MUHAMMED b. KALAVUN

محمّد بن قلاوون
MUHAMMED b. KALAVUN
Müellif: KÂSIM ABDUH KÂSIM
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2005
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 15.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/muhammed-b-kalavun
KÂSIM ABDUH KÂSIM, "MUHAMMED b. KALAVUN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/muhammed-b-kalavun (15.12.2019).
Kopyalama metni
Muharrem 684’te (Mart 1285) Kahire’de Kal‘atülcebel’de doğdu. Memlük Sultanı el-Melikü’l-Mansûr Seyfeddin Kalavun’un oğludur. Ağabeyi el-Melikü’l-Eşref Halîl b. Kalavun’un 693 yılı Muharreminde (Aralık 1293) öldürülmesi üzerine Zeynüddin Ketboğa el-Mansûrî’nin liderliğindeki kumandanların desteğiyle sekiz yaşında tahta çıkarıldı ve devlet yönetiminde yeni görev dağılımı yapıldı. Zeynüddin Ketboğa nâib-i saltanat, Alemüddin Sencer eş-Şücaî vezir, Rükneddin Baybars el-Mansûrî ed-devâdârü’l-kebîr tayin edildi. Ancak Alemüddin Sencer’in Ketboğa’yı bertaraf ederek iktidara tek başına sahip olmak istemesi siyasî krize yol açtı. Alemüddin, desteğini aldığı Burciyye ve Sultâniyye Memlükleri’ni Ketboğa aleyhine kışkırttı. Buna karşılık Alemüddin’in askerlerinden bir kısmı Ketboğa’ya katıldı. Vezirle nâib-i saltanat arasındaki mücadele Vezir Alemüddin Sencer’in öldürülmesiyle sonuçlandı. Sultan Muhammed bu olaydan sonra Ketboğa’nın nüfuzu altına girdi. Ardından Ketboğa, el-Melikü’l-Eşref Halîl’i katleden kumandanlardan biri olan Hüsâmeddin Lâçin’in teşvikiyle, kumandanlar ve devlet adamlarından ülkeyi idare etmekten âciz olan bir çocuğun yerine kendisini sultan ilân etmelerini istedi. Teklifi kabul edilen Ketboğa halife ve el-Melikü’l-Âdil unvanıyla hükümdar ilân edildi (Muharrem 694 / Aralık 1294). Muhammed b. Kalavun annesiyle birlikte Kal‘atülcebel’de hapsedildi.

Ülkede kıtlık, veba salgını gibi sıkıntıların yaşandığı bir dönemde Gāzân Han’ın İslâmiyet’i kabul etmesi dolayısıyla kaçıp Sultan Ketboğa’ya sığınan 10.000’den fazla putperest Moğol’un Mısır’da iskân edilmesi ve birçoğunun önemli görevlere getirilmesi yüzünden bir süre sonra sultana karşı muhalefet hareketi ortaya çıktı. Hareketin liderliğini Ketboğa tarafından nâib-i saltanat tayin edilen Hüsâmeddin Lâçin üstlendi. Hüsâmeddin kumandanların desteğiyle Ketboğa’yı bertaraf etmeye karar verdi. Durumu öğrendiğinde Filistin’de bulunan Ketboğa Dımaşk’a kaçtı. Hüsâmeddin Lâçin, el-Melikü’l-Mansûr unvanıyla sultan ilân edildi (18 Muharrem 696 / 16 Kasım 1296).

Hüsâmeddin Lâçin’in “er-ravku’l-Hüsâmî” diye bilinen arazi tahririyle emîrlerin arazilerini sınırlandırıp gelirlerini azaltma girişimi ve nâib-i saltanat olarak tayin ettiği Mengü Timur’un diğer emîrler üzerindeki tahakkümü yüzünden başlayan muhalefet sonunda Hüsâmeddin Lâçin ve Mengü Timur öldürüldü (11 Rebîülâhir 698 / 16 Ocak 1299). Emîrler, o sırada Kerek’te bulunan Muhammed b. Kalavun’u ikinci defa tahta çıkarmaya karar verdiler ve kendisini Kahire’ye çağırıp sultan ilân ettiler (Cemâziyelevvel 698 / Şubat 1299). Emîr Seyfeddin Sellâr nâib-i saltanat, Emîr Baybars Çaşnigîr üstâdüddâr (üstâdâr) oldu.

Muhammed b. Kalavun’un ikinci hükümdarlığı döneminde İlhanlı Hükümdarı Gāzân Han, kendisine sığınan Memlük emîrlerinin teşvikiyle Memlükler’e karşı Moğollar’ın düşmanca tavrını devam ettirdi. Sonunda Moğollar’ın üzerine sefere çıkılması kararlaştırıldı. 698 Zilhiccesinde (Eylül 1299) Kahire’den ayrılan Muhamed b. Kalavun, Gazze’ye vardığı sırada bazı emîrlerin Ketboğa’yı tekrar tahta çıkarmak istediklerini ve kendisine suikast hazırlığı içinde olduklarını öğrendi. Komplonun engellenmesinden sonra sefere devam eden sultan Hama-Humus arasındaki bir mevkide Moğol kuvvetleriyle karşılaştı ve meydana gelen bu savaşta yenildi (27 Rebîülevvel 699 / 22 Aralık 1299). Gāzân Han Humus’u alarak Dımaşk üzerine yürüdü; kumandanlarından Kıpçak 10 Rebîülâhir 699’da (4 Ocak 1300) Dımaşk’a girdiyse de şehrin iç kalesi alınamadı. Gāzân Han tekrar döneceğini söyleyip Suriye’den ayrıldı. Muhammed b. Kalavun, Mısır’da Gāzân Han’a karşı yeni bir sefer için hazırlıklarını tamamlayarak Suriye’ye hareket etti. Gāzân Han’ın Suriye’de bıraktığı Kıpçak ile haberleşip onu kendi saflarına katılmaya çağırdı. Kıpçak’ın Memlük saflarına geçmesiyle Dımaşk’ta hutbe 100 günlük bir aradan sonra yeniden Muhammed b. Kalavun adına okunmaya başlandı.

Sultan, Memlükler için tehlike oluşturan Dâviyye (Templier) şövalyeleri üzerine sevkettiği donanmayla Ervâd (Ruâd, Arados) adasını fethetti, böylece sahillerdeki fetih harekâtı tamamlanmış oldu (Muharrem 702 / Eylül 1302). Suriye’yi yeniden istilâ hareketine girişen Moğollar’la Tedmür civarında cereyan eden savaş Memlükler’in zaferiyle sonuçlandı (Şâban 702 / Nisan 1303). Moğollar bu yenilginin intikamını almak için hemen yeni bir sefere çıktılar. Memlük ordusu, Mercisuffer yakınlarında Şekhab mevkiinde üç gün devam eden savaşta İlhanlı ordusunu tekrar bozguna uğrattı (4 Ramazan 702 / 22 Nisan 1303). Gāzân Han’ın yerine geçen kardeşi Olcaytu, Memlükler’in Altın Orda hanı ile ittifak yapmasından çekinerek Muhammed b. Kalavun’a barış teklifinde bulundu, ancak bir sonuç alamadı. Bunun üzerine papaya, İngiltere ve Fransa kralına elçiler gönderip kendisine yardımcı olmalarını istediyse de beklediği yardımı alamadı. Olcaytu ile mücadele halinde olan Memlükler’e ödemekte oldukları vergiyi kesen Ermeniler üzerlerine kuvvet sevkedilince barış isteyip vergilerini ödeyeceklerini bildirdiler.

Emîr Sellâr ve Baybars el-Çâşnigîr’in tahakkümünden bunalan Sultan Muhammed, 708 yılı Ramazan ayında (Şubat 1309) hacca gitmek üzere Kahire’den ayrılacağını ilân etti. Bir süre sonra yola çıkıp Kerek’e vardığında maiyetindeki emîrlere saltanatı bıraktığını bildirdi, Kahire’deki emîrlere de mektup göndererek aralarından birini sultan seçmelerini istedi. Bunun üzerine Baybars el-Çâşnigîr, el-Melikü’l-Muzaffer unvanıyla sultan ilân edildi (23 Şevval 708 / 5 Nisan 1309). Ancak kısa bir süre sonra emîrlerin büyük bir kısmı Muhammed b. Kalavun’dan yana tavır aldı, bazı emîrlerle askerler gruplar halinde o sırada Dımaşk’ta bulunan Muhammed b. Kalavun’un saflarına katıldı. Endişeye kapılan Baybars el-Çâşnigîr emîrlerini toplayıp fikirlerini sordu. Emîrler, Muhammed b. Kalavun’dan af dileyip saltanatı tekrar kendisine devretmesini söylediler. Baybars, Muhammed b. Kalavun’a bir elçi göndererek saltanatı kendisine bıraktığını bildirdi. Böylece üçüncü defa tahta çıkan Muhammed b. Kalavun (2 Şevval 709 / 5 Mart 1310) ilk iş olarak Baybars ve Sellâr’ı bertaraf edip nâibliklere güvendiği adamlarını tayin etti.

Moğollar’ın Suriye’ye yeni bir sefer düzenlemesi üzerine sultan Şevval 712’de (Şubat 1313) Kahire’den yola çıktı. Yolda Moğollar’ın Rahbe kuşatmasına son verip geri çekildiklerini öğrenince Hicaz’a yönelip hac farîzasını ifa ettikten sonra Kahire’ye döndü (Safer 713 / Haziran 1313). Sultan Muhammed 715’te (1315) Ermeniler’in hâkimiyetindeki Malatya’yı savaş yoluyla ele geçirdi. Ertesi yıl vergilerini ödemeyen Nûbe halkına karşı asker sevketti. Müslüman olan bir Nûbeli’nin idaresindeki ordu Nûbe’de iktidarı ele geçirdiyse de çok geçmeden öldürüldü. Olcaytu’dan sonra İlhanlı tahtına geçen Ebû Saîd Bahadır Han, Muhammed b. Kalavun’a barış teklifinde bulundu. Taraflar arasında İlhanlı hâkimiyetindeki topraklarda yaşayan müslümanlara hac iznini de kapsayan bir barış antlaşması imzalandı (723/1323).

Saltanatının son yıllarında Muhammed b. Kalavun ile Halife Müstekfî-Billâh’ın arası açıldı. 736 (1336) yılında halife tutuklandı; halkla ve devlet adamlarıyla görüşmesi yasaklandı. Ardından Kūs’a sürgüne gönderildi (737/1337). Sultan Muhammed, Müstekfî-Billâh’ın ölümü üzerine veliahdı Ahmed’i değil aynı aileden İbrâhim’i Vâsiḳ-Billâh lakabıyla halife ilân etti. Ancak ölümünden kısa bir süre önce Ahmed’in Hâkim-Biemrillâh lakabıyla halife ilân edilmesine izin verdi.

Muhammed b. Kalavun 21 Zilhicce 741’de (7 Haziran 1341) vefat etti. Sultan bu üçüncü saltanat döneminde yönetime hâkim olmayı başarmış, Memlükler’in büyük devletler arasında yer almasını sağlamış, Ebû Saîd Bahadır Han ile barış yaparak İlhanlı tehdidine son vermiştir. Ayrıca Resûlîler, Hafsîler, Merînîler, Delhi Sultanlığı, Bizans İmparatorluğu, Fransa Krallığı, Habeşistan Krallığı, Bulgar Çarlığı ve Aragon Krallığı’yla iyi ilişkiler kurmuştur. Cömertliği ve kurnazlığıyla tanınan Muhammed b. Kalavun’un iyi vasıfları yanında insanlara karşı güvensizlik, intikam hırsı ve paraya düşkünlük gibi kötü vasıfları da vardı. Âlimlere değer verirdi. Takıyyüddin İbn Teymiyye, Alâeddin Konevî, Hatîb el-Kazvînî ve tarihçi Ebü’l-Fidâ onun saygı duyduğu şahsiyetlerdendi. Sultan Kudüs’e su getirtmiş, ziraî faaliyetlere önem vermiş, İskenderiye’de el-Halîcü’n-Nâsırî denilen kanalı kazdırmış, su kanallarını onartmış, haksız yere alınan vergileri iptal etmiştir. İmar faaliyetleriyle de ilgilenmiş; Mısır, Suriye ve Filistin’de çok sayıda cami, medrese, tekke, köprü, sarnıç, han, hamam ve saray yaptırmıştır. Kahire’deki el-Medresetü’n-Nâsıriyye ve el-Câmiu’n-Nâsırî onun devrinde yapılan önemli mimari eserler arasında zikredilebilir.

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’d-Devâdârî, ed-Dürrü’l-fâḫir fî sîreti’l-Meliki’n-Nâṣır (nşr. H. R. Roemer), Kahire 1379/1960; Zeynüddin İbnü’l-Verdî, Tetimmetü’l-Muḫtaṣar fî aḫbâri’l-beşer, Kahire 1285, II, 242, 256; Yûsufî, Nüzhetü’n-nâẓır fî sîreti’l-Meliki’n-Nâṣır (nşr. Ahmed Hutayt), Beyrut 1406/1986; Safedî, el-Vâfî, IX, 370; İbn Kesîr, el-Bidâye, XIV, 3, 7 vd., 14-16, 18, 21, 24-26, 47 vd., 52, 56, 73, 135, 158; İbn Habîb el-Halebî, Teẕkiretü’n-nebîh fî eyyâmi’l-Manṣûr ve benîh (nşr. Muhammed Muhammed Emîn), Kahire 1982; Makrîzî, es-Sülûk (Ziyâde), I/3, s. 794, 805, 806, 819, 822, 829, 856, 877-878, 883, 898; II/1, s. 70, 841 vd.; II/2, s. 537; a.mlf., el-Ḫıṭaṭ, Kahire 1324, II, 239; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire, VIII, 41, 63 vd., 67, 99, 240 vd.; İbn Hacer, ed-Dürerü’l-kâmine, Kahire 1389/1966, IV, 261-262; Süyûtî, Ḥüsnü’l-muḥâḍara, Kahire 1321, II, 83; İbn İyâs, Bedâʾiʿu’z-zühûr, Kahire 1301, I, 150 vd.; Ali Paşa Mübârek, el-Ḫıṭaṭü’t-Tevfîḳıyye, Kahire 1969, s. 92-101; Mekkî Şübeyke, es-Sûdân ʿabre’l-ḳurûn, Kahire 1964, s. 36-37; Hayât Nâsır el-Haccî, es-Sulṭân en-Nâṣır Muḥammed b. Ḳalâvûn ve Niẓâmü’l-vaḳf fî ʿahdih, Küveyt 1983; Şemseddin eş-Şücâî, Târîḫu’l-Meliki’n-Nâṣır Muḥammed b. Ḳalâvûn eṣ-Ṣâliḥî ve evlâdih (nşr. ve trc. B. Schäfer), Wiesbaden 1985; R. Irwin, The Middle East in the Middle Ages, The Early Mamluk Sultanate 1250-1382, Carbondale 1986, s. 105-124; İsmail Yiğit, Siyasî-Dinî-Kültürel-Sosyal İslâm Tarihi: Memlûkler, İstanbul 1991, s. 65-81; A. Levanoni, A Turning Point in Mamluk History: The Third Reign of al-Nāsir Muḥammad Ibn Qalāwūn (1310-1341), Leiden 1995; M. Abdülazîz Merzûk, en-Nâṣır Muḥammed b. Ḳalâvûn, Kahire, ts.; R. Amitai-Preiss, Mongols and Mamluks, New-York 1995, bk. İndeks; D. Behrens-Abouseif, “al-Nāṣir Muḥammad and al-Ašraf Qāytbāy-Patrons of Urbanism”, Egypt and Syria in the Fatimid, Ayyubid and Mamluk Eras (nşr. U. Vermeulen - D. de Smet), Leuven 1995, s. 267-284; P. M. Holt, “an-Nāṣir Muḥammad b. Qalāwūn (684-741/1285-1341), his Ancestry, Kindred and Affinity”, a.e., s. 313-323; a.mlf., “Qalāwūn’s Treaty with the Latin Kingdom (682/1283), Negotiation and Abrogation”, a.e., s. 325-334; a.mlf., “al-Nāṣir”, EI2 (İng.), VII, 991-992; U. Vermeulen, “Some Remarks on a Rescript of an-Nāṣir Muḥammad b. Qalā’ūn on the Abolition of Taxes and the Nuṣayris (Mamlaka of Tripoli, 717/1317)”, Orientalia Loveniensia Periodica, I, Leuven 1970, s. 195-201; Ahmet Ali Bayhan, “Mısır’daki Türk Kültür Varlığından Örnekler: Kahire/Nasır Muhammet b. Kalavun Camii”, Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, sy. 7, Erzurum 2001, s. 23-36.

Kāsım Abduh Kāsım
Bu madde ilk olarak 2005 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 30. cildinde, 547-548 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.