MEHMED SELİM SIRRI PAŞA - TDV İslâm Ansiklopedisi

MEHMED SELİM SIRRI PAŞA

Müellif: HÜSEYİN SELÇUK
MEHMED SELİM SIRRI PAŞA
Müellif: HÜSEYİN SELÇUK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2019
Dijital Yayın Tarihi: 16.12.2025
Erişim Tarihi: 10.09.2026
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-selim-sirri-pasa
HÜSEYİN SELÇUK, "MEHMED SELİM SIRRI PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-selim-sirri-pasa (10.09.2026).
Kopyalama metni

Boğdan’ın (Moldova) kuzeyinde Turla (Dinyester) ırmağı kıyısındaki Bender’de doğduğu için Benderli lakabıyla anılır. Babası Hotin ahalisinden Cebecibaşı Mustafa Ağa’dır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 1787’de başlayan Osmanlı-Avusturya-Rus savaşları sırasında Hotin’in Eylül 1788’de elden çıkmasından sonra Şumnu’ya yerleşti. Burada ordu maiyetine katılarak sarbanbaşılık görevinde bulundu. Daha sonra turnacılık vazifesiyle Yanbolu ve Varna kazalarına serdar olarak tayin edildi (Ahmed Rifat, s. 26).

Turnacılık vazifesi İstanbul’a gitmesine imkân sağladı. İstanbul’da yükselişi sürdü ve kapıcıbaşılık rütbesi alarak başbâki kulu oldu. Bu görevi yürüttüğü sırada, görünüşte bazı iş ve meseleleri çözmek gerekçesiyle görevlendirilmiş gibi gösterilse de gerçekte ondan kurtulmak amacıyla Trablusgarp tarafına yollandı. Oradaki görevini tamamladıktan sonra İstanbul’a döndü. 1816 yılında vefat eden Şam Valisi Süleyman Paşa’nın muhallefatını kayıt altına alması için aynı yılın başlarında Şam’a gönderildi. Bu görevi de tamamlayıp İstanbul’a dönmesinden kısa bir süre sonra 1817 yılında Edirne bostancıbaşılığına getirildi. 24 Cemâziyelevvel 1234 (21 Mart 1819) tarihinde de vezâret rütbesi verilip Silistre Kalesi muhafızlığı da uhdesine bırakılarak Silistre valiliğine tayin edildi (, C.DH, nr. 156/7752).

Rebîülevvel 1236’da (Mart 1821) Eflak ve Boğdan’da (Memleketeyn) Rum isyanı patlak verince âsilerin üzerine gönderilecek askerî birliklerin tertip ve sevkiyatında görev aldı. Kethüdâsı Ahmed Ağa kumandanlığında isyanın elebaşılarından Aleksandro İpsilanti üzerine gönderdiği birlikler önemli başarılar elde etti. Rum isyanının Memleketeyn’de kısa süre içerisinde bastırılmasında oynadığı etkin rol, Zilkade 1236’da (Ağustos 1822) Silistre valiliği ve kale muhafızlığı da uhdesinde kalmak kaydıyla Tuna seraskerliğine tayin edilmesini sağladı (, C.AS, nr. 475/19833). Böylelikle Rumeli’deki üst düzey askerî ve idarî yöneticilerden biri oldu. İsyandan sonra Memleketeyn’de yerel idarenin tesisinde ve Rumeli’de asayişin yeniden temin edilmesinde mühim vazifeler üstlendi.

Mehmed Selim Paşa’nın, üç yılı Tuna seraskerliği ile birlikte olmak üzere beş seneyi aşkın bir süre boyunca sürdürdüğü başarılı valiliği sadrazamlığa namzet bir konuma gelmesini sağladı. Sultan II. Mahmud’un tasarladığı askerî ve idarî reformları gerçekleştirmek için ulemâ, asker ve bürokrat kadrolarında kendisine sadık ve dirayetli kişiler arasından yaptığı atamaların bir sonucu olarak sadrazamlığa getirildi (20 Muharrem 1240 / 14 Eylül 1824). Selefi Mehmed Said Galib Paşa’nın ilmiye kökenli olması sebebiyle askerî kadrolar üzerinde gereken otoriteyi sağlayamayacağı düşüncesi ve bizzat Galib Paşa’nın azledilirken askerî reform hususunda Mehmed Selim Paşa’yı önermesi sadrazamlığa getirilmesinde etkili oldu.

Mehmed Selim Paşa’nın sadrazamlığı sırasında Mora yarımadası ve çevresindeki adalarda devam eden Rum isyanı ile askerî reform planları devletin en temel gündem maddeleriydi. Mehmed Selim Paşa, yaklaşık üç yıldır sürmekte olan isyanın yayılmasını engellemek ve bir an evvel bastırmak için Rumeli ve Anadolu’nun muhtelif yerlerine gönderdiği emirlerle gereken askerî ve lojistik sevkiyatın koordinasyonunu sağladı (, BEO, Ayniyat Defteri, nr. 1769). Ayrıca Tersâne-i Âmire’deki üretim faaliyetlerini yakından takip ederek âsilere müdahalede kullanılacak gemilerin hızla tamamlanıp bölgeye sevkedilmesine ihtimam gösterdi. Diğer yandan Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın, oğlu İbrâhim Paşa kumandanlığında isyana müdahale için gönderdiği yardım birliklerinin de devreye girmesiyle âsilerin işgali altındaki önemli adalar yeniden ele geçirildi (Ramazan 1241 / Nisan 1826). İsyana yapılan başarılı müdahaleler âsilerin geri çekilmesini ve tehlikenin azalmasını sağladı (Örenç, s. 78-97). Bu süreçte Mısır’dan gelen “Cihâdiye” adlı nizamî birliklerin başarısı, düzenli ve tâlimli ordunun önemini bir kez daha ortaya çıkardı. Böylece uzun zamandan beri tasarlanan askerî reformlar için yeni adımlar atıldı. Mehmed Selim Paşa da sürecin öncü isimlerinden biri oldu.

17 Şevval 1241’de (25 Mayıs 1826) II. Mahmud’un emriyle, sadrazamın da aralarında bulunduğu üst düzey askerî ve idarî yöneticilerin katılımıyla, şeyhülislâm Kadızâde Mehmed Tâhir Efendi’nin konağında bir toplantı yapıldı. Toplantıda Eşkinci Ocağı adıyla, yeniçeri ortalarından toplanıp düzenli tâlim yapacak askerlerden oluşacak yeni bir askerî sınıfın teşkiline karar verildi. Bu askerler için bir de kanunnâme lâyihası hazırlandı. Üç gün sonra yine şeyhülislâm konağında bu sefer çok daha geniş katılımlı bir mecliste, yeni kurulacak ocağın hususiyetleri ve mahiyeti ele alındı. Mehmed Selim Paşa, bu toplantıda yaptığı uzun ve tesirli konuşmayla, Yeniçeri Ocağı’nın artık eski ihtişamlı günlerinin çok uzağında kaldığını, ocak nizamının bozulması ve askerlerin sık sık karşılaşılan itaatsizlikleri ile devlet otoritesine karşı isyanları yüzünden, hâricî ve dâhilî meselelerdeki askerî başarısızlıklardan sorumlu olduklarını dile getirdi. İstenilen başarılara ulaşmanın, tâlimli ve disiplinli bir ordunun teşekküllüne bağlı olduğunu da ifade etti. Bu hususta hazırlanan hücceti meclistekilerin onayına sundu. İmzaların atılmasının ardından hüccet, fetva ve eşkinci lâyihası Ağakapısı’na yollandı. Aynı gün toplantıda alınan kararlar sultana takdim edilerek Eşkinci Ocağı’nın tâlimlere başlaması için harekete geçildi.

