SÂLİH b. ABDÜLKUDDÛS

صالح بن عبد القدّوس
Müellif:
SÂLİH b. ABDÜLKUDDÛS
Müellif: RAHMİ ER
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.02.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/salih-b-abdulkuddus
RAHMİ ER, "SÂLİH b. ABDÜLKUDDÛS", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/salih-b-abdulkuddus (22.02.2020).
Kopyalama metni
Aslen İranlı olup Esed veya Ezd kabilesinin mevlâsıydı. Basra’da doğup büyüdü. Hayatının ilk yıllarında ve yetişme çağında vâizlerin, kelâmcıların ve bilhassa Mu‘tezile’nin kurucusu Vâsıl b. Atâ’nın meclislerine katıldı. Dinî gruplaşmaların yaşandığı ortamda bulundu, çeşitli mezhep ve akımların tartışmalarına ve çelişen fikirlerine muttali oldu. Bunun sonucunda kendince çareyi atalarının dini olan Maniheizm’in düalizmine sarılmakta buldu (Şevkī Dayf, III, 394). Yâkūt el-Hamevî onun Basra mescidinde vaaz verdiğini ve cemaate hikâyeler anlattığını belirtir (Muʿcemü’l-üdebâʾ, XII, 7). Çeşitli rivayetler, Sâlih’in zâhiren müslüman gibi davranmakla birlikte İslâm dininden ayrılıp hayattan ve fâni nimetlerden uzaklaşmayı ve zühde sarılmayı esas alan Mani inancına döndüğünü, bu konuda özellikle Ebü’l-Hüzeyl el-Allâf ile tartışmalara girdiğini göstermektedir (Hatîb, IX, 203). Ona nisbet edilen, “Bildiğim nice sır var, eğer bunları insanlara açıklayacak olsam kesinlikle hapsedilirim” tarzındaki bir şiir onun dinî inancını gizlediğinin bir işareti olarak görülmektedir (Şerîf el-Murtazâ, I, 100). Abbâsî devrimiyle birlikte ortaya çıkan nisbî özgürlük ortamından Sâlih’in de yararlandığı, Basra’da İran Mani mezhebinin erdemlerini anlatan dersler verdiği, bu mezhebi savunmak için arkadaşları tarafından hep onun ileri sürüldüğü, daha sonra şüpheciliğinin Mani mezhebini içine alacak şekilde genişlediği, muhtemelen Yunan Sûfestâiyye filozoflarının fikirlerinden etkilenerek bu konuda Kitâbü’ş-Şükûk adıyla bir eser yazdığı nakledilmektedir. Halife Mehdî-Billâh, 166 (782) yılında İslâm karşıtlarını takibe aldırıp yargıladıklarını ölümle cezalandırmaya başlayınca Sâlih b. Abdülkuddûs Dımaşk’a kaçtıysa da yakalanıp hapsedildi, ardından Bağdat’a getirilip Mehdî’nin huzuruna çıkarıldı (167/783). Sâlih, hakkındaki iddiaları reddetti, halifeden af diledi ve güzel konuşmasıyla onu etkiledi. Fakat tam serbest bırakacağı sırada halife onun ikiyüzlülüğünün kanıtı olabilecek “Sîniyye” kasidesini hatırladı ve kendisinden kasideyi okumasını istedi. Kasidedeki, “Yaşlı adam mezara girinceye kadar huyunu terketmez” beytini okuduktan sonra halife, Sâlih’in ölüm korkusuyla iddiaları reddettiği kanaatine vararak onu kendi kılıcıyla öldürdü (Hatîb, IX, 203-204). İbnü’l-Mu‘tez, Sâlih’i yargılayıp öldüren Abbâsî halifesinin Hârûnürreşîd olduğuna ilişkin rivayetin daha doğru olduğunu belirtmektedir (Ṭabaḳātü’ş-şuʿarâʾ, s. 35). Bu durumda 170 (786) yılında veya daha sonraki bir tarihte öldürülmüş olmalıdır.

Sâlih b. Abdülkuddûs’ün şöhreti, şiirlerinde bizzat kendisi tarafından söylenen veya önceden bilinen hikmetli sözlere sıkça yer vermiş olmasından gelmektedir. Bununla birlikte Câhiz onun kasidelerinin baştan sona hikmetli sözlerden meydana gelmesini eleştirir. Câhiz’e göre Sâlih’in özlü deyişleri şiirleri arasına serpiştirilmiş olsaydı bu sözler muhatabında daha çok etki bırakır ve şiirleri nevâdir mertebesine yükselirdi (el-Beyân ve’t-tebyîn, I, 201). Divanının Arap ve Fars atasözlerinden 2000 kadarını içerdiği rivayet edilir. Sâlih b. Abdülkuddûs’ün günümüze ulaşan şiirleri zındıklık veya düalist düşünce izleri taşımaz. Buna göre “sâhibü’l-felâsife” unvanı veya “mütekellim” vasfı gerçeğe daha yakın görünür. Onun şiirlerinden, kabul görmüş inançlara karşı çıkan ve şüpheci olarak ölmüş olduğunu gösteren bir izlenim de edinilmemektedir. Şiirlerinin çoğu dünyadan ve fâni nimetlerden uzaklaştırmaya, ölümü ve fâniliği hatırlatmaya, güzel ahlâka ve Tanrı’ya (belki de kastettiği nur ilâhı) ibadete dairdir. İbnü’l-Mu‘tez de onun şiirlerinden hareketle dünya nimetlerinden elini çekmiş, Allah’a itaati özendiren, güzel ahlâkı tavsiye eden, ölümü ve kabri sıkça anan böyle bir kişinin zındık olamayacağını söyler (Ṭabaḳātü’ş-şuʿarâʾ, s. 35-36). Ancak bazı eleştirmenler ondaki zühd anlayışının İslâm’dan değil Maniheizm inancından kaynaklandığını belirtir. Nitekim pek çok kaynakta Sâlih b. Abdülkuddûs’ün zındık olduğu ve bu yüzden öldürüldüğü ifade edilmektedir. Sâlih’in şiirleri arasında “Kasîde-i Kâfiye”si çok beğenilmiş olup “Kasîde-i Bâiye”si de ünlüdür. Onun adı hadis rivayetiyle ilgili olarak anılsa da bu alanda kayda değer bir katkısı olmadığı ve Nesâî’nin onu güvenilir bulmadığı kaydedilir (Bedrân, VI, 373). Sâlih b. Abdülkuddûs’ün hayatı, şiirleri ve düşünceleri hakkında günümüze ulaşan dokümanların büyük bir bölümü Abdullah Hatîb tarafından derlenip Ṣâliḥ b. ʿAbdilḳuddûs el-Baṣrî adıyla yayımlanmıştır (Basra 1967).

BİBLİYOGRAFYA
Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn (nşr. Hasan es-Sendûbî), Beyrut 1993, I, 125, 201; İbnü’l-Mu‘tez, Ṭabaḳātü’ş-şuʿarâʾ (nşr. Abbas İkbâl), London 1939, s. 34-36; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, Kahire 1348, s. 473; Şerîf el-Murtazâ, el-Emâlî, Kahire 1325/1907, I, 100-101; Hatîb, Târîḫu Baġdâd, IX, 203-205; Yâkūt, Muʿcemü’l-üdebâʾ (nşr. D. S. Margoliouth), London 1913, XII, 6-9; İbn Hallikân, Vefeyât, II, 492-493; Safedî, Nektü’l-himyân (nşr. Ahmed Zekî Bek), Kahire 1329/1911, s. 171-172; Kütübî, Fevâtü’l-Vefeyât, II, 116-117; I. Goldziher, “Ṣāliḥ b. ‘Abd al-Kuddūs und das Zindīḳthum wahrend der Regierung des Chaliphen al-Mahdi”, Transactions of the 9th International Congress of Orientalists, London 1892, II, 104-129; Bedrân, Tehẕîbü Târîḫi Dımaşḳ, VI, 371-376; Ahmed Ferîd Rifâî, ʿAṣrü’l-Meʾmûn, Kahire 1346/1928, II, 403-406; Brockelmann, GAL (Ar.), II, 17-18; Şevkī Dayf, Târîḫu’l-edeb, III, 393-399; J. van Ess, “Die Hinrichtung des Ṣāliḥ b. Abdalqudūs”, Studien zur Geschichte und Kultur des Vorderen Orients: Festschrift für Bertold Spuler zum siebzigsten Geburstag (ed. H. R. Roemer – A. Noth), Leiden 1981, s. 53-66; Mohsen Zakeri, “Ṣāliḥ b. ʿAbd al-Ḳuddūs”, EI2 (İng.), VIII, 984-985.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 36. cildinde, 35-36 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.