MEKTEB-i MAÂRİF-i ADLİYYE - TDV İslâm Ansiklopedisi

MEKTEB-i MAÂRİF-i ADLİYYE

مكتب معارف عدليّه
Müellif:
MEKTEB-i MAÂRİF-i ADLİYYE
Müellif: ALİ AKYILDIZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 25.09.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mekteb-i-maarif-i-adliyye
ALİ AKYILDIZ, "MEKTEB-i MAÂRİF-i ADLİYYE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mekteb-i-maarif-i-adliyye (25.09.2020).
Kopyalama metni
Osmanlı devlet bürokrasisi için nitelikli memur yetiştirmeyi amaçlayan bu mektebin kurulmasının temel sebebi, dönemin hayli çeşitlilik kazanan ve uzmanlık isteyen ihtiyaçlarına cevap verebilecek sistemli bir eğitimin mevcut olmayışıdır. Tanzimat’ın hemen öncesine kadar memurlar “kalem” denilen devlet dairelerinde iş içinde eğitim sistemiyle yetişir, bu usulde her daire aynı zamanda bir mektep vazifesi görür, buralara daha ziyade memurların ve devlet ileri gelenlerinin çocukları alınırdı. Bu çocuklar on iki, hatta bazan yedi sekiz yaşına geldiklerinde (BA, Buyruldu Defteri, nr. 1, s. 85) kalemlere devam etmeye başlar, evlerde özel olarak okuma yazma öğrenir ve camilerdeki derslere de katılırlardı. Türkçe kitâbet, inşâ ve yazı çeşitlerini ise dairelerde görürlerdi. Dîvân-ı Hümâyun Kalemi’nde en yüksek dereceli memur sayılan “hâce”ler talebelere hocalık yapar, kalem işlerini ve yazışmaların inceliklerini öğretirlerdi. Memur adayları, söz konusu eğitimin yetersiz kaldığı durumlarda zaman zaman Bâbıâli’de ve Bâb-ı Defterî’de hocalardan ayrıca ders alırlar, kalemlerde hocaları durumunda olan kâtipler zamanla kendilerine bazı yazılar yazdırırlardı. Meşk usulüyle kalemlerde bilgi edinen öğrenci-memurlar ilk memuriyete girdiklerinde maaş almazlar, üç beş yıl sonra cüzi bir maaşla mülâzım olurlardı; kalem gelirlerinden aldıkları pay da kıdemleriyle orantılı biçimde artardı. Bu sistem bütün devlet dairelerinde uygulanırdı. Ancak bu usulde memur yetiştirme işi uzun süreliydi. Bunun yanında, devletin yeni problemlerle karşılaşması ve reform sürecinde yeni müesseselerin kurularak bürokrasinin gittikçe ihtisaslaşması neticesinde iş hacminin büyümesi dolayısıyla yetişmiş insana olan ihtiyaç artmıştı. Mevcut sistemin ise bu ihtiyaca cevap vermesi mümkün değildi. Memurların edindiği bilgilerin sadece kalemde görülen işlerle sınırlı kalması da sistemin bir diğer zayıf yanıydı. Sorunun farkında olan II. Mahmud, Sultan Ahmed Camii Sultan Mahfili’nde Mekteb-i Maârif-i Adliyye (Mekteb-i İrfâniyye, Mekteb-i İrfân) adıyla orta dereceli sayılabilecek yeni bir okul açtırdı. Bu okuldan aynı zamanda devlet dairelerinde çalışmakta olan memurların bilgi seviyelerini yükseltmesi bekleniyordu.

Mektebin eğitime başladığı tarih bilinmemekle beraber muhtemelen kuruluşuna dair belgenin deftere kayıt tarihi olan 27 Zilkade 1254’ten (11 Şubat 1839) biraz sonradır. Hariciye ve Maliye nezâretlerinin gözetimi altında kurulan okulun öğretmenler odası ile kütüphane ve altı dershaneye, 100 kadar yatılı öğrencinin kalmasına yetecek bir kapasitede inşa edilmesi planlanmıştı. Okula öğrenci alınırken Bâbıâli ve Bâb-ı Defterî’de çalışan devlet memurlarının çocuklarına öncelik tanınacak; dershaneler anfi şeklinde yapılacaktı. Yatılı kısım uzak semtlerde oturan veya ailelerinin durumu uygun olmayan öğrenciler için tasarlanmıştı. Okul mezun vermeye başladıktan sonra devlet dairelerinin ihtiyaç duyduğu memurların mezunlar arasından imtihanla seçilerek alınması kararlaştırılmıştı. On sekiz yaşından küçük olanların kabul edileceği okulda birkaç yıl öğrenim görüp de başarılı olamayanlar kalem dışındaki işlerde istihdam edilmek üzere mektepten çıkarılacaktı. Okulda Arapça, Farsça, mantık ve hat derslerinin, ileriki sınıflarda Fransızca ve Fransızca olarak hendese, coğrafya, tarih ve siyaset biliminin okutulması öngörülmüştü. Devlet dairelerindeki memurlardan bir kısmı derslere devam edeceği için okulun başlangıçta Bâbıâli ve Bâb-ı Defterî civarında bir yerde açılması düşünüldü. Bu sebeple önceleri Topkapı Sarayı’na taşınan Bâb-ı Defterî binalarında açılmasına karar verildiyse de söz konusu binalar bu esnada yanan Bâbıâli dairelerine tahsis edildiğinden okul Sultan Ahmed Camii Sultan Mahfili’nde öğretime başladı. 1844’te Bâbıâli’nin inşası tamamlanan yeni binalarına taşınmasıyla mektep Bâb-ı Defterî’ye nakledildi. Ancak binaların büyük bir kısmı Ticaret Nezâreti’ne tahsis edildiği için sadece küçük bir bölümü mektep olarak kullanılabilmekteydi.

Kurulduktan kısa bir süre sonra Mekâtib-i Rüşdiyye Nezâreti’ne bağlanan okula öğrencilerin kabul edilme süreci de belli bir sisteme kavuşturuldu. Buna göre okula girmek isteyen öğrenci dilekçe ile Bâbıâli’ye başvuracak, uygun bulunduğuna dair sadrazamın Mekâtib-i Rüşdiyye nâzırına hitaben yazacağı yazıdan sonra aday öğrenci olabilecekti (BA, Cevdet-Maarif, nr. 24, 170). Bu okula daha ziyade vükelâ ve devlet ileri gelenlerinin, Mekteb-i Ulûm-i Edebiyye’ye ise halktan kişilerin çocuklarının alındığı yönünde iddialar vardır. Mektebe devamın sağlanması için düzenli yoklama defterleri tutulurdu. Öğrencilerin ihtiyaçlarının karşılanması yanında kendilerine bir miktar harçlık verilecek, kıyafetleri tek tip olarak Harbiye ve Muzıka-yi Hümâyun talebelerinin giydiği şekilde olacaktı. İlk üç dereceye giren öğrencilerin nişân-ı isti‘dâd ve para ile ödüllendirilmesi tasarlandıysa da bunun nişan kısmı uygulanamadı, sadece para ödülü yeterli görüldü. Fakat para ödülü de yalnız üstün başarı gösterenlere değil bütün öğrencilere dağıtıldı. Kuruluşuna dair belgede yer alan Fransızca, Fransızca olarak tarih ve siyaset derslerinin okutulması, okulun yatılı kısmının da olması gibi kararlar bir tasarıdan ibaret kaldı. Kuruluş nizamnâmesinde genel imtihanların her yılın muharrem ayında yapılacağı belirtildiyse de bu karar da uygulanamadı. İlk imtihan ileri gelen devlet adamlarının huzurunda 1 Mayıs 1841’de yapılıp öğrenci ve hocalara çeşitli ihsanlarda bulunuldu. 1842’deki imtihanlar ise Sultan Abdülmecid’in katıldığı bir törenle gerçekleştirildi. Daha sonra imtihanların rebîülevvel ayının ilk on günü içerisinde yapılması ve öğrencilere bahşiş verilmesi bir gelenek halini aldı.

Mekteb-i Maârif ve Mekteb-i Ulûm-i Edebiyye’ye nezaret etmekle görevli Mekâtib-i Rüşdiyye nâzırı haftada birer gün bu okulları teftiş eder, dersleri dinler, öğrencilerin durumunu ve aksaklıkları yerinde görür, sorunların giderilmesine çalışırdı. Kurulduktan kısa bir süre sonra bu iki okulun programları ve okutulan dersler belirginleşti, okullara olan ilgi de arttı. 1842’de mektebin öğrenci mevcudu normal öğrenciler ve kalemlerden gelen kâtiplerle beraber 386 kişiydi. Derslerde okutulan kitaplar ise Ems̱ile, Binâ, Maḳṣûd, ʿİzzî, ʿAvâmil, İẓhâr ve Kâfiye idi. Aynı tarihte okulda sekiz hoca ve on hademe görev yapmaktaydı (BA, İrade-Dahiliye, nr. 2721). Bunların toplam maaşlarının 12.550 kuruşu bulması (BA, MAD, nr. 11903, s. 5) aylıklarının iyi sayılabilecek bir seviyede olduğunu göstermektedir. Ubicini 1850’de okulda 250 öğrencinin bulunduğunu, Arapça, Farsça, hat, tarih ve coğrafya derslerinin okutulduğunu, okulun Fransız okulları örnek alınarak düzenlendiğini belirtir (bk. bibl.). Bu veriler okula olan ilginin hayli yoğun olduğuna işaret etmektedir. Söz konusu ilginin sebebi, devletin modern usulde eğitim veren okulları daha çok benimsemesi ve devlet dairelerine memur alırken mektep mezunlarını tercih etmesiydi. Öte yandan 1839’da mektebin açılmasının hemen ardından öğrencilere 15.000 kuruş bahşiş dağıtılması (BA, Cevdet-Maliye, nr. 21947) devletin bu konudaki tavrını daha başlangıçta ortaya koymaktadır.

1857’de okula Mekteb-i Maârif-i Adliyye İdâdîsi ilhak edildi. 21 Temmuz 1862 tarihinde Mekteb-i Maârif lağvedilerek yerine Mekteb-i Aklâm (Mahrec-i Aklâm, Mekteb-i Maârif-i Aklâm) kuruldu ve okulun memur yetiştirme görevi bu kurumca üstlenildi. Mekteb-i Maârif’in bir kısım öğrencileri Mekteb-i Aklâm’a, bir kısmı da rüşdiyelere yerleştirildi. Bazı hocalar rüşdiyelere, bazıları da Meclis-i Maârif üyeliğine tayin edildi (24 Temmuz 1862, BA, İrade-Dahiliye, nr. 33436). Mekteb-i Aklâm ilk kurulduğunda rüşdiye mekteplerinin üzerinde bir yıllık eğitim kurumu olarak düşünülmüştü. Böyle bir değişikliğe gerek duyulmasının sebebi, devlet dairelerine memur olarak yerleştirilen rüşdiye mezunlarından istenen verimin alınamamasıydı. Mektepte bir yılın sonunda başarılı olanlar devlet dairelerine yerleştirildi, başarısız kalanlar ise üç ay daha okula devam ederek ek bir eğitime tâbi tutuldu. Bütün bunlara rağmen gerek rüşdiye mezunlarının gerekse rüşdiyeyi tamamlamamış olanların iltimasla devlet dairelerine alınması önlenemedi. Aralık 1863’te okulun eğitim süresi üç yıla çıkarıldı. Sınıfların derecelenmesi üçüncü sınıftan birinci sınıfa doğruydu. Okulun ders programları da yeniden düzenlendi. Buna göre üçüncü sınıfta Arapça ve Farsça tercüme, Türkçe kompozisyon (inşâ), Fransızca kompozisyon ve tercüme, coğrafya, genel tarih, fizik (hikmet-i tabîiyye), kimya ve resim; ikinci sınıfta Arapça ve Farsça tercüme, Türkçe kompozisyon, Fransızca konuşma ve yazım kuralları (imlâ), yüzey geometrisi (hendese-i sathiyye), coğrafya, genel tarih, resim ve rik‘a; birinci sınıfta Arapça ve Farsça uygulama, Türkçe yazım kuralları ve kompozisyon, Fransızca konuşma ve yazma, cebire giriş, coğrafya, genel tarih, resim ve rik‘a okutulacaktı. Bu okul, Mekteb-i Mülkiyye’nin 1877’de II. Abdülhamid tarafından yeniden düzenlenmesine kadar faaliyetini sürdürdü. Son sınıf öğrencileri mezun olunca alt sınıftaki öğrenciler Mekteb-i Mülkiyye-i Şâhâne’nin idâdî kısmına kaydedilerek Mekteb-i Aklâm’daki eğitime son verilmiş oldu. Ticarethanede faaliyetlerine başlayan Mekteb-i Aklâm yer darlığı, yangın veya binanın satılması gibi nedenlerden dolayı değişik yerlerde eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdürmüştü.

1866’da Mekteb-i Aklâm’ın bünyesinde geçici bir lisan mektebi açıldı. Bunun amacı, Mekteb-i Aklâm’ı tamamlayan öğrencilerden Fransızca’ya meraklı olanları iki yıl daha eğitip Hariciye Nezâreti’nin eleman ihtiyacını karşılamaktı. Birinci yıl on beş öğrenciyle eğitime başlayan dil okulunda daha sonra Bulgarca ve Rumca eğitimi de verilmeye başlandı. Bu okul 1869’dan sonra faaliyetini durdurdu. Kuruluş amacı bakımından ele alındığında Mekteb-i Maârif’in, aynı zamanda daha yüksek derecede devlet memuru yetiştirmek üzere kurulan Mekteb-i Mülkiyye’nin bir öncüsü olduğu söylenebilir (bk. MEKTEB-i MÜLKİYYE).

BİBLİYOGRAFYA :

BA, Ayniyat Defteri, nr. 766, s. 156; BA, Cevdet-Maarif, nr. 327, 2479; BA, MAD, nr. 8999, s. 15-17, 52; BA, Meclis-i Tanzîmat Defteri, nr. 27, s. 34-39; İbnülemin Mahmud Kemal – Hüseyin Hüsâmeddin [Yasar], Evkāf-ı Hümâyun Nezâretinin Târihçe-i Teşkîlâtı ve Nüzzârın Terâcim-i Ahvâli, İstanbul 1335, s. 54; Mahmud Cevad, Maârif-i Umûmiyye Nezâreti Târihçe-i Teşkîlât ve İcrâatı, İstanbul 1338, s. 25-27; Mehmed İzzet v.dğr., Dârüşşafaka, Türkiye’de İlk Halk Mektebi, İstanbul 1927, s. 73; Faik Reşit Unat, Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihî Bir Bakış, Ankara 1964, s. 16, 42; Osman [Nuri] Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, İstanbul 1977, II, 395-406, 476-479; a.mlf., İstanbul Şehreminleri (haz. Ahmed Nezih Galitekin), İstanbul 1996, s. 114-115; M. A. Ubicini, Türkiye 1850 (trc. Cemal Karaağaçlı), İstanbul, ts. (Tercüman 1001 Temel Eser), I, 197; Ali Akyıldız, Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilâtında Reform: 1836-1856, İstanbul 1993, s. 22, 52-57, 65, 141, 153, 226-228, 237; a.mlf., “Osmanlı Bürokratik Geleneğinin Yenileşme Süreci: Yenileşmeyi Zorunlu Kılan Nedenler”, İslâm, Gelenek ve Yenileşme (I. Uluslararası Kutlu Doğum İlmî Toplantısı, Tebliğler), İstanbul 1996, s. 136-137; İhsan Sungu, “Mekteb-i Maarif-i Adliyye’nin Tesisi”, TV, I/3 (1941), s. 212-225; Gülden Sarıyıldız, “Osmanlı Bürokrasisine Kâtip Yetiştirmek İçin Açılan Modern Bir Eğitim Kurumu: Mekteb-i Maarif-i Aklâm (Mahrec-i Aklâm)”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, sy. 6, İstanbul 2002, s. 17-30.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul'da basılan EK-2. cildinde, 238-240 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER