REMİL

الرمل
Müellif:
REMİL
Müellif: İLYAS ÇELEBİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/remil
İLYAS ÇELEBİ, "REMİL", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/remil (22.09.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “kumlu arazi” anlamına gelen reml kelimesi terim olarak “kaybolan bir şeyin yerini bulmak, merak edilen bir işin sonucunu öğrenmek amacıyla kum üzerine çizilen çizgilerle fal bakmak” demektir (remmâl “remilci”). Daha sonraları kum yerine kâğıt veya tahta kullanıldığı halde falın adı değişmemiştir. Literatürde daha çok hattü’r-reml şeklinde görülen ismin yanında darb ve tark kelimeleri de ona yakın anlamlarda geçer; Türkçe’de ise “remil atmak” / “remil dökmek” denilmektedir. Modern Batı dillerinde remil karşılığında kullanılan kelime (İng. geomancy; Fr. géomancie) Latince geomantiadan gelmektedir. İlk defa XII. yüzyılda Arapça’dan Latince’ye yapılan tercüme faaliyetinin sonucunda “ilmü’r-reml” karşılığı olarak İspanya’da kullanılmış ve oradan Batı dillerine geçmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de yer almayan remil kelimesine hadislerde hem sözlük hem terim anlamıyla rastlanır. Muâviye b. Hakem’in hattü’r-remli sorması üzerine Resûl-i Ekrem şu cevabı vermiştir: “Eskiden kum üzerine hat çizen bir nebî vardı. Kimin hattı onunkine uygun düşerse o isabet etmiş sayılır” (Müslim, “Selâm”, 121; Ebû Dâvûd, “Ṭıb”, 23). İbn Abbas remilin kâhinler tarafından yapılan bir işlem olduğunu bildirmektedir (İbnü’l-Esîr, II, 47). Remilciler bu falın aslının Hz. Âdem, İdrîs, Lokman, Yeremya, İşaya ve Daniel peygamberlere dayandığını söylemekte, dolayısıyla câiz olduğunu iddia etmektedir. Onlara göre bu iddialarına delil gösterdikleri yukarıdaki hadiste sözü edilen nebî İdrîs peygamber, hattü’r-reml de onun mûcizesidir. Taşköprizâde, Kâtib Çelebi ve Sıddîk Hasan Han, anılan hadisin zâhirî mânasından remil yoluyla bazı bilgiler edinilebileceği anlaşılsa da aslında hadiste bunun kastedilmediğini, zira peygamberler dışında kimsenin mûcize gösteremeyeceğini, “kimin hattı onunkine uygun düşerse” ifadesinin de bunun imkânsızlığını ortaya koyduğunu belirtmiştir. İbn Haldûn da bu hadisin hattü’r-remlin meşruiyetine hiçbir şekilde delil olamayacağını, çünkü anlaşıldığına göre kendisinden söz edilen nebîye hat çizdiği sırada vahiy geldiğini, hadiste de o kişinin hattının vahiyle teyit edilmiş olacağından isabetli sayılacağının ifade edildiği söylenmekte, ayrıca o nebînin bunu ümmetine tebliğ etmediği, kendine ait bir husus olduğu bildirilmektedir (Muḳaddime, I, 426-427). İbn Haldûn’a göre gaybın bilinmesi insan fıtratına ait bir yetenektir ve bu sanatın ehli olanlar gaybı öğrenmek için his ve bakışlarını söz konusu hat şekillerine teksif ettiklerinde kendilerinde bir istidlâl hali belirmekte, hareketlerinde fıtraten gaybı bilebilecek şekilde yaratılan kimselerdeki gibi bir durum görülmektedir (a.g.e., I, 428).

Kaynaklarda belirtildiğine göre Câhiliye döneminde bu fal şu şekilde uygulanmaktaydı: Fal baktırmak isteyen kişi remilciye ücretini peşin öder ve remil atmasını isterdi. Yanına bir çocuk alarak istek sahibiyle birlikte kumlu bir yere giden remilci kumlar üzerine hızlı hızlı birtakım çizgiler çizer, sonra o çizgileri ikişer ikişer silerken çocuk da tekerleme kabilinden bazı cümleleri tekrarlardı. Geriye çift çizginin kalması niyet edilen şeyin sonucunun iyi ve uğurlu, tek çizginin kalması ise kötü ve uğursuz olacağına işaret sayılırdı (İbnü’l-Esîr, II, 47; Hattâbî, V, 374; Cevâd Ali, VI, 783). Araplar arasında yaygın bir fal çeşidi olan remil zamanla diğer kültürlere de geçmiş, bu arada çizgileri Batlamyus astronomisindeki on iki burç ve dört vetede benzetilerek on altı hânelik şekillere dönüştürülüp yıldızların konumunda söz konusu edildiği gibi uğurlu ve uğursuz kabul edilen hatlarla belirlenmiştir. Sonra da bunların her biri maddî âlemdeki varlıklar sınıfından birine tahsis edilip ilm-i nücûma paralel ve benzer sonuçlar veren sözde bir ilim ortaya çıkarılmıştır. İbn Haldûn ilm-i nücûm ile remil arasındaki farkı -Batlamyus’a atfen- “ilm-i nücûm doğal varlıkların durumuna, remil ise sunî çizgilere ve tesadüflere dayanır” şeklinde ifade etmekte ve remilin doğruluğunu gösteren hiçbir verinin bulunmadığını kaydetmektedir. Ona göre ortaya remilciler çıkınca kendilerine astroloji hesapları zor gelen müneccimler yıldızların ve feleklerin konumunu gözlemlemekten vazgeçerek onun yerine hattü’r-remldeki hatları ve şekilleri benimseyip bunları feleklerdeki gibi on altı hâneye ayırmış, uğurlu, uğursuz ve mümteziç (karışık) biçiminde taksim etmiştir. İş bu şekilde basite indirgenince bazı kişiler bunu bir meslek haline getirip geçim vasıtası yapmış ve remilin kurallarını ortaya koyan bazı eserler yazmışlardır.

Remilde kehanet, remil atma sonucu elde edilen on altı satır ve dört temel şekilden hareketle gerçekleştirilir. Remil şekilleri aslında on altı adettir, diğer on iki tanesi ilk dördü oluşturan temel şekillerden çıkarılır. Her satır ya da hâne tek sayıdan oluşuyorsa nokta, çift sayıdan oluşuyorsa çizgi (iki nokta yerine) işaretiyle gösterilip alt alta dizildiğinde anlamları önceden belli olan remil şekilleri meydana gelir. Bu şekiller remilci tarafından bir definenin yerini tesbit etmekten bir hastanın durumunu, doğacak çocuğun cinsiyetini öğrenmek, ticarî bir teşebbüsün kâr ve zarar ihtimallerine kadar değişen çeşitli soruların her biri için farklı biçimde yorumlanır. Şekillerle ilgili değişik yorumlar dört unsur, maden, bitki, hayvan veya insana ait tabiatlara, gök cisimlerine, burçlara, yön, zaman veya cinsiyet durumlarına göre değişen farklı cetvellerden yararlanılarak ayrıntılı hale getirilebilir.

Ortaçağ’da bir ilim olarak kabul edilen remil o dönemden itibaren yaygın bir uygulama alanı bulmuştur. İbn Haldûn, Mısır’da bu işi yapmak amacıyla birçok dükkânın açıldığını bildirmektedir. Remil tarihinin bilinen iki ustası XIII. yüzyılda yaşamıştır. Bunlar, Kuzey Afrikalı bir Berberî olan Ebû Abdullah Muhammed b. Osman ez-Zenâtî ile Suriyeli yahut Mısırlı bir müellif olan Abdullah b. Mahfûf’tur. Ali Sâlih el-Asyûtî, Abdülfettâh Seyyid et-Tûhî gibi XII. yüzyılda yaşamış ünlü remmâllerin kitapları, günümüzde özellikle Kuzey Afrika ülkeleri kitap piyasasında alıcı bulmaktadır. Osmanlı döneminde XVI. yüzyıl divan şairlerinden Zâtî’nin önce Beyazıt Camii avlusunda, daha sonra İbrâhim Paşa Hamamı yakınında bir dükkânda remilcilik yaptığı bilinmektedir. Ancak Nâbî’nin Hayriyye’sinde dediği gibi remil ve astrolojiyle uğraşmanın çıkar yol olmadığına ve bundan sakınılması gerektiğine dair ahlâkî uyarılar da söz konusudur. Remil hakkında telif geleneği Türkçe yazılmış olanlar dahil olmak üzere XX. yüzyıl başlarına kadar devam etmiştir. Kâtib Çelebi ve Kannevcî remil hakkındaki eserlerin bir kısmını zikretmiştir. Başta Süleymaniye olmak üzere Türkiye kütüphanelerinde remille ilgili çok sayıda yazma eser bulunmaktadır. Avrupa’da ise remil hakkındaki Arapça eserlere XII-XVII. yüzyıllar arasında rastlanmaktadır. Aragon’da İspanyol mütercimi Santallalı Hugh remile dair Arapça bir risâlenin Latince telhisini hazırlayarak ilk adımı atmış, Cremonalı Gerard da Toledo’da bir başka risâleyi Latince’ye tercüme etmiştir. XVII. yüzyıldan sonra Avrupa’da remil falına olan ilgi azalmaya başlamış ve giderek unutulmaya yüz tutmuştur.

Kur’ân-ı Kerîm’e göre gaybı bilmek Allah’a ve O’nun bildirdiği peygamberlere mahsustur (Âl-i İmrân 3/179; el-Cin 72/26); dolayısıyla kesbî olarak gaybın bilinmesi mümkün değildir. İslâm dini Câhiliye döneminden kalma pek çok kehanet ve fal çeşidi gibi remili de yasaklamıştır. Buna rağmen insanlardaki gaybı bilme merakını ve istikbalde meydana gelecek olayları önceden öğrenme arzusunu istismar eden bazı kişiler diğer fal çeşitleri gibi remili de ısrarla sürdürmüş ve günümüze kadar gelmesine yol açmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, II, 47; Tehânevî, Keşşâf (Dahrûc), I, 874; Hattâbî, Meʿâlimü’s-sünen (nşr. M. Hâmid el-Fıkī), Beyrut, ts. (Dârü’l-ma‘rife), V, 374; İbn Haldûn, Muḳaddime, I, 426-428; Taşköprizâde, Miftâḥu’s-saʿâde, I, 360; Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 912-913; Nâbî, Hayriyye (nşr. İskender Pala), İstanbul 1989, s. 105-106; Sıddîk Hasan Han, Ebcedü’l-ʿulûm, Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), II, 304; Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, VI, 783; Toufic Fahd, La divination arabe, Paris 1987, s. 196-204; a.mlf., “Khaṭṭ”, EI2 (İng.), IV, 1128-1130; Abdülfettâh et-Tûhî, el-Uṣûl ve’l-vüṣûl fî ʿilmi’r-reml, Beyrut 1412/1992; İlyas Çelebi, İslâm İnancında Gayb Problemi, İstanbul 1996, s. 46-47; J. M. Greer, Earth Divination Earth Magic: A Practical Guide to Geomancy, Minnesota 1999, s. 3-5; E. Savage-Smith, “Geomancy”, The Oxford Encyclopedia of the Modern Islamic World (ed. J. L. Esposito), Oxford 1995, s. 53-55; a.mlf., “Geomancy in Islamic World”, Encyclopaedia of the History of Science, Technology and Medicine in Non-Western Cultures (ed. H. Selin), Dordrecht 1997, s. 361-363.
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 34. cildinde, 555-556 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.