LEFF ü NEŞR

اللفّ والنشر
LEFF ü NEŞR
Müellif: M. A. YEKTA SARAÇ, İSMAİL DURMUŞ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 13.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/leff-u-nesr
M. A. YEKTA SARAÇ, İSMAİL DURMUŞ, "LEFF ü NEŞR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/leff-u-nesr (13.12.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “toplama, dürme, bükme” anlamına gelen leff ile “dağıtma, yayma” mânasındaki neşr kelimelerinden oluşan leff ü neşr bedî‘ ilminde cümle öğelerinin kuruluş ve dizilişiyle ilgili, anlama güzellik katan söz sanatlarından biridir. Bu sanatta önce iki veya daha fazla unsur ayrı ayrı yahut icmâlen zikredilir (leff), ardından bunların her biriyle ilgili öğeler getirilir (neşr). İlk bölümde yer alan öğelerin ikinci bölümdeki unsurlardan hangisine ait olduğu açıkça belirtilmez, bunları tayin etme işi okuyucuya bırakılır. Neşr öğeleri lef bölümü unsurlarını tamamlayıcı ve açıklayıcı nitelikte olur.

Lef bölümündeki unsurlar ayrı ayrı zikredilmişse buna “tafsilli leff ü neşr”, birden çok (müteaddit) cüz veya unsuru kapsayan bir tek lafız halinde gelmişse “icmâlî (mücmel) leff ü neşr” adı verilir. Tafsilli leff ü neşr de ikinci grupta (neşr) yer alan öğelerin birinci grup (lef) unsurlarının sırasına göre olup olmaması bakımından ikiye ayrılır; sıraya riayet edilmişse “mürettep leff ü neşr”, edilmemişse “gayri mürettep leff ü neşr” adını alır. Gayri mürettep olanda ikinci grup öğeler birinci grup öğelerine göre çapraz sıralanmışsa, yani leffin ilk unsuruyla ilgili öğe neşrin sonunda yer almış, diğer öğeler de buna göre dizilmişse buna “ma‘kûs leff ü neşr” adı verilir (Türk edebiyatında ma‘kûsü’t-tertîb). Öğeler hiçbir sıra gözetilmeden karışık sıralanmışsa “muhtelit leff ü neşr” denir (Türk edebiyatında muhtelitü’t-tertîb, muhtelifü’t-tertîb, müşevveş). Daha çok şiirde vezin gereği ortaya çıkan bu son türü kusur olarak görenler de vardır. Çünkü leff ü neşr sanatı söz dizimine dahil öğelerin belirli nisbetlerde sıralanışındaki uyuma dayanır. Türk edebiyatında leff ü neşr Arap belâgatındaki kurallarıyla yer almış olup bölümlenmesindeki küçük isim değişiklikleri dışında fazla bir fark bulunmamaktadır.

Aşağıdaki örneklerde lef öğeleri büyük harflerle, onlara tekabül eden neşr öğeleri de küçük harflerle gösterilerek açıklanmıştır:

1. Mürettep leff ü neşr.

وَالنَّهَارَ اللَّيْلَ وَمِنْ رَحْمَتِهِ جَعَلَ لَكُمُ
–––– –––
B A
وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ ، لِتَسْكُنُوا فِيهِ
–––––––––––
––––––––
b
a
(el-Kasas 28/73)

Geceyle (A) ilgili olarak “dinlenme” (a), gündüzle (B) ilgili olarak “çalışma” (b) öğeleri sırayla getirilmiştir. Nâbî’nin, “Bâğa gel kadd ü ruh u hâlin görüp olsun hacîl / Serv gülden, gül karanfilden, karanfil lâleden” beytinin ikinci mısraındaki “serv, gül, karanfil” kelimeleri ilk mısradaki karşılıkları olan “kad, ruh, hal” sırasını aynen takip etmektedir.