Yeniçerilerin, her ne kadar alınan kararları kabul etmiş olsalar da bu düzenlemeye karşı bir ayaklanma tertip edecekleri herkes tarafından tahmin ediliyordu. Sadrazam Mehmed Selim Paşa da bir gece Boğaz Nâzırı Hüseyin Ağa’yı yanına çağırarak bu husustaki endişeleriyle ilgili müzakerelerde bulundu. Nitekim çok geçmeden beklenen oldu ve eşkincilerin tâlime başlamasından üç gün sonra 9 Zilkade 1241’de (15 Haziran 1826) yeniçeriler ayaklandı. Mehmed Selim Paşa ayaklanmayı haber alır almaz harekete geçti ve Beşiktaş’taki sarayda bulunan sultana durumu bildirdi. Akabinde Boğaz Nâzırı Hüseyin Ağa ile Kütahya merkezli Anadolu eyaleti valisi İzzet Mehmed Paşa’yı emrindeki askerlerle Topkapı Sarayı’na çağırdı. Kısa süre içerisinde devlet ricâli burada toplandıktan sonra, Sünnet Odası’nda padişah ile vaziyet görüşüldü ve âsilere karşı sancak-ı şerif çıkartılmasına karar verildi. Şeyhülislâm Kadızâde Mehmed Tâhir Efendi ile birlikte sancağı minbere yerleştiren Mehmed Selim Paşa, sancak altında toplanan kalabalıkla birlikte At Meydanı’na geldi. Burada Hüseyin Ağa ve İzzet Paşa komutasındaki birlikleri iki koldan yeniçerilerin üzerine yolladı. Kendisi de Sultan Ahmed Camii’nin sol tarafına kurduğu karargâhta, yakalanan yeniçerileri sorguya çekti. Birçoğunu öldürterek cesetlerini meydandaki meşhur çınar ağacının altında toplattı. Yeniçerilerin 1808 yılındaki isyanda Yedikule civarındaki bir hendeğe attıkları ve korkularından kimsenin dokunamadığı Alemdar Mustafa Paşa’nın cesedini çıkarttırarak kabrinin yapılmasını emretti (Uzunçarşılı, s. 189). Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasında (Vakʻa-i Hayriyye) gösterdiği gayretler sebebiyle II. Mahmud tarafından ödüllendirildi. Yeniçerilerin yerine tesis edilen kara ordusu Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin teşkilinde de önemli görevler üstlendi.

Sadâreti sırasında Rum isyanı, Kavalalı İbrâhim Paşa’nın da başarılı müdahaleleriyle bastırılma noktasına geldi. Ancak bağımsız bir Yunanistan kurulması için başlatılan siyasî manevralar sonucu Osmanlı-Rus savaşı başlayınca Sadrazam Mehmed Selim Paşa’nın serdâr-ı ekrem unvanıyla Rumeli cephesine gönderilmesine karar verildi (23 Muharrem 1244 / 5 Ağustos 1828). Kararın alınmasında onu merkezden uzaklaştırmak isteyen Asâkir-i Mansûre Seraskeri Koca Hüsrev Paşa’nın çabaları etkili oldu (Tayyarzâde Atâ, II, 124).

İstanbul’dan 9 Safer 1244’te (21 Ağustos 1828) hareket eden serdâr-ı ekrem, Aydos’a (Bulgaristan) kadar geldi. Orduyla yürüyüşü esnasında muhasara altındaki bölgelere aynî ve askerî yardım ulaştırmaya çalıştı. Ancak yakın bir mevkide bulunmasına rağmen Rumeli cephesi için kritik bir konumda olan Varna Kalesi’ne gereken yardımı ulaştıramadı. Bu nedenle kalenin düşmesinden sorumlu tutularak 14 Rebîülâhir 1244’te (24 Ekim 1828) sadâretten azledilip Gelibolu’ya sürgüne gönderildi (TSMA, nr. E. 861/10). Suçu olmadığına dair merkeze yazdığı istidalar sultan tarafından kabul edilmese de çok geçmeden affedildi. 18 Şevval 1244’te (23 Nisan 1829) vezâret rütbesinin ibkāsıyla, Tırhala sancağı ve Rumeli Derbendât Nezâreti de uhdesine verilerek Rumeli valiliğine getirildi. Yanya, Delvine ve Avlonya sancaklarının sorumluluğu da kendisine bırakıldı (, A.DVN.SNŞT.d, nr. 39, s. 2).

Yaklaşık on ay süren Rumeli valiliği sırasında parası ödenmeyen ücretli Arnavut askerlerin Yanya ve çevresinde çıkardığı olaylar bastırılamayınca, tekrar azledilerek Sofya’dan Manastır’a, oradan da Gelibolu’ya yollandı. Azledilmesinde yine Koca Hüsrev Paşa’nın parmağı olduğu dile getirilir (Lutfî, II, 365). Ancak Mehmed Selim Paşa’nın bu sürgünü de çok uzun sürmedi ve yaklaşık bir yıl sonra Şam valiliğine atandı. Ne var ki bu son valiliği Şam Vakʻası olarak isimlendirilen olayda vefat etmesiyle neticelendi.

Mehmed Selim Paşa’nın Şam valiliğine getirilmesindeki esas amaç Şam’dan ticarî bir pazar vergisi olan ihtisap rüsûmunu tahsil etmekti. Bu vergi önceden müstesna eyaletlerden alınmazken yeni kurulan Asâkir-i Mansûre ordusunun masraflarını karşılamak üzere oluşturulan Mukātaat Hazinesi’ne gelir sağlaması için kapsamı genişletilmiş ve 1830’da Şam’da tatbik edilmeye çalışılmıştı. Fakat vergiden muaf tutulmak isteyen bölge halkı karışıklık çıkarınca dönemin Şam Valisi Mehmed Emin Rauf Paşa verginin tahsilini tehir etmeye çalıştı. II. Mahmud, hazinenin acil malî gelirlere ihtiyaç duyması nedeniyle bu talebi kabul etmedi ve vergi tahsili için gereken kararlı tavrı sergileyemeyeceğini düşündüğü Rauf Paşa’yı azlederek Mehmed Selim Paşa’yı Şam valisi ve hac emîri olarak tayin etmişti. Bu kararın gizli tutulması tasarlandığı için paşaya, isyan eden Bağdat Valisi Dâvud Paşa’nın üzerine gönderilecek orduda görevlendirildiği bildirilerek bu bahane ile Halep’e kadar gelmesi emredildi. Gelibolu’dan Rusçuk’a gelen Mehmed Selim Paşa burada maiyetine bir miktar asker toplayarak yola çıktı ve 15 Muharrem 1247’de (26 Haziran 1831) Halep’e ulaştı. Gizli tutulan Şam valiliğine tayin emri 8 Safer 1247’de (19 Temmuz 1831) açıklandı (, A.DVN.SNŞT.d, nr. 39, s. 12).

Şam’da ihtisap vergisinin tahsili için halka karşı daha sert bir tavır sergilenmesi gerektiğini bilen Mehmed Selim Paşa, yolculuğu esnasında Hama’da karşılaştığı, Aneze aşiretine mensup bazı eşkıyayı cezalandırdı. Bir kısmını zincirleyerek yanına aldı. 11 Rebîülevvel 1247’de (20 Ağustos 1831) emrindeki 1500 askerle Şam’a ulaştı. İlk olarak askerlerini Şam Kalesi’ne, şehir içindeki hanlara ve saraya yerleştirdi. İki gün sonra uzun yıllar Şam’da görev yapan Mütesellim Mehmed Ağa’yı azletti. Çok geçmeden ihtisap vergisinin tatbiki için harekete geçti ve Şam ahalisinin önde gelenleriyle bir toplantı yaptı. Burada vergi tahsili konusundaki kesin emri bildirdi. Halkın önde gelenleriyle müzakereler neticesinde 800 kese akçelik vergi miktarının Şam’dan tahsil edilmesi kararlaştırıldı. Toplantının hemen ardından vergi alınacak dükkân ve mükelleflerin kaydedilmesi için harekete geçti. Esnaf ve eşraftan birçok kişi toplanıp vergi muafiyeti için Mehmed Selim Paşa’ya ricada bulunarak Bâbıâli ile görüşmesini talep ettiler. Ancak paşa, sultanın kesin tâlimatını hatırlatarak bu talebi reddetti.

Mehmed Selim Paşa’nın verginin tahsili hususundaki tâvizsiz tutumu, Şam’a gelişinden beri takındığı sert tavır, bunların ötesinde Suriye’de Osmanlı nüfuzunu kırmak isteyen Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın merkezî idareye karşı gizlice yürüttüğü propaganda faaliyetleri (Azme, s. 167), şehirde gergin bir hava oluşturmuştu. 8 Rebîülâhir 1247 (16 Eylül 1831) günü akşam saatlerinde Selim Paşa’nın ikamet ettiği sarayın civarında iki asker arasında yaşanan ufak bir silâhlı çatışma olayların fitilini ateşledi. Olayların büyüdüğü ertesi gün âsiler kalabalık gruplar halinde paşanın bulunduğu sarayı kuşatıp saldırıya geçtiler. Selim Paşa, karşılık vermeye çalıştıysa da fazla direnemeyerek 500 kadar askeriyle Şam Kalesi’ne çekildi. Olaylar sırasında saray başta olmak üzere Şam’da bazı önemli yapılar yakılıp yıkıldı ve birçok dükkân yağmalandı (, HAT, nr. 403/21140-C).

II. Mahmud olayları haber alır almaz Bağdat Valisi Ali Rızâ Paşa ve Sayda Valisi Abdullah Paşa’ya, bölgeye yardım göndermelerini emrettiyse de gereken destek zamanında ulaşmadı. Zahire ve cephanesi tükenen Mehmed Selim Paşa âsilerden eman dilemek zorunda kaldı. 21 Cemâziyelevvel 1247’de (28 Ekim 1831) paşayı kaleden teslim alan âsiler, önce paşanın askerlerini silâhsızlandırıp Şam’dan uzaklaştırdı. Akabinde paşayı kapı halkıyla beraber evvelâ Azmzâde Ahmed Paşa Konağı’na sonra da Asrûniye kasabasındaki Hara Emine Konağı’na yerleştirdi. Bu arada Mehmed Selim Paşa’nın artık orada güvende olmadığını öğrenen sultan, paşanın vezâretinin kaldırılarak Bursa’da ikamet etmesini emretti. Onun yerine de Konya Valisi Hacı Ali Paşa’yı tayin etti. Ancak âsilerden bir grup 22 Cemâziyelevvel 1247 (29 Ekim 1831) gecesi paşanın bulunduğu konağın etrafında toplanarak yeniden saldırıya geçti, Selim Paşa silâhına davranıp kapandığı odadan ateş ederek âsilerden birkaçını vurmayı başardı ancak odası âsiler tarafından ateşe verilince sabaha karşı alevlerin arasında can verdi (, HAT, nr. 403/21142). Bu baskının ardından paşanın dayısı, kapı kethüdâsı, divan kâtibi, hazinedarı ve iki hizmetçisi Şam âsileri tarafından idam edildi. Olaydan sonra paşanın cesedinin Şam sokaklarında gezdirilerek teşhir edildiği de bazı Arap kaynaklarında ifade edilir (Ma‘lûf, s. 52; Kürd Ali, III, 41).

Mehmed Selim Paşa’nın gayretli, cesur, dirayetli ve sadık bir devlet adamı olduğu konusunda kaynaklar hemfikirdir. Öldüğünde yaşı altmışa yakındı. Ölümünden sonra 200.000 kuruş borcu olduğu ortaya çıktı. II. Mahmud, paşanın sahip olduğu mallar isyan sırasında yandığı için borcunun kapatılmasını ve ailesine devlet tarafından yardımda bulunulmasını emretti. Mehmed Selim Paşa’nın kabri, Şam’ın kuzeyindeki Kāsiyûn dağının eteklerinde bulunan Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin türbesinin yanındadır. Aile mezarlığı ise bugün Üsküdar’da, Gündoğumu caddesi ile Mehmed Selim Paşa’ya atfen isimlendirilmiş olan Büyük Selim Paşa caddesinin kesiştiği yerde bulunmaktadır. Karacaahmet Mezarlığı’nın 10. adasında yer alan aile mezarlığının girişinde “Hotin Aile Kabristanı 1247” yazmaktadır (Haskan, II, 876). Burada Mehmed Selim Paşa’nın anısına dikilen geniş çaplı, silindir şeklindeki makam taşının üzerinde paşanın şahsiyetinden, Şam valiliğinden ve şehid edilişinden bahsedilmektedir.

Mehmed Selim Paşa’nın bazı hayratı da vardır. Silistre valiliği sırasında, 1822 yılında eyalet merkezinde kendi ismiyle tek kubbeli büyük bir cami yaptırmıştır. Bölgenin en büyük yapılarından biri olan Selim Paşa Camii (Bayraklı), Tuna’nın diğer yakasından görülebilmekteydi. Bu nedenle 1828-1829 ve 1853-1858 Osmanlı-Rus savaşları sırasında Rus topçuların hedefi haline gelmiş ve büyük hasar görmüştür. Belli aralıklarla onarılmaya çalışılan cami (, MVL, nr. 320/72), 1941 yılında Bulgarlar tarafından yıktırılmıştır. Bunun dışında 1828-1829 Rus savaşında, Rumeli cephesine giderken konakladığı Bigados (günümüzde Silivri’ye bağlı Selimpaşa) denilen yerde mermer bir çeşme inşa ettirmiştir. Çeşmenin kitâbesi o sırada ordu kadısı olarak görev yapan meşhur Osmanlı vakʻanüvisi Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi tarafından yazılmıştır. Ayrıca onun Çorlu’daki Fâtih Camii’ni kapsamlı şekilde tamir ettirdiği de bilinir. Caminin kuzeydeki giriş kapısında yer alan, 1240 (1824-25) tarihli ve meşhur Osmanlı şairi ve reîsülküttâbı Pertev Mehmed Said Paşa tarafından yazılan kitâbede, Mehmed Selim Paşa’nın harap haldeki camiyi ihya ettiğinden söz edilmektedir.


BİBLİYOGRAFYA

, A.DVN.SNŞT.d, nr. 39, s. 2, 12.

, BEO, Ayniyat Defteri, nr. 1769.

, C.AS, nr. 475/19833.

, C.DH, nr. 156/7752.

, HAT, nr. 1565-1568; nr. 1011-2444; nr. 403-21140-C; nr. 403-21142.

, MVL, nr. 320/72.

TSMA, nr. E. 861/10.

Ahmed Rifat Efendi, Verdü’l-Hadâik, İstanbul 1283, s. 24-27.

Şânîzâde Mehmed Atâullah Efendi, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2008, II, 1208.

Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2000, s. 339-341.

a.mlf., Üss-i Zafer (haz. Mehmet Arslan), İstanbul 2005, s. 13-88.

Lutfî, Târih (haz. Ahmet Hezarfen – Yücel Demirel), İstanbul 1999, I, 98-99, 104-105; II, 336, 352-353, 684-689.

Tayyarzâde Atâ Bey, Târih, İstanbul 1292, II, 124.

Mehmed Süreyyâ, Sicill-i Osmânî (haz. Nuri Akbayar, s.nşr. Seyit Ali Kahraman), İstanbul 1996, V, 1491.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Meşhur Rumeli Âyanlarından Tirsinikli İsmail, Yılık Oğlu Süleyman Ağalar ve Alemdar Mustafa Paşa, Ankara 2010, s. 189.

Ali Fuat Örenç, Balkanlarda İlk Dram: Unuttuğumuz Mora Türkleri ve Eyaletten Bağımsızlığa Yunanistan, İstanbul 2009, s. 78-97, 151-158.

Gültekin Yıldız, Neferin Adı Yok, İstanbul 2009, s. 31-114.

Hüseyin Selçuk, Sadrazam Benderli Mehmed Selim (Sırrı) Paşa: Hayatı, İdari ve Siyasi Faaliyetleri, İstanbul 2022.

Mustafa Bıyıklı, “Şam Vak‘ası (1831) ve Sonuçları”, Türkler (nşr. Hasan Celal Güzel v.dğr.), Ankara 2002, XII, 730-740.

Tahir Tomata, 1831 Şam Vakası (yüksek lisans tezi, 2011), Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Muhammed Kürd Ali, Ḫıṭaṭu Dımaşḳ, Şam 1983, III, 39-43.

Ma‘lûf el-Yesûî, Târîḫu ḥavâdis̱i’ş-Şâm ve Lübnân, Beyrut 1912, s. 49-52.

Abdülazîz Azme, Mir’âtü’ş-Şâm: Târîḫu Dımaşḳ ve ehlihâ (nşr. Necdet Fethî Safvet), London 1987, s. 166-167.

Mehmet Nermi Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, İstanbul 2001, II, 876.

Neval Konuk, “Silistre Kurşunlu Camisi ve Kuş Evleri”, X. Balkanlarda Türk Dönemi Kazıları ve Sanat Tarihi Araştırmaları Sempozyumu, Ankara 2009, s. 507-508.

Osman Ülkü – Hacer Sibel Ünalan Özdemir, “Tekirdağ/Çorlu-Fatih Camisi’nin Dünü Bugünü”, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Dergisi, sy. 34, Erzurum 2019, s. 154-155.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul’da basılan EK-2. cildinde, 233-235 numaralı sayfalarda yer almıştır. Maddenin HÜSEYİN SELÇUK tarafından kaleme alınan yeni dijital versiyonu 16.12.2025 tarihinde yayımlanmıştır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER