ORDUCU

Müellif:
ORDUCU
Müellif: ŞENOL ÇELİK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/orducu
ŞENOL ÇELİK, "ORDUCU", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/orducu (12.11.2019).
Kopyalama metni
Osmanlı sefer organizasyonunda savaşan kuvvetler yanında çeşitli hizmetleri gören kıtalar içinde yer alan orducular askerin giyim, yiyecek içecek, sağlık, silâh ve donanım gibi ihtiyaçlarını ücret karşılığı temin eden esnaf gruplarından ibaretti. Arşiv belgeleriyle vekāyi‘nâmelerde çoğunlukla orducu, orducu esnafı, ordu esnafı, bazan ordu / orduî nâdiren de ordu-bâzâr, ordu-bâzâr halkı olarak geçer. Gazneliler, Büyük Selçuklular, Irak ve Anadolu Selçukluları, Eyyûbîler ve İlhanlılar’da askerlerin çeşitli ihtiyaçlarını yerine getirmek üzere ordu pazarcısı (bâzâr-ı leşkerî) ve ordu pazarlarının bulunduğu bilinmektedir. Osmanlılar’da ise bu grubun ne zaman teşekkül ettiği kesin biçimde belli olmamakla birlikte Edirne’nin fethi (1361) sonrasında Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşunu müteakip ortaya çıktığı ve başlangıçta yeniçeri teşkilâtına paralel bir gelişme gösterdiği söylenebilir. Kaynaklarda yer alan ilk bilgiler, bu grubun I. Murad döneminde (1362-1389) bazı seferlere katıldığına ve Kosova savaşı sırasında orduda mevcut bulunduğuna işaret eder. Nitekim Neşrî bunların sayısını abartılı olarak 10.000 kişi gösterir ve ordugâhta her şeyin ucuza satıldığından bahseder. Neşrî’deki kayıtların dışında orducu esnafının XVI. yüzyıl ortalarına kadarki durumu ve işleyişi hakkında yeterli bilgi yoktur. Vekāyi‘nâmelerde sefere katılan aşçı, başçı gibi orducuların ya da genel anlamda bir pazarın varlığına işaret etmenin veya asker miktarı verilirken sadece isim olarak “orducu” kelimesini kaydetmenin ötesinde sistemin işleyişi hakkında ayrıntıya girilmez.

Osmanlı Devleti’nin esnaftan istediği orduculuk hizmeti genel anlamda avârız türü bir vergilendirme şekli diye algılanmakta olup aynî ve nakdî olmak üzere iki şekilde uygulanırdı. Aynî yükümlülükte bizzat hizmetin yerine getirilmesi gerekirdi. Genelde savaş zamanlarında, özel olarak da devlet hizmetinde çalışanlar için pazar kurulmasına ihtiyaç bulunan durumlarda hangi zenaat grubunun ne kadar çadır ve kaç sanatkâr / usta göndereceği bir fermanla belirlenir ve ferman orducubaşı vasıtasıyla ilgili kazanın kadısına iletilirdi. Emri alan kadı loncaların yöneticileri olan esnaf kethüdâları, yiğitbaşıları ve ihtiyarları aracılığı ile sefere gidecekleri tesbit eder, bunların adlarını, sınıflarını, kendilerine sefer dolayısıyla verilecek sermaye miktarını ve kefillerini bir deftere kaydederdi. Belirlenen kişinin mesleğinde usta ve güçlü olmasına özen gösterilirdi. Orducu esnafına sermaye olarak verilecek nakit birlik içerisinde diğer ustalardan ve yamak olan iş kollarından toplanır, bu paralar sefer sırasında üretim için gerekli malzemelerin temininde kullanılırdı. Orducu olacakların aldıkları para mahkemede orducu, esnaf kethüdâsı ve ustaları ile şahitler huzurunda tescil edilirdi. Seçilen usta orducubaşının maiyetinde gerekli malzeme ile orduya katılır ve sefer bitiminde ordu ile geri dönerdi. Ancak kışlamak zorunluluğu duyulan seferlerde yerlerine başkaları gönderilirdi. Seferdeki kayıplar dolayısıyla yeni orducu istenebilirdi. Kadının hazırladığı ve imzalayıp mühürlediği defterin aslı merkeze yollanır, bir sûreti de orducubaşına görevlerini yerine getirmesi için verilirdi. Orducuların toplanması, sefere katılıp çadırlarının bir düzen içinde kurulması, ham madde sağlanması ve paylaşımı ile geçerli narh üzerinden satış yapılmasından ve toplanan ordu akçesinin korunmasından orducubaşı sorumluydu. Çoğunlukla dergâh-ı muallâ kapıcılarından seçilen orducubaşı “muhtesip, ordu muhtesibi, ordu muhtesip ağası, ihtisab ağası, ordu ağası, ordu-yı hümâyun ağası” gibi adlarla da anılırdı. İstanbul, Edirne ve Bursa şehirleriyle beylerbeyiliklerin her biri için ayrı orducubaşı tayin edilirdi.

Orducular, sefer zamanı “ordu alayı” adı verilen bir törenle İstanbul’dan ayrılıp ordugâha giderlerdi. Bu törenlerde sabah erkenden çarşılarında toplanıp dua eden esnaf grupları kendilerine has kıyafetleri, silâhları, çadır ve aletleri, tabl ü nekkāre ve nefirleriyle hünerlerini göstererek Alay Köşkü önünden geçerlerdi. Genel olarak orducu esnafından ekmekçiler (fırıncı esnafı) en önde giderken bunları kasaplar, başçı, aşçı, bakkal ve önem sırasına göre diğerleri takip ederdi. Ordu alayı sonrasında esnaf Edirnekapı’dan çıkarak Dâvud Paşa sahrasında çadırlarını kurup alışverişe başlardı. Ordu alaylarının İstanbul dışında Bursa ve Edirne’de de düzenlendiği olurdu. İstanbul’daki orducular orduyla birlikte hareket ederken İstanbul dışındakiler bazan mart ayından önce, bazan mart ayı içinde ya da mayıstan yaklaşık bir ay önce Rumeli’ye yapılan seferler için Edirne sahrasında, Anadolu’ya yapılan seferler için Üsküdar’da toplanırdı.

Orducu esnafı sefere çıkışta, savaş mahallinde ve dönüş sırasında askerin her çeşit ihtiyacını ücret karşılığında (narh üzere) yerine getirirdi. Bundan dolayı seferlere meslekî alet ve ham maddeleriyle giderlerdi. Erzak ve koyun gibi nakli güç ve miktarı çok olan ihtiyaçların bir kısmı en yakın yerleşim yerlerinden temin edilirdi. Halkın ordunun geçeceği güzergâha ordu ihtiyaçlarını getirip narh üzerinden satması esastı. Normal şartlarda orducular, diğer görevli ve gönüllülerle birlikte ordu birliklerinden önce konak mahalline varıp fırınlarını kurar ve asker geldiğinde taze ekmek verirlerdi. Aşçılar çorbalarını pişirir, kasaplar da yeni kesilmiş et hazırlardı. Sefer sırasında konaklara yakın ahali fırın olarak kullanılan çadırların hazırlanmasında yardımcı olurdu. Ordunun geçici olarak ikamet ettiği konaklar, çadır-dükkânlardan oluşmuş hareket halindeki büyük bir seyyar çarşı görünümündeydi. Öncelikle orducubaşı otâğ-ı hümâyuna yakın bir yerde çadırını kurardı. Esnaf da bu çadırı merkeze alarak kendi çadırlarını düzenlerdi. Bir anlamda padişah otağının etrafında terzi, fırıncı, kasap ve aşçı ile diğer esnafın çadır-dükkânlarından meydana gelen bir düzen oluşurdu. Orducular savaş zamanlarında ise aletleri ve mühimmatlarıyla merkez ordunun arka kısmında yer alırdı.

İstanbul, Edirne ve Bursa şehirlerinden orducu tayin edilmesi öteden beri uygulanagelen âdet ve kanundu. Padişah bizzat sefere çıktığında ya da av, kışı geçirme ve Boğaz teftişi gibi bir sebeple İstanbul’dan ayrıldığında bu şehirlerden orducu tayin edilirdi. Aynı durum vezîriâzam ya da vezirlerden birinin serdar olarak sefere gitmesi halinde de görülürdü. Bu üç şehir dışında Rumeli ve Anadolu’da ticarî ve sanayi kapasiteleri yerinde olan birçok şehir ve kasabadan da orducu yazıldığı tesbit edilmektedir. Nitekim timar sisteminin bozulmadığı dönemlerde beylerbeyileri sefere katılacakları zaman askerlerinin sefer sırasındaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere vilâyetlerdeki önemli şehir ve kasabalardan bazı esnaf kollarını orducu adı altında sefere götürürdü. Bu da merkezden taşradaki ilgili kazalara yollanan fermanlarla olurdu.

