NEVİ

النوع
Müellif:
NEVİ
Müellif: İLHAN KUTLUER
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 26.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nevi--mantik
İLHAN KUTLUER, "NEVİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nevi--mantik (26.08.2019).
Kopyalama metni
Eflâtun felsefesine kadar giden nevi kavramı, filozofun metafiziğinde esasen “idea” veya “form” anlamına gelen eidos -bazı durumlarda sonraları “cins” mânasında kullanılacak olan genos- terimiyle karşılanmıştır. Türlerin idealar olarak ontolojik bir gerçekliğe sahip bulunduğunu düşünen filozofun bu görüşüne Aristo karşı çıkıp ideaların ayrık birer cevher olduğu tezine itiraz etmiş, bunun yerine onu cevhere ilişkin bir ilke, yani nesnenin formel sebebi sayarak sûretin (eidos) akledilir mahiyet olduğunu ileri sürmüştür. Aristo’ya göre bir şeyi bilmek onun maddesinde içkin olan ve bütün teleolojik yapısını yöneten sûreti bilmektir. Tümel bir kavram olarak eidos terimi mantıkta yüklemlerin tümelliği ve tanımın konusu meselesiyle ilgili biçimde kullanılır. Filozofa göre yalnızca tümel tanımlanabilir ve bilimin konusu yalnızca tümeldir (Peters, s. 87, 90, 131, 185).

Mantık tarihi boyunca eski Yunan, İslâm ve Ortaçağ Latin felsefesinde gelişen terminolojide cins, nevi, fasıl, hâssa ve araz diye bilinen beş tümelin (bk. BEŞ KÜLLÎ) belirli tanımlara kavuşturularak ortak bir şema içinde tahlil edilmesinde Yeni Eflâtuncu filozof Porphyrios’un (Furfûriyûs) Eisagoge adlı kitabı Aristo mantığı ile birlikte esaslı bir hareket noktası teşkil etmiştir. Porphyrios, tercümeler döneminde Ebû Osman Saîd b. Ya‘kūb ed-Dımaşkī tarafından Arapça’ya çevrilen ve Îsâġūcî adıyla tanınan ünlü eserinde türü cins terimiyle kavramsal ilişkisi içinde tarif etmiştir. Cins bir türün cinsi, tür de bir cinsin türüdür. Dolayısıyla cins ile tür birbiriyle tanımlanmış olmaktadır. Buna göre türün ilk tanımı “cinsin altında sıralanmış olan ve cinsin özsel olarak kendisine yüklenmiş olduğu şey”, ikinci tanımı ise “aralarında özgül olarak farklı terimlerin çokluğuna özsel olarak uyan yüklem” şeklindedir. İkinci tanım, üstünde artık daha başka cinslerin yer almadığı en genel cinslerle altında artık başka türlerin yer almadığı en özel türlerin arasında kalan ve üste göre tür, alta göre cins olabilen tümel kavramlar için değil altında yalnızca bireylerin yer aldığı en özel türler için geçerlidir. Buna göre cevher cinstir; cevherin altında cisim, cismin altında canlı cisim, canlı cismin altında hayvan, hayvanın altında akıllı hayvan, akıllı hayvanın altında insan ve insanın altında bireyler yer alır. Bu sıralamanın en üstündeki cevher en genel kavramdır ve sadece cins olan odur; insan ise en özel türdür ve yalnızca türdür; çünkü kendisinden sonraki başka türlere cins olmaz. Sıralamadaki ara tümellerden olan cisim, canlı cisim, hayvan, akıllı hayvan ise hem cins hem tür olabilir. Daha açıkçası en genel cins cins olup tür olmayan, kendi üzerinde başka bir üst cinsin bulunmadığı şey iken en özel tür tür olup cins olmayan ve tür olarak artık türlere bölünmeyen şeydir; hatta bu açıdan tür “sayıca farklı terimlerin çokluğuna özsel olarak yüklenen şey” diye tanımlanabilir (Isagoge, s. 31-44).

İlk İslâm filozofu Kindî nevi terimini cins ve fasılla birlikte tanımı mümkün kılan üç kurucu (zâtî, cevherî) tümelden biri olarak ele almış; nevin, tanımını verdiği çok sayıdaki bireye yüklendiğini, dolayısıyla o bireyler için aklî sûret olduğunu vurgulamıştır. Filozofa göre felsefî araştırma sorularından olan “Nedir?” ile “Hangisidir?”in bir arada karşılığı, var olanın tanımını yani nevini vermektedir (Resâʾil, I, 101, 124-125, 128). Fârâbî de Porphyrius’u izleyerek nevin tıpkı cins gibi nesnelerin özüne yönelik “Nedir” sorusuna cevap oluşturduğunu, ancak nevin cinsten daha özel olduğunu bir defa daha belirtmiştir (Kitâbü Îsâġūcî, s. 76-78). Ayrıca Fârâbî nevi tıpkı cins gibi “özdeşlik sağlayan kavram” şeklinde tanımlamıştır. Buna göre Zeyd ve Amr insan nevine ait olma bakımından özdeştir (el-Vâḥid ve’l-vaḥde, s. 37).

İbn Sînâ ise genelde tümeller, özelde nevi terimiyle ilgili olarak kendisinden önceki birikimi ayrıntılı biçimde ele almış ve yeniden üretmiştir. Filozof nevi terimine dair iki tanım üzerinde önemle durmaktadır. Bunlardan ilki, “O nedir sorusunun cevabında söylenen iki tümelden daha özeli” şeklindedir (Kitâbü’ş-Şifâʾ: Mantığa Giriş, s. 55). Bu tanımda iki tümelle kastedilen cins ve nevi olup her ikisi de bir nesne hakkında sorulan “O nedir” sorusunun cevabını vermekte ortaktır. Ancak ikisini ayıran nevin cinsten daha özel bir kavram oluşudur. Diğer tanım ise “O nedir sorusunun cevabında sayıca farklı çok şeye söylenen” şeklindedir (a.g.e., s. 48; Dımaşkī’nin anılan tercümesinde biraz farklı verilmektedir; bk. Porphyrios, Îsâġūcî, s. 72). Bu tanım filozofun son dönem eserinde “yalnızca sayı bakımından farklı” nüansıyla geçmektedir (el-İşârât, I, 202). Farklılaşmanın nevi yani nesnelerin hakikati bakımından değil yalnızca sayı bakımından olduğu ayırımı Ebherî’nin, “O nedir sorusunun cevabında hakikat bakımından değil sayı bakımından farklılaşan birçok şeye söylenen küllî” şeklindeki nevi tanımında da vurgulanmaktadır (Esîrüddin el-Ebherî, s. 3). İbn Sînâ’ya göre bir nesnenin esas yüklemi olmak bakımından cins, nevi ve fasıl ortaktır. Ancak fasıl ötekilerden “O nedir” sorusuna değil “Hangisi” sorusuna karşılık olmakla ayrılır. Bir şeyin mahiyetini onunla ilgili zâtî-tümel kavramlarla belirlemek teoriye göre onu tanımlamak anlamına gelmektedir. Bu durumda tanıma kavuşturulan mahiyet nevi denilen tümele karşılık gelmekte olup bir nesnenin eksiksiz bir tanımı yapıldığında onun türüne ilişkin kavramsal gerçekliğe ulaşılmaktadır. Tanımın verdiği bilgi bir nesnenin özüne ait zâtî mânaların tamamını içerir. Bu sebeple İbn Sînâ nevin her şeyin mahiyetinde ve sûretindeki hakikati olduğunu belirtmiştir (Kitâbü’ş-Şifâʾ: Mantığa Giriş, s. 42). Nitekim filozof, cins ve nevin birbiriyle tanımlanışını bir bilinmeyeni diğeriyle tanımlamak şeklinde yorumlayan Porphyrios’a ait yaklaşımı eleştirirken nevi teriminin yerine hakikatler, mahiyetler, zâtî formlar gibi terimlerin konulabileceğini belirtir ve bu terimlerin nevi ile eş anlamlı olduğunu vurgular (a.g.e., s. 44-46; ayrıca bk. el-İşârât, I, 219-220).

BİBLİYOGRAFYA
Porphyrios, Îsâġūcî (trc. Ebû Osman ed-Dımaşkī, nşr. Ahmed Fuâd el-Ehvânî), Kahire 1371/1952, tür.yer.; a.mlf., Isagoge: Aristoteles’in Kategorilerine Giriş (trc. Betül Çotuksöken), İstanbul 1986, s. 31-44; Kindî, Resâʾil, I, 101,124-125, 128; Fârâbî, el-Vâḥid ve’l-vaḥde (nşr. Muhsin Mehdî), Dârülbeyzâ 1990, s. 37; a.mlf., Kitâbü Îsâġūcî evi’l-Medḫal (nşr. Refîk el-Acem, el-Manṭıḳ ʿinde’l-Fârâbî içinde), Beyrut 1985 s. 75-78; İbn Sînâ, el-İşârât ve’t-tenbîhât (nşr. Süleyman Dünyâ), Kahire 1971, I, 174-191, 202, 219-220; a.mlf., Kitâbü’ş-Şifâʾ: Mantığa Giriş, Medhal (nşr. ve trc. Ömer Türker), İstanbul 2006, s. 40-57; Esîrüddin el-Ebherî, Îsâgūcî, İstanbul 1315, s. 3; Nihat Keklik, İslâm Mantık Tarihi ve Fârâbî Mantığı, İstanbul 1969-70, II, 5-14; Doğan Özlem, Mantık, İstanbul 1990, s. 75-84; Francis E. Peters, Antik Yunan Felsefesi Terimleri Sözlüğü (trc. Hakkı Hünler), İstanbul 2004, s. 87, 90, 131, 185.
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 33. cildinde, 51-52 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.