RADIYALLAHU ANH - TDV İslâm Ansiklopedisi

RADIYALLAHU ANH

رضي الله عنه
Müellif:
RADIYALLAHU ANH
Müellif: ERDİNÇ AHATLI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.06.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/radiyallahu-anh
ERDİNÇ AHATLI, "RADIYALLAHU ANH", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/radiyallahu-anh (20.06.2021).
Kopyalama metni
Ömer b. Abdülazîz’in halifeliğine kadar olan Emevîler döneminde cuma hutbelerinde bazı sahâbîlere hakaret içeren ifadeler kullanılmaktaydı. Ömer b. Abdülazîz bu tür ifadeleri “teraddî”ye yani radıyallāhu anh (Allah ondan razı olsun) şeklinde duaya çevirmiştir. Hadis meclisi âdâbına göre hadis hocası veya talebesi hadis okurken Hz. Peygamber’in isminin her geçtiği yerde ona salavat getirmeli, sahâbenin ismi geçince de “radıyallahu anh” veya “rıdvânullahi aleyh” şeklinde dua etmelidir. Rivayette ismi geçen kişi İbn Ömer ve İbn Abbas gibi hem kendisi hem babası sahâbî olan biriyse “radıyallahu anhümâ (Allah ikisinden de razı olsun)”, Hz. Âişe gibi hem kendisi hem babası hem dedesi sahâbî ise “radıyallahu anhüm (Allah onlardan razı olsun)” denir (Şemseddin es-Sehâvî, III, 258).

Nevevî, sahâbeden sonraki âlimler için de bu duanın kullanılabileceğini ve bunun delillerinin çok olduğunu belirtir (el-Eẕkâr, s. 109). Nitekim hadis hocası imlâ meclisinde hadis yazdırmaya başlamadan önce onun söylediklerini uzaktakilere nakleden kimsenin hocaya hitâben, “Allah senden razı olsun (radıyallahu anke), hangi hocalardan rivayet edeceksin?” diye sorması geleneği teraddînin sahâbeden sonraki âlimler için de kullanıldığını göstermektedir (Sem‘ânî, s. 103). Bu duanın vefat edenlerin yanı sıra hayatta olanlar için de yapıldığı anlaşılmakta, sahâbî olmayanlar için kullanıldığını gösteren başka misaller bulunmaktadır. İmam Şâfiî’nin talebelerinden Rebî‘ b. Süleyman’a bir öğrencisi hadis okurken, “Bunu sana Şâfiî mi rivayet etti?” diye sorması üzerine Rebî‘ ona hocası hakkında “radıyallahu anh” demedikçe kendisine bir harf bile rivayet etmeyeceğini söylemiştir (Hatîb el-Bağdâdî, II, 106-107).

Bazı hadis usulü eserlerinde, salavatın yazılması konusuna bağlı olarak asıl nüshada bulunmasa bile sahâbenin isminden sonra rumuz kullanmadan “radıyallahu anh” yazılması gerektiği belirtilmiş ve bunun rivayet değil dua olduğu, dolayısıyla metne müdahale sayılmayacağı söylenmiştir (Nevevî, İrşâd, s. 144-145; Bedreddin İbn Cemâa, s. 99). Ancak tasnif döneminde kaleme alınan hadis eserlerinde sahâbenin isminin her geçtiği yerde bu duanın yazıldığına dair bir kayda rastlanmamıştır. Ahmed b. Hanbel’in salavat lafzını bile yazmadığına dair rivayetlerden (İbnü’s-Salâh, s. 188) ve o devirde yazı malzemesinin kısıtlı olması gerçeğinden hareketle radıyallahu anhın yazılmayıp hadis okunurken söylenmiş olabileceği sonucunu çıkarmak mümkündür. Kaynaklarda “radıyallahu anh”ın dayanağı olarak Kur’ân-ı Kerîm’e atıfta bulunulduğu açıkça görülmemekle beraber dört âyette geçen “radıyallāhu anhüm ve radû anh” ifadesinden (el-Mâide 5/119; et-Tevbe 9/100; el-Mücâdile 58/22; el-Beyyine 98/8) esinlenildiğini, en önemli şeyin Allah’ın rızâsı olduğunu belirten âyetlerin de (meselâ bk. Âl-i İmrân 3/15; et-Tevbe 9/72) bunda etkili olduğunu söylemek mümkündür. Hatîb el-Bağdâdî bu duanın dayanağı olarak sıhhati tartışmalı iki hadis zikretmiştir. Câbir b. Abdullah’ın rivayet ettiğine göre Resûl-i Ekrem, Hz. Ebû Bekir’e, “Allah sana rıdvân-ı ekberi (en büyük hoşnutluğu) versin” demiş (el-Câmiʿ, II, 104; ayrıca bk. Hâkim en-Nîsâbûrî, III, 78), Enes b. Mâlik’in rivayet ettiğine göre de pabuçlarını alıp önüne koyan bir çocuğa, “Rabbinin rızâsını kazanmak istedin, Allah senden razı olsun” diye dua etmiştir (el-Câmiʿ, II, 104).

BİBLİYOGRAFYA
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek (nşr. Yûsuf Abdurrahman el-Mar‘aşlî), Beyrut, ts., III, 78; Hatîb el-Bağdâdî, el-Câmiʿ li-aḫlâḳı’r-râvî ve âdâbi’s-sâmiʿ (nşr. Mahmûd et-Tahhân), Riyad 1403/1983, II, 104, 106-107; Sem‘ânî, Edebü’l-imlâʾ ve’l-istimlâʾ (nşr. M. Weisweiler), Beyrut 1401/1981, s. 65, 98-100, 103; İbnü’s-Salâh, ʿUlûmü’l-ḥadîs̱ (nşr. Nûreddin Itr), Dımaşk 1406/1986, s. 188, 243; Nevevî, el-Eẕkâr, İstanbul 1375/1955, s. 109; a.mlf., İrşâdü ṭullâbi’l-ḥaḳāʾiḳ (nşr. Nûreddin Itr), Dımaşk 1408/1988, s. 144-145, 169; Bedreddin İbn Cemâa, el-Menhelü’r-revî fî muḫtaṣarı ʿUlûmi’l-ḥadîs̱i’n-nebevî (nşr. Kemâl Yûsuf el-Hût), Beyrut 1410/1990, s. 99; Şemseddin es-Sehâvî, Fetḥu’l-muġīs̱ (nşr. Ali Hüseyin Ali), Beyrut 1412/1992, III, 73-74, 257-259.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2007 yılında İstanbul’da basılan 34. cildinde, 386-387 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER