ŞAH CİHAN

شاه جهان
Müellif:
ŞAH CİHAN
Müellif: AZMİ ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sah-cihan
AZMİ ÖZCAN, "ŞAH CİHAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sah-cihan (12.11.2019).
Kopyalama metni
20 Rebîülevvel 1000 (5 Ocak 1592) tarihinde Lahor’da doğdu. Adı Hürrem olup Cihangir’in üçüncü oğludur. Annesi Racpût Prensesi Manmati’dir. Küçük yaşta geleneksel eğitim aldı, askerlik mesleğinde kendini gösterdi ve birçok askerî harekâta katıldı. Bâbürlü ordusunda ilk önemli faaliyeti 1024’te (1615) Racpûtlar’a karşı başarıyla tamamladığı Mevar seferidir. Ardından Ahmednagar Kalesi’ni fethedince (1025/1616) babası tarafından kendisine Şah Cihan unvanı verildi. Dekken seferinde kazandığı başarı üzerine Dekken sûbedarlığına tayin edildi. 1031’de (1622) kardeşi Hüsrev’i öldürttü, bir yıl sonra da babasına karşı ayaklandı. Dekken’den çıkartılınca Bengal’e yöneldi, burada Portekizliler’le iş birliği imkânı aradı, ancak bir netice alamadı. Bengal’de babasına karşı yenilgiye uğradı, Delhi’ye gidip teslim oldu ve affedildi (1035/1626). 1037’de (1627) Cihangir’in vefatının ardından taht kavgasında kardeşlerine karşı üstün çıkarak “Ebü’l-Muzaffer Şehâbeddin Muhammed Sâhib-kıran” unvanıyla Bâbürlü sultanı oldu. Kısa zamanda istikrarı sağladı ve Safevîler’in elindeki Kandehar’a yürüdü. Kandehar Valisi Ali Merdân Han, Şah Cihan’a tâbi olarak şehri teslim etti. Safevîler ancak on yıl sonra şehri geri alabildiler. 1633’te Devletâbâd’ı, 1045’te (1636) Ahmednagar’ı aldı ve Gûlkünde’yi vergiye bağladı. 1055’te (1646) Özbek Hanlığı’na karşı sefer başlattı ve Belh şehrine girdi, fakat ertesi yıl çekilmek zorunda kaldı. Bu arada Bengal’de Portekizliler’in kurduğu Hugli şehrini talan edip Portekizliler’in bir kısmını öldürdü, bir kısmını esir alarak Agra’ya götürdü. Delhi Sultanlığı’nın çözülme sürecinde ortaya çıkan bağımsız müslüman sultanlıklardan başka Banglana ve Bundelkhand’daki Racpût krallıkları da ele geçirildi ve Hayber Geçidi’ne kadar olan Hindistan topraklarında hâkimiyet kuruldu. Şah Cihan döneminde Bâbürlü toprakları günümüz Hindistan sınırlarına yakın bir oranda, 3.000.000 km2 civarındaydı. 6 Eylül 1657’de ciddi bir hastalığa yakalanan Şah Cihan’ın dört oğlu Dârâ Şükûh, Şah Şücâ‘, Evrengzîb ve Murad Bahş arasında taht mücadelesi başladı. Neticede öne çıkan Evrengzîb kardeşleri Murad Bahş, Şah Şücâ‘ ile veliaht Dârâ Şükûh’u öldürttü. Ardından babasına karşı ayaklandı ve onu Agra Kalesi’ne hapsederek kendi saltanatını ilân etti (21 Temmuz 1658). Kızı Cihanârâ Begüm bu dönemde Şah Cihan’ın yanında bulundu. Hastalığı giderek ağırlaşan Şah Cihan 16 Receb 1076’da (22 Ocak 1666) vefat etti ve Tac Mahal’de hanımı Mümtaz Mahal’in yanına defnedildi.

Şah Cihan saltanatı sırasında Osmanlılar’la iyi ilişkiler kurmaya çalışmış, Kandehar’ı Safevîler’den almak için bir Sünnî ittifakı planlamış ve bu çerçevede o sırada Bağdat seferiyle meşgul olan IV. Murad’a bir elçi ile mektup göndermiştir. Mîr Zarîf İsfahânî adlı elçinin getirdiği mektupta Safevîler’le mücadelenin gerekliliğine işaret edilmekte, Sultan Murad’dan Bağdat’ı bir an önce onlardan kurtarması beklenmekte ve Bâbürlüler’in doğudan, Osmanlılar’ın batıdan Safevîler’i baskı altına almaları teklif edilmekteydi. IV. Murad da Şah Cihan’a bir elçi ve mektup göndererek karşılık vermiştir. Ancak Şah Cihan muhtemelen mektubun üslûbundan hoşlanmadığı için irtibatı kesmiş, daha sonra Sultan İbrâhim’in cülûsunu ve Bağdat fethinin sonuçlarını bildiren Osmanlı mektuplarına kayıtsız kalmıştır. 1059’da (1649) IV. Mehmed döneminde diplomatik ilişki kurulmuş, Şah Cihan’a müteferrika Seyyid Muhyiddin Efendi elçi olarak yollanmış, Şah Cihan da Seyyid Ahmed adlı elçisini zengin hediyelerle İstanbul’a göndermiştir. Bu diplomatik teşebbüs Özbek hanının arzusuyla yapılmıştır. 1063’te (1653) Hindistan elçisine refakat eden Osmanlı elçisi Zülfikar Bey yanında yeni Hint elçisi Kāim Bey olduğu halde 1066’da (1656) İstanbul’a dönmüştür. Kāim Bey, Hindistan’a giderken onunla birlikte Ma‘nzâde Hüseyin Ağa elçi sıfatıyla yollanmış, 1069’da (1659) yalnız dönen Hüseyin Ağa, Şah Cihan’ın oğlu Murad’ın mektubunu getirmiştir (Abdurrahman Abdi Paşa Vekāyi‘nâmesi, s. 16, 19, 92, 96, 136). Kaynaklarda cesur, yetenekli ve uzak görüşlü bir kumandan, disiplinli ve müşfik bir devlet adamı diye anılan ve çağının en büyük sultanlarından biri olan Şah Cihan’ın saltanatı Bâbürlüler’in altın çağı sayılır. Hükümdarlığı sırasında bir istikrar dönemi yaşanmış, ordu ve devlet çok güçlü bir yapı kazanmış, hukuk sistemi yeniden yapılandırılmış, pek çok bölgeden katılımlar olmuştur. Vergi ve topraklarda yeni düzenlemeler gerçekleştirilmiş, Hâlisa toprakları genişletilmiş ve hazine daha öncesine göre çok zenginleşmiştir. Dinî hayatta Ekber ve Cihangir şahların devrine göre daha muhafazakâr bir yol izlenmiş, Nakşibendî, Çiştî, Şüttârî gibi Sünnî tarikatlar faaliyetlerini yaygınlaştırmıştır. Şah Cihan dönemi aynı zamanda Bâbürlü mimarisinin zirvesidir ve başta Tac Mahal olmak üzere pek çok muhteşem eserin inşası gerçekleştirilmiştir. Saltanatının başlarında Şah Cihan devletin idarî merkezi olarak Agra’yı tercih etmiş, bu sebeple Agra’da pek çok mimari eser yapılmıştır. Bunlar arasında en önemlisi hanımı Ercümend Bânû (Mümtaz Mahal) için inşa ettirdiği türbe olan Tac Mahal’dir. İranlı, Hindistanlı, Türkistanlı ve Osmanlı ustalarının katkılarıyla Bâbürlü Hint-Türk mimari anlayışını nakşeden Tac Mahal bir ihtişam ve zarafet örneğidir (bk. TAC MAHAL). Bu dönemde Agra Kalesi yenilenmiş, Dîvân-ı Âm, Dîvân-ı Hâs ve Hazine bölümleri eklenmiştir. 1064 (1654) tarihli Mûtî Mescid (İnci Mescid) Agra Kalesi’ndedir. Şah Cihan 1638’de devletin idare merkezini Agra’dan Delhi’ye taşımış ve günümüzde eski Delhi diye bilinen Şahcihanâbâd’ın inşasını başlatmıştır. 1639-1648 yılları arasında tamamlanan yeni şehir surlarla çevrili geniş caddeler, su yolları, pazar yerleri, hanlar, bağlar, camiler ve La‘l Kıl‘a (kızıl kale) olarak adlandırılan kaleyi ihtiva ediyordu. Şehrin doğusunda yer alan La‘l Kıl‘a, Bâbürlü dönemi sivil mimarisinin en güzel örneklerinden olup kale kapıları, surları, geniş alanları, salonları ile bütüncül bir yapıdır ve Şah Cihan’dan itibaren Bâbürlü tahtının idarî merkezi olmuştur. 1644-1658 yıllarında inşa edilen Delhi Cuma Camii, Fetihpûr Sikri Ulucamii anlayışını devam ettiren, ibadet mekânının köşelerinde bulunan iki büyük minare ve üç büyük taçkapıdan girilen geniş avlusu ile görkemli bir eserdir (bk. DELHİ CUMA CAMİİ). Lahor’da bu devirde özellikle su mimarisi doruğa ulaşmış, su kanalları açılmış, yüzlerce süs bitkisiyle bezenmiş ünlü Şâlîmâr Bahçesi burada kurulmuştur (1642). Ayrıca Cihangir Şah’ın türbesiyle Lahor Kalesi’nin bir kısmı inşa edilmiştir. Şah Cihan’ın kendi adını taşıyan cami ise Sind bölgesinde Tatta’dadır ve 1054 (1644) tarihlidir. Cami 100 kadar kubbesiyle dünyanın en çok kubbeli eseri hüviyetindedir. Bâbürlü ihtişamını yansıtan ünlü Taht-ı Tâvûs da Şah Cihan zamanına aittir.

BİBLİYOGRAFYA
Abdurrahman Abdi Paşa Vekāyi‘nâmesi (haz. Fahri Çetin Derin), İstanbul 2008, s. 16, 19, 92, 96-97, 136, 176; Abdülhamîd Lâhûrî, Pâdişâhnâme, Kalküta 1868, I, 121-122; II, 506-507, 709-752; III, 368, 388, 638-640; J.-B. Tavernier, Travels in India (trc. V. Ball, ed. W. Crooke), London 1889, I, 381-384; The Shah Jahan Nama of Inayat Khan (ed. W. E. Begley - Z. A. Desai), Delhi 1990; F. Bernier, Travels in the Mogul Empire, A.D. 1656-1668, London 1914, s. 23; S. M. Ikram, History of Muslim Civilisation, Lahore 1962, s. 293-304; V. D. Mahajan, The Muslim Rule in India, New Delhi 1970, s. 286; B. P. Saksena, History of Shah Jahan of Delhi, Allahabad 1973; W. E. Begley, The Symbolic Role of Calligraphy on Three Imperial Mosques of Shah Jahan, Kaladarsana 1978, s. 7-18; Athar Abbas Rizvī, A History of Sufism in India, New Delhi 1983, II, 185-193, 223-241; P. Chakrabarty, Anglo-Mughal Commercial Relations, 1583-1717, Calcutta 1983, s. 128-139; M. Athar Ali, The Apparatus of Empire: Awards of Ranks, Offices and Titles to the Mughal Nobility, 1574-1658, Delhi - New York 1985, s. 212-226; a.mlf., “Shāh Djahān”, EI2 (İng.), IX, 195; I. Prasad, A Short History of Muslim Rule in India, Lahore 1986, s. 475 vd.; Naimur Rahman Farooqi, Mughal-Ottoman Relations, Delhi 1989, s. 77, 200-210; J. F. Richards, The New Cambridge History of India: The Mughal Empire, Cambridge 1995, s. 119-150; E. Koch, The Complete Taj Mahal and the Riverfront Gardens of Agra, London 2006; K. Sarker, Shah Jahan and his Paradise on Earth: The Story of Shah Jahan’s Creations in Agra and Shahjahanabad in the Golden Days of the Mughals, New Delhi 2007; T. W. Haig, “Şah Cihân”, İA, XI, 274-275; “Shah Jahan”, Encyclopaedia of Muslim Biography: India, Pakistan, Bangladesh (ed. N. Kr. Singh), New Delhi 2001, V, 128-129.

Azmi Özcan
Bu madde ilk olarak 2010 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 38. cildinde, 251-252 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.