SAFED

صفد
Müellif:
SAFED
Müellif: ERSİN GÜLSOY
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 08.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/safed
ERSİN GÜLSOY, "SAFED", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/safed (08.07.2020).
Kopyalama metni
Bugün İsrail Devleti sınırları içerisinde bulunan Safed, Yukarı Celîle bölgesinde 840 m. yükseklikte bir tepe üzerindeki tarihî kalesinin eteklerinde yer almaktadır. Ahd-i Atîk’te geçmemesine rağmen yahudilerce kutsal sayılan şehirlerden biridir. Akkâ’nın 40 km. doğusunda ve Taberiye’nin 20 km. kuzeyinde bulunan şehrin ne zaman kurulduğu hakkında kesin bilgi yoktur. Tarihî kayıtlarda adı ancak milâttan sonra II. yüzyıldan itibaren zikredilmektedir. Safed kelimesi şehrin fizikî konumunu çağrıştıran “gözleme, bakma” anlamındaki “şefat”tan gelir. Josephus’ta geçen Sepph’in (Seph) burayı tarif ettiği ileri sürülür (İA, X, 48). Arapça’da “hediye” mânasına gelen “safet” kelimesinin bununla ilgili olması ihtimali vardır.

VI. (XII.) yüzyıldan önceki Arap kaynaklarında yer almayan şehir, Hz. Ömer zamanında bütün Filistin bölgesi gibi müslümanların hâkimiyeti altına girmiş olmalıdır. Belâzürî ve Taberî gibi ilk dönem kaynaklarında Safed’den bahsedilmemesi, şehrin İslâmiyet’in ilk döneminde önemli bir yerleşim merkezi olmadığını göstermektedir. Bu bölge Emevîler, Abbâsîler ve Tolunoğulları’nın hâkimiyetinden sonra IV. (X.) yüzyılın ortalarından itibaren İhşîdîler’in, 358’de (969) Fâtımîler’in eline geçti. Filistin toprakları 462 (1069-70) yılından itibaren Selçuklular’ın hâkimiyeti altına girerken 482’de (1089) yeniden Fâtımî idaresine alındı.

Safed’in bir kale-şehir olarak asıl ortaya çıkışı Haçlı seferleri dönemine rastlar ve adı kaynaklarda sıkça geçer. I. Haçlı Seferi’nin ardından Kudüs Haçlı Krallığı’nın kurulmasıyla bu devletin sınırları içerisinde yer aldığında küçük bir yerleşim yeri durumundaydı. Kudüs Krallığı, Suriye ve Filistin sahillerindeki şehirleri müslümanlara karşı koruyabilmek için iç bölgelerde başlattığı kale inşaatları sırasında Akkâ’yı emniyete alabilmek amacıyla uygun bir konumda olan Safed’i de müstahkem hale getirdi. Arap kaynaklarına göre buradaki ilk kale 495’te (1101-1102) Haçlılar tarafından yapıldı. 1140’ta Frank Kralı Fulk kaleyi yeniledi ve genişletti. Kral III. Baudouin, 1157’de Banyas muhasarasını kaldırmak için çıktığı seferde Nûreddin Mahmud Zengî’nin orduları tarafından mağlûp edilince güçlükle bu kaleye sığınabildi. 1167 yılından itibaren Dâviyye (Templier) şövalyelerinin başlıca merkezlerinden biri oldu. Selâhaddîn-i Eyyûbî, Kudüs fethinin ardından altı haftalık bir kuşatma sonucu Şevval 584’te (Aralık 1188) kaleyi anlaşma ile teslim aldı ve içindeki garnizonun serbestçe şehri terketmesine izin verdi. Fakat Franklar’ın yeniden buraya hâkim olabileceği endişesiyle 1219 veya 1220’de kale yıktırıldı. Selâhaddin’in ölümü üzerine Eyyûbîler arasında taht kavgalarının başlamasıyla Dımaşk hâkimi Ebü’l-Hayş el-Melikü’s-Sâlih İsmâil, Mısır’daki rakibi olan yeğeni el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Eyyûb’a karşı mücadele ederken Haçlılar’la ittifak yapabilmek için Safed’i 638’de (1240) Templier şövalyelerine iade edince kale yeniden müstahkem hale getirildi. Marsilya Piskoposu Benedict d’Alignan tarafından başlatılan ve iki yıl kadar süren inşaat sonucu güçlendirilen kale Dımaşk-Akkâ yolunda büyük bir askerî önem kazandı. Ayrıca burası ekonomik ve idarî merkez oldu.

Mısır’da Memlük Devleti’nin kurulmasından sonra Sultan I. Baybars 664 yazında (1266) Safed’i ele geçirdi. Kale emanla teslim olmasına rağmen içindeki garnizon tamamıyla imha edildi. Baybars kaleyi yeniden takviye ettirdi ve kalenin ortasına büyük bir burç yaptırdı. Biri kalede olmak üzere Safed’de iki cami inşa ettirdi. VII. (XIII.) yüzyıla kadar büyükçe bir köy olan Safed bu dönemde Memlük hâkimiyetindeki Suriye’de (Bilâdüşşam) altı nâiblikten birinin merkezi haline geldi. Genellikle orta dereceli Memlük emîrleri Safed’e nâib tayin edildi. Sakīf, Tibnîn, Taberiye, Nâsıra gibi şehirler Safed nâibliğine bağlandı. Sivil iskân desteklendi; camiler, hamam, kervansaray ve dükkânlar yapıldı. Dımaşk nâibi Seyfeddin Tenkiz’in bîmâristan yaptırdığı Safed’de Şihâbiyye ve Şemsiyye medreselerinin olduğu kaydedilmektedir. VIII. (XIV.) yüzyılın ilk yarısında Arap coğrafyacıları burayı zengin ve önemli bir şehir olarak anar. Ancak muhtemelen 749 (1348) civarında etkili olan veba salgını şehrin tedrîcen gerilemesinin başlangıcı oldu. 1356’da bir hıristiyan donanması Safed’i kuşatıp ele geçirdiyse de Dımaşk’tan gönderilen kuvvetler şehri geri almayı başardı. Yavuz Sultan Selim, Mercidâbık zaferinden (25 Receb 922 / 24 Ağustos 1516) sonra bütün Suriye bölgesiyle birlikte burayı da savaşsız teslim aldı. Memlükler döneminde şehrin gelişmesine paralel olarak ilmî hayat da canlandı. el-Vâfî bi’l-vefeyât müellifi Halîl b. Aybeg es-Safedî, Hasan b. Muhammed es-Safedî ve günümüze ulaşmayan Târîḫu Ṣafed adlı eserin müellifi Safed kadısı Hatîb el-Osmânî bu dönemde yetişen âlimlerdendir.

Osmanlılar, Suriye ve Filistin’de ele geçirdikleri bütün toprakları Vilâyet-i Arab adıyla teşkil ettikleri beylerbeyiliğe bağladılar. Safed o tarihte sancak merkezi olarak belirlenmedi. Ancak 927’de (1521), Memlükler döneminde Safed nâibi olup daha sonra Osmanlı hizmetine giren Canbirdi Gazâlî’nin isyanının bastırılmasından hemen sonra bir sancak merkezi haline getirildi ve sancak beyliğine Çavuş Sinan Bey tayin edildi. XVI. yüzyılın ilk yarısına ait Osmanlı tahrir kayıtlarına göre (932/1525-26) Safed’de altı müslüman ve her biri cemaat diye kaydedilen dört yahudi mahallesi bulunuyordu. Şehrin nüfusu 725 hâne, kırk bekâr müslüman erkek nüfusla 232 cizye mükellefi yahudiden ibaretti (BA, TD, nr. 427, s. 1-9). Buna göre toplam nüfus 5000’i geçiyordu. Bu yüzyılın ikinci yarısında şehirdeki müslüman mahallesi sayısı yedi oldu. Bunlar Savadin, Ekrad, Handek, Gazaviye, Câmiülahmer, Vata ve Sûk adlarını taşımaktaydı. Yahudi mahallesi sayısı 963 (1556) tahririne göre on üçe, 1005 (1596-97) tahririne göre on ikiye yükseldi. Bu sırada Safed’in Avrupa’nın çeşitli bölgelerinden ve Kuzey Afrika’dan yoğun bir yahudi göçü aldığı anlaşılmaktadır. Bu durum göçmenlerin geldiği yerlerin adını taşıyan mahalle isimlerinde de görülmektedir (Portukal, Kastiliye, Alaman ve Macar, Aragon ve France, İtaliye, Megāribe, Kalaviriye, Müsta‘ribe, Puliye, Romaniye, Mayor ve İskilbin). Bunlardan sadece Müsta‘ribe (Arap yahudisi) mahallesi eskiden beri burada yaşayan yahudilerin meskûn olduğu yerdi. Şehirde 1556’da 1160 hâne, 217 bekâr müslümanla (tah. 6000 kişi) 1175 cizye mükellefi (6000 kişi) yahudi nüfusun varlığı dikkati çeker. Bu nüfus 1005’e (1596-97) gelindiğinde 940 hâne, 369 bekâr müslüman (5000 kişi) ve 1074 cizye mükellefi (5000 kişi) yahudi olarak belirlenmişti (BA, TD, nr. 300, s. 9-36; nr. 686, s. 7-40). Bu rakamlar, XVI. yüzyılın ikinci yarısında şehir nüfusunun iki katını aşarak 10.000’i geçtiğine işaret eder. Ayrıca yoğun yahudi göçü sebebiyle müslüman-yahudi nüfusunun birbiriyle eşitlendiğini, fakat 1525-1526’ya göre yahudi sayısının dört kat arttığını gösterir.

Kalabalık hale gelen ve önemli bir şehir özelliği kazanan Safed’in merkez olduğu sancağa XVII. yüzyılın başlarında Lübnan’ın güçlü Dürzî ailelerinden Ma‘noğlu Fahreddin’in getirilmesi yeni siyasî olaylara yol açtı. Fahreddin’in isyan ettiği 1022 (1613) yılına kadar şehir onun hâkimiyet sahası içerisinde yer aldı. İsyanın bastırılmasının ardından Osmanlı Devleti bu problemli bölgeyi daha iyi kontrol edebilmek için 1614’te Sayda, Safed ve Beyrut sancaklarını Şam’dan ayırarak Sayda eyaleti adıyla yeni bir beylerbeyilik oluşturdu ve beylerbeyiliğine Hasan Paşa’yı tayin etti (BA, MD, nr. 80, s. 141). Ancak Fahreddin’in 1618’de yeniden bölgeye dönmesine izin verilmesinden öldürüldüğü 1635 yılına kadar Safed tekrar onun nüfuz bölgesi içerisinde kaldı. Evliya Çelebi, Ramazan 1082’de (Ocak 1672) uğradığı Safed’de yedi müslüman, yedi yahudi mahallesi bulunduğunu, kalenin harap olduğunu, şehirde sekiz cami (Şeyh Ni‘me, Muallak, Kızılcami, Eynesi, Aşertâh / Kırklar, Şeyh Îsâ, Kürt Mahallesi Camii, Mismar / Medrese Cami), altı medrese, yedi zâviye, altı hamam, üç han ve üç kervansaray bulunduğunu yazar. Müslümanlara ait ev sayısı 1300 kadardır. Buna göre müslüman nüfusun 5500 dolayında olduğu anlaşılır. Evliya Çelebi’ye göre şehirde daha önce 12.000 yahudi yaşarken bu sayı çoğunun Selânik’e göç etmesi sonucu 2000 kişiye inmiştir. Yahudiler şehirde önemli bir sanayi olan yünlü kumaş dokumacılığı yapmaktadır. 3000 dokuma tezgâhı göçler sebebiyle kırka düşmüştür. Evliya Çelebi, şehrin dut, zeytin ve balı ile ünlü olduğunu da bildirir. Bütün bu bilgiler XVI ve XVII. yüzyıllarda Safed’in bölgedeki önemli şehirler arasında yer aldığını ve Osmanlı öncesi dönemine nisbetle hayli geliştiğini ortaya koyar.

Şehir, 1750’lerden itibaren kendisi de Safed doğumlu olan Zâhir el-Ömer’in kontrolü altına girdi. 1759’daki deprem şehirde gerilemeye yol açtı. Safed, Zâhir el-Ömer’in isyanının bastırılmasından sonra 1775’te Sayda beylerbeyiliğine tayin edilen Cezzâr Ahmed Paşa’nın eline geçti. Mısır’a asker çıkaran Napolyon Bonapart 1799’daki Akkâ muhasarasından önce Safed’e girdi. Safed bölgesi, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanı sırasında oğlu İbrâhim Paşa’nın 1832’deki Suriye ve Anadolu seferi sonucu onların kontrolüne geçti. Fakat 1840’ta İngiltere ve Avusturya’nın yardımıyla hareket eden Osmanlı güçleri bütün Suriye ve Filistin’den Mısır kuvvetlerini çıkararak Osmanlı hâkimiyetini yeniden kurdu. Safed 1819 ve 1837 yıllarında meydana gelen iki büyük depremde büyük hasar gördü. Bunların ikincisinde 5000 kişi hayatını kaybetti ve şehirdeki birçok bina ile birlikte kale bütünüyle harap oldu.

XVIII. yüzyılın ortalarından itibaren siyasal ve ekonomik yönden bölgede Akkâ’nın önemi artarken Safed gerilemeye başladı. 1864 vilâyet nizamnâmesinin ardından Sayda vilâyeti ortadan kaldırılarak Suriye vilâyetiyle birleştirildi ve Safed bu vilâyete bağlı bir kaza merkezi oldu. Osmanlı Devleti 1887’de gerçekleştirdiği idarî düzenleme ile Beyrut vilâyetini teşkil etti. Safed kazası vilâyetin Akkâ livâsına bağlandı. Kaza genelinde 1893-1895’te 13.981’i müslüman, 7332’si gayri müslim 21.313 kişi yaşamaktaydı. Safed şehrinin 1908’deki nüfusu 10.002 kişiydi. Bunun 6095’i müslüman, geri kalan 3907’si çoğunluğu yahudi olmak üzere gayri müslimdi. Bu nüfus, 1916-1917 yıllarında 7077’si müslüman, 5256’sı yahudi ve 432’si hıristiyan olmak üzere 12.775 kişiye yükseldi. Safed I. Dünya Savaşı’nın ardından 1918’de İngilizler tarafından işgal edildi. Bu dönemde yapılan 1922 sayımında şehrin nüfusu 8760 kişiden ibaretti. Bunun 5431’i müslüman, 2986’sı yahudi ve 343’ü de hıristiyanlardan oluşmaktaydı. 1948 Arap-İsrail savaşı sırasında şehrin nüfusu 12.000 oldu. Bunun 2000 kadarı yahudilerden meydana gelmekteydi. Aynı yıl bölgedeki İngiliz himayesinin sona ermesiyle İsrail kuvvetleri şehri ele geçirdi. Şehrin 2003 sayımına göre çoğunluğu yahudi olan nüfusu 26.600’dür. Safed’in ekonomisi turizm ve hafif endüstriye dayanır. Üç tepe üzerine kurulan şehirde müslüman mahallesinde dört büyük cami bulunmaktadır. Tarihî kalesi harabe halindedir. Şehirde Osmanlı kalesi ve saat kulesi ayaktadır. I. Baybars’ın 674’te (1275-76) yaptırdığı Mescidülahmer / Câmiulahmer (Evliya Çelebi’nin zikrettiği Kızılcami), Osmanlılar’ın son dönemine ait olup şimdi resim müzesine dönüştürülen Câmiussûk (1318/1900) ve Şeyh Hamîd Safedî Zâviyesi günümüze ulaşmıştır. Câmiussavânîn’in (Câmiüssüveyka) ise sadece minaresi mevcuttur.

BİBLİYOGRAFYA
İmâdüddin el-İsfahânî, el-Fetḥu’l-ḳussî (nşr. M. Mahmûd Subh), [baskı yeri ve tarihi yok] (ed-Dârü’l-kavmiyye), s. 171, 177, 204, 268-272; Bahâeddin İbn Şeddâd, en-Nevâdirü’s-sulṭâniyye (nşr. Cemâleddin eş-Şeyyâl), Kahire 1384/1964, s. 95; İzzeddin İbn Şeddâd, el-Aʿlâḳu’l-ḫaṭîre fî ẕikri ümerâʾi’ş-Şâm ve’l-Cezîre (nşr. Sâmî ed-Dehhân), Dımaşk 1962, s. 146-151; İbn Abdüzzâhir, er-Ravżü’z-zâhir fî sîreti’l-Meliki’ẓ-Ẓâhir (nşr. Abdülazîz Huveytır), Riyad 1396/1976, s. 254-263, 280-281, ayrıca bk. İndeks; Şeyhürrabve ed-Dımaşkī, Nuḫbetü’d-dehr fî ʿacâʾibi’l-ber ve’l-baḥr (nşr. A. F. Mehren), St. Petersburg 1866, s. 210-211; Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ (Şemseddin), IV, 154-155; XII, 202-208; ayrıca bk. İndeks; Makrîzî, es-Sülûk, I/2, s. 546-549, 558-559; Evliya Çelebi, Seyahatnâme (Dağlı), IX, 219-223; İbn Kennân, el-Mevâkibü’l-İslâmiyye fi’l-memâlik ve’l-meḥâsini’ş-Şâmiyye (nşr. Hikmet İsmâil), Dımaşk 1993, II, 123-136; Salnâme-i Vilâyet-i Beyrut (1311-1312), s. 446-449; a.e. (1326), s. 296-297; Mehmed Refik - Mehmed Behcet, Beyrut Vilâyeti I: Cenup Kısmı, Beyrut 1335, s. 364-375; Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, Ankara 1947, V, 129-131, 198-201; U. Heyd, Ottoman Documents on Palestine (1552-1615): A Study of the Firman According to the Mühimme Defteri, Oxford 1960, s. 47-48, 53-54; Mustafa Murâd ed-Debbâğ, Bilâdünâ Filisṭîn, Beyrut 1974, VI/2, s. 75-139; R. Stephen Humphreys, From Saladin to the Mongols, Albany 1977, s. 143, 266-268, 293, 462; Tâhâ Selcî et-Tarâvne, Memleketü Ṣafed fî ʿahdi’l-Memâlîk, Beyrut 1982; Ramazan Şeşen, Salâhaddîn Devrinde Eyyûbîler Devleti, İstanbul 1983, s. 77-78; Mevsûʿatü’l-müdüni’l-Filisṭîniyye, Dımaşk 1990, s. 371-419; Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, II, 287, 314; III, 272-273; Ali Sevim, “Suriye Selçuklu Melikliği”, Türkler (nşr. Hasan Celal Güzel v.dğr.), Ankara 2002, IV, 764-767; H. Rhode, “The Geography of the Sixteenth Century Sancak of Safad”, Ar.Ott., X (1987), s. 179-218; Muhammad A. Bakhit, “Safad et sa région d’après des documents de waqf et des titres de propriété 780/964 H. (1378/1556)”, Revue du monde musulman et de la Méditerranée, sy. 55-56/1-2, Aix-en-Provence 1990, s. 101-107; J. H. Kramers, “Safed”, İA, X, 48-50; Feridun Emecen, “Zâhir Ömer”, a.e., XIII, 455-456; a.mlf., “Fahreddin, Ma‘noğlu”, DİA, XII, 80-81; R. Amitai-Preiss, “Ṣafad”, EI2 (İng.), VIII, 757-759.

Ersin Gülsoy
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2008 yılında İstanbul'da basılan 35. cildinde, 445-447 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER