LUTHER, Martin - TDV İslâm Ansiklopedisi

LUTHER, Martin

Müellif: HAKAN OLGUN
LUTHER, Martin
Müellif: HAKAN OLGUN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2003
Dijital Yayın Tarihi: 20.05.2026
Erişim Tarihi: 15.07.2026
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/luther-martin
HAKAN OLGUN, "LUTHER, Martin", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/luther-martin (15.07.2026).
Kopyalama metni

10 Kasım 1483’te Almanya’nın Eisleben kentinde, bakır madenciliğiyle uğraşan Hans Luther ile dindar Katolik bir anne olan Margarethe Luther’in çocuğu olarak dünyaya geldi. Kalabalık bir ailede yetişen Luther, erken yaşlardan itibaren disiplinli bir eğitim aldı. 1501 yılında Erfurt Üniversitesi’ne girdi. Burada dil bilgisi, mantık, retorik, aritmetik, müzik, geometri, astronomi üzerine eğitim aldı. 1502’de lisans, 1505’te yüksek lisansını tamamladı. Babası hukuk okumasını istediği için Erfurt Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırdı. Ancak aynı yıl yakalandığı şiddetli bir fırtınada ölüm korkusuna kapılarak -ya da diğer bir rivayete göre yakın bir arkadaşının ölümü üzerine- hayatta kalması halinde keşiş olacağına dair Tanrı’ya adakta bulundu. Kısa süre sonra hukuk eğitimini yarıda bırakarak Erfurt’taki Augustinus geleneğine mensup bir manastıra kaydoldu. Burada 1507’de rahip olarak takdis edildi. Manastırda ruhbanlık hayatının icaplarını büyük bir titizlikle yerine getirdiği halde Tanrı katında bağışlanmayı hak etmediği hissiyatına kapıldı. Zaman içinde bu endişenin kaynağının Tanrı’nın değil papalığın kurallarını yerine getirmeye çalışmak olduğunu farketti. Bu sorgulamalar, ileride reform hareketine zemin hazırlayacak teolojik arayışların başlangıcını oluşturdu. 1508’de Wittenberg Üniversitesi’nde ilâhiyat dersleri vermeye başlayan Luther, 1510 yılında bağlı bulunduğu manastırı temsilen kutsal kent kabul edilen Roma’ya gitti. Ancak bu seyahat, onun için derin bir hayal kırıklığı oldu. Papalık merkezinde karşılaştığı din istismarları, ahlâkî yozlaşma, rüşvet ve din adamlarının dünyevî zevklere düşkünlüğü, Luther’in gözünde kilisenin kutsallığına duyulan güveni sarstı. Ayrıca Luther ibadetleri titizlikle ve eksiksiz biçimde yerine getirdiği halde ruhsal bir tatmine ulaşamadığını farketti (Stauffer, s. 14-15). Daha sonra bu ibadetlerin Tanrı’nın değil, kilisenin koyduğu kurallardan ibaret olduğunu ileri sürecekti. Nitekim Roma dönüşünde artık inancını ve Tanrı tasavvurunu yeniden temellendirme sürecine girdi.

1512 yılında ilâhiyat doktoru unvanını alan Luther, Wittenberg Üniversitesi’nde profesörlüğe getirildi. Burada beş yıl boyunca bir taraftan Kutsal Kitap üzerine dersler verirken diğer taraftan bir papaz olarak halka vaazlar verdi. Bu dönemde Tanrı’nın, kilise kurumu ve papalığın ileri sürdüğü gibi “yargılayıcı” değil “merhametli” bir varlık olduğu kanaatine vardı (a.g.e., s. 17). Ünlü kilise babası Augustinus’un öğretilerinden etkilenen Luther, aslî günahla bozulmuş insanın kendi amel ve erdemleriyle değil, ancak Tanrı’nın karşılıksız lutfu (gratia) sayesinde kurtuluşa erişebileceğini düşünüyordu.

O sıralarda Katolik kilisesinin en çok tepki çeken uygulamalarından biri, günahların para karşılığında bağışlanabileceği düşüncesine dayanan endüljans uygulamasının yaygın biçimde suistimal edilmesiydi. Luther, kilisenin bu uygulamasını Tanrı’nın bağışlayıcı sıfatını istismar eden bir sistem olarak görüyordu. Ona göre mânevî kurtuluş, parayla alınabilecek bir ayrıcalık değil, Tanrı’nın rahmetiyle verilen bir lutuftu. Bu düşüncelerini kamuoyuna duyurmak için 31 Ekim 1517’de Wittenberg Üniversitesi Kilisesi’nin kapısına “Doksan Beş Tez” olarak bilinen manifestosunu astı. Bu metin, papalığın af yetkisinin Kutsal Kitap’ta temeli olmadığı ve insanın ancak imanla kurtuluşa ereceği şeklindeki papalık karşıtı temel reformist düşüncelerini içeriyordu (“The Ninety-five Theses [1517]”, s. 19-25). Böylece Luther hem teolojik hem de tarihsel açıdan hıristiyan reform hareketini fiilen başlatmış oldu.

Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’ndaki birçok yerel idareci, vergi gelirlerini Katolik kilisesiyle paylaşmaktan rahatsızlık duyduğu için Luther’in papalık otoritesine yönelttiği eleştirileri zımnen olumlu karşıladı ve onu himayeleri altına aldı. Ancak reform hareketinin kısa sürede geniş yankı bulması papalığı harekete geçirdi. 1518’den itibaren Luther, Augsburg, Leipzig ve Worms kentlerinde mahkeme edilerek görüşlerinden vazgeçirilmeye çalışıldı. Bu yargılamalarda o, papalık karşıtı görüşlerini savunmayı sürdüreceğini ve fikirlerini değiştirmeyeceğini belirtti. Luther bu reformist söylemleriyle Hıristiyanlık’ta nihaî otoritenin papalık değil, Kutsal Kitap’taki “Tanrı’nın sözü” olduğunu savundu. 1520 yılı Haziran ayında Papa X. Leo, Luther’in papalığa karşı eleştirilerini kınadığı Exsurge Domine adlı fermanı (papalık bullası) yayımladı. Bu fermanda Luther’den temel olarak papalığın otoritesi, endüljans uygulamaları ve kilise hiyerarşisine yönelik eleştirilerinden vazgeçmesi istendi (“Exsurge Domine [1520]”, s. 327-329). Esasen papalık fermanı, Luther’i geri adım atmaya çağırırken kitaplarının yakılmasını da talep ediyordu. Fermanın 15 Haziran 1520’de Roma’da resmî olarak yayımlanması, Luther’in kitaplarının yakılmasıyla birlikte gerçekleşti (Bosmajian, s. 27).

Luther’in papanın kınama fermanına cevabı, kilisenin bu kutsal fermanını halkın önünde ateşe vererek yakmak oldu. Bunun üzere kilise Luther’i, Decet Romanum Pontificem fermanıyla, 3 Ocak 1521 tarihinde aforoz etti (“Decet Romanum [1521]”, s. 329-332). Aynı yılın mayıs ayında İmparator V. Karl tarafından Worms Diyeti’nin sonuç belgesi olarak yayımlanan Worms fermanında Luther kilise temsilcileri tarafından tekrar kınandı ve bütün yazıları yasaklandı. Bu fermanın etkisiyle Luther’in kaleme aldığı metinler İtalya, Almanya, Hollanda, İngiltere ve İspanya gibi pek çok ülkede halka açık olarak yakıldı (Shamir, s. 338).

Roma Katolik kilisesi yetkililerince yargılandığı son meclis olan Worms Mahkemesi’nde yaptığı savunmada Luther, nihaî otorite ölçütünün papa ya da konsiller değil, kutsal yazılar olduğunu vurguladı. Papalık ve konsil kararlarının tarihsel olarak yanılabilir olduğunu ileri sürerek görüşlerinin ancak kutsal yazılar ve açık akıl temelinde çürütülmesi halinde geri alınabileceğini ifade etti. Tanrı’nın sözüne bağlı vicdanına aykırı davranamayacağını belirterek vicdana karşı hareket etmenin ne doğru ne de güvenli olduğunu dile getirdi (“The Edict of Worms [1521]”, s. 61-62). Bu ifadeler, Luther’in hıristiyan reform hareketinin teolojik temelini teşkil eden ilkeyi yansıtmaktadır.

