MUKTEFÎ-LİEMRİLLÂH

المقتفى لأمر الله
MUKTEFÎ-LİEMRİLLÂH
Müellif: ABDÜLKERİM ÖZAYDIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 11.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/muktefi-liemrillah
ABDÜLKERİM ÖZAYDIN, "MUKTEFÎ-LİEMRİLLÂH", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/muktefi-liemrillah (11.12.2019).
Kopyalama metni
12 Rebîülâhir 489’da (9 Nisan 1096) doğdu. Babası Halife Müstazhir-Billâh’tır. Halife olmadan önceki hayatına dair kaynaklarda yeterli bilgi yoktur. Irak Selçuklu Sultanı Mes‘ûd b. Muhammed Tapar, Halife Râşid-Billâh ile İmâdüddin Zengî’nin Bağdat’tan ayrıldıklarını öğrenince elli günden fazla bir süreden beri kuşattığı şehre girdi (15 Zilkade 530 / 15 Ağustos 1136). Ertesi gün kadı ve şühûdu çağırıp onlara Râşid-Billâh’ın mâsum insanların kanını döktüğünü ve hilâfet makamıyla bağdaşmayacak işler yaptığını söyledi. Bunun üzerine halifenin görevden uzaklaştırılması gerektiğine karar verildi (İbnü’l-Cevzî, X, 60). Sultan Mesud, Râşid-Billâh’ın hal‘edilmesinden (Zilkade 530 / Ağustos 1136) sonra yerine kimin getirileceği konusunda Büyük Selçuklu Sultanı Sencer’in fikrini sordu. Sencer de Vezir Şerefeddin Ali b. Tırâd ez-Zeynebî, Sâhibülmahzen Kemâleddin Hamza b. Talha el-Bakşlâmî ve Kâtibülinşâ Sedîdüddevle İbnü’l-Enbârî’nin uygun görecekleri kişinin hilâfete geçirilebileceğini söyledi. Sultan Mesud, onlarla görüştükten sonra Halife Müstazhir-Billâh’ın oğlu Ebû Abdullah Muhammed’in halifelik için en uygun kişi olduğuna karar verdi. Sultan Mesud, Ebû Abdullah Muhammed ile görüşüp bazı şartlarda onunla anlaştı. Buna göre yeni halife kendisi aleyhinde icraatta bulunmayacak, dünyevî yetkileri temsil eden alâmetleri kullanmayacak, Müstazhir-Billâh’ın iktâlarıyla yetinecek ve Türk memlük satın alıp istihdam etmeyecekti. Vezir Şerefeddin Ali, anlaşma şartlarını tesbit ettikten sonra Sultan Mesud hilâfet merkezinden ayrıldı. Ardından Muktefî-Liemrillâh lakabıyla halife ilân edilen Ebû Abdullah Muhammed’e biat edildi (18 Zilkade 530 / 18 Ağustos 1136; a.g.e., X, 61).

Muktefî-Liemrillâh, Şerefeddin Ali b. Tırâd ez-Zeynebî’yi vezir, onun amcası Ebü’l-Kāsım Ali b. Hüseyin ez-Zeynebî’yi kādılkudât, Kemâleddin Hamza b. Talha’yı hazinedar tayin etti. Bu sırada Râşid-Billâh’ın elçisi görüşme talebinde bulunduysa da kabul edilmedi. İmâdüddin Zengî’nin elçisi Kemâleddin Muhammed b. Abdullah eş-Şehrezûrî huzura girince ondan yeni halifeye biat etmesi istendi. Ancak elçi Râşid-Billâh’ın henüz görevde olduğunu söyleyip biat etmedi. Sarîfeyn, Derbihârûn ve Harbâ’nın İmâdüddin Zengî’ye mülk olarak verildiği, ayrıca yeni lakaplar tevcih edildiğinin bildirilmesi üzerine İmâdüddin Zengî biat etti ve Musul’da Muktefî adına hutbe okuttu. Sultan Sencer de Muktefî’ye bir elçi gönderip biat ettiğini bildirdi. Bağdat’ta okunan hutbelerde halifeden sonra Sencer ve Mesud’un adları da zikredilmeye başlandı. Bu esnada Sultan Mesud’a karşı ittifak yapan Fars hâkimi Mengü Bars, Hûzistan Emîri Boz-aba ve Melik Dâvûd, Râşid-Billâh’ı tekrar hilâfet makamına getirmek istedilerse de Sultan Mesud onları yenilgiye uğrattı. Bir süre sonra da Râşid-Billâh öldürüldü (25 Ramazan 532 / 6 Haziran 1138).

Sultan Mesud’un Emîr Has Beg’e gösterdiği yakınlıktan rahatsız olan Şemseddin İldeniz, Emîr Kaysar, Alp Kuş Günhar, Hâcib Tatar gibi kumandanlar sultanın yanından uzaklaşıp Irak’a doğru yöneldiler. Halife, vâiz Muzaffer b. Erdeşîr el-İbâdî’yi gönderip halkı rahatsız edici hareketlerden sakınmalarını istediyse de dinlemediler. Kumandanların Melik Muhammed b. Mahmûd ile birlikte Bağdat’a gelmesi üzerine halife asker toplamaya başladı. Günlerce süren çatışmalarda çok sayıda insan öldü. Daha sonra halifeden özür dileyen kumandanlar Irak’tan ayrıldı.

Muktefî-Liemrillâh, Sultan Mesud’un ölümünün ardından (547/1152) daha rahat hareket edebileceği bir ortam buldu. Sultan Mesud’un yerine geçen Melikşah b. Mahmûd Sâlârgird kumandasındaki bir orduyu Hille’ye sevketti. Ancak Sultan Mesud’un ölümünden sonra halifeden korkup Tikrît’e kaçan Bağdat şahnesi Mesud Bilâlî (Bilâl), Sâlârgird’i hileyle öldürtüp şehre hâkim oldu. Bunun üzerine halife vezirini göndererek Hille’yi ele geçirdi; Kûfe ve Vâsıt da zaptedildi. Öte yandan Emîr Has Beg, Safer 548’de (Mayıs 1153) Sultan Melikşah’ı tevkif edip yerine kardeşi Muhammed b. Mahmûd’u sultan ilân etti. Aynı yıl Tikrît’i kuşatan Halife Muktefî başarılı olamayıp Bağdat’a döndü. Ertesi yıl Tikrît valisine gönderdiği elçi tutuklanınca üzerine sefere çıktı, fakat yine sonuç alamadan geri döndü (30 Rebîülevvel 549 / 14 Haziran 1154).

Mesud Bilâlî, Alp Kuş Günhar ve Türşek, Sultan Muhammed’i Irak üzerine yürümeye teşvik ettiler. İstekleri gerçekleşmeyince Mesud Bilâlî, Tikrît’te bulunan Melik Arslanşah b. Tuğrul’u hapishaneden çıkartıp sultan ilân etti. 30 Receb 549 (10 Ekim 1154) tarihinde Ba‘kūbâ yakınlarında yapılan savaşta halifenin ordusu yenildi. Ardından halife bizzat hücuma geçip Mesud Bilâlî, Alp Kuş ve diğerlerini tam bir bozguna uğrattı. Bağdat’a dönen halife, Mesud Bilâlî ve Türşek’in Vâsıt’ı yağma ve tahrip ettiğini duyunca Vezir Ebü’l-Muzaffer İbn Hübeyre’yi bir orduyla oraya gönderdi; vezir onları mağlup etti.

Irak Selçuklu Sultanı Süleyman Şah b. Muhammed b. Melikşah, Muharrem 551’de (Mart 1156) Halife Muktefî-Liemrillâh’ın huzuruna çıkarak itaat arzedeceğine ve Irak’a saldırmayacağına dair yemin etti. Halife de onu “Gıyâsü’d-dünyâ ve’d-dîn” lakabıyla sultan ilân etti ve adına hutbe okuttu. Muktefî, Hemedan Meliki Melikşah b. Mahmûd’a haber gönderip Süleyman Şah’a itaat etmesini istedi. Melikşah bu teklifi kabul ederek 2000 süvari ile ona katıldı.

Süleyman Şah ile Melikşah, Azerbaycan Atabegi İldeniz’le birleşip büyük bir kuvvet oluşturdular. Sultan Muhammed b. Mahmûd, bu gelişmelerden haberdar olunca Musul Atabegi Kutbüddin Mevdûd b. İmâdüddin Zengî ve nâibi Ali Küçük’ten yardım istedi. Gelen yardımlarla Süleyman Şah üzerine yürüdü. Halife Muktefî’nin desteklediği Süleyman Şah’ın ordusu yenildi (Cemâziyelevvel 551 / Temmuz 1156).

Sultan Muhammed, bu olayın ardından Muktefî’ye haber yollayıp Bağdat’ta ve Irak’ın diğer şehirlerinde kendi adına hutbe okutmasını istedi. İsteği reddedilince Hemedan’dan Irak’a yürüdü. Kutbüddin Mevdûd ile Ali Küçük de yardımcı birlikler göndermeyi vaad ettiler. Sultan Muhammed, Zilhicce 551’de (Ocak-Şubat 1157) Bağdat’ı kuşatmaya başlayınca halk ciddi sıkıntılarla karşılaştı. Halife Bağdat’ın batı yakasının boşaltılmasını istedi. Sultan Muhammed ve Ali Küçük 20 Muharrem 552’de (4 Mart 1157) harekete geçip Rakka yakınlarında durdular. 3 Safer (17 Mart 1157) günü meydana gelen şiddetli savaş sırasında birçok kişi hayatını kaybetti. Muhasara devam ederken İldeniz ve oğullarının Melik Arslanşah b. Tuğrul ve Melikşah ile birlikte Hemedan’ı istilâ ettikleri haberi geldi. Bunun üzerine Sultan Muhammed kuşatmaya son verip Hemedan’a hareket etti (24 Rebîülevvel 552 / 6 Mayıs 1157).

Muktefî-Liemrillâh’ın 554 (1159) yılında yakalandığı ağır bir hastalıktan kurtulması Bağdat’ta bir hafta süren şenliklerle kutlandı; ancak halife ertesi yıl vefat etti (2 Rebîülevvel 555 / 12 Mart 1160). Büveyhî istilâsından sonra Irak’ta tek başına hâkimiyet kuran yegâne Abbâsî halifesi olan Muktefî-Liemrillâh otorite sahibi bir kişiydi. Savaşlara bizzat katılmış, istihbarat için büyük paralar harcamış, Sultan Mesud’a söz vermesine rağmen siyasî hâkimiyet tesis etmeye çalışmıştır. Sultan Mesud’un onu halife seçmekle iyi bir iş yaptığını söylediği nakledilmektedir (İbnü’l-Esîr, XI, 44); diğer bir rivayette ise Muktefî’yi halife seçtiğine pişman olmuştur (Ebü’l-Ferec, II, 373). Muktefî-Liemrillâh, Sultan Mesud’un kız kardeşi Fâtıma Hatun, Mesud da halifenin kızı ile evlenerek Selçuklu ve Abbâsî hânedanları arasında akrabalık bağı kurdular. Muktefî’nin yerine oğlu Müstencid-Billâh geçti.

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Kalânisî, Târîḫu Dımaşḳ (Amedroz), s. 176, 256-257, 261, 273, 302-303, 328, 332, 343; Azimî Tarihi: Selçuklular Dönemiyle İlgili Bölümler: H.430-538 (nşr. ve trc. Ali Sevim), Ankara 1988, s. 59-60; İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, Târîḫu Meyyâfâriḳīn ve Âmid (nşr. Bedevî Abdüllatîf Avad), Beyrut 1974, s. 37-38, 242-243; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, X, 60-197; Râvendî, Râhatü’s-sudûr (Ateş), II, 255, 271; Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye (Lugal), s. 76, 84, 91-97, 100-108; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, bk. İndeks; Bündârî, Zübdetü’n-Nusra (Burslan), s. 169, 178, 195, 202-203, 213, 215, 218, 221, 226, 232, 254, 255-261; Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân, VIII/1, s. 37, 74, 82, 92, 174, 186, 224, 235-237, 256, 263, 265, 347; İbnü’l-Adîm, Zübdetü’l-ḥaleb, II, 260, 264, 269; Ebü’l-Ferec, Târih, II, 372-373, 394, 398; İbnü’t-Tıktakā, el-Faḫrî (nşr. Muhammed İvaz İbrâhim Bek – Ali el-Cârim Bek), Mısır, ts. (Dârü’l-maârif), s. 275-281; Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî, Câmiʿu’t-tevârîḫ (nşr. Ahmed Ateş), Ankara 1960, s. 115, 128, 138, 139, 140; Hindûşah es-Sâhibî, Tecâribü’s-selef (nşr. Abbas İkbâl), Tahran 1357 hş., s. 93, 299, 300, 303-306, 311; Müstevfî, Târîḫ-i Güzîde (Nevâî), bk. İndeks; Müneccimbaşı, Câmiu’d-düvel: Selçuklular Tarihi (nşr. ve trc. Ali Öngül), İzmir 2000, I, 156-187; C. E. Bosworth, “The Political and Dynastic History of the Iranian World (A.D. 1000-1217)”, CHIr., V, 121, 127-129, 133, 150, 167-168, 175, 214; Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Ankara 1984, II, 298-303, 386; İbrahim Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti Tarihi, Ankara 1984, s. 26-27, 54, 63-64, 75-76; W. Muir, The Caliphate its Rise, Decline and Fall, London 1984, s. 579-580; Erdoğan Merçil, Müslüman-Türk Devletleri Tarihi, Ankara 1993, s. 8, 75, 77-79, 218; E. J. Hanne, The Caliphate Revisited: The Abbasids of 11th and 12th Century Baghdad (doktora tezi, 1998), The University of Michigan, s. 343-356; Gülay Öğün Bezer, Begteginliler (Erbil’de Bir Türk Beyliği), İstanbul 2000, s. 19, 39, 41, 44, 48; Faruk Sümer, “Mes’ûd”, İA, VIII, 138-140; M. Th. Houtsma, “Muhammed”, a.e., VIII, 481; K. V. Zetterstéen, “Muktefî”, a.e., VIII, 576-577; a.mlf., “al-Muḳtafī”, EI2 (İng.), VII, 543-544; Carole Hillenbrand, “Rās̲h̲id”, a.e., VIII, 439.
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 31. cildinde, 145-146 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.