MEZÂTE - TDV İslâm Ansiklopedisi

MEZÂTE

مزاتة
Müellif:
MEZÂTE
Müellif: İBRAHİM HAREKÂT
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2004
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 17.06.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mezate
İBRAHİM HAREKÂT, "MEZÂTE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mezate (17.06.2021).
Kopyalama metni
Berberî asıllı bir kabile olan Mezâte, İbn Haldûn’a göre Levâte’nin, İbn Havkal’e göre Zenâte’nin bir koludur. Öte yandan İdrîsî, bu kabilenin Hz. Dâvûd’un Câlût’u öldürmesinden sonra diğer Berberîler’le beraber Filistin’den Kuzey Afrika’ya gelip yerleştiğini söylerken İbn Hazm, yaygın kanaatin aksine Levâte ve Mezâte’nin aslında Kıptî olduğunu ileri sürer. Tadeusz Lewicki de adları eski Mısır belgelerinde geçen Meşaveşeler’i Mezâteliler’in ataları saymaktadır (EI2 [İng.], VI, 943). Mezâteliler, Ukbe b. Nâfi‘in fetihleri sırasında Mısır-Tunus arasında uzanan dağlık bölgede oturuyorlardı ve Ukbe onların yaşadıkları yerlerin hemen tamamını ele geçirmişti. İbn Havkal ayrıca, Libya’nın Zevîle şehrinde hüküm süren ve nüfuzunu Fizan’da yayan Benî Hattâb’ın da (918-1190) Mezâte’nin bir kolu olduğunu kaydetmekte ve diğer kaynakların bu kabileyi Hevvâre’ye mensup göstermesine karşılık ilmî çevreler de onun düşüncesini daha çok benimsemektedir. Mezâte’nin diğer önemli kolları ise şunlardır: Matkūd, Vîslû, Medûne, Zemrete, Zimmerîn, Ercân, Decme (Deceme), Mesâre, İleyen, Fetnâse, Kezîne, Karne, Mecîce, Hamza ve Evmâşt (Ûmâşt).

II. (VIII.) yüzyılda Hâricî fırkalarından İbâzıyye’nin görüşlerini benimseyen Mezâte, siyasî ve ekonomik sebeplerden dolayı Mısır’daki Buhayre ve Akdeniz kıyılarındaki Berka bölgelerinden başlayarak Mağrib’in her tarafına yayıldı. IV. (X.) yüzyıldan itibaren Afrika’nın birçok yerinde ve bu arada Zenâte ve Mezâteliler’in oturdukları Kastîliye (Kastilya), Kafsa, Nuktâ, Hâmme ve Sûmâte gibi bölgelerde Mu‘tezile mezhebi yaygınlaştı. Ancak Mezâteliler arasında asıl yaygın olan İbâzıyye’dir; onlar bu mezhebin yayılmasına eski yoksulluk günlerinde canlarıyla, ticaret yolları üstünde ve medeniyet merkezlerine yakın yerlerde yaşayarak ulaştıkları zenginlik günlerinde ise canları kadar mallarıyla da yardımcı olmuşlardır. Abdurrahman b. Rüstem’e atfedilen, “Bu din (İbâzıyye) Nefûseliler’in kılıcı ve Mezâteliler’in mallarıyla ayakta durmaktadır” sözü meşhurdur.

V. (XI.) yüzyılda Benî Hilâl Trablusgarp’ı ele geçirmeden önce şehrin etrafına Levâte ve Hevvâre kabileleriyle birlikte önemli sayıda Mezâteli de yerleşmişti. Bunlar İbâzıyye imamlarından Ebü’l-Hattâb el-Meâfirî’nin ordusuna katılarak savaşlarda önemli rol oynadılar. Mezâteliler’in bir kısmı Trablusgarp’ın batı tarafındaki Cebelinefûse ve çevresini, bir kısmı da Tunus-Cezayir sınırına yakın sahilleri ve Talmîse ile Taberka arasındaki bölgeyi yurt edindi. Tunus’un güneydoğusundaki dağlık bölgelerin yanı sıra Kābis, Kafsa ve Kayrevan ile Cebelüssalât yöresinde de yaşadıkları bilinmektedir. Batı Mağrib’de ulaştıkları en son nokta ise Cezayir’in Kostantîne civarında yer alan Evrâs bölgesidir. İbn Havkal’e göre bu bölge zenginliğinden dolayı yüksek oranlarda vergi ve haraca tâbi tutulmuştur.

İbâzıyye’ye mensubiyetleri sebebiyle birçok defa siyasî ve askerî takibe mâruz kalan ve geniş bir coğrafyaya yayıldıkları gibi bazan da diğer kabileler arasında eriyip onların bir parçası haline gelen Mezâteliler, tarihte en kötü siyasî süreci Fâtımîler’le onların müttefiki olan Zîrîler zamanına rastlayan IV. (X.) yüzyılda yaşadılar. 315’te (927) müttefikleri Zenâte ve Kiyâne kabileleriyle birlikte Fâtımîler’in sultasına baş kaldırdılar ve kendi iktidarlarını yeniden kurmak amacıyla bugün Setîf ile Mesîle arasında bulunan ve Cebelülmaâdîd denilen dağlık bölgedeki bir kaleye kapandılar; ancak kaleyi ele geçiren Fâtımîler hepsini öldürdüler. Fâtımî Halifesi Kāim-Biemrillâh’ın daha önce de Mezâte ve Zenâte kabilelerinin reislerini Mehdiye’ye sürdüğü bilinmektedir. Mezâteliler, 332 (944) yılında da Fâtımîler’e karşı isyan başlatan Hâricî reisi Ebû Yezîd en-Nükkârî’yi desteklediler. Fâtımî Halifesi Mu‘iz-Lidînillâh, Bulukkīn b. Zîrî’yi İfrîkıye’ye emir tayin ederken ondan kendisini Mecûsî çocukları olarak tavsif ettiği Mezâte, Zenâte ve Hevvâre kabilelerinden gelecek tehlikelere karşı korumasını istemiştir. Bulukkīn de bu isteği tam mânasıyla yerine getirerek bu kabilelere saldırmış, ayrıca Begāye, Tubne, Biskre ve Mesîle’de oturan diğer kabileleri de kılıçtan geçirmiş, böylece Mesîle valisinin öldürttüğü babası Zîrî’nin de intikamını almıştır (360/971).

Mezâteliler’in bir bölümü Nükkâriyye mezhebini benimseyerek zalim imamın arkasında namaz kılmanın câiz olmadığı düşüncesiyle Abdülvehhâb b. Abdurrahman b. Rüstem’i (787-823) reddetmiş ve katı bir görüşle İslâm dininin bazı hükümlerine, meselâ ölünün yıkanmasına ve kız çocuklarının annelerinin mirasından pay almasına karşı çıkmıştır. Mezâteliler’in siyasî tarih ve kültür alanındaki en büyük siması, IV. (X.) yüzyılın ikinci yarısında yaşayan ve Fâtımî Halifesi Muizz’in meclisinde katıldığı münazaralarla tanınan, bir ara Fâtımîler’in aleyhine Emevîler’le iş birliği yaptığından dolayı tutuklanarak Muizz’in meclisinde yargılanan ve dehasıyla hem kendisinin hem İbâzîler’in bağışlanmasını sağlayan Ebû Nûh Saîd b. Zengîl el-Mezâtî’dir. Ebû Nûh’un en ünlü talebesi Ebü’l-Hattâb Abdüsselâm b. Mansûr, aklî ve naklî ilimler alanında yetişen âlimlerden Veslân b. Ya‘kūb ile (IV./X. yüzyıl) talebesi Ebü’r-Rebî‘ Süleyman b. Yahlef (V./XI. yüzyıl) ve Mûsâ b. Zekeriyyâ da (VI./XII. yüzyıl) Mezâte kabilesine mensuptur.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Abdülhakem, Fütûḥu İfrîḳıyye ve’l-Endelüs (nşr. Abdullah Enîs et-Tabbâ‘), Beyrut 1987, s. 53, ayrıca bk. tür.yer.; Ya‘kūbî, Kitâbü’l-Büldân (Âyetî), s. 97-98; İbn Havkal, Ṣûretü’l-arż, s. 86, 87, 93, 95-96; Bekrî, el-Muġrib, s. 4, 14, 17-18, 76, 144-145; Şerîf el-İdrîsî, Nüzhetü’l-müştâḳ, Beyrut 1409/1989, I, 116, 222, 254, 274-277, 296, 313; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, III, 419; VIII, 433; Dercînî, Ṭabaḳātü’l-meşâyiḫ bi’l-Maġrib (nşr. İbrâhim Tallây), Kosantîne 1974, I, 87, 112, 124, 135, 137-138, 143, 148, 194; II, 363; Ticânî, Riḥletü’t-Ticânî (nşr. Hasan Hüsnî Abdülvehhâb), Tunus 1377/1958, s. 187-188; İbn Haldûn, el-ʿİber, VI, 179, 235, 394; VII, 33; İdrîs İmâdüddin, Târîḫu’l-ḫulefâʾi’l-Fâṭımiyyîn bi’l-Maġrib: el-Ḳısmü’l-ḫâṣ min kitâbi ʿUyûni’l-aḫbâr (nşr. Muhammed el-Ya‘lâvî), Beyrut 1985, s. 216-217, 436, 717; Şemmâhî, Kitâbü’s-Siyer, Kahire 1301, s. 130, 142-143, 161, 203, 205, 260-262, 271, 290, 298, 348, 349, 364, 371, 392, 393, 409, 419, 427; H. R. Idris, La Berbérie orientale sous les Zīrīdes Xe-XIIe siècles, Paris 1962, s. 36, 431, 440, 462, 464, 486, 747; Abdülvehhâb b. Mansûr, Ḳabâʾilü’l-Maġrib, Rabat 1388/1968, I, 304; T. Lewicki, “Mazāta”, EI2 (İng.), VI, 943-948.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2004 yılında Ankara’da basılan 29. cildinde, 522-523 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER