MEÂNİ’l-KUR’ÂN

معاني القرآن
Müellif:
MEÂNİ’l-KUR’ÂN
Müellif: İSMAİL AYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 23.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/meanil-kuran
İSMAİL AYDIN, "MEÂNİ’l-KUR’ÂN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/meanil-kuran (23.11.2019).
Kopyalama metni
Meânî, “bir şeyin tahlil edilerek gerçek mahiyetinin ortaya çıkarılması” (Halîl b. Ahmed, III, 243) veya daha özel olarak “lafzın içerdiği anlamın belirlenmesi” (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ʿany” md.) anlamına gelen ma‘nâ kelimesinin çoğuludur. Ebü’l-Abbas Sa‘leb gibi bazı dilciler mânanın, “bir şeyi açıklamak ve anlaşılır kılmak” anlamında tefsîr kelimesiyle özdeş olduğunu söylerken (Tehẕîbü’l-luġa, “ʿany” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “ʿany” md.) Râgıb el-İsfahânî mâna ve tefsir kelimelerinin yakın anlamlı olsalar bile aralarında fark bulunduğunu belirtir. Meâni’l-Kur’ân tarzı eser yazanlar Kur’an’la ilgili filolojik tahlillerini mâna, seleften nakledilen ve dille ilişkili olmayan yorumları ise tefsir ve te’vil kelimeleriyle ifade etmişlerdir. Nitekim âyetler filolojik yönden açıklandıktan sonra seleften gelen farklı bir yorum aktarılırken, “Tefsirde şöyle nakledilir” veya, “Müfessirler şöyle der” şeklindeki ifade kalıpları sıkça kullanılmıştır. Zeccâc’ın, “Biz i‘râb ile birlikte mâna ve tefsiri de zikredeceğiz” sözü (Meʿâni’l-Ḳurʾân, I, 163), bu eserlerin müelliflerinin meânî kelimesinden filolojik tahlilleri anladıklarını göstermektedir. Sonuç olarak meâni’l-Kur’ân ifadesi, “Kur’an’ın ihtiva ettiği anlamları sarf, nahiv, lugat gibi filolojik imkânlarla belirlemeyi amaç edinen ilim” şeklinde tanımlanabilir. Aynı ifade belirtilen yöntemle telif edilen eserler için de kullanılmaktadır.

Meânî kavramı hadis ve edebiyat gibi başka ilim dallarında da terim olarak kullanılır, ancak kelimenin terimleşmesi tefsirle başlamıştır. II. (VIII.) yüzyılda ortaya çıkan tedvin hareketiyle birlikte Kur’an’daki lafızların anlamlarına ağırlık veren çalışmalar garîbü’l-Kur’ân, gramatik yönünü öne çıkararak anlamı tesbit eden çalışmalar ise meâni’l-Kur’ân diye adlandırılmıştır. Tarihî süreçte bu alana dair pek çok telif gerçekleşmekle birlikte eserleri günümüze ulaştığı için Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ (ö. 207/822), Ebû İshak ez-Zeccâc, Ahfeş el-Evsat ve Ebû Ca‘fer en-Nehhâs (ö. 338/950) gibi âlimler meâni’l-Kur’ân geleneğinin en önemli temsilcileri sayılmıştır.

