CİHANGİR

Müellif:
CİHANGİR
Müellif: ENVER KONUKÇU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1993
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/cihangir
ENVER KONUKÇU, "CİHANGİR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/cihangir (10.12.2019).
Kopyalama metni

30 Ağustos 1569’da Agra’nın güneybatısındaki Fetihpûr’da (Sikri) doğdu. Babası Bâbür’ün torunu Celâleddin Ekber Şah, annesi Racpût reisi Raca Bihârâ Mel Kaçhulâhi’nin kızı olup daha sonra Meryem ez-Zamânî diye meşhur olmuştur. Ekber Şah, oğluna çok sevdiği Şeyh Selîm b. Bahâeddîn-i Çiştî’nin adını koydu. Ancak Şehzade Selim sarayda Şeyhû Baba adıyla çağrılırdı. Tüzük-i Cihângîrî adlı eserinde Selim adını, meşhur Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’in adıyla karıştırılabilir endişesiyle kullanmadığını, hükümdarlara lâyık bir isim olduğu için Cihangir adını tercih ettiğini, tahta çıktığı sırada güneş doğduğu için de Nûreddin unvanını aldığını söyler. Cihangir, Ekber Şah’ın ölümünden sonra 21 Ekim 1605’te Agra’da Bâbürlü tahtına oturdu ve adına hutbe okutarak para bastırdı.

Tahta çıktıktan sonra yayımladığı on iki emri ihtiva eden bir fermanla damga resmi ve liman vergisi gibi her çeşit vergiyi kaldırdı. Eşkıya ve hırsızlara karşı yol emniyetinin sağlanmasını, tüccarların rahatça seyahat edebilmeleri için yol boyunca hanlar ve mescidler yapılmasını istedi. İçki yapım ve satımını, rızaları olmadan halktan vergi alınmasını, pazar ve perşembe günleri hayvan kesilmesini yasakladı ve genel af ilân etti. Babasının politikasını takip ederek Racpûtlar’la ittifakını sürdürdü. İdarede müslümanları istihdam etti. Onun devrinde sadece üç Hindu vali eyalet valiliklerinde bulunmuştur.

Cihangir hükümdar olduktan kısa bir süre sonra kendisine isyan eden büyük oğlu Hüsrev ile uğraşmak zorunda kaldı. Hüsrev babası karşısında tutunamayarak 6 Nisan 1606’da Pencap’a sığındı ve müslümanların rakibi olan Sihler’den yardım istedi. Guru Taran Arcun bu âsi şehzadeyi destekledi ve Lahor Valisi Dilâver Han’a karşı savaşmak üzere asker verdi. Cihangir Pencap’ta Bâbürlü nüfuzunun zayıflamasını önlemek için yardımcı kuvvet göndererek isyanı bastırdı. Hüsrev Bhairoval’da mağlûp oldu ve esir alındı. Cihangir oğlunun gözlerine mil çektirdikten sonra onu Burhânpûr’a sürgün etti. Hüsrev 1622 yılında orada öldü.

Cihangir’i meşgul eden meselelerin biri de Melik Anber’in isyanıdır. Habeş asıllı olan Melik Anber Nizamşâhîler’in sarayında meliklik rütbesine kadar yükselmişti. Anber, Dekken’de dağlık arazide yaşayan Maratalar’la anlaşıp Cihangir’e isyan etti. Bunun üzerine Cihangir’in oğlu Hürrem Melik Anber’e karşı başarılı bir sefer düzenleyerek Bâbürlüler’in kaybettikleri toprakları geri aldı (1608). Bu sebeple babası ona Şah Cihan unvanını verdi. Melik Anber uzun süre Bâbürlüler’i meşgul etmişse de sadece Dekken taraflarında tutunabilmiştir. Öte yandan Kandehar’ın İranlılar tarafından kuşatılıp ele geçirilmesi de Cihangir için tehlike arzetmiştir.

Cihangir 1611’de Gıyâseddin et-Tahrânî’nin kızı Mihrünnisâ ile evlendi, ona Nur Mahal veya Nurcihan Begüm lakabını verdi ve onu da ülkenin idaresinde söz sahibi yaptı. Bundan bir yıl sonra da Bengal’de ardarda çıkan isyanlarla uğraşmak zorunda kaldı. Şücâüddevle adlı bir kumandanı Bengal ayaklanmasını bastırmakla görevlendirdi. Bâbürlüler isyanın elebaşılarından Osman’ı mağlûp ettikten sonra merkezleri Dakka’yı ele geçirdiler. Daha sonra bu şehre Cihangirnagar adı verildi.

Cihangir dış münasebetlerde de başarılı bir siyaset takip etmiştir. Safevî-Bâbürlü sınırı üzerinde bulunan Kandehar’ın 11 Haziran 1622’de I. Abbas tarafından ele geçirilmesi üzerine karşılıklı olarak elçiler gönderilip bu mesele halledildiği gibi iki devlet arasında dostluk temelleri atıldı. Bu arada Safevîler’in büyük rakibi olan Şeybânîler de Bâbürlüler’e yanaşarak Agra Sarayı’na çeşitli hediyelerle elçi gönderdiler ve iyi münasebetler kurdular. Öte yandan Hint deniz ticaretini ele geçirmek ve bulundukları yerleri muhafaza etmek isteyen Portekizlilerle rekabete giren İngilizler, İngiltere’de kurdukları Doğu Hint Şirketi (East Indian Company) vasıtasıyla Hindistan kıyılarında koloniler meydana getirdiler. Şirket Cihangir ile temasa geçerek Portekizliler gibi ticarî haklar istedi. W. Hawkins, W. Finch, Jhon Jordain, N. Withington, Th. Coryat, Sir Thomas Roe ve Terry Edward gibi seyyahlar Cihangir zamanında Hindistan’a gelerek Bâbürlü ülkesini Batı’ya tanıttılar. Sûret, Ahmedâbâd, Lahor, Ecmîr, Agra, Delhi ve Burhânpûr, yabancı tüccarların emniyet içinde mal alıp sattıkları birer ticaret merkezi haline geldi.

Cihangir 1626’da isyan eden Mehâbet Han’ın üzerine yürüdü. Ancak Kâbil yolunda esir alındı. Karısı Nurcihan sayesinde esaretten kurtuldu. Bu arada oğlu Şah Cihan’ın kendisine karşı Mehâbet Han’la işbirliği yapması üzerine 1627’de Keşmir’e gitti. Burada rahatsızlandı ve şiddetli astım nöbetleri sonunda vücudu zayıf düştü. Doktorların tavsiyesi üzerine Lahor’a geri dönerken Râcevrî Bhimbar yolunda vefat etti (27 Safer 1037 / 7 Kasım 1627). Naaşı Lahor’da Râvî nehri kıyısındaki Şah Dara’da toprağa verildi. XVII. yüzyıl Bâbürlü sanatının şaheserleri arasında yer alan türbesi 1637’de tamamlanmıştır. Yirmi iki yıllık hükümdarlığı döneminde çıkan Marata, Sih, Afgan, Bengal ve şehzade isyanlarını ustalıkla bastırmıştır. Onun tek zaafı, önceleri eşi Nurcihan’ın tesiri altında kalmasıdır. Cihangir zamanında Hindistan’ın birçok yeri mimari eserlerle süslenmiştir. Agra, Lahor, Şeyhapura ve Keşmir’de bunun en güzel örneklerini görmek mümkündür. Keşmir’de Dal gölündeki Şâlâmâr Bağ bahçe mimarisinin güzel bir numunesidir. Yine Agra-Delhi ve Lahor’u birleştiren ana yolda iki sıra halinde ağaç diktirilmesi o devir için orijinal bir teşebbüstü.

Cihangir âdil ve merhametli, aklıselim sahibi, inancı sağlam, hoşsohbet ve ulemâ dostu bir insandı. Sanat ve estetikten zevk alırdı. Özellikle resim sanatı onun döneminde altın çağını yaşamıştır. Cihangir büyük dedesi Bâbür gibi edip ve şair bir hükümdardı. Ayrıca Şeyh Muhammed Saîd el-Herevî ve Müftü Sadr-ı Cihân el-Pehânevî’den hadis okumuştur.

Cihangir, hâtıratını içine alan Tüzük-i Cihângîrî* adlı bir eser kaleme almıştır. Tüzük-i Cihângîrî M. Hâdî’nin yazdığı zeyille birlikte basılmıştır (Aligarh 1863-1864; Leknev 1914). Ayrıca çocuklarına nasihatlerini ihtiva eden bir Pendnâme’si vardır (yazma nüshaları için bk. Storey, I, 559). Eser M. D. Price tarafından İngilizce’ye çevrilmiştir (London 1829; Calcutta 1904). Pendnâme’yi Elliot ve Dowson da kısmen tercüme etmişlerdir (Jackson, VI, 493-516).

Cihangir, Şeyh Muhammed b. Celâl el-Hüseynî el-Gucerâtî’ye Kur’ân-ı Kerîm’i Farsça’ya tercüme ettirmiştir. Mu‘temed Han onun devriyle ilgili olarak İkbâlnâme-i Cihângîrî (Calcutta 1865; Leknev 1870; Allahâbâd 1931), İzzet Han da Meʾâsir-i Cihângîrî (yazma nüshaları için bk. Storey, I, 563) adlı eserleri kaleme almışlardır. İkinci eser Elliot ve Dowson tarafından kısmen İngilizce’ye çevrilmiştir (, VI, 439-445).


BİBLİYOGRAFYA

Cihangir, The Tūzuk-i Jahāngīrī or Memoirs of Jahāngīr (trc. Alexander Rogers), New Delhi 1978.

Mu‘temed Han, İḳbalnâme-i Cihângîrî (nşr. Mevlevî Abdülhay – Mevlevî Ahmed Ali), Kalküta 1865, VI, 400-438.

Syad Muhammad Latif, Lahore: Its History and Antiquities, Lahore 1892, s. 42-50.

W. Hawkins, Early Travels in India, 1583-1614 (nşr. W. Foster), London 1921, s. 70-121.

The Embassy of Sir Thomas Roe to India, 1615-1619 (nşr. William Foster), London 1926.

, I, 556-564.

B. Prasad, History of Jahangir, Allahâbâd 1930.

, II, 166-192.

Phanindranath Chakrabarty, Anglo-Mughal Commercial Relations, 1583-1717, Calcutta 1983, s. 44-99.

J. Allan – T. W. Haig – H. H. Dodwel, The Cambridge Shorter History of India, Delhi 1969, s. 379-398.

Rızâü’l-İslâm, Indo-Persian Relations, Lahor 1970, s. 68-96.

B. Gascoigne, The Great Moghuls, New York 1971, s. 131-179.

M. P. Srivastava, Society and Culture in Medieval India (1206-1707), Allahâbâd, ts. (Chugh Publications), s. 199-200.

a.mlf., Policies of the Great Mughals, Allahâbâd, ts. (Chugh Publications), s. 68-80.

, V, 122-123.

Abdülmün‘im en-Nemr, Târîḫu’l-İslâm fi’l-Hind, Beyrut 1401/1981, s. 298-316.

P. S. Bedi, The Mughal Nobility Under Akbar, Jalandhar 1985, s. 28, 52, 90, 100, 125-128.

, IV, 61-87; V, 294-319; VI, 272-274, 439-445, 493-516; IX, 306-313.

M. Yasin, “Jahangir and Nur Jahan”, Indian Historical Quarterly, XIV, Delhi 1938, s. 817-821.

A. C. Banerjee, “Jahangir’s Relation with the Sikhs”, a.e., XXI (1945), s. 135-136.

Ellison B. Findly, “Jahāngīr’s Vow of Non-Violence”, , CVII/2 (1987), s. 245-256.

H. Beveridge, “Cihangir”, , III, 172-173.

A. S. Bazmee Ansari, “D̲j̲ahāngīr”, , II, 379-381.

Bu madde ilk olarak 1993 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 7. cildinde, 538-539 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.