Rumeli beylerbeyi sefer için görevli olduğunda daha çok Sofya, Filibe ve Üsküp’ten, bazan da Yanbolu, Tatarpazarı, Köstendil, Silistre, Niğbolu ve Selânik’ten orducu yazılırdı. Şark seferinde görevli olur ve kışı Diyarbekir’de geçirmek zorunda kalırsa ihtiyaca göre Diyarbekir’den de orducu çıkarılabilirdi. Rumeli dışında Anadolu beylerbeyi ile Karaman, Rum, Dulkadriye, Halep, Şam, Trablusşam, Diyarbekir ve diğer beylerbeyleri sefere katılırken orducu esnafını yanlarına alırlardı. Meselâ Kıbrıs seferinde Anadolu vilâyetinden Kütahya, Ankara ve Karahisar; Karaman vilâyetinden Konya, Lârende ve Niğde; Rum vilâyetinden Sivas ve Tokat; Dulkadriye vilâyetinden Maraş, Antep ve Malatya’dan orducu yazılmıştı. Vilâyetlerden çıkarılacak orducu esnaf kolları ve miktarı azdı. Özellikle Anadolu’daki eyaletler için çok defa birden fazla kazaya birlikte hitap eden tek emir gönderildiğinden orducu esnafının kazalar arasındaki taksimi kendi aralarında yapılırdı. Küçük kasabalar daha büyük kasaba ve şehirlere yardımcı olurdu.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nin çeşitli tasniflerinde ve şer‘iyye sicilleriyle kanun mecmualarında çok sayıda orducu ihraç emri örneğine rastlanır. Bunların içinde günümüze ulaşan en eski emir, Kanûnî Sultan Süleyman’ın Alman seferi dolayısıyla İstanbul’dan gönderilen ve yirmi üç esnaf koluna bağlı 154 sanat erbabından oluşan orducularla ilgili olup 938 (1532) tarihlidir. İkincisi, 948’de (1541) Vezîriâzam Hadım Süleyman Paşa ile Anadolu’ya gönderilen Edirne orducuları hakkındadır. Rastlanabilen son emir ise 1809 tarihli bir sicil kaydındaki İstanbul orducularına dairdir. Belirlenen mevcut listelere göre XVI. yüzyıl boyunca İstanbul, Edirne ve Bursa’daki orducu esnaf kolları ve miktarları birbirine eşit görünmektedir. Ancak XVII. yüzyılda değişiklik olmuş, çeşit aynı kalırken Edirne ve Bursa orducularının her birinin miktarı İstanbul orducularının yaklaşık yarısına inmiştir.

XVII. yüzyılın son çeyreğinden itibaren son döneme kadar İstanbul için yirmi yedi-yirmi sekiz esnaf kolu seksen dört-seksen altı çadır, Edirne için yirmi beş-yirmi altı esnaf kolu kırk sekiz-elli bir çadır ve Bursa için yirmi dört-yirmi beş esnaf kolu otuz dokuz-kırk bir çadır sefere gönderilmek üzere standart bir emir formu ortaya çıkmıştır. Listelere göre başlıca orducu esnafı arpacı, aşçı, attar, bakkal, berber, bozacı, çadırcı, çizmeci, demirci, eskici, ayakkabıcı, kalaycı, kasap, kılıççı, yaycı, mumcu, nalbant, semerci, saraç ve terzilerden oluşuyordu. Orducu olarak savaşa gönderilen esnaf içinde gayri müslimler de bulunmaktaydı. Özellikle ekmekçi, çukacı, eskici, semerci, mumcu, çakşırcı, attar, terzi ve bezzâz arasında yahudi ve Ermeni esnafa rastlanır.

Sefere giden esnafın masrafları, gitmeyen meslektaşları ve ordu çıkarma yükümlülüğü bulunmayan en yakın sanat dalı mensupları tarafından karşılanmakta olup gitmeyip yardım edenlere “yamak” denilirdi. Devlet, yamak uygulaması ile esnafın geniş bir kesimini sefer organizasyonuna dahil edip savaşa gidenlerin masraf ve sermayeleri için kaynak yaratmış ve sistemi kendi içinde çalışır halde tutmuş oluyordu. Orducuya verilmek üzere esnaf yiğitbaşılarca toplanan bu paralar sefer sırasında üretim için gerekli malzemelerin alımında ve naklinde kullanılırdı.

Orducu yükümlülüğünün ikinci bir şekli nakdî ödeme yapmaktı. Bu yükümlülükte esnaf birlikleri sefere gitmeyip bunun yerine devlet tarafından belirlenmiş bir bedel öderdi. Bazı istisnalar hariç İstanbul, Edirne ve Bursa’dan orduculuk hizmeti aynî bir yükümlülüktü. Fakat bu hizmet özellikle XVII. yüzyıl içinde ekmekçi, bakkal ve kasap dışında diğer orducu esnafı tarafından birçok defa yarısı aynî, yarısı nakdî olarak yerine getirilmiştir. Üç şehirden toplanan bedel miktarı yıllara göre değişmekle birlikte 1.600.000 akçe civarındaydı. Fakat devletin nakde ihtiyaç duyması halinde aynî olan diğer yarısı da bedele çevrilir ve ordu hizmetinin tamamı nakit olarak tahsil edilebilirdi.

Gerek yamak sisteminde gerekse orducu bedeli toplanmasında esnaf birlikleri arasında sık sık anlaşmazlıklar çıkardı. Anlaşmazlıkların başında orducu hizmeti ya da ordu akçesi veren esnafın kendi uğraş alanına bir başkasının müdahale etmesi gelirdi. Esnaf arasındaki bu anlaşmazlıklar yanında yazımda da zaman zaman usulsüzlükler yaşanmıştır. Zengin, hatırlı yahut usta esnafın yazılmayıp fakir, güçsüz kimselerin kaydedilme şikâyetleri sıkça yapılıyordu.

Orducular, sefer sırasında kendi sanatlarını icra etmenin yanında kale bedenlerine toprak taşıyıp kale muhasarasında tünel açar ve kale tamirinde çalışırdı. Celâlî isyanları sırasında öldürülen Celâlîler’in gömülmesi için kuyular ve hendekler kazarak bir nevi cenaze işleri de görmüşlerdir. Barış zamanında da esnaftan çeşitli devlet işlerinde çalışmak üzere orducu tayin edilmiştir. Orducular, padişahın ava çıkışında padişah maiyeti ve ayrıca Kemer Limanı ile Sakarya nehri kenarında hassa gemi inşasında çalışanlar için de görev yapmışlardı. Yine Sakarya nehrinin Ayan gölüne ve gölün Marmara denizine akıtılması için hendek kazacaklara hizmet vermek üzere gönderilmişlerdi. Değişik zamanlarda İstanbul’un su yolu kemerlerinin tamirinde ve Hassa-i Hümâyun’a ait Kandil Bahçesi’nde yapılan binalarda çalışanlar için de orducu istenmişti. Görevlendirmelerde orducu esnafı çeşit ve miktarı az olup ekmekçi, bakkal, aşçı ve mumcu ile sınırlıydı. Padişahın ava ve İstanbul dışına çıkışlarında bunlara semerci, nalbant, berber, attar, arpacı ve eskici de eklenirdi. III. Ahmed’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan Patrona Halil İsyanı’nda (1431/1730) orducu esnafının da rolü olup 1826’da yeniçeri teşkilâtının ortadan kaldırılmasından sonra yeni askerî yapılanma süreci içerisinde sanayi alayları teşkil edilerek orducu teşkilâtı lağvedilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
BA, MD, nr. 14-1, s. 251, hk. 354; nr. 16, s. 35, hk. 63; nr. 23, s. 157, hk. 325; nr. 58, s. 27, hk. 72, s. 55, hk. 161; nr. 75, s. 120, hk. 221, s. 194, hk. 390; BA, KK, nr. 70, s. 234, 252; nr. 2469, s. 103, 110, 125; nr. 2476, s. 29-30; nr. 2477, s. 149, 288; nr. 2753, s. 315-316; nr. 2875, s. 109, 146, 151, 165; BA, MAD, nr. 3251, s. 23, 125, 131; nr. 3284, s. 256-259; nr. 3443, s. 66-68; nr. 3810, s. 26-27; nr. 3832, s. 40-41; nr. 3839, s. 16-18; nr. 8491, s. 41-42, 54, 61; nr. 9837, s. 115; nr. 9846, s. 164, 184-187; nr. 9865, s. 105, 161; nr. 9875, s. 167; BA, A.DVN.MHM, nr. 934, s. 8; BA, İbnülemin-Askeriye, nr. 2281, 8245, 8425; BA, Cevdet-Askeriye, nr. 20, 12683, 22598, 23151, 25915, 28126, 39862; Hükümnâme Mecmuası (Mühimme Defteri), TSMK, nr. 888, vr. 152a, 224a, 418a, 439a; İstanbul Şer‘iyye Sicilleri Arşivi, nr. 31, vr. 86a-96b; nr. 35, vr. 7a, 22a; nr. 36, vr. 34a, 105a; İstanbul Bab Şer‘iyye Sicilleri, nr. 36, vr. 253a; Üsküdar Şer‘iyye Sicilleri, nr. 61, vr. 311a; nr. 69, vr. 90a; nr. 92, vr. 114a; Bursa Şer‘iyye Sicilleri, nr. B-6, vr. 2a; Tursun Bey, Târîh-i Ebü’l-Feth (nşr. A. Mertol Tulum), İstanbul 1977, s. 116; Neşrî, Cihannümâ (Unat), I, 259, 291, 299; İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VII, 388; Topkapı Sarayı Arşivi H. 951-952 Tarihli ve E-12321 Numaralı Mühimme Defteri (nşr. Halil Sahillioğlu), İstanbul 2002, s. 275, 373, 525; Kanunnâme Mecmuası, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 1970, vr. 95b-96a, 98a, 99a-b; Kanunnâme Mecmuası, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3363, vr. 23b, 24a; Selânikî, Târih (İpşirli), s. 233, 806; Topçular Kâtibi Abdülkadir (Kadrî) Efendi Târihi (haz. Ziya Yılmazer), Ankara 2003, bk. İndeks; Evliya Çelebi, Seyahatnâme (Dağlı), I, 253-359; VIII, 21; Eremya Çelebi Kömürciyan, İstanbul Tarihi: XVII. Asırda İstanbul (trc. H. D. Andreasyan, nşr. K. Pamukciyan), İstanbul 1988, s. 307-309; Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), II, 116-117; Taylesanizâde Hâfız Abdullah Efendi Tarihi: İstanbul’un Uzun Dört Yılı: 1785-1789 (haz. Feridun M. Emecen), İstanbul 2003, s. 265, 416; O. Nuri Ergin, Mecelle-i Umûr-ı Belediyye (İstanbul 1330-38), İstanbul 1995, II, 617-619; Uzunçarşılı, Kapukulu Ocakları, I, 257, 260, 262; Akdes Nimet Kurat, Prut Seferi ve Barışı: 1123/1711, Ankara 1953, I, 243, 252, 269-270; Ahmet Refik [Altınay], Onuncu Asr-ı Hicrîde İstanbul Hayatı (haz. Abdullah Uysal) (İstanbul 1336), Ankara 1987, s. 5, 172-173; a.mlf., Hicrî On Birinci Asırda İstanbul Hayatı (1000-1100) (İstanbul 1931), İstanbul 1988, s. 28, 42-45; C. Finkel, The Administration of Warfare: The Ottoman Military Campaigns in Hungary, 1593-1606, Wien 1988, s. 111-115; G. Veinstein, “Du marche urbain au marche du camp: L’institution ottamane des orducu”, Mélanges Professeur Robert Mantran (ed. Abdeljelîl Temîmî), Zaghouan-Tunisie 1988, s. 310-311; R. Murphey, Ottoman Warfare 1500-1700, London 1999, s. 91-93, 98-99; Ömer İşbilir, “Osmanlı Ordularının İaşe ve İkmali: I. Ahmed Devri İran Seferleri Örneği”, Türkler (nşr. Hasan Celal Güzel v.dğr.), Ankara 2002, X, 156; Erdoğan Merçil, “Selçuklular’da Ordu Pazarı”, Prof. Dr. Mübahat S. Kütükoğlu’na Armağan (haz. Zeynep Tarım Ertuğ), İstanbul 2006, s. 23-26; M. Münir Aktepe, “Ahmed III. Devrinde Şark Seferine İştirâk Edecek Ordu Esnafı Hakkında Vesikalar”, TD, sy. 7 (1954), s. 17-30; R. W. Olson, “The Esnaf and the Patrona Halil Rebellion of 1730: A Realignment in Ottoman Politics?”, JESHO, XVII/3 (1974), s. 337-339; Bülent Çelik, “Osmanlı Sefer Organizasyonunda Esnaf Temsilcileri: Orducular”, Askerî Tarih Araştırmaları Dergisi, sy. 1, Ankara 2003, s. 53-61.
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 33. cildinde, 370-373 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.