NECEF

النجف
Müellif:
NECEF
Müellif: MUSTAFA ÖZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 07.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/necef
MUSTAFA ÖZ, "NECEF", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/necef (07.07.2020).
Kopyalama metni
Tarihte Gırâ (Guryân), Rabve ve Vâdisselâm isimleriyle de bilinen şehir ilk devirlerde en-Necefü’l-eşref diye anılmış, bu adın yanı sıra Hz. Ali’nin şehâdet mahalli olması dolayısıyla Meşhed ismi de yaygınlık kazanmıştır. Necef, Kûfe’nin 10 km. batısında kuzeyden ve doğudan bugün içinde türbeler ve kabirler bulunan geniş bir düzlüğe, batıdan ve güneyden derin bir vadiye bakan yüksek bir plato üzerinde yer alır. Su kaynağı ve akarsuyu olmayan bu yüksek ve tepelik arazi Sâsânîler, Lahmîler zamanında ve Abbâsîler’in ilk döneminde bahar mevsiminde bir gezinti mahalli idi (Taberî, II, 67). Yaygın geleneğe göre Hz. Ali’nin gizlice buraya gömülmesinden dolayı ayrı bir önem kazanarak olaydan yaklaşık bir buçuk asır sonra bir yerleşim merkezine dönüşmeye başladı. Kabrin yerinin belirlenmesiyle ilgili farklı rivayetler bulunmakla birlikte ağırlıklı görüşe göre bu olay Abbâsîler’in ilk döneminde gerçekleşmiştir. Nitekim mezar üzerine Abbâsî hânedanından Dâvûd b. Ali’nin (ö. 133/750) bir sanduka koydurduğu bilinmektedir. Bununla beraber Şiîler baştan beri Hz. Ali evlâdı ile yakın çevresinin bunu bildiğini ifade etmektedir. Nakledildiğine göre Bağdat kurulmadan önce Abbâsî Halifesi Ebû Ca‘fer el-Mansûr tarafından Kûfe’ye çağrılan Ca‘fer es-Sâdık kabrin bulunduğu yere gelince devesinden inmiş, gusledip elbisesini değiştirerek dedesinin şehâdet mahalli olduğunu belirttiği kabrin başında durup onu selâmlamış ve kabrin üzerine kapanarak üzüntüsünü dile getirmiştir. Yanındakilerden Safvân el-Cemmâl’in ondan izin alıp bu durumu Kûfe’de bulunan mensuplarına haber vermesiyle mezarın yeri daha geniş bir kitle tarafından öğrenilmiştir (Ebû Muhammed Hasan b. Muhammed ed-Deylemî, s. 441-442). Kabrin yerinin resmen tanınıp ilân edilmesi ve türbenin devlet eliyle tamir edilmesi Hârûnürreşîd devrine (786-809) rastlamaktadır. Buna göre Necef’in bir yerleşim birimi olarak ortaya çıkışının bu tarihte gerçekleştiği söylenebilir.

Necef’in Şiî öğretimi ve Şiî hadislerinin yayılma merkezi kabul edilmesiyle nüfusu artmaya başladı; IV. (X.) yüzyıl başlarında burası mâmur bir şehir olma özelliği gösteriyordu. Hamdânîler’in kurucusu Abdullah b. Hamdân (ö. 317/929) Hz. Ali’nin kabri üzerine kıymetli halı ve perdelerle döşeli bir türbe inşa ettirdi. Daha sonra Büveyhî Hükümdarı Adudüddevle (978-983) kendisi ve oğulları için bir türbe yaptırdı; rivayete göre bu sıralarda Necef çevresi 2500 adımı bulan bir yerleşim merkeziydi. 443’te (1051) Hz. Ali’nin türbesi Bağdatlı mutaassıp Şiî muhalifleri tarafından yakılmışsa da çok geçmeden onarıldı. 479 (1087) yılında bölgeye gelen Selçuklu Sultanı Melikşah ve veziri Nizâmülmülk kabri ziyaret ettiler. İlhanlılar’dan Gāzân Han ziyarete gitmemekle birlikte şehrin imarına çalıştı. Necef VII (XIII) ve VIII. (XIV.) yüzyıllarda mescidleri ve medreseleriyle Irak’ın başta gelen şehirlerinden biriydi. İbn Battûta Necef’i ziyaret ettiğini, buraya Bâbülhadrâ denilen bir kapıdan girdiğini belirtip türbeyi ve şehri tasvir eder. Şehirde dükkânlar, yemekhaneler ve fırınların yanında meyve pazarı, terziler ve attarların yer aldığı bir çarşının bulunduğunu söyler (er-Riḥle, s. 176).

X. (XVI.) yüzyılın başlarında şehri ziyaret eden Şah İsmâil döneminde, daha önce İlhanlılar tarafından şehre Fırat’ın suyunu getirmek için kazdırılan, fakat zaman içinde kumlarla dolan kanal temizlettirilerek hizmete sokuldu. Osmanlılar’ın Irak’a hâkim olmasının ardından 941 (1534-35) yılında Necef’e gelen Kanûnî Sultan Süleyman şehrin imarı için gereken emirleri verdi. Daha sonra II. Abdülhamid’in de bölgede imar faaliyetlerinde bulunduğu ve özellikle şehre su getiren iki kanal açtırdığı bilinmektedir. Ancak bu kanallar da kısa sürede kumla dolduğundan 1912’de şehre demir borularla su getirildi. Osmanlılar’ın son devirlerinde Bağdat vilâyetinin Kerbelâ sancağına bağlı bir kazanın merkezi olan Necef 7 Mart 1917 tarihinde İngilizler tarafından işgal edildi, 1920’de kurulan monarşi idaresiyle de Irak sınırları içine alındı.

Necef’in XIX. yüzyılın sonlarında 5000 civarında tahmin edilen nüfusu I. Dünya Savaşı yıllarında 30.000’e yükselmiş ve 2005 yılında nüfus 480.000’i bulmuştur. Günümüzde Irak’ın idarî birimlerinden Necef muhafazasının merkezi olan Necef ile yakınındaki Kûfe’nin arasında eskiden 10 km. kadar bir uzaklık bulunurken şimdi iki şehir âdeta birleşmiş durumdadır.

Atebât’ın en büyüğü olmasından dolayı Necef tarih boyunca önemli bir yerleşim merkezi olarak kabul edilmiştir. Özellikle V. (XI.) yüzyılın ortalarından itibaren başta Şeyhüttâife Ebû Ca‘fer et-Tûsî olmak üzere birçok âlim çeşitli sebeplerle Bağdat’tan uzaklaşarak medreselerini Necef’te kurmuşlardır. Böylece şehir içtimaî ve ilmî mânada büyük bir gelişme kaydederek Şiî ilim merkezleri arasında üstün bir konuma gelmiştir. Burada yer alan medreselerde doktora seviyesine kadar öğrenim verilmektedir (Mevsûʿatü’n-Necefi’l-eşref, VI, 403-412). Necef’in bir özelliği de en büyük merci-i taklîdin genellikle burada yaşamış olmasıdır.

Şiî kültüründe, Hz. Ali’nin türbesinin bulunduğu mekânın kutsallığından dolayı burada kılınan namazın başka yerlere nisbetle 200.000 kat daha faziletli ve bir gece kalmanın 700 yıllık ibadete denk olduğu, buraya defnedilen cenazeden kabir azabının kalkacağı ve Münker ile Nekir’in sorularından muaf tutulacağı gibi çok sayıda rivayet mevcuttur (Ca‘fer Bâkır Âl-i Mahbûbe, I, 14-16). Bu tür rivayetler, Necef’in sürekli göç alan bir şehir olmasına ve burada Vâdisselâm adıyla anılan çok büyük bir kabristanın teşekkülüne yol açmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), II, 67; ayrıca bk. İndeks; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, bk. İndeks; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân (Cündî), V, 213-214; İbn Battûta, er-Riḥle, Beyrut, ts. (Dâru Sâdır), s. 176-178; Ebû Muhammed Hasan b. Muhammed ed-Deylemî, İrşâdü’l-ḳulûb, Beyrut 1398/1978, s. 441-442; Ca‘fer Bâkır Âl-i Mahbûbe, Mâżi’n-Necef ve ḥâżıruhâ, Beyrut 1406/1986, I, 14-16; ayrıca bk. tür.yer.; Ali Ahmed el-Behâdilî, el-Ḥavzatü’l-ʿilmiyye fi’n-Necef, Beyrut 1413/1993, tür.yer.; Fādil Jamāli, “The Theological Colleges of Najaf”, MW, L/1 (1968), s. 15-22; E. Honigmann – [Besim Darkot], “Necef”, İA, IX, 157-159; a.mlf. – [C. E. Bosworth], “al-Nad̲j̲af”, EI2 (İng.), VII, 859-861; Hasan el-Emîn, Dâʾiretü’l-maʿârifi’l-İslâmiyyeti’ş-Şîʿiyye, Beyrut 1401/1981, III, 413-425; Mustafa Cevâd, “en-Necef ḳadîmen”, Mevsûʿatü’l-ʿatebâti’l-muḳaddese (der. Ca‘fer el-Halîlî), Beyrut 1407/1987, VI, 9-19; Muhammed Bahrülulûm, “ed-Dirâse ve târîḫuhâ fi’n-Necef”, a.e., VII, 9-110; ayrıca bk. tür.yer.; Muhammed el-Halîlî, “Medârisü’n-Necefi’l-ḳadîme ve’l-ḥadîs̱e”, Mevsûʿatü’n-Necefi’l-eşref (der. Ca‘fer ed-Düceylî), Beyrut 1415/1995, VI, 403-412; Abdulaziz Sachedina, “Najaf”, The Oxford Encyclopedia of the Modern Islamic World (ed. J. L. Esposito), Oxford 1995, III, 223-224.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2006 yılında İstanbul'da basılan 32. cildinde, 486-487 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER