RÜSTEMÎLER

الرستميّون
Müellif:
RÜSTEMÎLER
Müellif: NADİR ÖZKUYUMCU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 17.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/rustemiler
NADİR ÖZKUYUMCU, "RÜSTEMÎLER", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/rustemiler (17.09.2019).
Kopyalama metni
Adını kurucusu olan İran asıllı Abdurrahman’ın babası Rüstem’den almıştır. Bir süre Kayrevan’da okuduktan sonra İbâzıyye mezhebiyle ilgili tahsilini tamamlamak için Basra’ya giden Abdurrahman b. Rüstem beş yıl Ebû Ubeyde Müslim b. Ebû Kerîme’den öğrenim gördü. Ebû Ubeyde, dâî olarak yetiştirdiği Abdurrahman’ın da içinde bulunduğu beş öğrencisini Kuzey Afrika’ya göndererek İbâzî davetini organize etmekle ve şartlar uygun olunca aralarından Ebü’l-Hattâb el-Meâfirî’nin başkanlığında bir İbâzî yönetimi kurmakla görevlendirdi. Onun tavsiyesiyle 140 (757) yılında Trablus’ta Hevvâre ve Zenâte İbâzîleri’ne imam seçilen Ebü’l-Hattâb, Kayrevan’ı ele geçirince Abdurrahman b. Rüstem’i oraya vali tayin etti (141/758). Bu arada Ebü’l-Hattâb, Abbâsîler’e yenildi ve çok sayıda taraftarıyla birlikte öldürüldü (144/761). Abdurrahman ise bir grup İbâzî ile birlikte Abbâsîler’in eline geçen Kayrevan’dan Orta Mağrib’deki (Cezayir) Cebelicezzûl’e çekildi. Bu savaştan kurtulanların yanı sıra Tunus ve Trablus civarındaki İbâzîler’in önemli bir kısmı da onun etrafında toplandı. Daha sonra Trablus ve Cebelinefûse bölgesindeki İbâzîler’in başında Abbâsîler’e karşı büyük bir isyan başlatarak valiyi öldüren, ancak Tubne ve Kayrevan’ı ele geçirmesinin ardından yeni vali karşısında ağır bir yenilgiye uğrayıp çok sayıda taraftarıyla beraber öldürülen (155/772) Ebû Hâtim el-İbâzî el-Melzûzî’ye bağlı İbâzîler’in önemli bir kısmı da oraya sığındı. Böylece taraftarlarının sayısını ve gücünü iyice arttıran Abdurrahman, İbâzî-Berberî kabile reislerinin katıldığı bir toplantıda imam seçildi ve Rüstemîler Devleti’ni resmen kurmuş oldu (160/777). Daha sonra Cebelicezzûl’de Tâhert şehrini tesis etti ve burayı merkez yaptı. “Emîrü’l-mü’minîn” unvanını alan Abdurrahman’ın 171 (787) yılında ölümüne kadar on bir yıl süren yönetim dönemi büyük ölçüde barış ve sükûn içinde geçti.

Abdurrahman’ın ölmeden önce, yerini alacak imamı seçme yetkisini oğlu Abdülvehhâb’ın da içinde bulunduğu altı kişilik bir şûraya havale etmesi üzerine bir ay süren toplantıların ardından Abdülvehhâb imamlığa getirildi. Bu seçim, İbâzıyye’nin imamın şûra yoluyla belirlenmesi gerektiği inancına rağmen emirliğin sona ermesine kadar uygulanan saltanatta veraset kuralının da başlangıcı oldu. 208 (823) yılına kadar hüküm süren Abdülvehhâb’ın iktidar günleri her ne kadar devletin gücünü arttırdığı dönem ise de aynı zamanda birçok isyanın yaşandığı süreçtir. Bu isyanların en önemlisi, İbâzîler’in Abdülvehhâb’ın imâmetini kabul etmeyen Nükkârîler ve onun taraftarları olan Vehbîler arasında ikiye bölünmesiyle sonuçlanan isyandır. Tâhert’ten ayrılıp Küdyetünnükkâr denilen yerde toplanan Nükkârîler, Abdülvehhâb’a karşı savaş açtılar ve bir ara onun şehir dışında bulunmasını fırsat bilerek Tâhert’e saldırdılar, ancak Abdülvehhâb’ın oğlu Eflah karşısında ağır bir hezimete uğradılar. İçteki isyanları bastıran Abdülvehhâb, Ağlebîler’in Trablus’ta çok sayıda İbâzî’yi öldürmesini bir savaş sebebi saydı ve şehri kuşattı. Neticede iki taraf arasında Trablus ve sahil kesiminin Ağlebîler’de, iç bölgelerin Rüstemîler’de kalmasını öngören bir antlaşma imzalandı (196/812). Abdülvehhâb, bu antlaşmanın ardından Ağlebî egemenliğinde bulunan İbâzîler’in yoğun olduğu Kābis ve civarını, daha sonra da Cerbe adasını topraklarına katmayı başardı. Abbâsîler’le ve onların hâkimiyetini tanıyan Ağlebîler’le mücadelesini devam ettirirken Endülüs Emevîleri ile dostane ilişkiler kurdu.

Abdülvehhâb’ın ölümünün ardından imam seçilen oğlu Ebû Saîd Eflah yaklaşık yarım asır süren yönetimi sırasında genelde babasının siyasetine sadık kaldı. Büyük bir kararlılıkla isyanları bastırdıktan sonra Abbâsîler’e karşı Endülüs Emevîleri’yle sağlanmış olan ittifakı devam ettirdi ve komşusu Ağlebîler’i sindirmeyi başardı. Kendisi de âlim olan Eflah ilim adamlarını korur, onlarla istişareye önem verirdi. Onun zamanında sağlanan sükûnet sayesinde ilmî hareket canlandı, ülkede tarım ve ticaret gelişti, refah seviyesi yükseldi, imar faaliyetleri arttı; dolayısıyla onun zamanı Rüstemîler’in içte gücünün doruğuna ulaştığı, dışta büyük itibar kazandığı bir dönem oldu.

Eflah’tan sonra imamlığa oğlu Ebû Bekir geçti (258/872). Eğlenceye düşkün ve zayıf iradeli bir kişi olan Ebû Bekir, yönetimi kayın biraderi ve eniştesi Muhammed b. Arafe’ye bıraktı. Bu durum yönetimin içte ve dışta zayıflamasına yol açtı. Kanlı iç savaşların şiddetlendiği bir sırada, daha önce bir hac yolculuğu esnasında yakalanarak Bağdat’ta hapse atılan Eflah’ın diğer oğlu Ebü’l-Yakzân, Abbâsî yönetimi tarafından serbest bırakıldı. Ebü’l-Yakzân ülkesine dönünce Ebû Bekir, devlet yönetimini bu defa ona bırakarak nüfuzunu arttırmış olan Muhammed b. Arafe’yi bir suikastla ortadan kaldırdı. Onun intikamını almak isteyenlerin bir iç savaş başlatması üzerine kabile reisleri imamlığa Ebü’l-Yakzân’ın geçmesini kararlaştırdı ve Ebû Bekir bu kararı kabullenmek zorunda kaldı (260/874). Yedi yıl içerisinde devlette huzur ve sükûnu sağlayan Ebü’l-Yakzân, yirmi bir yıl süren imamlığının özellikle son dönemlerinde Rüstemîler’i tekrar eski güçlerine kavuşturdu. İç savaşların tahribatı giderildi; tarım ve ticarette canlılık sağlandı; Ağlebîler’e ve Mısır’da kurulan Tolunoğulları’na karşı başarılı bir mücadele verildi. Endülüs Emevîleri’yle iyi ilişkiler sürdürüldü. Dedesi Abdurrahman gibi âlim olan Ebü’l-Yakzân hükümdarlığın yanı sıra mescidde ders okuturdu.

Ebü’l-Yakzân’ın ölümünün ardından küçük oğlu Ebû Hâtim Yûsuf’a biat edildi (281/894). Ancak yaşının küçüklüğünden dolayı devletin yönetimi annesinin eline geçti ve ülke yeniden isyanlara sahne oldu. İmamlığının birinci yılında başşehri terketmek zorunda kalan Ebû Hâtim tahtını ancak dört yıl sonra geri alabildi (286/899). Onun ikinci imamlık dönemi de isyanlar ve Ağlebî saldırılarıyla geçti. Ebû Hâtim sonunda kardeşi Yakzân’ın oğullarından biri tarafından öldürüldü ve Yakzân imamlığını ilân etti (294/906). Fakat bir yandan karışıklıklar devam ederken diğer yandan İfrîkıye’de (Tunus) kurulan Şiî Fâtımîler dâîlerini ve ordularını Rüstemî ülkesine de göndermeye başladılar. Neticede Tâhert’e giren Fâtımî kumandanı Ebû Abdullah eş-Şiî, teslim olan Yakzân’ı ve yakınlarını öldürerek Cezayir’de 130 yıldan fazla hüküm süren Rüstemî hânedanını sona erdirdi (Şevval 296 / Temmuz 909). Arkasından Tâhert’i yağmalattı ve İbâzî kültürünün yazılı kaynaklarını ortadan kaldırmak için Ma‘sûme Kütüphanesi’ndeki 300.000 ciltten fazla olduğu rivayet edilen dinî eseri yaktırdı; matematik, tıp ve astronomi kitaplarını ise Mısır’a götürdü. Yakılan kitaplar arasında Rüstemî imamlarının telifleri de bulunuyordu.

Rüstemîler zamanında mescidlerin önemli birer ilim merkezi haline gelmesinin yanı sıra ülkenin her yerinde okullar açılmıştı. Ma‘sûme Kütüphanesi’nin yakılması bu dönemde yetişen âlimlerin çoğunu eserleriyle birlikte yok etti. Hânedandan olduğu bilinen âlim ve şair Nefûsî, İbâzî âlimlerinin biyografilerini içeren Ṭabaḳātü’l-meşâʾiḫ bi’l-Maġrib’in müellifi Dercînî, Aḫbârü’l-eʾimmeti’r-Rüstemiyyîn isimli kitabın yazarı İbnü’s-Sagīr, el-Müdevvene adlı eseriyle tanınan fakih Ebû Gānim ve Müsned sahibi Rebî‘ b. Habîb devrin tanınmış âlimleri arasındadır. Tâhert’in bölgenin en önemli merkezi haline geldiği bu dönemde Cezayir ekonomik bakımdan parlak günler yaşadı; özellikle istikrar yıllarında ticaret ve tarım gelişti. Ayrıca Rüstemîler, hâkimiyetleri döneminde Endülüs’le Doğu Sudan arasındaki ticarî ilişkilerde bir köprü vazifesi gördüler. Bunun yanı sıra buğday ve zeytin gibi tarım ürünlerini, zeytinyağı gibi işlenmiş maddeleri Endülüs’e ve diğer komşularına ihraç ettiler.

RÜSTEMÎ İMAMLARI
Abdurrahman b. Rüstem160 (777)
Abdülvehhâb b. Abdurrahman171 (787)
Ebû Saîd Eflah b. Abdülvehhâb208 (823)
Ebû Bekir b. Eflah258 (872)
Ebü’l-Yakzân Muhammed b. Eflah260 (874)
Ebû Hâtim Yûsuf b. Muhammed
(birinci saltanatı)
281 (894)
Ya‘kūb b. Eflah282 (895)
Ebû Hâtim Yûsuf b. Muhammed
(ikinci saltanatı)
286 (899)
Yakzân b. Ebü’l-Yakzân294-296 (906-909)

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’s-Sagīr, Aḫbârü’l-eʾimmeti’r-Rüstemiyyîn (nşr. Muhammed Nâsır - İbrâhim Behhâz), Beyrut 1406/1986; Idris Saleh el-Hareir, The Rustumid State: 144-296/762-909 (doktora tezi, 1976), University of Utah; a.mlf., “el-ʿAlâḳātü’l-iḳtisâdiyye ve’ş-şeḳāfiyye beyne’d-devleti’r-Rüstemiyye ve büldâni cenûbi’ṣ-Ṣaḥrâʾi’l-kübrâ ve es̱eruhâ fî neşri’l-İslâm hünâke”, Mecelletü’l-buḥûs̱i’t-târîḫiyye, V, Trablus 1983, s. 75-87; Mahmûd İsmâil, el-Eġālibe (184-296): Siyâsetühümü’l-ḫâriciyye, Fas 1978, s. 101-111; Cevdet Abdülkerîm Yûsuf, el-ʿAlâḳātü’l-ḫâriciyye li’d-devleti’r-Rüstemiyye, Cezayir 1984; M. Îsâ el-Harîrî, ed-Devletü’r-Rüstemiyye bi’l-Maġribi’l-İslâmî (160-296), Küveyt 1987; Mehmet Salih Arı, Rüstemîler, Van 2007; Habîb Cenhânî, “Tâhert: ʿÂṣımetü’d-devleti’r-Rüstemiyye (161-296/777-909)”, Revue tunisienne de sciences sociales, XII/40-43, Tunis 1975, s. 7-54; Süheyl Zekkâr, “ed-Devletü’r-Rüstemiyye fî Tîhert”, Dirâsât Târîḫiyye, sy. 12, Dımaşk 1403/1983, s. 74-90; Reşîd Abdullah el-Cemîlî, “er-Rüstemiyyûn fî Tâhert 162-297: İntişârü’l-İbâżıyye fi’l-Maġrib ve es̱eruhû fî ḳıyâmi’d-devleti’r-Rüstemiyye”, el-Müʾerriḫu’l-ʿArabî, sy. 34, Bağdad 1987, s. 186-200; Sâlih Muhammed Feyyâz, “el-Meẓâhirü’s-siyâsiyye ve’l-ḥaḍâriyye li’d-devleti’r-Rüstemiyye fi’l-Maġrib (144-296/761-909)”, Dirâsât târîḫiyye, sy. 55-56, Dımaşk 1996, s. 63-105; M. Mahfuz Söylemez, “İlk Harici Devlet: Rüstemîler (160-297/777-909)”, AÜİFD, XXXVIII (1998), s. 457-478; Abdülkādir Bûbâye, “ʿAlâḳatü’r-Rüstemiyyîn bi’l-imâreti’l-Ümeviyye fi’l-Endelüs”, et-Türâs̱ü’l-ʿArabî, XXV/99-100, Dımaşk 1426/2005, s. 381-392; Georges Marçais, “Rüstemîler”, İA, IX, 802-804; T. Lewicki, “Ibn al-Ṣag̲h̲īr”, EI2 (İng.), III, 924; M. Talbi, “Rustamids”, a.e., VIII, 638-640; Sabri Hizmetli, “Abdurrahman b. Rüstem”, DİA, I, 170-171; Ahmet Ağırakça, “Abdülvehhâb b. Abdurrahman”, a.e., I, 284-285.
Bu madde ilk olarak 2008 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 35. cildinde, 295-296 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.