MUHACİR

مهاجر
Müellif:
MUHACİR
Müellif: ABDULLAH SAYDAM
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 04.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/muhacir--osmanli
ABDULLAH SAYDAM, "MUHACİR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/muhacir--osmanli (04.07.2020).
Kopyalama metni
Sözlükte “göç eden, hicret eden, göçmen” anlamındaki muhâcir kelimesi, Osmanlı literatüründe özellikle XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren geniş yer bulmuştur. Daha önce Osmanlılar fethedilen toprakları iskân etmek için türlü yollarla nüfus nakilleri yapmış, bunun yanında bazı durumlarda yeni fethedilen bölge veya şehirlerde oturan yerli halkı iç kesimlerdeki şehirlere yerleştirmiştir. Ancak XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren mağlûbiyetle sona eren savaşların ardından kaybedilen topraklardaki müslüman, hatta gayri müslim halkın göç hareketi Osmanlı Devleti’nde önemli sorunlardan birini oluşturmuş, XIX. yüzyılda bu konuyla ilgilenmek üzere resmî komisyonlar, hatta nâzırlıklara bağlı bürolar teşkil edilmiştir. Önceleri göç hadiseleri ortaya çıktığında muhacirler savaş alanına yakın bölgelere yerleştirilir ve konunun çözümü mahallî yöneticilere havale edilirdi. III. Selim ve II. Mahmud dönemlerinde zaman zaman meydana gelen göç olaylarında ahalinin mağdur edilmemesi yönünde tâlimatlar gönderilerek mesele üzerinde titizlikle durulması istenmiştir. II. Mahmud, Bosna eyaletinde çıkan isyanların bastırılmasından sonra burada bozulan iskân nizamının tekrar düzenlenmesine ve muhacirlerin sıkıntılarının giderilmesine dair fermanlar göndermiştir. Zamanla meselenin önemine ya da kapsamına göre geçici komisyonlar teşkili yoluna gidilmiş, 1849’da Osmanlı Devleti’ne iltica eden Macar ve Leh mültecileri böyle bir heyet aracılığıyla iskân edilmiştir.

Osmanlı topraklarına yönelik olarak öncekilere göre çok daha geniş kapsamlı bir göç olayı Kırım Savaşı’ndan hemen sonra meydana geldi. Osmanlı ordusunun Kırım’dan çekileceğinin anlaşılması üzerine çok sayıda Kırımlı, Rusya’nın kendilerini Sibirya’ya süreceği ya da işbirlikçilikle suçlayıp cezalandıracağı endişesiyle Osmanlı topraklarına iltica etti. Başlangıçta bunların geçici ve kesin iskân mahallerine yerleştirilmesi, barınma, beslenme, giyim kuşamlarının sağlanması ve nihayet istihdam edilmesi hususu İstanbul’da şehremanetine, Ticaret Nezâreti’ne ve Zaptiye Müşirliği’ne, taşrada ise mahallî yöneticilere havale edildi. Bu kuruluşlar verilen tâlimatlar doğrultusunda kendi görev alanlarına giren hususların halledilmesiyle meşgul olmaktaydı. Şehremaneti İstanbul’a gelenlerden fakir olanların gemi nakliye ücretlerinin ödenmesi, geçici iskân mahallerinin tesbiti, yevmiye tahsisi, yiyecek, giyecek, ev eşyası, odun ve kömür gibi malzemelerin verilmesi gibi meselelerle uğraşırken Zaptiye Nezâreti kendi bütçesinden para ayırarak muhacirlerin sıkıntılarını gidermeye çalışmakta, Ticaret Nezâreti ise ülke genelinde vilâyetlerce yapılacak çalışmaların koordinasyonunu yürütmekteydi. İskân işleriyle ilgilenmek üzere vilâyetlerde tam yetkili memurlar görevlendirildi. Ancak Şeyh Şâmil’in 1859’da esir düşmesi yüzünden Kırımlılar yanında Kafkasya’dan da çok sayıda Çerkez ve Noyan muhacirinin göçü işlerin tek elden yürütülmesi gereğini ortaya çıkardı.

O zamana kadarki gelişmeleri, yapılan faaliyetleri ve ileride çıkabilecek sorunları inceleyen Meclis-i Vâlâ, hazırladığı 1 Ocak 1860 tarihli mazbata ile sayıları gittikçe artan muhacirlerin ülkeye girişinden tamamen yerleştirilmelerine kadar her türlü işleriyle ilgilenmek üzere Muhâcirîn Komisyonu adıyla bir teşkilâtın kurulmasına karar verdi. Muhacirlerle ilgili haberleşme ve yazışmaların merkezi olarak düşünülen komisyon, devletin yaptığı yardımlardan başka kişilerden de yardım toplayacak ve halkı teşvik etmek için yardımda bulunanların isimlerini Cerîde-i Havâdis ve Takvîm-i Vekāyi‘de yayımlayacaktı. Meclis-i Vâlâ’nın bu teklifi 5 Ocak 1860 tarihinde padişah tarafından onaylandı ve komisyon başkanlığına Trabzon Valisi Hâfız Paşa getirildi. Çalışma yeri olarak da Hamidiye Vakıf Dairesi tesbit edildi. Komisyon başlangıçta Ticaret Nezâreti’ne bağlı olarak faaliyet gösterdiyse de Temmuz 1864’ten itibaren müstakil bir kuruma dönüştürüldü.

İskân işlerinin daha sağlıklı yürütülebilmesi için muhacirlerin ülkeye girdikleri Trabzon, Samsun, Varna, Köstence gibi limanlarla iskân edilecekleri Konya, Adana, Silistre gibi vilâyetlere birer iskân memuru gönderildi. Ancak Muhâcirîn Komisyonu üstlendiği görevi yerine getirirken zaman zaman büyük aksaklıklarla karşılaşıyordu. Özellikle Rusya’nın yaptığı baskı yüzünden muhacirlerin kış ortasında limanlara sığınmak zorunda kalmaları açlıktan ölümlere, kolera, tifüs, dizanteri gibi salgın hastalıklara ve bu arada kötü hava şartları yüzünden meydana gelen kazalar önemli ölçüde can kaybına yol açmaktaydı. Bütün bunlara yerli ahalinin çıkardığı zorluklar, ilgililerin görevlerini lâyıkıyla yapmamaları ve muhacirlerin uygunsuz davranışları eklenince sorunlar daha da ağırlaşıyordu. Böyle durumlarda hükümet müfettişler tayin ederek şikâyetlere konu olan aksaklıkları gidermeye çalışıyordu.

Komisyonda görevli personel sayısı ile bunların faaliyetleri göç olaylarının oranına bağlı olarak değişiyordu. 1864’te Çerkez direnişinin sona ermesinden dolayı çok sayıda göçmenin gelişi üzerine komisyonun memur kadrosu genişletildi. Fakat daha sonra göç edenler azalınca yapılacak bir iş kalmadığı düşüncesiyle 27 Kasım 1865’te komisyonun lağvına ve üstlendiği işlerin diğer dairelere devrine karar verildi. Göç olayları hayli azalmış olmakla birlikte farklı bölgelere yerleştirilen akrabaların bir araya gelme istekleri, bazılarının Rusya’da kalan yakınlarının getirtilmesine yönelik talepleri, muhacir-ahali anlaşmazlıkları gibi meselelerin çözümü için bir kurumun varlığına ihtiyaç duyuluyordu. Bu sebeple Meclis-i Vâlâ’ya bağlı olarak Muhâcirîn İdaresi kuruldu. Bu birimin başkanlığı daha önceki komisyonun başkanlığını üstlenmiş olan Osman Paşa’ya verildi. Daha sonra Meclis-i Vâlâ’nın kaldırılmasıyla teşkil edilen Meclis-i Ahkâm-ı Adliyye 1868’de ikiye ayrılınca komisyon Şûrâ-yı Devlet’e bağlandı. 1872’de Hudâvendigâr, Aydın ve Trabzon vilâyetlerindeki komisyonlar lağvedildi. Komisyon başkanı Muammer Paşa’nın 10 Mart 1875 tarihinde ölümünün ardından da tasarruf amacıyla tamamen dağıtıldı. Muhacirlerle ilgili işlere bakmak için Zaptiye Nezâreti’nde bir daire kurularak komisyon elemanlarının bir kısmı orada görevlendirildi. Bu dairenin başkanlığına İstanbul Ceza Mahkemesi üyelerinden Şeref Bey getirildi.

Çok geçmeden patlak veren 1877-1878 savaşı Osmanlı Devleti için çok ağır sonuçlar doğurdu. Rumeli ve Anadolu cephelerinde alınan yenilgilerin arkasından yüz binlerce insan işgale uğramamış olan bölgelere göç etmeye mecbur kaldı. Muhacirlerin içine düştüğü ağır sefalet devletin süratle tedbir almasını zorunlu kıldı. II. Abdülhamid, muhacirlerin her türlü sorunlarıyla ilgilenmek üzere Yıldız Kasrı’nda bizzat kendisinin başkanlık ettiği Umum Muhâcirîn Komisyonu’nu kurdu. Komisyonun ikinci başkanı Hazîne-i Hâssa Nâzırı Küçük Said Paşa idi. Umum Muhâcirîn Komisyonu faaliyetlerini Nisan 1878’e kadar yürüttü. Muhacir sayısının artması meclisteki mebusları da harekete geçirdi; Bursa mebusu Rızâ Efendi’nin başkanlığında yirmi üyeden oluşan Muhâcirîn’e Muâvenet Cemiyeti teşkil edildi. Bu cemiyet halktan yardım toplamanın yanı sıra Sirkeci gibi muhacirlerin yoğun bulunduğu yerlerde gece gündüz hizmet vermek ve hasta muhacirleri tedavi ettirmekle meşgul oldu. 13 Şubat 1878’de Meclis-i Meb‘ûsan’ın kapatılmasının ardından cemiyet, II. Abdülhamid’in himayesinde ve Umum Muhâcirîn Komisyonu’na bağlı olarak faaliyetlerini sürdürdü. Bu tarihte ismi İâne-i Muhâcirîn Encümeni’ne dönüştürüldü. 13 Ağustos 1877’de halktan yardım toplamak amacıyla âyandan Hacı Mehmed Tâhir Efendi’nin başkanlığında Muhâcirîn İâne Komisyonu kuruldu. Bu birim şehremanetine bağlıydı. 25 Şubat 1878’de lağvedilen komisyonun mal varlığı şehremanetine devredildi.

Muhacirlerin ağırlaşan meseleleriyle daha büyük ve yetkili bir kurumun ilgilenmesi için bütün muhacir kuruluşlarının yerine İdâre-i Umûmiyye-i Muhâcirîn Komisyonu teşkil edildi ve başkanlığına Sâdık Mehmed Paşa getirildi (Haziran 1877). Bu komisyon daha geniş bir teşkilâta sahipti. Komisyona bağlı olarak hesap işleri, iskân işleri, muhacir sevki ve sağlık meseleleriyle uğraşan alt birimler oluşturuldu. Ayrıca belediye dairelerinde yirmi şube açıldı. Komisyon yerli ve yabancı gönüllü teşekküllerle iş birliği yapmak suretiyle gelen muhacirlere maaş ve yevmiye tahsisi, yiyecek, ilâç yardımı, barınacak yer temini, kesin iskân bölgelerinin tesbiti, tohum, hayvan, ziraî araç yardımı gibi işlerle uğraştı. Tarım dışındaki işlerde çalışabileceklerin istihdam işini düzenledi. Muhacirler için toplanan yardımların azalması üzerine 3 Ağustos 1878 tarihinde İdâre-i Umûmiyye-i Muhâcirîn Komisyonu ile İâne-i Muhâcirîn Encümeni birleştirildi. Ancak bu yapılanmadan da istenilen sonucun alınamaması üzerine idare kısmı yeniden müstakil hale getirilerek Mazhar Paşa’nın yönetimine bırakıldı (15 Mart 1880). Encümen bilhassa Rızâ Bey’in on yıllık başkanlığı döneminde (1880-1890) daha istikrarlı ve verimli çalıştı.

Göçlerin yavaşlaması ve muhacirlerle ilgili meselelerin büyük ölçüde hafiflemesi sebebiyle İdâre-i Umûmiyye-i Muhâcirîn Komisyonu 1894’te lağvedilerek görevlerinin Dahiliye Nezâreti ve şehremanetince yürütülmesi kararlaştırıldı. Fakat bu karar da uzun ömürlü olamadı. Zira 1897 Yunan savaşından sonra meydana gelen yeni göç hareketleri dolayısıyla Muhâcirîn Komisyon-ı Âlîsi teşkil edildi. Bizzat padişahın başkanlığını yürüttüğü bu komisyonda Erkân-ı Harbiyye’den dört, Dahiliye’den iki, Maliye ve Ticaret nezâretleriyle Orman İdaresi’nden birer üye bulunmaktaydı. 1 Mayıs 1899’da komisyona bağlı olarak çalışmak ve muhacirlerle ilgili işleri halletmek için Rızâ Paşa başkanlığında bir alt komisyon oluşturuldu. II. Abdülhamid, 23 Kasım 1905 tarihinde müslüman muhacirlerin problemlerini çözmek amacıyla Muhâcirîn-i İslâmiyye Komisyonu’nu kurdu.

1914 yılı başında çıkarılan teşkilât kanununda muhacirlerin yanı sıra konar göçer aşiretlerin iskânı konusunu da ele alan Aşâir ve Muhâcirîn Müdüriyyet-i Umûmiyyesi teşkil edildi. Bu kurum geleneksel yöntemler yanında bazı yeni uygulamalar da gerçekleştirdi. Batı dillerinden tercüme yoluyla yayımladığı İskân-ı Muhâcirîn, Türkmen Aşiretleri, Kürtler adlı eserler iskân kavramına daha geniş bir açıdan bakıldığını gösterir. Gerek muhacirlerin gerekse aşiretlerin meselelerini çözmeye yardımcı olmak üzere 1915’te Dahiliye Nezâreti bünyesinde bir İsti‘mâr Müdüriyyet-i Umûmiyyesi kurulması için çalışmalar yürütüldüğü dikkati çeker. I. Dünya Savaşı sırasında içeriye ve dışarıya yönelik göçlerin artması yüzünden 1917’de Aşâir ve Muhâcirîn Müdüriyyet-i Umûmiyyesi’nin birimleri ve kadrosu genişletildi. Sonraki yıllarda ülkenin içine düştüğü şartlar sebebiyle hayli yoğun bir çalışma ortamına giren bu müdürlüğün görevleri Millî Mücadele döneminde Dahiliye Vekâleti’ne bırakıldı. 13 Ekim 1923’te Mübadele, İmar ve İskân Vekâleti kuruldu ve göçmenlerin işleri bir bakanlık eliyle yürütülmeye başlandı.

BİBLİYOGRAFYA

BA, MAD, nr. 9072, s. 3-8, 11; nr. 10773, s. 42, 63, 78; BA, Maliye Masârif Defterleri, nr. 12538, s. 4-40; BA, İrade-Dahiliye, nr. 23039, 23069, 23121, 23141, 23387, 25932, 27766, 28875, 28917, 29415, 29488, 29532, 30579, 38018, 48824, 48867, 62235, 62714, 62886, 65081; BA, İrade-Meclis-i Mahsûs, nr. 266, 283, 696, 723, 958, 1189, 1264, 1285, 1295, 1408, 1590, 2702, 2966; BA, İrade-Meclis-i Vâlâ, nr. 19371, 19823, 20407, 22848, 23885, 24966; BA, Yıldız Tasnifi, Sadaret Hususî Maruzatı, nr. 98/29, 99/36, 255/64, 257/69, 285/30; BA, BEO, Âmedî Kalemi, nr. 216, s. 34; BA, BEO, Muhâcirîn Komisyonu, Gelen Evrak, nr. 758-38/1, tür.yer.; BA, BEO, Muhâcirîn Komisyonu, Giden Evrak, nr. 761-38/4, tür.yer.; BA, BEO, Ayniyat Defteri, nr. 1136, s. 48, 255; nr. 1139, s. 3; BA, Cevdet-Dahiliye, nr. 8967, 9203, 10080, 11873; Ahmet Cevat Eren, Türkiye’de Göç ve Göçmen Meseleleri, İstanbul 1966, s. 6, 39-40, 42-49, 96-116; Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskânı, İstanbul 1987, s. 114; C. V. Findley, Osmanlı Devleti’nde Bürokratik Reform: Bâbıâli 1789-1922 (trc. Latif Boyacı – İzzet Akyol), İstanbul 1994, s. 204, 224, 266; Nedim İpek, Rumeli’den Anadolu’ya Türk Göçleri, Ankara 1994, s. 69-76; a.mlf., “Kafkaslardan Anadolu’ya Göçler (1877-1900)”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, sy. 6, Samsun 1992, s. 97-134; Süleyman Erkan, Kırım ve Kafkasya Göçleri: 1878-1908, Trabzon 1996, s. 98-122; Ahmet Halaçoğlu, Balkan Harbi Sırasında Rumeli’den Türk Göçleri: 1912-1913, Ankara 1995, s. 106-107; Abdullah Saydam, Kırım ve Kafkas Göçleri: 1856-1876, Ankara 1997, s. 101-119; a.mlf., “Tanzimat Devrinde Dobruca’da İskân Faaliyetleri”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, sy. 7 (1992), s. 199-209; a.mlf., “Osmanlıların Siyasî İlticalara Bakışı ya da Macar-Leh Mültecileri Meselesi”, TTK Belleten, LXI/231 (1997), s. 339-385; Rûznâme-i Cerîde-i Havâdis, sy. 132, İstanbul 1277; sy. 153 (1277); Faruk Kocacık, “Balkanlardan Anadolu’ya Yönelik Göçler”, Osm.Ar., sy. 1 (1980), s. 137-190.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul'da basılan EK-2. cildinde, 288-290 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER