanlılar’la iş birliği yaptığını duyunca bölgedeki Haçlılar’ın en kuvvetli kalelerinden biri olan Merkab üzerine yürüyerek kaleyi ele geçirdi ve bu kontluğa son verdi (684/1285). İki yıl sonra Sungur el-Eşkar tarafından çıkarılan yeni bir isyanı bastırdı. Antakya Prinkepsliği’nden kalan son şehir Lazkiye’yi aldı. Nübye kralının vergiyi kesmesi üzerine 685-688 (1286-1289) yıllarında buraya ordular sevkederek kralı yeniden itaate mecbur etti. 688’de (1289) Trablusşam Kontluğu üzerine sefere çıktı ve şehri ele geçirdi. Ardından Haçlılar’a ait diğer bazı merkezleri aldı. Artık bölgede Haçlılar’ın elinde sadece Akkâ, Sayda, Sur ve Aslis şehirleri kalmıştı ve Akkâ’da müslümanlar katliama uğramıştı. Kalavun’un amacı bu şehri de ele geçirerek bölgeyi Haçlılar’dan tamamıyla temizlemekti. Bu amaçla 689’da (1290) Kahire’den ayrıldı; ancak şehrin dışına çıktığı sırada hastalandı ve kısa bir süre sonra orada vefat etti (6 Zilkade 689 / 10 Kasım 1290). Tarihçiler onun kan dökmekten sakınan âdil ve merhametli bir hükümdar olduğunu kaydeder.

Memlükler’in en büyük sultanlarından olan Kalavun Suriye bölgesinde Memlük hâkimiyetini yerleştirmiş, devleti güçlendirmiş ve Memlük sultanları içinde bir hânedan kurmayı başarmıştır. Memlük Sultanlığı, araya giren üç sultan dışında 678-784 (1279-1382) yılları arasında onun soyundan gelen hükümdarlar tarafından yönetilmiştir. Kalavun’un icraatlarından biri de memlükleri arasından seçip Kal‘atülcebel’deki kale burçlarına Burciyye denilen askerî birlikleri yerleştirmesidir. Sultanın özel bir önem verdiği bu birlik Burcî Memlükleri’nin esasını teşkil etmiş ve Kalavun’un hânedan kurmasında büyük rol oynamıştır.

Kalavun bazı vergileri kaldırmış, yaptırdığı arazi tahririyle bozulan iktâ sistemini düzeltmiş, ticareti geliştirmek için çeşitli devletlerle anlaşmalar imzalamış, Yemen, Hindistan, Habeşistan ve Seylan tüccarlarına imtiyazlar tanımıştır. İmar işlerine de büyük önem veren Kalavun’un yaptırdığı binalar Memlükler döneminin en meşhur eserleri arasında yer alır. Kahire’de inşa ettirdiği Kalavun Külliyesi Memlük mimarisinin en güzel örneklerindendir. Halep Ulucamii’nin imarını da isteyen Kalavun, Filistin’de Halîl şehrinde tamir ettirdiği haremin yanına Ribâtü’l-Mansûrî adıyla bir ribât, Bîmâristânü’l-Mansûrî adıyla bir hastahane ve büyük su sarnıçları yaptırmıştır. Hücre-i saâdetin üzerindeki kubbetü’n-nûr ilk defa Kalavun zamanında kurşun levhalarla kaplanmıştır. Kalavun’un günümüze ulaşan bir diğer eseri de hanımlarından biri için inşa ettirdiği et-Türbetü’l-hâtûniyye’dir.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Abdüzzâhir, Teşrîfü’l-eyyâm ve’l-ʿuṣûr fî sîreti’l-Meliki’l-Manṣûr (nşr. Murad Kâmil), Kahire 1961; Baybars, et-Tuḥfetü’l-mülûkiyye fi’d-devleti’t-Türkiyye (nşr. Abdülhamîd Sâlih Hamdân), Kahire 1987, s. 89-126; Şâfi‘ b. Ali, el-Fażlü’l-meʾs̱ûr min sîreti’l-Meliki’l-Manṣûr (nşr. Ömer Abdüsselâm Tedmürî), Beyrut 1418/1998; Ebü’l-Fidâ, el-Muḫtaṣar fî aḫbâri’l-beşer (nşr. Mahmûd Deyyûb), Beyrut 1417/1997, II, 345-359; İbnü’d-Devâdârî, Kenzü’d-dürer, VIII, 231-303; İbn Kesîr, el-Bidâye, XIII, 270-317; İbn Habîb, Teẕkiretü’n-nebîh fî eyyâmi’l-Manṣûr ve benîh (nşr. Muhammed Muhammed Emîn), Kahire 1976, I, 48-135; Makrîzî, es-Sülûk (Ziyâde), I/3, s. 663-756; a.mlf., el-Ḫıṭaṭ, II, 238; Aynî, ʿİḳdü’l-cümân (nşr. Muhammed Muhammed Emîn), Kahire 1408/1988, II, 225-391; III, 12-23; İbn İyâs, Bedâʾiʿu’z-zühûr, I/1, s. 346-364; R. Irvin, The Early Mamluk Sultanate 1250-1382, London 1986, s. 62-84; İsmail Yiğit, Siyasî-Dinî-Kültürel-Sosyal İslâm Tarihi: Memlûkler, İstanbul 1991, VII, 58-63; M. Hamza İsmâil el-Haddâd, es-Sulṭânü’l-Manṣûr Ḳalâvûn, Kahire 1413/1993; P. M. Holt, Early Mamluk Diplomacy, Leiden 1995; Kamaruzaman Yusoff, “Al-Malik Al-Mansur Qalawun”, Jebat, sy. 17 Selangor 1989, s. 71-82; Ali Aktan, “Bahrî Memlûklerden Sultan Kalavun ve Hanedanı”, TTK Belleten, LIX/226 (1995), s. 605-620; Sobernheim, “Kalavun”, İA, VI, 121-123; Hassanein Rabie, “Ḳalāwūn”, EI2 (Fr.), IV, 505-507.
Bu madde ilk olarak 2001 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 24. cildinde, 227-228 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.