SÂİB-i TEBRÎZÎ

صائب تبريزي
SÂİB-i TEBRÎZÎ
Müellif: S. CENGİZ SADIKOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/saib-i-tebrizi
S. CENGİZ SADIKOĞLU, "SÂİB-i TEBRÎZÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/saib-i-tebrizi (22.10.2019).
Kopyalama metni
Bazı kaynaklarda 1010 (1601) veya 1016 (1607) yılında dünyaya geldiği belirtilirse de Kandehar’ın II. Abbas tarafından zaptı sırasında (1058/1648) altmış yaşında olduğu bilgisinden hareketle Tebriz’de veya İsfahan’da 999’da (1591) doğduğu söylenebilir. Babası Mirza Abdürrahim, Tebriz’in önde gelen tüccarlarındandı. Sâib çok küçük yaşta iken ailesi Safevî Hükümdarı I. Abbas’ın emriyle Tebriz’den İsfahan’a göç ettiğinden eğitimi ve yetişmesi bu şehirde oldu. Gençliğinde hacca gitti, dönüşte Osmanlı Devleti’nin bazı şehirlerini dolaşarak İsfahan’a vardı. Ancak kendisini çekemeyen bazı kimselerin Osmanlı sarayı ile ilişkisi olduğuna dair dedikodular çıkardığını haber alınca burada durmayarak Hindistan’a hareket etti (1034/1625). Yolda Herat ve Kâbil’e uğradı. Kâbil’de Nevvâb Zafer Han diye tanınan Mirza Ahsenullah’tan saygı gördü, onu metheden kasideler yazdı. Kâbil’e Leşker Han yönetici olarak tayin edilince Burhânpûr’a dönen Zafer Han, Sâib’i de kendisiyle birlikte götürdü ve Şah Cihan’a takdim etti (1039/1629-30). Şah Cihan kendisini Müsteid Han unvanıyla taltif ederek binbaşı rütbesiyle maiyetine aldı. Sâib’in babası oğlunu almak üzere Ekberâbâd’a (Agra) geldiği sırada Keşmir’e tayin edilen Zafer Han onu da yanında götürdü. Sâib daha sonra babasıyla birlikte İsfahan’a döndü. Ardından Meşhed, Kum, Kazvin, Erdebil, Yezd ve Tebriz’de kaldı. 1050 (1640) yılında Tebriz’de olduğu, Evliya Çelebi’nin bu şehirde görüştüğü âlimler arasında Sâib’i de zikretmesinden anlaşılmaktadır (Seyahatnâme, II, 252). Şah II. Abbas döneminde (1642-1667) onun gözdeleri arasına girdi ve “melikü’ş-şuarâ” unvanını aldı. Ancak Şah Süleyman’ın cülûsu münasebetiyle (1667) yazdığı kasidede kullandığı bir ifade yüzünden gözden düştü. 1081 (1670-71) veya 1087 (1676) yılında vefat etti ve İsfahan’da Sâib Tekkesi adını taşıyan türbesine defnedildi. Safevî Devleti’nin en parlak döneminde yetişen Sâib bir Türk şairi olmasına rağmen Fars edebiyatında yeni bir ekol kurmuş ve Hint üslûbunun (sebk-i Hindî) sayılı temsilcileri arasında yer almıştır. İran, Hindistan, Azerbaycan ve Orta Asya’daki birçok şair üzerinde güçlü etkisi olan Sâib şiirlerinde ince hayalleri, lafız ve mâna sanatındaki mahareti, geniş muhayyilesi ve yeni mazmunlar bulması ile önem kazanır.

Eserleri. 1. Dîvân. Farsça divanındaki birçok gazel aynı vezin ve kafiyede olup bunlarda çeşitli beyitler bir kelime değişikliğiyle tekrar edilmiştir. Gazellerin özelliklerinden biri de beyitler arasında konu birliğinin görülmemesi olup hemen her beyit ayrı bir mâna taşır. Senâî, Ferîdüddin Attâr, Kāsım-ı Envâr, Takī-i Evhadî, Hâfız-ı Şîrâzî gibi elliye yakın şaire nazîre olarak yazdığı gazellerinde aşk, tasavvuf hikmetle ilgili konuları işlemiştir. Daha hayatta iken divanı hediye olarak hükümdarlara gönderilmiştir. Çok sayıda yazma nüshası bulunan ve farklı sayıda şiir içeren divanı birçok defa Hindistan (Leknev 1801, 1875, 1919; Madras 1265, 1919; Kânpûr 1871; Lahor 1903; Bombay 1912, 1919; nşr. Mümtâz Hasan, Karaçi 1971) ve İran’da (nşr. Emîr-i Fîrûzkûhî, Tahran 1333, 1336 hş.) yayımlanmıştır. Muhammed-i Kahramân tarafından Dîvân-ı Ṣâʾib-i Tebrîzî adıyla altı cilt halinde neşredilen divanı (Tahran 1364-1370 hş.) 73.000 beyit içermektedir. Şiirlerinden yapılan seçmeler İran’da birçok defa basılmıştır. 2. Ḳandehârnâme. 1058 (1648) yılında II. Abbas ile Şah Cihan arasında meydana gelen ve Kandehar’ın II. Abbas tarafından ele geçirilmesiyle sonuçlanan savaşa dair 135.000 beyitlik bir mesnevidir. 3. Maḥmûd u Ayaz. Daha önce birçok kimse tarafından işlenmiş olan Sultan Mahmud’un sâkîsi ve nedimi Ayaz ile olan münasebetlerinden bahseder. 4. Beyâż. 800 kadar şairle kendine ait şiirlerden seçmelerden ibaret olup 25.000 kadar beyit içermektedir. 5. Mirʾâtü’l-cemâl. Güzellerin tarifi ve aşkla ilgili şiirlerinden oluşmaktadır. 6. Meyḫâne. Sâib’in şarap ve içki meclislerini konu edinen şiirlerini toplamıştır. 7. Vâcibü’l-ḥıfẓ. Gazellerinin matla‘ beyitlerini ihtiva eder. 8. Ârâyiş-i Nigâr. Kadınların ayna vb. süs eşyalarına dair şiirlerini içerir. Eserlerini kapsayan Külliyyât’ı Emîr-i Fîrûzkûhî (Tahran 1345 hş.) ve Muhammed Abbâsî (Külliyyât-ı Ṣâʾib-i Tebrîzî, Tahran 1361, 1373 hş.) tarafından yayımlanmıştır. Türkçe şiirlerinin Meserret Diriöz (bk. bibl.), Hamit Araslı (Sâ’ib-i Tebrîzî: Şiirler, Baku 1946) ve Muhammed-i Kahramân (Dîvân-ı Ṣâʾib-i Tebrîzî, Tahran 1370 hş., V, 3425-3445) tarafından üç ayrı neşri yapılmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
M. Tâhir Nasrâbâdî, Teẕkire-i Naṣrâbâdî (nşr. Vahîd-i Destgirdî), Tahran 1352 hş., s. 217-220; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, II, 252; Lutf Ali Beg, Âteşkede (nşr. Hasan Sâdât Nâsırî), Tahran 1336 hş., I, 120-128; Browne, LHP, IV, 265-276; Şiblî Nu‘mânî, Şiʿrü’l-ʿAcem (trc. M. Takī Fahr-i Dâî-yi Gîlânî), Tahran 1363, III, 158-171; M. Ali Terbiyet, Dânişmendân-ı Âẕerbâycân, Tahran 1314 hş., s. 217-226; Safâ, Edebiyyât, V/3, s. 1271-1284; Ṣâʾib ve Sebk-i Hindî (nşr. M. Resûl Deryâgeşt), Tahran 1354 hş.; Hüccetî, “Ṣâʾib-i Tebrîzî”, Dânişnâme-i Edeb-i Fârsî (nşr. Hasan Enûşe), Tahran 1380 hş., IV, 1565-1575; Ali Genceli, “Tebrizli Saib”, Türk Amacı, I/1, İstanbul 1942, s. 33-37; I/2 (1942), s. 52-60; Bânû Kerîmî, “Der Ḥâşiye-i Sebk-i Ṣâʾib”, Mecelle-i Dânişkede-i Edebiyyât u ʿUlûm-i İnsânî, XXII/91-92, Tahran 1976, s. 116-129; Müzâhir Musaffâ, “Ṣâʾib der Ṣâʾib”, a.e., XXIV/1-2 (1977), s. 202-221; Meserret Diriöz, “Saib’in Türkçe Şiirleri”, TKA, XVI/1-2 (1977), s. 277-301; Ahmed Temîm Dârî, “Mevlânâ Ṣâʾib-i Tebrîzî Şâʿir-i Ḥikmet ü ʿİrfân”, Dâniş, sy. 17-18, İslâmâbâd 1368/1989, s. 52-79; Ahmet Kartal, “Sa’ib-i Tebrizi ve Türkçe Şiirleri”, Türk Kültür İncelemeleri Dergisi, sy. 7, İstanbul 2002, s. 209-238; Tahsin Yazıcı, “Sâib”, İA, X, 75-77; Munibur Rahman, “Ṣāʾib”, EI2 (İng.), VIII, 851-852.
Bu madde ilk olarak 2008 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 35. cildinde, 541-542 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.