NÂFİZ BEY, Durakçı

Müellif:
NÂFİZ BEY, Durakçı
Müellif: NURİ ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nafiz-bey-durakci
NURİ ÖZCAN, "NÂFİZ BEY, Durakçı", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nafiz-bey-durakci (24.10.2019).
Kopyalama metni
19 Kasım 1849 tarihinde İstanbul’un Aksaray semtinde Kazancı Sâdi mahallesinde doğdu. Durak okumadaki ustalığından dolayı Durakçı Nâfiz diye tanındı. Maliye Nezâreti kâtiplerinden Mehmed İshak Efendi’nin oğludur. Hıfzını tamamlamasının ardından sesinin güzelliğini duyan Sultan Abdülaziz tarafından bizzat dinlenip 3 Ocak 1863’te Enderun’a alınmasından iki ay sonra Mâbeyn-i Hümâyun’da görevlendirildi. Bu sırada Abdülaziz’in Mısır’a yaptığı seyahatte aralarında Neyzen Yûsuf Paşa gibi ünlü mûsikişinasların da bulunduğu sanatkârlar kadrosunda Nâfiz Bey de yer aldı. Mısır’da İstanbul usulü ezan ve Kur’an kıraatinde büyük şöhret kazandı. Ancak genç yaşta elde ettiği bu başarıları hazmedemeyenlerin, yemeğine yabancı maddeler katarak sesinin kısılmasına sebep olması yüzünden okuyuşundaki parlaklık kayboldu (Ocak 1867). Bu olay üzerine Sultan Abdülaziz’in, “Ona da mı kıydınız” sözüyle üzüntüsünü dile getirerek ağladığı belirtilir. Bu durum karşısında Mâbeyn-i Hümâyun’dan tekrar Enderun’a gönderilmesi kararlaştırılınca saray hizmetinden ayrıldı. 19 Mayıs 1868’de Maliye Nezâreti Masârifat Muhasebesi’ne kâtip olarak tayin edildi. Görevi 8 Kasım 1879’da Dahiliye Nezâreti Muhasebe Kalemi’ne nakledildi. 28 Eylül 1880’de çıktığı hac yolculuğundan dönüşünde aynı görevini sürdürdü. 25 Haziran 1894’te mümeyyiz olmasından dört ay sonra sâniye rütbesine terfi ettirildi. Bu vazifede iken Ocak 1898’de vefat etti ve Seyyid Nizam Dergâhı’nın karşısındaki mezarlığa defnedildi. Mezar taşı yoktur. Nâzik ve mütevazi kişiliğinin yanı sıra cömertliğiyle de bilinen Nâfiz Bey’in maaşının yarısını ihtiyaç sahiplerine dağıttığı söylenir.

Tiz ve parlak sesinin yanı sıra hâfızasındaki eserler dolayısıyla dönemin en önemli dinî mûsiki kaynağı ve otoritelerinden biri olan Nâfiz Bey ses icracılığı, bestekârlığı ve hocalığı ile tanınmıştır. Mûsikideki hocaları hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır. Eniştesi şeyh Said Efendi’nin (Özok) ağabeyi şeyh Mesud Efendi’den pek çok ilâhi meşketmiş ve kendisini bu sahada yetiştirmiştir. Mayıs 1871’de bir cuma günü Sünbül Efendi Dergâhı’nda okuduğu durağın mûsiki çevrelerinde büyük yankı uyandırması üzerine özellikle durak okumakta şöhret bulmuştur. 22 Eylül 1871’de Üsküdar’da Nalçacı Halil Efendi Şâbânî Dergâhı şeyhi Mustafa Enver Efendi’ye intisap eden Nâfiz Bey’in sesi, uzun bir aradan sonra nisbeten düzelince ortaya çıkan yeni üslûbuyla pek çok tekkede durak okumaya devam etmiş; Sünbül Efendi, Seyyid Nizam, Ramazan Efendi, Nalçacı Halil, Aziz Mahmud Hüdâyî ve Nasûhî dergâhlarında hayatının sonuna kadar zâkirlik yapmıştır.

Döneminde bilinen 100’den fazla durağı talebelerinden zâkirbaşı ve bestekâr Cerrah Fehmi Efendi’ye, Fehmi Efendi de Mehmet Suphi Ezgi’ye geçmiş, Ezgi bunlardan otuz beş kadarını notaya alarak yayımlamıştır (Türk Musikisi Klasiklerinden Temcit-Na’t-Salât-Durak, İstanbul 1945). Talebeleri arasında Şeyh Said Efendi ve Şekercizâde Hâfız Hayreddin (Bilgen) özellikle zikredilmelidir. Nâfiz Bey pek çok ilâhi bestelemişse de bestelerinden sadece on kadarı günümüze ulaşmıştır (Öztuna, BTMA, II, 96). Bunlar arasında, “Yâr yüreğim yar gör ki neler var” ve, “Yine dosttan haber geldi” mısraıyla başlayan mâhur, “Aşkınla çâk olsa bu ten” mısraıyla başlayan uşşak ilâhileri bestekârlıktaki seviyesini göstermektedir. Sadettin Nüzhet Ergun Antoloji’sinde Nâfiz Bey’in pek çok tarihî olayı tesbit ettiği bir hâtıra defterinin oğlu Ahmed Mâcid Berker’e intikal ettiğini söylemişse de Mâcid Bey’in oğlu bestekâr Ercüment Berker böyle bir eseri görmediğini ifade etmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Salnâmesi (1315), İstanbul 1315, s. 134-135; Köprülü, İlk Mutasavvıflar (İstanbul 1919), Ankara 1981, ilâveler bl., 10. nota; Sadettin Nüzhet Ergun, Türk Musikisi Antolojisi, İstanbul 1943, II, 441, 445-446, 480, 485-486, 580-581, 632, 648, 661; Selâhattin Gürer, Mütefekkir, Mutasavvıf, Halk Şairi Âşık Yunus Emre’nin Bestelenmiş Şiirleri, İstanbul 1961, s. 38; Şengel, İlâhîler, I, 139-140, 153-154, 157-158, 167; Yılmaz Öztuna, Türk Bestecileri Ansiklopedisi, İstanbul, ts. (Hayat Yayınları), s. 118; a.mlf., BTMA, II, 95-96; Cem Behar, Zaman, Mekân, Müzik, İstanbul 1993, s. 26; 99 Makamda İlâhîler (haz. Cüneyd Kosal), İstanbul 1994, s. 186-187, 202-203; Özalp, Türk Mûsikîsi Tarihi, I, 604-605; Gültekin Oransay, “Yayınlanmış Türk Din Musikisi Sözlü Anıtlarının Ezgileyicileri”, AÜ İlâhiyat Fakültesi İslâm İlimleri Enstitüsü Dergisi, III, Ankara 1977, s. 181-182; Nuri Özcan, “Fehmi Efendi, Cerrah”, DİA, XII, 297; Ömer Tuğrul İnançer, “Şabanîlik (Şabanîlikte Zikir Usulü ve Musikî)”, DBİst.A, VII, 124.
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 32. cildinde, 293-294 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.