2. Ma‘kûs leff ü neşr.

مَعَهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا الرَّسُولُ وَزُلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ

–––––––– –––––

B A
أَلَا إِنَّ نَصْرَ اللهِ قَرِيبٌ ، مَتَى نَصْرُ اللهِ
––––––––––––
––––––––
a
b
(el-Bakara 2/214)

Bir yoruma göre “b” öğesi müminlerin, “a” öğesi Hz. Peygamber’in sözü olarak “A” (peygamber) ve “B” (müminler) unsurlarına göre çapraz şekilde sıralanmıştır. Melîhî’nin “zülf, ruh, mushaf” kelimelerine mukabil aksi istikamette tertibin gözetildiği ve “tefsîr, âyet-i nûr, duhân”ın zikredildiği, “Zülfünle ruhun mushaf-ı hüsnünde nigârâ / Tefsîrin eder âyet-i nûr ile duhânın” beytinde de bu tür sıralama söz konusudur.

3. Muhtelit leff ü neşr.

شجاعةً و بهاءً و جودًا ، بحر و أسد و شمس هو
–––––
–––
–––
–––
––
––––
b
a
c
C
B
A

İlgiler “Aa”, “Bb”, “Cc”dir.

İcmâlî (mücmel) leff ü neşrde lef kısmı iki ve daha fazla unsuru kapsayan bir tek lafız halinde gelir. Ardından bu unsurların her biriyle ilgili olarak neşr kısmı öğeleri takip eder. Bu kategoride lef kısmı mücmel olduğundan neşr kısmı unsurları için tertip ya da tertipsizlik söz konusu değildir. Örnekler:

يومين فإنّ المرء بين
––––
A+B
أُحصي فيه عمله فحُتم عليه ، يوم قد مضى

––––––––

a
لا يدري لعلّه لا يصل إليه يوم قد بقي و

–––––––

b
(Hadis)

İlgiler “Aa”, “Bb”dir.

نَصَارَى أَوْ هُودًا لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلَّا مَنْ كَانَ قَالُوا وَ
––––
–––
–––
b
a
A+B
(el-Bakara 2/111)

Neşr kısmının açılımı:

قالت اليهود لن يدخل الجنّة إلّا من كان هودًا (a
قالت النصارى لن يدخل الجنّة إلّا من كان نصارى (b

Lef kısmını oluşturan çoğul zamir (vâv: onlar) Mûsevîler (A) ve Îsevîler (B) olmak üzere (ehl-i kitap) iki unsuru kapsar. Bu sanat sayesinde her iki din mensubunun ayrı ayrı olan iddiaları birleştirilerek ihtisar (îcâz) sağlanmıştır.

Bazan lef kısmı ayrıntılı, neşr kısmı mücmel gelebilir. “Ak iplik”in (el-ḫayṭu’l-ebyaẓ) fecr-i sâdık, kara ipliğin (el-ḫayṭu’l-esved) fecr-i kâzib olması yorumuna göre şu âyet bu türe örnektir:

الْفَجْرِ مِنَ الْخَيْطِ الْأَسْوَدِ مِنَ الْخَيْطُ الْأَبْيَضُ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ
–––
––––––––
––––––––
b+a
B
A
(el-Bakara 2/187)

Aşağıdaki form içinde gelenler leff ü neşrin güzel bir türü olarak görülmüştür (Teftâzânî, s. 427): Ayrıntılı lef kısmı + ayrıntılı neşr kısmı + önceki leffin mücmel hali. Şu örnekte olduğu gibi:

فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ،
وَمَنْ كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ،
–––––––––––––––––––––––––––––––––
A
يُرِيدُ اللهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ،
–––––––––––––––––––––––––
B
وَ لِتُكَبِّرُوا اللهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ، وَ لِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ،
––––––––––––––––– –––––––––
b a
وَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
–––––––––––
A+B
(el-Bakara 2/185)

İlgili ibareler “Aa” ve “Bb” olup şükür kısmı (AB), hasta ve yolcuya tanınan kazâ ruhsatı (A) ve kolaylaştırma nimetiyle (B) alâkalı olduğundan ayrıntılı lef kısmını (A, B) icmâlî bir şekilde kapsamaktadır. Nef‘î’nin “zülf, dil, sûz-ı aşk, sîne” lafızlarıyla münasebetli “nâr, külhan, gencîne, mâr”ın karışık bir şekilde sıralandığı, “Fikr-i zülfün dilde tâb-ı sûz-ı aşkın sînede / Nârdır külhanda gûyâ mârdır gencînede” beytinde de muhtelifü’t-tertîb veya müşevveş leff ü neşr yapılmıştır.

Bu söz sanatına “lef” adını veren, onu tanımı ve örneğiyle ilk açıklayan âlimin Müberred olduğu belirtilmektedir (el-Kâmil, I, 112; II, 740-741). İbn Vekî‘ türe “ayrıntısı bilinen mücmel”, İbn Sinân el-Hafâcî ise “lafzın lafza tertip üzere hamli” adlarını vermişlerdir (el-Munṣıf, II, 117; Sırrü’l-feṣâḥa, s. 191-192). Zemahşerî, ilgili âyetlerde “lef” ve “tarîkatü’l-leff” (lef üslûbu) adlarını verdiği türle ilgili geniş açıklamalar yapmış, daha sonraki belâgat âlimleri buna neşr terimini de eklemişlerdir. İbn Hicce el-Hamevî ve bazı müteahhir dönem âlimlerinin bu sanata “tayy ü neşr” adını verdikleri görülmektedir.

Leff ü neşr yaparken dikkat edilmesi gereken husus, sanat gösterme amacıyla lafzı ön plana çıkararak haşve, gayri mürettep leff ü neşrde de unsurlar arasında zihnî intikalin kolayca sağlanamamasından dolayı ta‘kīde ve sû-i îhâma düşülmemesidir. Bu şartlar göz önünde tutulduğu takdirde leff ü neşr makbul olarak söze güzellik katan lafzî sanatlardan sayılır ve söze îcâz vasfı kazandırır.

BİBLİYOGRAFYA
Tehânevî, Keşşâf, II, 1301-1302; Tâhirülmevlevî, Edebiyat Lügatı, İstanbul 1973, s. 90-92; Müberred, el-Kâmil (nşr. Zekî Mübârek v.dğr.), Kahire 1355/1936, I, 112; II, 740-741; İbn Vekî‘, el-Münṣıf (nşr. M. Rıdvân ed-Dâye), Dımaşk 1402/1982, II, 117; İbn Sinân el-Hafâcî, Sırrü’l-feṣâḥa, Beyrut 1402/1982, s. 191-192; Zemahşerî, el-Keşşâf, Kahire 1373/1953, I, 172; III, 337-338; Fahreddin er-Râzî, Nihâyetü’l-îcâz fî dirâyeti’l-iʿcâz (nşr. Bekrî Şeyh Emîn), Beyrut 1985, s. 289-290; Ebû Ya‘kūb es-Sekkâkî, Miftâḥu’l-ʿulûm (nşr. Naîm Zerzûr), Beyrut 1403/1983, s. 425; Hatîb el-Kazvînî, el-Îżâḥ fî ʿulûmi’l-belâġa (nşr. M. Abdülmün‘im Hafâcî), Kahire 1400/1980, II, 503-504; Teftâzânî, el-Muṭavvel, İstanbul 1309, s. 426-428; İbn Hicce, Ḫizânetü’l-edeb, Kahire 1304, s. 76 vd.; Ankaravî, Miftâhu’l-belâga ve misbâhu’l-fesâha, İstanbul 1284, s. 131-132; Muallim Naci, Edebiyat Terimleri: Istılâhât-ı Edebiyye (haz. M. A. Yekta Saraç), İstanbul 1996, s. 113-116; Abdurrahman Süreyyâ, Mîzânü’l-belâga, İstanbul 1305, s. 370-371; Diyarbekirli Said Paşa, Mîzânü’l-edeb, İstanbul 1305, s. 353-354; Manastırlı Mehmed Rifat, Mecâmiu’l-edeb, İstanbul 1308, s. 351-353; Ahmed Cevdet Paşa, Belâgat-ı Osmâniyye, İstanbul 1987, s. 160-161; M. Kaya Bilgegil, Edebiyat Bilgi ve Teorileri, İstanbul 1989, s. 290-292.
Bu madde ilk olarak 2003 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 27. cildinde, 122-124 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.