Kur’an’a dair lugavî izahların ilk örnekleri Hz. Peygamber tarafından verilmiştir. Ancak onun bu açıklamaları, daha çok bir kelimenin eş anlamlısını zikretmek veya onun dildeki anlamını belirtmekle sınırlıydı. Sahâbe ve tâbiîn döneminde dile dayalı tefsir yöntemi yeni verilerle zenginleşerek önemli bir merhale katetmiş, garîb kelimeleri açıklamak için şiirle istişhâd, kabile lehçelerine başvurma ve yabancı dillerden yararlanma gibi yönelimler bu dönemde ortaya çıkmıştır. Fetih hareketleriyle birlikte müslümanların farklı milletlerle temas kurmaları sonucu yabancı unsurların müslüman olması gibi faktörler dilde bozulmaya yol açmış, bunun üzerine “dili yanlış kullanma” anlamına gelen “lahn” meselesi gündeme gelmiştir. Bu meseleye bağlı olarak Kur’an’la ilgili yanlış okumalar dil kurallarının belirlenmesini zaruri hale getirmiş ve bu konuda ilk adım olarak Ebü’l-Esved ed-Düelî (ö. 69/688) Kur’an’ı harekelemiş, yaygın kanaate göre bu uygulama nahvin temellerinin keşfedilmesine öncülük etmiştir. Ahmed Emîn, daha sonra dille ilgili ortaya konan terimleri Ebü’l-Esved’in yaptıklarına isim verme şeklinde değerlendirmiş, Corcî Zeydân da Ebü’l-Esved’in çalışmalarının dille ilgili kuralları tesise yönelik olduğunu belirtmiştir. Ardından gelen âlimler dil hakkında kurallar koyarken Kur’ân-ı Kerîm’i en önemli referans edinmişlerdir. Böylece Kur’an, bir yandan dil kurallarının tesbitinde etkin rol oynarken diğer yandan gelişen dil sayesinde Kur’an’ın filolojik yönden daha iyi anlaşılmasına yönelik çalışmalara zemin hazırlamıştır. Arap diliyle ilgili çalışmaların olgunlaşıp sistemleşmesi Kur’an’ın anlamlarını çözümlemede dilin egemen bir unsur olmasını sağlamış, bunun sonucu olarak da meâni’l-Kur’ân ilmi doğmuştur. Buna göre meâni’l-Kur’ân’a dair eserler böyle bir tarihsel süreçte Kur’an merkezli ortaya çıkmış dil ve tefsir çalışmalarıdır. Bu eserleri telif edenlerin dilci olması, meâni’l-Kur’ân geleneğini başlatan önemli etkenlerden birinin dilde meydana gelen uzmanlaşma olduğunu teyit etmektedir.

Meâni’l-Kur’ân ilminin doğuşunun arkasındaki temel sebebin Kur’an’ı anlamaya duyulan ihtiyaç olduğu açıktır. Nitekim Zeccâc, Bakara sûresinin 102. âyetini tefsir ederken, “Kur’an’ı düşünmezler mi?” (en-Nisâ 4/82) âyetine atıfta bulunarak Allah’ın kitabının açıklanması gerektiğini ve bunu yapacak kişiler için filolojik yöntemle birlikte sahih nakille aktarılan bilgiler dışında bir yol olmadığını belirtir (Meʿâni’l-Ḳurʾân, I, 163). Bu olguyu teyit eden hususlardan biri de Ferrâ’nın Meʿâni’l-Ḳurʾân adlı eserini yazmasının sebebiyle ilgili olarak nakledilen şu olaydır: Rivayete göre Ömer b. Bükeyr, arkadaşı Ferrâ’ya bir mektup yazarak Halife Me’mûn’un veziri Hasan b. Sehl’in kendisine Kur’an’a dair pek çok soru sorduğunu, ancak bunlara cevap veremediğini belirterek bu konuda bir kitap yazmasını ister. Bunun üzerine Ferrâ talebelerini toplayıp böyle bir kitap yazacağını söyler ve belli günlerde talebelerine bu kitabı yazdırır (İbnü’n-Nedîm, s. 105; İbn Hallikân, VI, 178).

Kur’an’ın cümle yapısının çözümlenmesi ve içerdiği garîb lafızların mânalarının tesbit edilmesi meâni’l-Kur’ân’ın amaçlarındandır. Bunun gerçekleşmesi için şiir, kıraat, Araplar’ın konuşma üslûpları ve lehçeler önemli birer referans kabul edilmiştir. Aralarındaki nisbî farklılıklara rağmen meâni’l-Kur’ân’larda klasik tefsir kitaplarında sıkça rastlanan Kur’an’ın sünnet, sebeb-i nüzûl ve İsrâiliyyat haberleriyle açıklanması gibi hususlarla fazlaca karşılaşılmaz. Küçük hacimli olan bu eserlerde dikkat çeken diğer bir husus da her sûreden seçilen belirli âyetlerin tefsiriyle yetinilmesidir. Âyetler açıklanırken dildeki kurallara ve terimlere ağırlık verilmesi, lugavî ihtilâfların tefsire yansıtılması geçmişte ve günümüzde bu eserleri telif edenlerin eleştirilmesine yol açmıştır. Bazı ilimlerde uzman kimselerin -sanki Kur’an bu ilimler için nâzil olmuş gibi- Kur’an’ı bunlara hasretmeleri eleştiri konusu olmuş, meselâ bir nahivcinin i‘râba bağlı olarak muhtemel anlamları çoğalttığı, bunun mümkün olmadığı durumlarda Zeccâc, Vâhidî ve Ebû Hayyân gibi kimselerin yaptığı gibi nahiv ilminin kaidelerini, problemlerini, konularını ve tartışmalarını tefsire taşıdığı dile getirilmiştir (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 431).

Meâni’l-Kur’ân eserleri sonraları zenginleşen tefsir ilminin ilk merhalesini, özellikle de zamanla müstakil hale gelen i‘râbü’l-Kur’ân ve müşkilü’l-Kur’ân gibi ilimlerin temelini teşkil etmiştir. Mukaddimesinde belirtildiği üzere Ferrâ’ya ait eserin asıl adı Tefsîru müşkili iʿrâbi’l-Ḳurʾân ve meʿânîh şeklindedir. Zeccâc da Meʿâni’l-Ḳurʾân ve iʿrâbüh adını koyduğu eserine başlarken şöyle demektedir: “Bu eser Kur’an’ın i‘râbı ve mânalarıyla ilgili muhtasar bir kitaptır.” Mufaddal b. Seleme ed-Dabbî ise bu alandaki eserine Żiyâʾü’l-ḳulûb fî meʿâni’l-Ḳurʾân ve ġarîbihî ve müşkilih adını vermiştir (İbnü’n-Nedîm, s. 54). Müelliflerin kendi çalışmalarını adlandırırken “meânî, i‘râb, garîb ve müşkil” gibi nitelemeler kullanmaları Kur’an’ın anlamlarına ışık tutmak için bir yandan onun gramer yapısını tahlil etmeyi, diğer yandan anlaşılması güç lafızları şerhetmeyi ve müşkil hususları dil bilimsel yöntemle çözmeyi amaç edindiklerini göstermektedir. Bu eserlerde bir arada yürütülen cümle tahlilleri, kelimelerin yapısıyla ilgili şerhler, garîb lafızlarla ilgili açıklamalar ve müşkil hususların çözüme kavuşturulması için ortaya konan çabalar zamanla i‘râbü’l-Kur’ân, garîbü’l-Kur’ân ve müşkilü’l-Kur’ân gibi ilimlerin birbirinden ayrılmasıyla sonuçlanmıştır. Meselâ i‘râbü’l-Kur’ân’ın meâni’l-Kur’ân’dan ayrılarak müstakil hale gelmesi her iki alana dair eserler kaleme alan Ebû Ca‘fer en-Nehhâs’la, müşkilü’l-Kur’ân’ın meâni’l-Kur’ân’dan ayrılması da Teʾvîlü müşkili’l-Ḳurʾân adlı kitabın müellifi İbn Kuteybe’yle başlamıştır. Bazı kaynaklarda Mu‘tezile’nin kurucusu kabul edilen Vâsıl b. Atâ’ya (ö. 131/748) Meʿâni’l-Ḳurʾân adlı bir eser nisbet edilmektedir (Yâkūt el-Hamevî, VI, 2795; Dâvûdî, II, 293). Buna göre meâni’l-Kur’ân alanındaki telif hareketinin Vâsıl b. Atâ ile başladığı söylenebilir. Bu süreç Mahmûd b. Ebü’l-Hasan en-Nîsâbûrî ile (ö. 553/1158’den sonra) son bulmuştur.

Kaynaklarda II. (VIII.) yüzyıla ait meâni’l-Kur’ân’la ilgili pek çok eser zikredilir. Vâsıl b. Atâ’nın yanında Ebân b. Tağlib el-Cerîrî (ö. 141/758), Halef el-Ahmer, Ebû Ca‘fer Muhammed b. Hasan er-Ruâsî, Yûnus b. Habîb ed-Dabbî, Ali b. Hamza el-Kisâî, Müerric es-Sedûsî gibi âlimler Meʿâni’l-Ḳurʾân adını taşıyan eserler telif etmişlerdir. Dil ve tefsir kitaplarında Kisâî’ye nisbet edilen görüşleri derleyen Îsâ Şehhâte ona izâfe ederek Meʿâni’l-Ḳurʾân adlı bir eser yayımlamıştır (Kahire 1997). Ancak bu sahada II. (VIII.) yüzyıldan günümüze ulaşan tek eser Ahfeş el-Evsat’ın Meʿâni’l-Ḳurʾân’ıdır (nşr. Fâiz Fâris, I-II, Küveyt 1981). Ahfeş’in bu kitabını Kisâî’nin isteği üzerine yazdığına dair bilgi (İbnü’l-Kıftî, II, 37) eserin II. (VIII.) yüzyıla ait olduğunu gösterir. Bu eserin öne çıkan özelliklerinden biri tefsirde nahiv/gramer kurallarının baskın bir şekilde işlenmiş olmasıdır. Bu özellik -Ferrâ’nın Meʿâni’l-Ḳurʾân’ı istisna edilirse- diğer meâni’l-Kurʾân türü eserler dahil hiçbir tefsirde yoktur.

III. (IX.) yüzyılda Kutrub, Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, Ebû Muâz en-Nahvî, Ebü’l-Minhâl Uyeyne b. Abdurrahman, Ebû Zeyd el-Ensârî, Ebû Ubeyd Kāsım b. Sellâm gibi âlimler çoğu günümüze ulaşmayan meâni’l-Kur’ân eserleri yazmıştır. Ebû Ubeyd’in Meʿâni’l-Ḳurʾân’ını Hac veya Enbiyâ sûresine kadar yazdığı, ancak Ahmed b. Hanbel’in ona gönderdiği mektup sebebiyle eseri tamamlamadığı nakledilir (Kādî İyâz, IV, 292; Burhâneddin İbn Ferhûn, s. 154). Bu dönemde konuyla ilgili eser telif eden diğer âlimler şunlardır: İbn Kuteybe ed-Dîneverî, Cehdamî, Ebü’l-Abbas el-Müberred, Mufaddal b. Seleme ed-Dabbî, Ahmed b. Yahyâ Sa‘leb, İbn Keysân Ebü’l-Hasan Muhammed b. Ahmed b. İbrâhim. III. (IX.) yüzyıldan günümüze ulaşan tek eser Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ’nın Meʿâni’l-Ḳurʾân’ıdır (bk. bibl.). Bu eserin bir özelliği, müellifin mensup olduğu Kûfe dil ekolünce savunulan filolojik esasların temellendirildiği mevcut eserlerin en eskisi olması, diğer bir özelliği de dilin rivayet ve sema‘ yöntemiyle derlendiği bir dönemde yazılması, dolayısıyla lugavî tahlillerin doğrudan bedevîlerden elde edilen bilgilere dayanmasıdır.

IV. (X.) yüzyılda da meâni’l-Kur’ân telifi devam etmiştir. Bu dönemden günümüze intikal eden en meşhur teliflerden biri Zeccâc’ın Meʿâni’l-Ḳurʾân ve iʿrâbüh adlı eseridir (bk. bibl.). Ferrâ’nın anılan eserde Kûfe dil ekolünün kabullerini temellendirme gayretine karşılık Zeccâc mensubu olduğu Basra ekolünü destekler. Yine bu dönemde İbn Huzeyme, İbn Keysân, Ebû Bekir İbnü’l-Hayyât en-Nahvî, Ebû Bekir eş-Şeybânî en-Nahvî, Mutahhar b. Tâhir el-Makdisî, Ebü’l-Hasan Abdullah b. Muhammed b. Süfyân en-Nahvî gibi âlimler Meʿâni’l-Ḳurʾân adını taşıyan eserler telif etmiştir. Bunun yanı sıra Ebû Bekir İbnü’l-Enbârî Kitâbü’l-Müşkil fî meʿâni’l-Ḳurʾân, Ali b. Îsâ İbnü’l-Cerrâh Meʿâni’l-Ḳurʾân ve tefsîruhû ve müşkilühû adlı eserleri kaleme almıştır. Aynı dönemden günümüze ulaşan diğer önemli eser de Ebû Ca‘fer en-Nehhâs’ın Meʿâni’l-Ḳurʾân’ıdır (nşr. M. Ali es-Sâbûnî, I-VI, Mekke 1988-1990; nşr. Yahyâ Murâd, I-V, Kahire 2004). Bu esere ait neşirlerde Tâhâ ve Enbiyâ sûreleriyle Hucurât’tan sonraki sûrelerin tefsiri bulunmamaktadır. Ayrıca İbn Dürüsteveyh’in Kitâbü’l-Meʿânî fi’l-Ḳurʾân, Ebû Bekir Muhammed b. Hasan en-Nakkāş’ın el-Muvażżaḥ (el-Mûżıḥ) fi’l-Ḳurʾân ve meʿânîh, İbn Eşte’nin Riyâżatü’l-elsine fî iʿrâbi’l-Ḳurʾân ve meʿânîh başlıklı eserleri bu dönemde telif edilmiştir. V. (XI.) yüzyılda telif edilenlere örnek olarak Şerîf er-Radî’nin Meʿâni’l-Ḳurʾân’ı, İbn Fûrek’in Tefsîrü (Meʿâni)’l-Ḳurʾân’ı, Mekkî b. Ebû Tâlib’in el-Hidâye ilâ bulûġi’n-nihâye fî ʿilmi meʿâni’l-Ḳurʾân’ı, Mücâşiî’nin Nüketü meʿâni’l-Ḳurʾân’ı zikredilebilir. Meâni’l-Kur’ân’a dair son telifler VI. (XII.) yüzyıla aittir. Bu dönemden günümüze intikal eden Îcâzü’l-beyân ʿan meʿâni’l-Ḳurʾân (nşr. Hanîf b. Hasan el-Kāsımî, Beyrut 1995) ve Bâhirü’l-burhân fî meʿânî Müşkilâti’l-Ḳurʾân (nşr. Suâd bint Sâlih b. Saîd Bâbekî, Mekke 1997) adlı iki eser de Beyânülhak lakaplı Mahmûd b. Ebü’l-Hasan en-Nîsâbûrî tarafından kaleme alınmıştır.

VI. (XII.) yüzyıldan sonra meâni’l-Kur’ân telifinde uzun bir kesinti dönemi yaşanmış, nihayet aynı çalışmalar çağımızda yeni bir ivme kazanmıştır. Bu çalışmaların ilki Haseneyn Muhammed Mahlûf tarafından gerçekleştirilmiştir (Ṣafvetü’l-beyân li-meʿâni’l-Ḳurʾân, I-II, Kahire 1956). Mustafa es-Sâvî el-Cüveynî Menâhic fi’t-tefsîr’inde (bk. bibl.) “el-medresetü’l-lugaviyye” adını verdiği filolojik tefsir ekolünü ele alarak en önemli temsilcileri olan Ferrâ, Ebû Ubeyde Ma‘mer b. Müsennâ ve Zeccâc gibi âlimlerin bu alana katkılarını ve tefsir yöntemlerini açıklamıştır. Daha sonra İbrâhim Abdullah Rufeyde, en-Naḥv ve kütübü’t-tefsîr isimli kitabında (bk. bibl.) meâni’l-Kur’ân’la ilgili eser telif eden müelliflere, telif edilen eserlere ve bu eserlerde takip edilen yönteme dair geniş bir bahis ayırmıştır. Muhtâr Ahmed Dîre, Dirâse fi’n-naḥvi’l-Kûfî (Trablus 2003) adlı yüksek lisans çalışmasıyla Ferrâ’nın Meʿâni’l-Ḳurʾân’ı çerçevesinde Kûfe ekolünün filolojik yaklaşımını ele almıştır. Bunların dışında Müsâid b. Süleyman et-Tayyâr et-Tefsîrü’l-luġavî li’l-Ḳurʾâni’l-Kerîm adlı eserinde (bk. bibl.) meâni’l-Kur’ân’la ilgili bir bölüme yer vermiş, Münîr Cum‘a da Meʿâni’l-Ḳurʾân fi’t-türâs̱i’l-ʿArabî adıyla yayımlanan (Mısır 2008) bir doktora çalışması yapmıştır. Ali Bulut, Hicrî İlk Üç Asırda Kur’ân Filolojisine Dair Eser Veren İlim Adamları ve Eserleri adlı yüksek lisans çalışmasında (1999, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), Mustafa Karagöz Dilbilimsel Tefsir ve Kur’ân’ı Anlamaya Katkısı’nda (bk. bibl.), İsmail Aydın da Kur’ân’ın Filolojik Yorumu isimli eserinde (bk. bibl.) konuya yer vermişlerdir.

BİBLİYOGRAFYA :

İbn Fâris, Muʿcemü meḳāyîsi’l-luġa (nşr. İbrâhim Şemseddin), Beyrut 1999, II, 179; Halîl b. Ahmed, Kitâbü’l-ʿAyn (nşr. Abdülhamîd Hindâvî), Beyrut 2003, III, 243; Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, Meʿâni’l-Ḳurʾân (nşr. M. Ali en-Neccâr – Ahmed Yûsuf Necâtî), Beyrut 1983, I, 1; Zeccâc, Meʿâni’l-Ḳurʾân ve iʿrâbüh (nşr. Abdülcelîl Abduh Şelebî), Kahire 2005, I, 45, 163; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (nşr. Yûsuf Ali Tavîl), Beyrut 2002, s. 52, 54, 66, 83, 93, 102, 104, 105, 118, 129, 130, 132, 283, 284, 340, 367; Kādî İyâz, Tertîbü’l-medârik (nşr. Abdülkādir es-Sahrâvî), Rabat 1403/1983, IV, 292; Kemâleddin el-Enbârî, Nüzhetü’l-elibbâʾ (nşr. M. Ebü’l-Fazl İbrâhim), Kahire 1998, s. 231, 268; Yâkūt el-Hamevî, İrşâdü’l-erîb: Muʿcemü’l-üdebâʾ (nşr. İhsan Abbas), Beyrut 1993, VI, 2795; İbnü’l-Kıftî, İnbâhü’r-ruvât, II, 35, 37, 42, 135; III, 306; İbn Hallikân, Vefeyât, VI, 178; Zerkeşî, el-Burhân fî ʿulûmi’l-Ḳurʾân (nşr. Yûsuf Abdurrahman el-Mar‘aşlî v.dğr.), Beyrut 1415/1994, II, 147; Burhâneddin İbn Ferhûn, ed-Dîbâcü’l-müẕheb (nşr. Me’mûn b. Muhyiddin el-Cennân), Beyrut 1417/1996, s. 154; Süyûtî, Buġyetü’l-vuʿât, I, 19, 48, 109, 397; II, 55, 63, 214, 245; Dâvûdî, Ṭabaḳātü’l-müfessirîn (nşr. Ali M. Ömer), Kahire 2008, I, 100, 121; II, 111, 122, 132, 162, 212, 270, 281, 293, 317; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 431; Mustafa es-Sâvî el-Cüveynî, Menâhic fi’t-tefsîr, İskenderiye 1971, s. 45-103; İbrâhim Abdullah Rufeyde, en-Naḥv ve kütübü’t-tefsîr, Bingazi 1990, I, 147, 149; Ahmed Emîn, Ḍuḥa’l-İslâm, Kahire 1997, II, 288; Îsâ Şehhâte Îsâ Ali, ed-Dirâsâtü’l-luġaviyye li’l-Ḳurʾâni’l-Kerîm, Kahire 2001, s. 91-203; Müsâid b. Süleyman b. Nâsır et-Tayyâr, et-Tefsîrü’l-luġavî li’l-Ḳurʾâni’l-Kerîm, Demmâm 1422/2000, s. 258-326; Muhtâr Ahmed Dîre, Dirâse fi’n-naḥvi’l-Kûfî, Trablus 2003, s. 109-111; C. Zeydân, Târîḫu âdâbi’l-luġati’l-ʿArabiyye (nşr. Yûsuf M. el-Bikāî), Beyrut 2005, I, 238; Mustafa Karagöz, Dilbilimsel Tefsir ve Kur’ân’ı Anlamaya Katkısı, Ankara 2010, s. 173-198; İsmail Aydın, Kur’ân’ın Filolojik Yorumu, İzmir 2012, s. 120-157; a.mlf., “Filolojik Tefsirin İmkânı Üzerine”, EKEV Akademi Dergisi, XV/46, Erzurum 2011, s. 79; a.mlf., “Kur’ân’la İlgili İlk Filolojik Çalışmaların Tefsir İlmi Açısından Değerlendirilmesi”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, XI/1 (2011), s. 39.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-2. cildinde, 207-209 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.