Worms fermanıyla Luther’in tutuklanması ve destekçilerinin cezalandırılması emredilince Saksonya Prensi III. Frederick onu korumak için gizlice Wartburg Şatosu’na yerleştirdi. Luther burada anlaşılması zor, ağır bir dille Latince’ye çevrilmiş Ahd-i Cedîd’in “Vulgate” versiyonunu Almanca’ya çevirdi. Bu çeviri bir süre sonra gelişen matbaa imkânlarıyla eylül ayında basıldığından Das Septembertestament (Eylül ahdi) olarak şöhret bulmuştur. Luther bu çeviriyi Alman edebiyatının ifade zenginliğini yansıtacak biçimde hazırladı. Halkın gündelik dilde kullandığı kelimeleri tercih ederek metnin tüm Almanca konuşan hıristiyanlarca kolayca anlaşılmasını amaçladığını vurguladı (H. Daniel-Rops, s. 397). Bu girişim, reformun Katolik kilisesini reddetmesinden sonraki ikinci büyük adımı olan din dilinin Latince’den kurtarılıp yerel dillere dönüştürülmesinin başlangıcıydı. Kutsal Kitap’ın Almanca’ya çevrilmesi, Luther’in “Her hıristiyanın kutsal metni okuma, anlama ve yorumlama hakkı vardır” düşüncesinin somut bir ifadesiydi. Böylece Almanca, ibadet ve âyin dili haline gelirken, Luther’in reformist fikirleri Katolik geleneği, kilise hukuku, papanın yanılmazlığı ve ruhban sınıfının kutsallığı gibi yerleşik inançları temelden sarsmış oldu. Kutsal Kitap’ın yerel dillere çevrilmesiyle din dilinin millîleşmesi süreci kısa sürede tüm Avrupa’ya yayıldı.

Luther Katolik rahiplerin evlenmesini yasaklayan kurala karşı çıkarak eski bir rahibe olan Katharina von Bora ile evlendi (15 Haziran 1525). Sembolik anlamı oldukça yüksek olan bu evlilik toplumsal olarak büyük yankı uyandırdı ve din adamlarının imtiyazlı konumuna son verilmesi yolunda atılmış somut adımlardan biri olarak kabul edildi. İmparator V. Karl’ın Luther ve destekçilerinin cezalandırılması için yaptığı çağrılar Protestanlığı benimseyen Alman prenslerinin bu talebi reddetmesiyle karşılıksız kaldı. 1530 yılında Augsburg Diyeti (Reichstag zu Augsburg olarak bilinen imparatorluk meclisi) toplandı ve Luther’in öğrencisi Philipp Melanchthon, Protestan inanç esaslarını sistematik bir biçimde ortaya koyan Augsburg İnanç Bildirgesi (Confessio Augustana) adlı metni sundu. Bu belge, Protestanlığın teolojik temellerini resmen belirledi (Gonzalez, II, 45). 1532’de Nürnberg Barışı imzalandı ve Protestan prenslerin inanç özgürlüğü yasal güvence altına alındı. Böylece reform hareketi yalnızca bir teolojik akım olmaktan çıkıp hukuken de tanınan bir yapıya dönüştü. Luther’in başlattığı reformasyon, papalığın Luther aleyhine yayımladığı kararlara karşı, reform öğretilerini benimseyen taraftarların kolektif biçimde “protesto” etmeleri üzerine, Katolikliğe karşı bütün muhalif söylemin ortak adı olarak “Protestanlık” şeklinde anılmaya başladı (bk. PROTESTANLIK; REFORM).

Luther vaaz ve yazılarında Katolik kilisesi ve papalık otoritesine karşı muhalefet ederken aynı zamanda farklı inanç gruplarının yaşam tarzları ve dinî pratiklerine karşı daha muhafazakâr bir tutum sergiledi. Ruhban sınıfının otoritesini sarsarken ortaya çıkan boşluğu dünyevî iktidarla doldurmayı tercih etti ve yerel dillerde ibadet eden millî kiliselerin yönetimini bölgesel siyasî otoritelere devrederek dünyevî iktidarı güçlendirdi. Onun insan anlayışına göre, “aslî günah” ile yozlaşmış olan insan doğası, ancak Tanrı tarafından yetkilendirilmiş kudretli bir siyasî iradeyle disipline edilebilirdi. Nitekim Pavlus’un öğretilerinden hareketle, siyasî gücün Tanrısal bir yetkiyle yürütüldüğüne dair güçlü bir inanç besliyordu. Bu tutumun en somut yansıması, 1524-1525 yıllarındaki köylü isyanları sırasında görüldü. “Hıristiyanın özgürlüğü” öğretisinin isyancılar tarafından yanlış yorumlandığını düşünen Luther, bu özgürlüğün yalnızca ruhanî bir bağımsızlık olduğunu, siyasî yönetime mutlak itaati ortadan kaldırmadığını savundu. Bu sebeple isyanın bastırılmasını dinî bir zorunluluk olarak niteledi. Benzer bir yaklaşım da yahudilere yönelik tutumunda gözlemlendi. Başlangıçta onları kazanma umuduyla daha ılımlı bir dil kullansa da bu çabaları karşılıksız kalınca geleneksel ön yargıları tekrarlamaya başladı. Onları hıristiyanları sömürmek, tefecilik yapmak, ekonomiyi bozmak, suları zehirlemek, hatta Fısıh (Pesah/Passover) kutlaması için hıristiyan çocuklarını katletmek gibi ağır suçlamalarla hedef aldı. Bu söylemleri, yüzyıllar sonra şekillenecek olan antisemitik ideolojilere zemin hazırladığı gerekçesiyle eleştirilere mâruz kaldı.

18 Şubat 1546’da doğduğu şehir Eisleben’de hayatını kaybetti ve Wittenberg’deki Schlosskirche’ye defnedildi. Başlattığı reform süreci, Philipp Melanchthon ve John Calvin gibi düşünürler sayesinde sistematik bir yapıya kavuştu. Avrupa’nın dinî ve siyasî haritasını kökten değiştiren Protestanlık, 1555 Augsburg Barışı ile resmiyet kazandı. Zamanla sınırları aşarak Amerika kıtasına kadar uzanan bu reformist düşünceler, bugün Hıristiyanlığın en yaygın ikinci mezhebi olarak küresel ölçekte toplumsal ve kültürel yaşamı şekillendirmeye devam etmektedir.

Luther’in Reform Teolojisi. Luther daha sonra Luthercilik olarak anılacak reform düşüncesini bağışlanmanın yalnızca imanla mümkün olduğu, dinî otoritenin yalnızca Kutsal Kitap’a dayandığı ve vaftiz edilen bütün hıristiyanların Tanrı karşısında rahiplik konumuna sahip olduğu (genel rahiplik) inancı olmak üzere üç temel ilke üzerine inşa etmiş ve Katolik teolojisinin kurtuluş, otorite ve ruhbanlık anlayışlarını köklü biçimde sorgulamıştır.

Luther’e göre aslî günahla doğası bozulmuş olan insanın, kendi erdemli davranışlarıyla ya da Katolik kilisesinin öngördüğü ibadet ve sâlih amellerle ilâhî bağışlanmaya erişmesi mümkün değildir. Zira kurtuluş insanın çabasının değil, bütünüyle Tanrı’nın karşılıksız lutfunun eseridir (sola gratia). İnsanın bu lutfa erişmesi ise ancak Kutsal Kitap’ta tanıtılan Tanrı’ya ve Mesîh’in kurtarıcı misyonuna duyulan sarsılmaz imanla mümkündür. Kutsal Kitap’ta yer alan “Aklanma iman ile olur; imanla aklanan yaşayacaktır” (Romalılar’a Mektup, 1/17) ifadesi Luther’in bu anlayışının temel dayanağını teşkil eder. Bu çerçevede kurtuluş, kurumsal aracılıklara veya kişisel iyiliklere değil, Tanrı’nın sonsuz rahmeti ile insan arasında kurulan iman bağına dayanır. Reform teolojisinin bu ilk ilkesi “yalnızca iman” (sola fide) öğretisiyle formüle edilmiştir.

“Yalnızca iman” ilkesi, doğal olarak papalığın ve Katolik kilisesinin kurtuluş üzerindeki belirleyici otoritesinin reddini de beraberinde getirmiştir. Luther’e göre gerçek dinî otorite, insanın kurtuluş yolunu aydınlatan yegâne kaynak olan Tanrı’nın sözü, yani Kutsal Kitap’tır. Kutsal Kitap, herhangi bir kurumun ya da kişinin aracılığına ihtiyaç duymaksızın, doğrudan iman eden bireye hitap eder ve ebedî kurtuluşu vaad eder. Bu anlayışla birlikte papalık, kilise kurumu, hıristiyan geleneği ve ilk konsiller dışındaki tüm Katolik kararlarının Tanrı’nın kelâmı karşısında dinsel bir bağlayıcılığı kalmamıştır. “Sadece Kutsal Kitap” (sola scriptura) ilkesi, her inananın kutsal metni bizzat okuma ve yorumlama hakkını savunarak reform teolojisinin ikinci temel dayanağını oluşturmuştur.

Luther’in reform anlayışının üçüncü temel ilkesini ise “bütün inananların rahipliği” öğretisi teşkil eder. Luther vaftiz edilen her hıristiyanın Tanrı karşısında rahiplik statüsüne sahip olduğunu savunarak ruhban-dünyevî ayırımını ilkesel olarak reddetmiştir. Ona göre vaftiz yoluyla her mümin Tanrı’ya doğrudan yönelme, Kutsal Kitap’ı okuma ve anlama, imanını yaşama ve ifade etme yetkisini kazanır. Bu çerçevede ruhban sınıfı, ontolojik bir üstünlüğe veya kutsallığa değil, cemaat içinde üstlenilen işlevsel ve düzenleyici bir göreve dayanır. Kutsal metni okuma ve yorumlama, dua etme, ibadet etme ve âyinleri yürütme bakımından belirleyici olan tek şart vaftizdir. Böylece Protestanlığın “genel rahiplik” öğretisi, dinî hayatın merkezinde yer alan ruhban aracılığını ilkesel olarak ortadan kaldırmış ve her hıristiyana herhangi bir aracıya ihtiyaç duymaksızın Tanrı ile doğrudan ilişki kurma imkânı tanımıştır.

Luther’in Müslüman Tasavvuru. Luther’in yaşadığı dönemde Batı dünyasının karşı karşıya olduğu en güçlü topluluk müslümanlardı. Müslümanlar, Luther’den yüzyıllar önce Endülüs’te parlak bir İslâm medeniyeti kurmuş, ancak bu medeniyet reform hareketinden kısa süre önce Avrupa sahnesinden çekilmişti. Buna karşın Doğu’dan yükselen müslüman Türkler, o dönemde hıristiyan Avrupa için hem dinî hem de siyasî açıdan en büyük tehdit olarak algılanıyordu.

Luther kendisinden önceki Ortaçağ hıristiyan yazarlarının İslâm ve Kur’an karşıtı polemiklerinden etkilenmişti. Theodorus Bibliander’in 1543’te Basel’de yayımlamak istediği Kur’an tercümesini şehir meclisi yasaklamak istemiş, Luther ise buna karşı çıkmıştır. Ona göre müslümanlara karşı en etkili mücadele, insanların Kur’an’ı bizzat okuyarak “Muhammed’in gerçek dışı iddialarını” kendi gözleriyle görmeleriydi (“Türklere Karşı Savaş Hakkında”, s. 41). Bibliander’in Machumetis Saracenorum principis, eiusque successorum vitae, ac doctrina, ipseque Alcoran adlı Kur’an tercümesi, ancak Luther’in kaleme aldığı bir önsözle birlikte yayımlanabilmişti.

Ortaçağ hıristiyan zihniyetinin bir ürünü olarak Luther’in “Türk” adı altında şekillenen “müslüman” tasavvuru, kendisinden önceki İslâm karşıtı reddiye geleneğiyle büyük ölçüde paralellik gösterir. Ancak Luther müslümanlara dair değerlendirmelerini sadece polemikçi bir söylemle sınırlamamış, söz konusu yaklaşımı kendi reform teolojisini destekleyen bir çerçeveye yerleştirmiştir. Reform hareketinin yaşandığı XVI. yüzyıl, Osmanlılar’ın Avrupa’ya doğru ilerlediği ve 1529’da Viyana’nın ilk kez kuşatıldığı bir dönemdi. Bu bağlamda Luther’in zihninde “Türk” kavramı, Osmanlı Devleti aracılığıyla genelde müslümanları temsil ediyordu (Olgun, s. 188-189). Dolayısıyla yazılarında ve vaazlarında dile getirdiği “Türkler’in inancına dair” eleştiriler esasen İslâm dinine yönelmişti.

Ortaçağ boyunca hıristiyan dünyasında yerleşmiş olan siyasal nitelikli “Türk karşıtlığı” ve “Türk korkusu” anlayışı, Luther’in elinde giderek teolojik bir boyut kazandı. Osmanlı ilerleyişinin Avrupa’yı tehdit ettiği bir dönemde yaşayan Luther’e göre Türkler’in ilerleyişinin asıl nedeni, papalığın yozlaşmasıydı. Roma kilisesi Tanrı’nın iradesinden sapmış, Îsâ’nın adını kullanarak hıristiyanları mânevî bir esaret altına almıştı. Artık papalık, Mesîh’in temsilcisi olmaktan çıkmış, “deccâlin bizzat kendisi”ne dönüşmüştü. Tanrı bu günahkâr kurumu cezalandırmak ve hıristiyanları uyarmak için Türkler’i bir araç olarak kullanıyordu. Böylece Luther’in düşüncesinde, Hıristiyanlığın iki büyük düşmanı olan papalık ve Türkler aynı ilâhî plan içinde birleşiyordu. Luther, “Papalık deccâlin başıysa, Türkler onun bedenidir” diyerek hem ruhsal yozlaşmayı hem de askerî tehdidi, Tanrı’nın hıristiyanları imtihan ettiği ortak bir sınav olarak yorumladı (Daniel, s. 280; Simon, s. 257).

Luther Türk karşıtı vaazlarında papalığın askerî ve siyasî işlere karışmasını sert bir dille eleştirdi. Ona göre Tanrı tarafından verilmemiş bir yetkiyle dünyevî icraatlara girişen papalık, sınırlarını aşmıştı. Haçlı seferlerini, dinî bir kurumun yetkisini kötüye kullanarak siyasete müdahalesi olarak gördü ve bunu kesin biçimde reddetti. Luther’e göre Türkler’e karşı mücadele kilisenin değil, prenslerin ve kralların görevi olmalı ve kilise bu direnişi dualarıyla desteklemeliydi. Bu yaklaşım temelinde savaş, dünyevî otoritenin eliyle yürütülürken, kilise kendi mânevî alanında kalarak Tanrı’nın iradesine uygun davranmış olacaktı. Ona göre Türkler’e karşı gerçek zafer ancak bu dengede mümkün olabilirdi.

Luther Türkler’e ilişkin teo-politik söylemlerinin yanı sıra onların inanç ve ibadetlerini de eleştirdi. Türkler’in ibadet biçimlerini yahudilerin uygulamalarına benzetti ve oruç, sünnet, domuz eti yememe gibi kuralların Yahudilik’ten alındığını savundu. Ona göre Türkler’in inancı, Yahudilik, Hıristiyanlık ve putperestlikten alınmış unsurların bir karışımıydı; [Hz.] Muhammed’in Îsâ, Meryem ve azizleri övmede Hıristiyanlık’tan, içki yasağı ve oruç gibi uygulamalarda ise Yahudilik’ten etkilendiğini ileri sürdü (“Türklere Karşı Savaş Hakkında”, s. 42).

Eserleri. Martin Luther reformist doktrinlerini temellendirmek için çok sayıda vaaz verip pek çok yazı kaleme aldı. Eserleri teolojik risâlelerin yanı sıra sosyal, politik, dilsel ve polemik nitelikli metinlerden oluşmaktadır. Bu eserler bir taraftan dinî otoriteye yönelik köklü bir sorgulamayı, diğer taraftan dönemin toplumsal yapısına yöneltilmiş güçlü eleştirileri içermektedir.

1. Disputatio pro declaratione virtutis indulgentiarum (Doksan Beş Tez). Reformun ilk manifestosu mahiyetindeki 1517 tarihli bu metin doksan beş maddeden oluşmakta, Luther’in papalığın ve kilise kurumunun dinî otoritesini temellerinden sorguladığı teolojik reddiye kabilindendir.

2. De libertate christiana (Hıristiyanın özgürlüğü üzerine). 1520’de Latince kaleme aldığı reform hareketinin üç temel risâlesinden ilki olan bu metinde Luther, “hıristiyan özgürlüğü” kavramını iman merkezli bir kurtuluş anlayışıyla temellendirmekte ve ebedî kurtuluş için imandan başka hiçbir otoriteye, kutsal yasalara dahi bağlı olmak gerekmediğini savunmaktadır. Ona göre hıristiyan özgürlüğü, siyasal otoriteye itaati dışlamamakta ancak kilise ve papalığın otoritesinden bağımsız olmayı ve kutsal metnin dışında herhangi bir mânevî otorite tanımamayı gerektirmektedir.

3. An den christlichen Adel deutscher Nation (Alman halkının hıristiyan soylularına çağrı). Luther’in 1520’de kaleme aldığı ikinci risâlesidir. Bu eserde Luther, Roma Katolik kilisesi ve papalığı Alman idarecilerine şikâyet ederek, Roma’daki “Latin” dinî merkezin Alman kaynaklarını sömürdüğünü ileri sürmektedir. Millî bir ayrışmayı vurgulayarak Alman siyasetini Roma’ya karşı örgütlemeyi amaçlayan Luther, Alman topraklarında Roma’dan bağımsız millî kiliselerin kurulmasını ve manastır mülklerinin kamulaştırılmasını savunmaktadır. Metin Pavlusçu bir yaklaşımla siyasal otoriteye dünyevî bir güç olmanın ötesinde mânevî bir misyon atfederek onu meşrulaştırır.

4. De captivitate Babylonica ecclesiae, praeludium (Kilisenin Bâbil tutsaklığı üzerine). Luther’in üçüncü risâlesi olup reform hareketinin teolojik karakterini en açık biçimde ortaya koyan metinlerden biridir. Bu Latince risâlede Luther, doğrudan din adamlarına ve teologlara seslenerek Hıristiyanlığın özünü tahrif eden kurumsal kilise yapısını hedef almaktadır. Tüm inananların esasen birer “rahip” olduğunu savunarak papalığın kutsanmış otoritesi altında kurulan ruhban hiyerarşisini eleştirmekte ve kutsal metni anlama yetkisinin papa ve Katolik ruhban sınıfıyla sınırlı olmadığını vurgulamaktadır. Vaftiz ve komünyon dışındaki sakramentleri reddeden Luther, papalığın kutsal metne dayanmayan inanç ve pratikler ihdas ederek hıristiyanları ağır bir mânevî esaret altına aldığını ileri sürmektedir.

5. De servo arbitrio (İradenin esareti üzerine). Luther bu yazısını döneminin ünlü hümanist düşünürü Erasmus’a karşı 1525 yılında Latince kaleme almıştır. Luther burada, Erasmus’un irade anlayışına karşı çıkarak insan iradesinin günahla bağlı olduğunu ve ilâhî lutuf olmaksızın Tanrı’yı seçemeyeceğini savunmaktadır. Bu yaklaşım Protestan kader anlayışının teolojik temelini oluşturmuştur.

6-7. Der Kleine Katechismus (Küçük Kateşizm) ve Der Groβe Katechismus (Büyük Kateşizm). Luther ana dilde ibadet ve din eğitimi konusundaki düşünceleri çerçevesinde 1529 yılında kaleme aldığı kateşizm (dinin inanç esaslarını soru cevap yöntemiyle sistemli biçimde öğreten metin) yazılarında reformist düşüncelerinin ilmihal boyutlarını sistematikleştirmiştir. Ruhban sınıfı dışındaki aileler ve çocuklar için yazdığı “Küçük Kateşizm” derinlemesine pastoral ve pratik iken “Büyük Kateşizm” din adamları ve öğretmenler için yazılmış olup aynı temel unsurların genişletilmiş teolojik açıklamalarını içermektedir.

8-9. Vom Kriege wider die Türken (Türkler’e karşı savaşa dair) ve Vermahnung zum Gebet wider den Türken (Türkler’e karşı duaya çağrı). İlkini 1529, ikincisini de 1541 yılında hıristiyan toplumu uyarma amaçlı Almanca kaleme aldığı iki etkili risâlesinde Luther, Türk tehdidini tamamen teolojik bir çerçevede ele alarak onları, Tanrı’nın hıristiyanları sınamak için kullandığı acımasız savaşçılar olarak tasvir etmektedir. Ona göre Türkler’in eline düşen bir hıristiyanın esir edilmek ya da öldürülmekten başka bir seçeneği yoktu. Luther bu durumu peygamber Daniel’in kehanetleriyle ilişkilendirerek şeytanın hıristiyan inancını sarsmak için Türkler’i bir vasıta olarak kullandığını öne sürmektedir.

10. Libellus de ritu et moribus Turcorum (Türkler’in yaşamı ve gelenekleri). 1530 yılında kaleme aldığı bu risâlesinde ise Türkler’i bir yandan çok eşlilikleri ve savaşçılıkları nedeniyle şehvet düşkünü ve acımasız olarak nitelese de toplumsal düzenleri ve ahlâkî disiplinlerinden övgüyle bahsetmektedir. Türk din adamlarının vakarını, ibadetlerindeki düzen ve sükûneti, halkın sabrını, itaatini ve ölçülü yaşamını hıristiyan dünyasının ahlâkî bozulmuşluğu ile karşılaştırarak örnek olarak göstermektedir.

11. Von den Juden und ihren Lügen (Yahudiler ve yalanları üzerine). Luther’in 1543’te kaleme aldığı metin olup polemik diliyle yahudilere yönelik görüşlerini ve bunların teolojik gerekçelerini ortaya koymaktadır. Bu metinde yahudileri bilerek ve kötü niyetle Îsâ Mesîh’i reddetmekle suçlayarak onlara karşı sert siyasî ve sosyal önlemleri savunmaktadır.

12. Das Neue Testament Deutsch (Yeni Ahid tercümesi). Luther, Yeni Ahid tercümesini Das Neue Testament Deutzsch (Septembertestament) başlığıyla 1522’de Wittenberg’de yayımlamış, eser Melchior Lotter tarafından basılmıştır. Alman edebiyatının ifade zenginliğini yansıttığı bu çeviriyi, ekip katkılarıyla hazırlanan ve Eski Ahid’i de kapsayan tam Almanca Kitâb-ı Mukaddes tercümesi Biblia: Das ist, Die gantze Heilige Schrifft Deudsch izlemiştir. Bu eser 1534 yılında yine Wittenberg’de Hans Lufft tarafından basılmıştır. Luther Yeni Ahid’i Yunanca metinden, Eski Ahid’i ise İbrânîce ve yer yer Ârâmîce asıllarından çevirmiş ve bu tercüme yalnızca teolojik alanda değil, erken yeni yüksek Almanca’nın standartlaşmasında da kurucu bir rol oynamıştır.

Luther’in bu temel yazılarının yanı sıra çeşitli vesilelerle kaleme aldığı kısa risâleleri, konuşmaları, mektupları ve vaazları da söz konusudur. Luther henüz hayatta iken yayımlanmamış olan ve hem Almanca hem Latince tutulmuş yazılı ve sözlü kayıtları daha önce yayımlanan bütün yazılarıyla birlikte İngilizce’ye çevrilerek Luther’s Works adıyla elli beş ciltlik bir külliyat halinde basılmıştır (trc. Charles M. Jacobs, ed. Helmut T. Lehmann).


BİBLİYOGRAFYA

Martin Luther, “Türklere Karşı Savaş Hakkında”, Teolojik Uyum Sorunu: Luther ve İslâm (trc. Hakan Olgun), İstanbul 2008, s. 41, 42.

The Table Talk of Martin Luther (ed. Thomas S. Kepler, trc. W. Hazlitt), London 1872.

Thomas M. Lindsay, A History ot the Reformation, New York 1916.

Roland H. Bainton, Here I Stand: A life of Martin Luther, New York 1950.

Will Durant, The Reformation: A History of European Civilization from Wycliffe to Calvin: 1300-1564, New York 1957.

Norman Daniel, Islam and the West: The Making of an Image, Edinburg 1960, s. 280.

H. Daniel-Rops, The Protestant Reformation, London 1963, s. 397.

G. R. Elton, Reformation Europe: 1517-1559, New York 1966.

Emile G. Leonard, A History of Protestantism: I. The Reformation, New York 1968.

James Atkinson, The Trail of Luther, London 1971.

“The Ninety-five Theses [1517]”, Documents of Modern History: Martin Luther (ed. A. G. Dickens – Alun Davies), New York 1972, s. 19-25.

“The Edict of Worms [1521]”, a.e., s. 61-62.

V. H. H. Green, Luther and the Reformation, London 1974.

Steven Ozment, The Age of Reform 1520-1550, New Haven 1980.

Eino Sormunen, Martin Luther: Kutsal İnanç Adamı, İstanbul 1984.

R. W. Scribner, The German Reformation, London 1987.

David Christie-Murray, A History of Heresy, Oxford 1989.

Heiko A. Oberman, Luther: Man between God and the Devil, New Haven 1989.

Eugen Weber, The Western Tradition, Lexington 1990.

Owen Chadwick, The Reformation, London 1990.

Richard Stauffer, Reform (trc. Cem Muhtaroğlu), İstanbul 1991, s. 14-15, 17.

Donald Kagan v.dğr., The Western Heritage, New York 1991.

Katherine Leach, The German Reformation, London 1991.

Alister E. McGrath, Luther’s Theology of the Cross: Martin Luther’s Theological Breakthrough, Oxford 1994.

“Exsurge Domine [1520]”, A Reformation Reader: Primary Texts with Introduction (ed. Denis R. Janz), Minneapolis 1999, s. 327-329.

“Decet Romanum [1521]”, a.e., s. 329-332.

Ludwig Hagemann, Martin Luther ve İslam Anlayışı (trc. Kuthan Kahramantürk), İzmir 2000.

Haig Bosmajian, Burning Books, London 2006, s. 27.

Hakan Olgun, Luther ve Reformu: Katolisizm’i Protesto, Ankara 2016, s. 188-189, 195.

Justo L. Gonzalez, Story of Christianity: The Reformation to the Present Day, New York 2010, II, 45.

C. Umhau Wolf, “Luther and Mohammedanism”, , XXXI/2 (1941), s. 161-177.

Avner Shamir, “Early Reformation: Book Burning and Persuasion”, Historisk Tidsskrift, CX/2 (2013), s. 338.

Hans J. Hillebrand, “Martin Luther”, , IX, 57-61.

David W. Leinweber, “Luther, A Biography”, Encyclopedia of Martin Luther (ed. M. A. Lamport), Lanham 2017.

Gottfried Simon, “Luther’s Attitude Toward Islam”, , XXI (1931), s. 257-262.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2003 yılında Ankara’da basılan 27. cildinde, 237-239 numaralı sayfalarda yer almıştır. Maddenin HAKAN OLGUN tarafından kaleme alınan yeni dijital versiyonu 20.05.2026 tarihinde yayımlanmıştır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER