NEVRES BEY, Ûdî

Müellif:
NEVRES BEY, Ûdî
Müellif: NURİ ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nevres-bey-udi
NURİ ÖZCAN, "NEVRES BEY, Ûdî", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nevres-bey-udi (20.08.2019).
Kopyalama metni
Malatya’nın Yeşilyurt ilçesinde doğdu. Horum Hâfız diye bilinen ve demirci ustası olan babasının 1880 yıllarında İstanbul’a gitmesinden iki yıl sonra annesinin ölümü üzerine babası tarafından İstanbul’a getirtildi. Ardından babasının da ölümüyle Nevres’in eğitimi ve yetişmesi İstanbul’a ilk gelişinde babasını da himayesine almış olan bir paşa tarafından sağlandı. Öğrenimini tamamladıktan sonra Bâbıâli’de çalışmaya başladı. Düzenli bir şekilde ders almadan kendi kendine devam ettirdiği mûsiki çalışmalarında büyük başarı gösterdi ve bu arada ud öğrendi. Mûsikideki dönüm noktasının Tanbûrî Cemil Bey ile tanışmasından sonra olduğu söylenir. 1900’lü yıllarda ûdî olarak şöhrete kavuşan, zaman zaman devlet adamlarının konaklarında özel mûsiki dersleri veren ve dönemin önemli mûsikişinaslarının katıldığı toplantıların vazgeçilmez simaları arasında yer alan Nevres Bey’in özellikle 1908’de Tepebaşı Gazinosu’nda Manyasîzâde Refik Bey’in himayesinde düzenlenen, devrin ünlü sâzende ve hânendelerinin katıldığı konserle şöhreti daha da arttı. I. Dünya Savaşı’ndan önce plak çalışmaları için gittiği Almanya’dan dönüşünde armoni öğrenmeye başladı. Cumhuriyet’in ilânından birkaç yıl sonra Mustafa Kemal’in isteği üzerine Cumhurreisliği Hususi Kalemi’nde görevlendirildiyse de Ankara’nın havasına alışamadığından İstanbul’a döndü. 1930’da Münir Nurettin Selçuk’un Fransız Tiyatrosu’nda (şimdiki Dormen Tiyatrosu) verdiği ilk konsere udu ile katılan Nevres Bey, İstanbul Radyosu’nun ilk yayınından itibaren enstrümanı ile programlara katılmaya başladı. Ancak yapılan yayınların kalitesinden şikâyet ettiği için hiç radyo dinlemediği söylenir. 1934’te çıkarılan soyadı kanunu ile Orhon soyadını aldıysa da Ûdî Nevres diye şöhret buldu. Gırtlak kanseri teşhisiyle yatırıldığı Cerrahpaşa Hastahanesi’nde 22 Ocak 1937 tarihinde vefat etti ve çok sevdiği Yakacık Mezarlığı’na defnedildi.

Türk mûsikisi tarihinin en büyük ud icracılarından olan Nevres Bey ses sanatkârlığı ve bestekârlığının yanı sıra hocalığıyla da tanınmıştır. Geleneksel ud tekniğini aşarak tamamen kendine has bir teknik geliştirmiş, ud çalışındaki yüksek müzikalitesiyle Tanbûrî Cemil’in tamburda açtığı çığırı Nevres Bey udda yapmıştır. Şerif Muhittin Targan gibi ud virtüozlarının ortaya çıkışında onun önemli rolü olduğu kabul edilir. Dönemin tanınmış pek çok sâzendesiyle birlikte çalan ve ünlü hânendelere de eşlik eden Nevres Bey’in birlikte çaldığı sâzendeler arasında Tanbûrî Cemil, Kanûnî Şemsi, Lavtacı Hristo, Kemânî Memduh, Kemânî Bülbülî Sâlih, Kemençeci Vasil, Santûrî Edhem Efendi, Ruşen Ferit Kam, Nubar Tekyay ve Artaki Candan’ı özellikle zikretmek gerekir.

Nevres Bey, Türkiye’de plak sanayiinin yerleşmeye başladığı dönemden itibaren plak çalışmalarına udu ve sesiyle katılarak Columbia, Sahibinin Sesi ve Pathé gibi firmalarda Tanbûrî Cemil ve Sadi Işılay’la birlikte plaklar doldurmuş ve bazı eserler okumuştur. Ayrıca Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Arşivi’nde kayıtları bulunmaktadır. Tenkitçi ve hırçın kişiliğinin yanı sıra sıkıcı denecek derecede prensiplerine bağlı olan Nevres Bey udunu hiçbir zaman geçim vasıtası olarak kullanmamıştır. Udunun üzerine büyük bir titizlikle eğildiği, onu kimseye vermediği, hatta kırılmasından korktuğu için çok defa toplu ulaşım araçlarına binmeyip yürümeyi tercih ettiği söylenir. Mizaç olarak Tanbûrî Cemil’le pek uyuşamamasına rağmen saz topluluklarında uzun süre birlikte çalmışlardır. Olağan üstü bir mûsiki kulağına sahip olan Nevres Bey en küçük bir falsoyu bile hoş görmez, hemen müdahale ederdi. Pek çok ses ve saz sanatçısı yetiştirmiştir. Bunlar arasında Refik Talat Alpman, İbrahim Ziya Özbekkan (Suphi Ziya Özbekkan’ın ağabeyi) ve Bedriye Hoşgör onun udda devamı olmuş ve daha sonra gelenler de bu tekniği ilerletmeye gayret etmiştir. Lâle ve Nergis hanımlarla Safiye Ayla Targan da yetiştirdiği ses sanatçılarının en ünlülerindendir. Ayrıca Suphi Ziya Özbekkan ile İbrahim Ziya Bey’e de mûsiki dersleri vermiştir.

Dostlarına, iyi anlaşılamayacağı endişesiyle beste yapmaktan çekindiğini söyleyen Nevres Bey fazla eser bestelememekle birlikte günümüze ulaşan eserleri onun bu konudaki başarısını göstermektedir. Tanbûrî Cemil’le beraber besteledikleri muhayyer saz semâisinin yanı sıra 1926 yılında Lâika Karabey’e ithafen bestelediği hüzzam saz semâisi onun şaheseri olarak kabul edilir. Bestelediği sekiz adet şarkıdan, “Âşiyân-ı mürg-ı dil zülf-i perîşânındadır” mısraıyla başlayan ısfahan ve, “Gün kavuştu su karardı beni üzme güzelim” mısraıyla başlayan muhayyer şarkıları en meşhur eserleridir. Onur Akdoğu şarkılarından yedi tanesinin notasını neşretmiştir (bk. bibl.).

Nevres Bey’in bestekârlığının bir yönü de bazı şarkılara yaptığı ara nağmelerdir. Ait oldukları eserlerle âdeta özdeşleşmiş olan bu ara nağmeler içerisinde Tanbûrî Mustafa Çavuş’un, “Dök zülfünü meydâne gel” mısraıyla başlayan hisar-bûselik; “Küçüksu’da gördüm seni” mısraıyla başlayan şehnaz-bûselik; İsmâil Dede Efendi’nin, “Yine bir gülnihal aldı bu gönlümü” mısraıyla başlayan rast; “Ben seni sevdim seveli kaynayıp coştum” mısraıyla başlayan bestenigâr şarkılarının ara nağmeleri en meşhurlarındandır. Yaptığı derlemelerle halk müziği repertuvarına katkıda bulunan Nevres Bey, ayrıca Lavtacı Andon’dan iki takım karcığar ve bir takım gerdâniye köçekçeyi notaya almıştır.

Nevres Bey’in defterleri, kitapları ve pek çok notadan oluşan kütüphanesi vefatından sonra İstanbul Belediye Konservatuvarı’na (İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı) devredilmiştir. Özellikle güzel Türkçe’siyle tanınan Nevres Bey yalnız yaşamayı severdi. Yazın Fenerbahçe, Göksu, Kalender, Sarıyer; kışın Beyoğlu İstiklal caddesi, ramazanlarda da Şehzadebaşı ortamı onun gezinti alanlarıydı.

BİBLİYOGRAFYA
Mesud Cemil, Tanburî Cemil’in Hayatı, Ankara 1947, s. 80-81, 86, 97, 126-127; İbnülemin, Hoş Sadâ, s. 230-231; Vural Sözer, Müzik ve Müzisyenler Ansiklopedisi, İstanbul 1964, s. 434; Mustafa Rona, 20. Yüzyıl Türk Musikisi, İstanbul 1970, s. 174-175; Kip, TSM Saz Eserleri, s. 32; M. Nazmi Özalp, Türk Sanat Mûsikisinin Yakın Tarihçesi ve Rûşen Ferit Kam, Ankara, ts. (Yorum Matbaası), s. 141-142; a.mlf., Türk Mûsikîsi Tarihi, İstanbul 2000, II, 126-130; Onur Akdoğu, “Malatyalı Bir Besteci ve İcracı Udi Nevres Bey”, III. Battal Gazi ve Malatya Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu: Tebliğler (haz. Mehmet Yardımcı – Tahir Kutsi Makal), İstanbul 1989, s. 29-41; a.mlf., Ûdî Nevres Bey, Ankara 1990; Sermet Muhtar Alus, İstanbul Yazıları, İstanbul 1994, s. 207-208; a.mlf., “Geçen Günlerin Hususi Sazendelerinden”, TMD, sy. 12 (1948), s. 11; TSM Sözlü Eserler, s. 21, 177, 190, 233, 370, 387; “Ûdî Nevres”, Radyo, sy. 3, Ankara 1942, s. 17; Laika Karabey, “Ûdî Nevres Merhum”, MM, sy. 13 (1949), s. 20; İsmail Baha Sürelsan, “Ölümünün Dördüncü Yılı Münasebetiyle: Suphi Ziya Özbekkan”, Musikî ve Nota, sy. 9, İstanbul 1970, s. 4-5; Hayri Yenigün, “Ûdî Nevres Bey”, a.e., sy. 18 (1971), s. 24-25; Öztuna, BTMA, II, 113; Mehmet Güntekin, “Nevres Bey (Udi)”, DBİst.A, VI, 68-69.
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 33. cildinde, 58-59 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.