ME’RİB

مأرب
Müellif:
ME’RİB
Müellif: CASİM AVCI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2004
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 14.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/merib
CASİM AVCI, "ME’RİB", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/merib (14.12.2019).
Kopyalama metni
Tarihleri milâttan önce VIII. yüzyıla kadar inen Sebe kitâbelerinde Mryb (Mrb) şeklinde kaydedilen şehrin adı Arapça kaynaklarda Me’rib (Mârib) olarak geçmektedir. Me’rib kelimesi hakkında, Sebe krallarına verilen bir unvan veya Âd kabilesinin kollarından birinin adı olduğu yahut “sâhib, hâkim” anlamını taşıyan Himyerîce mârîden ya da Arapça “ihtiyaç” anlamındaki erebden geldiği yolunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür (Yâkūt, V, 41; İA, VII, 337).

Kimler tarafından ne zaman kurulduğu bilinmeyen Me’rib, milâttan önce I. binyılda Güney Arabistan’ın deniz ipek yolu üzerindeki en büyük merkezi ve Sebe Krallığı’nın başşehriydi. Arkeolojik kazı sonuçlarına göre antik şehir 1 km2’lik bir alanı kaplamaktaydı ve sekiz kapılı bir surla çevrilmişti. Me’rib’in en büyük ve en meşhur yapıları arasında saraylar ve mâbedler yer almaktaydı. Hemdânî Me’rib’de Selhîn, Hecer ve Kaşîb adlı saraylardan bahseder (el-İklîl, VIII, 55, 56, 60). Kitâbelerde de adı geçen Selhîn (Selhim) Sarayı kralların yönetim merkezi ve ikametgâhı olarak kullanılmakta, paralar da burada basılmaktaydı. En önemli tapınak, şehirden 5 km. mesafede ay tanrısı Almakah adına yapılan ve bugün Haremü (Mahremü) Belkīs denilen Evâm adlı hac merkeziydi. Diğer önemli bir tapınak da onun yakınındaki yine aynı tanrı adına inşa edilen ve günümüzde Amâid diye bilinen Ber’ân’dı. Halen beş sütunu ayakta duran bu binanın kalıntılarına, Kur’an’da büyük bir tahta (arş) sahip olduğu belirtilen Sebe melikesine izâfetle (en-Neml 27/23) Arşu Belkīs de denilmektedir. Zamanımızda Mescidü Süleyman adıyla cami olarak kullanılan sütunlu bina da eski bir mâbeddir. III. yüzyılda Himyerîler’in eline geçen Me’rib, başşehrin Zafâr’a taşınmasına rağmen ticaret ve hac merkezi niteliğiyle önemini korumaya devam etti; 525 yılında Habeşler’in Yemen’i işgalinden sonra buraya bir de kilise yapıldı. Şehrin kurak iklim kuşağında bulunması sebebiyle çevresindeki bütün ziraî faaliyetler suni sulamaya bağlıydı ve bunun için birçok sulama tesisi yapılmıştı. Bunların en ünlüsü Kur’ân-ı Kerîm’de de bahsi geçen Me’rib, Sebe veya Arim Seddi denilen barajdı (bk. ARİM).

Şehrin sahip olduğu zengin ve kaliteli kaya tuzu yataklarından üretilen Me’rib tuzu çok meşhurdu. Hemdânî tuz yataklarının bulunduğu dağdan (Cebelülmilh) bahseder ve billûr gibi olan bu tuzun benzerinin bulunmadığını söyler (Ṣıfatü Cezîreti’l-ʿArab, s. 221, 362). Hz. Peygamber’e elçi olarak gelen Ebyaz b. Hammâl el-Me’ribî (el-Mâzinî) İslâmiyet’i kabul ederek yılda yetmiş elbise göndereceğine söz vermiş ve isteği üzerine Me’rib yakınındaki tuz ocakları kendisine iktâ edilmişti. Resûl-i Ekrem’e tuzun akarsu gibi kamu malı sayıldığı hatırlatılınca onun da rızası alınarak tuz ocakları Cevf bölgesindeki bir araziyle değiştirilmişti (Ebû Dâvûd, “İmâre”, 36; İbn Sa‘d, V, 523-524; Hemdânî, Ṣıfatü Cezîreti’l-ʿArab, s. 362). Vali Bâzân’ın vefatından sonra Hz. Peygamber Yemen’in yönetimini bölgelere ayırmış ve bunlardan Me’rib’in başına Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’yi getirmiştir (Taberî, III, 228, 318).

IV. (X.) yüzyılda Hemdânî, Ṣıfatü Cezîreti’l-ʿArab’da (s. 220-221) Me’rib’i Yemen’in “mihlâf” adı verilen küçük idarî birimlerinden biri olarak zikreder; el-İklîl’de de (VIII, 52-53) buranın tarihî açıdan dikkat çekici şeylere sahip bulunduğunu, ancak sağında ve solundaki verimliliğiyle ünlü iki ovanın yıkılan barajın suları altında kaldığı için ziraata elverişsiz hale geldiğini, bununla birlikte su maksemlerinin ayakta durduğunu belirtir ve tarihî seddin kalıntılarından söz eder. Me’rib V. (XI.) yüzyıla ve sonrasına ait coğrafya kaynaklarında da küçük bir kasaba olarak anlatılır.

Yemen tarihine dair eserlerde Me’rib’den bazı siyasî hadiseler sebebiyle bahsedilir. V. (XI.) yüzyılın başlarında Nâıt’ta imamlık iddiasıyla ortaya çıkan bir kişi Me’rib’e giderek burada imamlığını ilân etmiş ve kendisine bağlı olanlarla birlikte San‘a’ya ve Yemen’in diğer bazı bölgelerine girmeyi başarmışsa da bir süre sonra Ansîler tarafından öldürülmüştür (Yahyâ b. Hüseyin es-San‘ânî, s. 243-244). 599 (1202-1203) yılında Me’rib halkı zekâtlarını İmam Abdullah b. Hamza el-Mansûr-Billâh’ın görevlendirdiği âmil Ahmed b. Muhammed’e vermek istemeyince imam kardeşi İbrâhim b. Hamza’yı bir ordunun başında şehre göndermiş ve itaati sağlandıktan sonra zekâtları toplatmıştır (a.g.e., s. 369). Osmanlılar’ın Yemen’den ayrılmasının ardından Me’rib’i, daha önce Osmanlılar’a karşı yürütülen mücadelelere aktif bir şekilde katılmış olan Şerîf Hüseyin b. Muhammed ele geçirdi (1050/1640) ve emîr unvanını alarak Me’rib’i bağımsız şekilde idare etti. Zamanla hâkimiyetini Cevf bölgesine de yayan Şerîf Hüseyin ölümünden önce topraklarını dört oğlu arasında paylaştırdı ve Me’rib bunlardan Hâlid’in yönetiminde kaldı. 1932’de İmam Yahyâ Hamîdüddin el-Mütevekkil-Alellah’a bağlı Abdullah el-Vezîr kumandasındaki birlikler Me’rib’e girdiler ve Emîr Muhammed b. Abdurrahman’ı tahtından indirip Şerîfler’in yönetimine son verdiler.

Me’rib 1962-1966 Yemen iç savaşında taraflar arasında birkaç defa el değiştirdi, ciddi bir şekilde hasar gördüğü, halkı civardaki yerleşim birimlerine göç ettiği için de nüfusu azalarak küçüldü. Günümüzde Yemen Cumhuriyeti’nin on sekiz idarî biriminden (muhafaza) birinin merkezi olduğu halde nüfusu 2000’i dahi bulmayan küçük bir yerleşim merkezi durumundadır. Yakınına bir havaalanı inşa edilen şehrin 135 km. kadar batısındaki başşehir San‘a’ya ulaşımı yeni yapılan kara yoluyla sağlanmaktadır. 10 km. mesafeye 10.000 hektar alanı sulayabilecek şekilde yeni bir baraj inşa edilmiş ve eskiden olduğu gibi çevredeki ziraata elverişli alanlarda buğday, susam ve diğer tahıl ürünleriyle çeşitli sebze ve meyve üretimine başlanmıştır. Me’rib yakınlarında çıkarılan petrol, boru hattıyla Kızıldeniz sahiline kadar taşınmakta ve buradan ihraç edilmektedir. Yöredeki yer altı zenginlikleri arasında petrolden başka doğalgaz, gümüş ve kaya tuzu başta gelmektedir.

Me’rib çeşitli yönleriyle Yemen şairlerine ilham kaynağı olmuş ve bu şiirler çeşitli kaynaklarda yer almıştır. Abduh Osman ve Abdülazîz el-Mekâlih Meʾrib yetekellemü adlı eserde (Taiz 1971) bu şiirleri bir araya toplamışlardır. Bölgede XIX. yüzyıl sonlarında Th. J. Arnaud, J. Halevy ve özellikle Eduard Glaser ile XX. yüzyılda San‘a Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalar şehrin tarihinin aydınlatılması bakımından oldukça önem taşımaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
Ebû Dâvûd, “İmâre”, 36; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, V, 523-524; Belâzürî, Fütûh (Fayda), s. 105; İbn Hurdâzbih, el-Mesâlik ve’l-memâlik, s. 138; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), III, 228, 318; İbn Rüste, el-Aʿlâḳu’n-nefîse, s. 63, 113-115; Mes‘ûdî, Mürûcü’ẕ-ẕeheb (Abdülhamîd), II, 180, 183-192; a.mlf., et-Tenbîh, s. 202, 249; Hemdânî, Ṣıfatü Cezîreti’l-ʿArab (nşr. Muhammed b. Ali el-Ekva‘ el-Hivâlî), Riyad 1397/1977, s. 220-221, 359, 362, ayrıca bk. tür.yer.; a.mlf., el-İklîl (nşr. Anistâs el-Kermelî), Bağdad 1931, VIII, 52-53, 55-57, 60, 63, ayrıca bk. tür.yer.; Makdisî, Aḥsenü’t-tekāsîm, s. 89; Ebû Ubeyd el-Bekrî, Muʿcemü me’staʿcem (nşr. F. Wüstenfeld), Göttingen-Paris 1877 → (nşr. Fuat Sezgin), Frankfurt 1994, II, 501-502; Şerîf el-İdrîsî, Nüzhetü’l-müştâḳ, Beyrut 1409/1989, I, 153; Sem‘ânî, el-Ensâb, XII, 17-18; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân (Cündî), V, 41-45; İbnü’l-Mücâvir, Ṣıfatü bilâdi’l-Yemen ve Mekke ve baʿżi’l-Ḥicâz: Târîḫu’l-müstebṣır (nşr. O. Löfgren), Leiden 1951, s. 195-199; İbn Hacer, el-İṣâbe, I, 17-18; Himyerî, er-Ravżü’l-miʿṭâr, s. 515-516; Yahyâ b. Hüseyin es-San‘ânî, Ġāyetü’l-emânî fî aḫbâri’l-ḳuṭri’l-Yemânî (nşr. Saîd Abdülfettâh Âşûr), Kahire 1388/1968, s. 243-244, 369; W. H. Ingrams, The Yemen: Imams, Rulers and Revolutions, London 1963; Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, II, 343-347; Muhammed b. Ahmed el-Hacerî, Mecmûʿu büldâni’l-Yemen ve ḳabâʾilihâ (nşr. İsmâil b. Ali el-Ekva‘), San‘a 1404/1984, III-IV, 683-687; Adnân Tersîsî, Bilâdü Sebeʾ ve ḥaḍârâtü’l-ʿArabi’l-ûlâ, Beyrut 1410/1990, s. 112-124; Yûsuf Muhammed Abdullah, “Mârib”, el-Mevsûʿatü’l-Yemeniyye, Beyrut 1412/1992, II, 805-808; a.mlf., “Seddü Meʾrib ve’l-ḳararü’t-târîḫî bi-iʿâdeti binâʾihî”, el-İklîl, III/1, San‘a 1985, s. 19-39; İbrâhim Ahmed el-Makhafî, Muʿcemü’l-büldân ve’l-kabâʾili’l-Yemeniyye, San‘a 1422/2002, II, 1385-1387; M. Schneider, “Remarques au sujet des inscriptions arabes de Mārib”, JA, CCLXXVIII (1990), s. 31-43; Adolf Grohmann, “Mârib”, İA, VII, 322-340; W. W. Müller, “Mārib”, EI2 (İng.), VI, 559-567.

Casim Avcı
Bu madde ilk olarak 2004 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 29. cildinde, 187-188 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.