MANİHEİZM

Müellif:
MANİHEİZM
Müellif: ŞİNASİ GÜNDÜZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 15.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/maniheizm
ŞİNASİ GÜNDÜZ, "MANİHEİZM", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/maniheizm (15.11.2019).
Kopyalama metni
Mani 216 yılında Güney Mezopotamya’da doğdu. Ailesinin heterodoks hıristiyan mezhebi Elkesai’ya bağlı olması, içinde yetiştiği ortam ve Maniheizm’deki hıristiyan unsurlarının kaynağı hakkında bir fikir vermektedir. Kaynaklarda on iki yaşında iken Mani’ye bir meleğin göründüğü, yirmi dört yaşına geldiğinde “ikizi” (Tavm) adını verdiği bu melekten aldığı öğretiler doğrultusunda yeni dini yaymaya başladığı belirtilmektedir. Sâsânî Kralı I. Şâpûr zamanında Mani’nin hareketine müsamaha gösterilmiş ve bu sayede Mani başta İran olmak üzere çeşitli bölgelerde dinini yayma fırsatı bulmuştur. Kral I. Behram’ın son günlerine kadar süren bu olumlu hava, imparatorluğun Mecûsî başrahibi Kartir’in öncülüğünde Maniheistler’e karşı yoğun bir sindirme kampanyası başlatılması neticesinde sona ermiştir. Yakalanıp zindana atılan Mani 276’da öldürülmüştür.

Mani’nin öğrencileri onun misyonunu devam ettirmiş, Mani’yi Mecûsîler’e “Zerdüşt’ün mânevî oğlu,” Budistler’e “geleceğin Buda’sı” (Maitraya) ve hıristiyanlara “Faraklit” şeklinde anlatmışlardır. Gelişmiş bir misyonerlik teşkilâtına sahip olması sebebiyle Güney İran ve Mezopotamya sınırlarını aşarak Mısır, Anadolu, Avrupa ve Asya içlerine kadar ulaşan Maniheizm IV. yüzyılda Hıristiyanlığın en büyük rakibi konumuna gelmiş, VIII. yüzyılda Bögü Han’ın genelgesiyle Doğu Türkistan’da Uygurlar’ın resmî dini olmuştur. Ancak VI. yüzyıldan sonra Batı’da, XII. yüzyıldan sonra da Asya’da gerilemeye başlamıştır. Mezopotamya ve İran’ın VII. yüzyılda müslümanlar tarafından fethedilmesiyle Maniheistler’e zimmîlik statüsü tanınmış ve Abbâsî döneminde olduğu gibi bazı zamanlarda konulan yaptırımlar dışında genelde dinî açıdan müsamaha gösterilmiştir. Ortaçağ’da Maniheizm, düalist karakterli çeşitli heterodoks hıristiyan mezheplerinin oluşumunu etkilemiştir. VII. yüzyılda Ermenistan’da ortaya çıkan Paulikanlar, X. yüzyıldan itibaren Balkanlar’da görülen Bogomiller ve XII-XIII. yüzyıllarda Güney Fransa ve Kuzeydoğu İtalya’da etkili olan Katarlar ve Albigensler’le Maniheizm arasında önemli paralellikler mevcuttur. Bu akımlar Ortaçağ Maniheizmi veya Neo-Maniheizm olarak da adlandırılmaktadır.

Kutsal Metinler. Mani, sağlığında öğretilerini yazıya geçiren ve bazılarını çizimlerle süsleyen ender din kurucularındandır. Aralarında Hayat İncili, Hayat Hazinesi, Şapuragan, Pragmateia, Sırlar Kitabı, Devler Kitabı, Mektuplar ve İlâhiler’in bulunduğu, Süryânî ve Pehlevî dillerinde yazılmış olan bu eserler, ancak Mani’nin öğrencilerinin eserlerinde parçalar halinde günümüze ulaşmıştır. Dolayısıyla öğrencileri ve takipçileri tarafından farklı dillerde (Kıptîce, Süryânîce, Uygurca, Çince, Farsça ve Latince) kaleme alınan veya derlenen bu yazmalar Maniheizm’in ilk elden kaynaklarını oluşturmaktadır. Mani’nin Mektupları, İlâhi Kitabı, Hayat İncili Yorumu, Köln Mani Kodeksi ve Vaazlar bunlardandır.

İnanç Esasları. Maniheist inancın temelini, ışık ve karanlık yahut iyilik ve kötülük şeklindeki birbirine zıt iki aslî prensibe dayanan gnostik bir düalizm oluşturmaktadır. Nitelik olarak tamamen farklı karakterlere sahip olan bu prensiplerin her ikisi de ezelî ve ebedîdir. Sevgi, iman, sadakat, iyilik, hikmet özelliklerini temsil eden ve hava, rüzgâr, ışık, su, ateşten oluşan ışık âleminin hâkimi yüce ışık (nur) tanrısıdır. Ulûhiyyet, nur, güç ve bilgi kudretine sahip olan bu tanrı “yüceliğin babası, ışık âleminin kralı”, bazan da İran geleneğine uygun olarak Zurvân (Zervân) şeklinde adlandırılmaktadır. Işık âlemi için “hayat ağacı” tasviri de kullanılmaktadır. Aynı şekilde karanlık âleminin başında çoğunlukla canavar olarak tanımlanan karanlık kralı ya da tanrısı bulunmaktadır. Onun etrafında da sayısız kötü varlık ve duman, ateş, rüzgâr, acı su, karanlıktan oluşan beş zulmet âlemi ve her bir zulmet âleminin yöneticisi olan insan üstü varlıklar (arkon) vardır. Tamamen olumsuz niteliklerle ve “ölüm zehiri” denilen bir dumanla kaplanmış olan bu âlemde maddeyi sembolize eden, sayısız dallarından savaş, şiddet, kin ve her türlü kötülüğün fışkırdığı bir “ölüm ağacı” mevcuttur. Bu iki âlem arasında yaşanan sonsuz çekişme açısından zaman Mani tarafından üçe ayrılmıştır: Pasif mücadelenin söz konusu olduğu geçmiş ve gelecek zamanlarla aktif bir mücadeleye sahne olan şimdiki zaman.

Maniheizm’e göre bu mücadele, kaos ve verimsizlik özelliklerine sahip olan karanlığın (huşuk) hayat ve düzeni temsil eden ışık âlemini ele geçirmek amacıyla saldırıya geçmesiyle başlar. Karanlığı tekrar kendi mekânına hapsederek ezelî pasif konumuna döndürebilmek için kurtuluş planı yürürlüğe konur. Plan gereği bu âlemde tutsak olan ışık ruhlarını kurtarmak üzere gönderilen ışık elçilerinin faaliyetleriyle kâinat, yeryüzü, hayvanlar ve bitkiler oluşturulur. Dolayısıyla bütün bu varlıklar, karanlıkla ışık unsurlarından oluşan zıt ilkelerin farklı oranlarda birleşmesiyle meydana gelmiştir. Bu süreçte ilk insan çifti olan Âdem ve Havvâ da oluşturulur. Bütün gnostik sistemlerde olduğu gibi Maniheizm’de de insanın yaratıcısı Tanrı değil kötülük güçleridir. Böylece insanda da diğer varlıklarda olduğu gibi hem ışık unsuru (ruh) hem kötülük unsuru (beden) bulunmaktadır. Işık tanrısı insana kurtuluşun yolunu öğretmek üzere “muhteşem Îsâ’yı” gönderir. Ondan kurtarıcı ilâhî bilgiyi alan Âdem, kendi mahiyeti ve ilâhî âlemle ilgili hakikati kavramak suretiyle kurtuluşu hak etmiş olur. Bu arada Âdem, kendisini bu süflî âleme bağlayacağı için daha az ışık parçacıkları taşıyan Havvâ ile cinsel ilişkide bulunmaması konusunda da Îsâ tarafından uyarılır ve başlangıçta buna riayet eder. Bunun üzerine Havvâ babası kötü arkonla birleşir ve Kâbil doğar. Ardından Kâbil’le birleşir ve Hâbil doğar. Bu uygunsuz birleşmeler birbirini takip eder. Daha sonra bir arkon (Sindid) Havvâ’ya Âdem’i sihirle nasıl kandıracağını öğretir ve onunla birleşmesini sağlar. Bu birleşmeden de Âdem’in gerçek oğlu ve gnostiklerin atası olarak kabul edilen Şît doğar. Âdem Şît’e hakikati öğretir. Bu arada Sindid, Âdem’le tekrar birleşmesi için Havvâ’yı kışkırtır. Âdem yine aldanmak üzereyken Şît babasını ikaz eder ve onu kendisiyle birlikte doğuya, ışık âlemine gelmeye davet eder. Böylece öldükten sonra Âdem ve onun nesli ışık âlemine yükselir. Havvâ ve nesli ise cehenneme gider.

Bu şekilde kötü beden içerisinde ışık âlemine ait olan ruhun hapishane hayatı yaşadığı insanlık üremeye ve çoğalmaya başlar. Fakat Âdem’den kaynaklanan insanlığın kurtuluşu için Îsâ, bütün ışık elçilerinin babası olarak kabul edilen “ışık zihni”ni (Manuhmed) görevlendirir ve o kurtarılacak olan her insana mânen gelir. Ruh onu beşli özelliğinden tanır ve davete icâbet eder. Kurtuluşu hak etmeyen, dolayısıyla ışık zihni tarafından uyarılmamış olan ruh ise kurtuluşu hak edene ya da son hesap gününe kadar yeryüzünde tekrar tekrar doğar. Ruhun bu sınırlı ruh göçüne (reenkarnasyon) tâbi olması bir yönden onun kötülükten temizlenme süreci, diğer yönden uyarılmayı hak etmeyen ruha beden hapishanesinde kalma cezasının verilmesi olarak görülmektedir.

Maniheistler, çeşitli zamanlarda ışık elçilerinin (Faraklit) insanlara kurtuluş yolunu öğretmek üzere yeryüzünde yaşadıklarına ve Mani’nin bu elçilerin sonuncusu olduğuna inanırlar. Dolayısıyla Zerdüşt, Buda ve Îsâ gibi şahsiyetlerin insanlara ışık yolunu tebliğ eden ve Mani’nin gelişine zemin hazırlayan elçiler olduğuna inanılır. Mani’nin ardından başka bir elçi gelmeyecek, ancak yalancı elçiler zuhur edecektir. Mani yeryüzünden ayrıldıktan sonra doğrudan ışık âlemine gitmemiştir; yükselişteki ilk durak olan ayda yeryüzündeki son ışık nüvesinin de kurtuluşuna kadar beklemekte ve oradan ruhlara yol göstermeyi sürdürmektedir. Maniheizm’e göre beden hapishanesinden kurtulan ruh önce Samanyolu’nu izleyerek aya yükselir. Bir müddet burada ikamet edip güneşe geçer, bir müddet de burada kaldıktan sonra ışık âlemindeki dünyalara (aeon) yükselir.

Mani’ye göre ruhların ışık âlemine yükselmesine paralel olarak dünyada zulüm ve şiddet artacak, kötülük çoğalacaktır. Âhir zamanda yalancı peygamberler zuhur edecek ve yalancı Mithra (deccâl) ortaya çıkıp insanları saptırmaya çalışacaktır. Son ışık parçasının da kurtuluşunun yakın olduğu bir dönemde dünyanın sonunun yaklaştığının habercisi olan büyük bir savaş çıkacak, ardından dünyaya yalnızca günah ve kavga hâkim olacaktır. Daha sonra ışık elçisi Îsâ Mesîh ikinci defa yeryüzüne gelecek ve insanları yargılamaya başlayacaktır. O ana kadar henüz süflî yeryüzünden ayrılmamış olan Maniheistler ona katılarak sağ tarafına oturacak ve meleklere dönüştürülecektir. Onun solunda yer alan günahkârlar ise cehenneme atılacaktır. Ardından Îsâ Mesîh’in Samanyolu şeklindeki ilâhî varlığa ve kâinatı ayakta tutan beş ışık ruhuna yerlerinden ayrılmaları için işaret vermesiyle bütün kâinat çökecek ve 1468 yıl sürecek olan büyük bir ateş çıkacaktır. Işık elçisiyle birlikte son ışık unsurları da ilâhî ışık âlemine yükselirken savaşı kaybeden karanlık güç ve taraftarları, kendileri için hazırlanmış olan büyük bir çukura çekilecek ve çukurun deliği büyük bir kayayla kapatılacaktır. Böylece iyilikle kötülük arasındaki aktif mücadele dönemi tamamlanmış olacak ve geçmişte ışık ve karanlığın birbirinden ayrı olarak varlıklarını sürdürdükleri aslî konuma tekrar dönülmüş olacaktır.

Dinî Kurallar. Mani’nin öğretilerine göre kurtuluşu elde etmek için ruhun “beş emir” ve “üç mühür” olarak adlandırılan bazı fiillerden uzak durması ve çeşitli kurallara uyması gerekmektedir. Beş emir arasında oruç, dua ve sadakayı yerine getirmek, yalan söylememek, hiçbir canlıyı öldürmemek ve et yememek, temizlik ve sağlığa dikkat etmek, mala mülke önem vermeyip fakirliği gözetmek ve alçak gönüllü olmak yer alır. Üç mühür ise eline, diline ve gönlüne (düşüncesine ya da beline) hâkim olmak prensibidir. Ağzın mührü kötü söz söylememeyi, bitkilerden daha az ışık unsuru taşıdığı için etten kaçınmayı, sarhoş ettiği ve ışık tanrısını düşünmekten alıkoyduğu için içki içmemeyi gerektirir. Elin mührü ise inananı, madde içerisinde tutsak olan ışık unsurlarına zarar verecek herhangi bir davranışta bulunmaktan alıkoymak demektir. Buna göre ideal davranış tarzı hayvan öldürmemeyi, bitkilere zarar vermemeyi, hatta toprağı sürmemeyi ve hasat yapmamayı gerektirir. Gönlün ya da belin mührü ise evlenmemeyi ve cinsellikten uzak durmayı öngörür. Maniheizm’e göre maddî varlığın devamını sağlayan ve yeni bedenlerin oluşmasına imkân veren evlenme kötü arkonların âdetini taklitten ibarettir.

Kurallara uyma noktasında Maniheist cemaat tam anlamıyla kurallara bağlı kalan seçkinler, kurallara tam olarak riayet etmeyen ve halkın ekserisini oluşturan dinleyiciler olmak üzere ikiye ayrılır. Seçkinler öldüklerinde temizlenmiş olarak doğrudan ışık âlemine yükselirler. Kurallara riayet etmeyenlerse seçkinler tabakasından biri olarak doğuncaya kadar reenkarnasyona tâbi olurlar. Onların, seçkinlere yaptıkları hizmetler ve dinî öğretiyi destekleme konusunda gösterdikleri tutum bir sonraki hayatlarında daha iyi biri olarak bedenleşmelerini sağlayacaktır. Ayrıca yalnız şu on kurala uymaları dine mensubiyetlerinin devamı için yeterli olmaktadır: Tek evlilik yapmak, zinadan, yalandan, hırsızlıktan, riyakârlıktan, putperestlikten, sihirden, hayvanları öldürmekten ve dinî herhangi bir şüpheden uzak durmak, seçkinlere hizmet etmek.

İbadet. Maniheizm’in temel ibadetleri arasında dua ve oruç yer almaktadır. Dinleyiciler günde dört defa ibadet ederken seçkinlerin yedi vakit kuzeye dönerek dua etmeleri şarttır. Dua sırasında yüce ışık tanrısına hamd ve tesbihi içeren çeşitli metinler ve ilâhiler okunur. Ayrıca pazar günleri tutulan haftalık orucun yanı sıra yılın çeşitli zamanlarına serpiştirilmiş oruç günlerine riayet söz konusudur. Seçkinler yılın toplam 100 gününü oruçlu geçirirken dinleyiciler yılda toplam otuz günlük oruçla mükelleftir. Kutsal günler ve bayramlar arasında Berna kutlaması ya da anma töreni ilk sırada yer alır. Mani’nin ıstırap çekerek öldürülmesi anısına oruç ve yıllık tövbe ayı olan on ikinci ayın sonunda düzenlenen bu törende Mani için çeşitli ilâhiler, dualar ve methiyeler okunur. Bundan başka musâfaha yapma ve kutsama törenleri, ölüler için anma töreni de yapılmaktadır. En önemli âyinlerinden biri de seçkinlerin günlük genel yemeğinin dinleyiciler tarafından düzenlenmesidir. Ayrıca haftalık tövbe ve günah itirafı törenleriyle yılda bir defa cemaat halinde yapılan tövbe âyini vardır. Dinleyicilerin gelirlerinin yedide ya da onda birini cemaat için vermeleri de dinî görevler arasında sayılmaktadır.

Vaaz, dinî öğretilerin tâlimi, cemaati temsil etme ve âyinleri idare etme gibi işler seçkinler grubu tarafından yürütülür. Belli bir hiyerarşiye göre düzenlenmiş olan bu grup Mani’nin vekili olarak cemaati yöneten bir lider, on iki öğretici, yetmiş iki piskopos, 360 kişilik yaşlılar grubu ve sıradan seçkinlerden oluşmaktadır. Sıradan seçkinler arasında kadınlar da yer alırken diğer birimler sadece erkeklere mahsustur.

İslâm Kaynaklarında Maniheizm. Maniheizm, tevhid inancına aykırı olan düalist karakterli ve âlemin ezelîliğini gerektiren inanç sistemleri sebebiyle kelâm kitaplarının ilâhiyyât bölümlerinde, “el-milel ve’n-nihal” türü mezhepler tarihi kitaplarında ve diğer tarih kaynaklarında kurucusunun ismine nisbetle Mâniyye, Mâneviyye veya Mennâniyye isimleriyle ele alınmıştır.

Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî Maḳālâtü’l-İslâmiyyîn adlı eserinde (s. 332, 336, 337, 349) Mennâniyye’nin insanı kendileri de cisim olan beş duyudan ibaret saydığını, onlara göre her şeyin nur ve zulmetten meydana geldiğini belirtmiştir. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî Kitâbü’t-Tevḥîd’inde (s. 239-249), Mennâniyye’nin âlemin nur ve zulmet olmak üzere kadîm ve ezelî iki prensipten yaratıldığına, bunların bir gün ayrılacağına inandığını aktardıktan sonra onların tasvir ettikleri prensiplerin ve birleşmelerinden meydana gelen âlemin de aslında sonlu olduğunu ispat yönünde farklı deliller ileri sürmüştür. Kādî Abdülcebbâr, el-Muġnî adlı eserinin diğer dinlere ayırdığı V. cildinde (s. 9-15) öncelikle tevhid inancına aykırı bulduğu düalist inanç sistemlerini (Seneviyye) ele almış, onlardan Mâniyye’nin âlemin nur ve zulmet olmak üzere kadîm ve ezelî iki prensipten yaratıldığına, bu iki aslın da farklı cevher, nefis, fiil ve sıfatlara sahip bulunduğuna inandığını, ancak yaratılışı sağlamakta iki kadîm aslın bir araya gelme ve ayrılma hususunda görüş ayrılığına düştüğünü belirtmiştir.

Abdülkāhir el-Bağdâdî, Mani’nin tenâsühe ve âlemin ezelîliğine inandığını, ona göre bedenlerinden ayrıldıktan sonra doğru kimselerin ruhlarının nura giderek orada ebedî mutluluk içinde kalacağını, kötülerin ruhlarının ise arınıncaya kadar hayvanların bedenlerine geçeceğini ve daha sonra nura kavuşacağını aktarmaktadır (el-Farḳ, s. 271). Şehristânî ise Mâneviyye olarak adlandırdığı bu dinin, âlemin nur ve zulmetten meydana geldiği temel prensibi üzerine kurulduğunu ifade ettikten sonra bu iki prensibi birbirinden ayıran temel özelliklere geniş yer vermiş, âlemi meydana getirmek için bir araya gelmeleri hususunda ortaya çıkan görüş ayrılıklarına değinmiş, Mani’nin bütün mallardan onda bir nisbetinde zekâtı, günde dört vakit namazı ve duayı emrettiğini, yalan söylemeyi, adam öldürmeyi, hırsızlığı, zinayı, sihri ve putlara tapınmayı yasakladığını belirtmiştir (el-Milel, I, 244-249). Tarihçi Ya‘kūbî de Sâsânî Kralı I. Şâpûr ve I. Behram dönemlerinde Mani’nin ve onun ölümünden sonra öğrencilerinin faaliyetleri hakkında bilgi vermekte, Mani’nin kitapları ve öğretilerini de ana hatlarıyla tanıtmaktadır (Târîḫ, I, 159-161).

BİBLİYOGRAFYA
Ya‘kūbî, Târîḫ, I, 159-161; Eş‘arî, Maḳālât (Ritter), s. 332, 336, 337, 349; Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevḥîd (nşr. Bekir Topaloğlu - Muhammed Aruçi), Ankara 1423/2003, s. 239-249; Bağdâdî, el-Farḳ (Abdülhamîd), s. 271; Kādî Abdülcebbâr, el-Muġnî, V, 9-15; Şehristânî, el-Milel (Kîlânî), I, 244-249; S. Runciman, The Medieval Manichee, Cambridge 1955; J. P. Asmussen, Manichaean Literature, New York 1977; The Cologne Mani Codex (trc. R. Cameron - A. J. Dewey), Missoula 1979; K. Rudolph, Gnosis: The Nature and History of an Ancient Religion (trc. R. Mc. L. Wilson), Edinburgh 1983, s. 326-342; S. N. C. Lieu, Manichaeism, Manchester 1985; Harun Güngör, “Maniheizm”, EÜ İlâhiyat Fakültesi Dergisi, V (1988), s. 145-166; G. Gnoli, “Manichaeism”, ER, IX, 161-170; W. Sundermann, “Dīnāvarīya”, EIr., VII, 418-419.

Şinasi Gündüz
Bu madde ilk olarak 2003 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 27. cildinde, 575-577 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.