SÂİBE

السائبة
Müellif:
SÂİBE
Müellif: MUHAMMED ARUÇİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/saibe
MUHAMMED ARUÇİ, "SÂİBE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/saibe (22.11.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “akmak; başını alıp istediği yere gitmek” anlamlarındaki seyb (seyebân) kökünden türeyen sâibe “istediği yere gidip dolaşması için salıverilen hayvan” demektir. Câhiliye Arapları hastalıktan şifa bulmak, uzun bir yolculuktan selâmetle dönmek, savaşta galip gelmek amacıyla veya bir nimete şükretmek niyetiyle adak adadıkları zaman ilâhları ve putları uğruna bir deve salıverir, buna sâibe adını verirlerdi. Bu devenin sağılması, tüyünün kırkılması, sırtına binilmesi yahut yük yüklenmesi yasaklanır, bu durumdaki hayvanların sütünü yalnızca kendi yavruları veya yolcular içebilirdi (Buhârî, “Menâḳıb”, 9; “Tefsîr”, 5/13). Hayvanları takdis etme anlamına gelen bu âdeti ve putlara kurban adamayı ilk defa Hicaz’da başlatan kişinin Amr b. Lühay olduğu rivayet edilmektedir.

Sâibe uygulamasının hangi hayvan hakkında ne tür durumlarda gerçekleştirildiği hususunda farklı açıklamalar yapılmış olup bunlardan bazıları şöyledir: 1. Sâibe, ilâhlar veya putlar adına salıverilen yahut ilâhların ve putların hizmetçilerine verilen deve, koyun veya sadece koyun demektir (Cevâd Ali, VI, 205). 2. Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ’ya göre sâibe, hepsi dişi olmak üzere on batın doğuran ve bu sebeple sahibi tarafından salıverilen devedir. Bu deveye binilmez, tüyü kırkılmaz, sütünü sadece yavrusu veya yolcular içebilir, öldüğü zaman ise herkes onun etinden yiyebilirdi. Sâibe, bahîrenin anası konumunda tutulurdu (Meʿâni’l-Ḳurʾân, I, 322; bk. BAHÎRE). 3. Mâtürîdî’ye göre sâibe, hastalıktan şifa bulan veya uzun yolculuktan dönen kişinin adak olarak salıverdiği devedir. 4. Mâverdî’nin Şâfiî’den naklettiğine göre sâibe Câhiliye döneminde hac tavafı yapıldıktan sonra serbest bırakılan devedir (geniş bilgi için bk. Cevherî, I, 150; Ma‘mer b. Müsennâ, s. 180; Taberî, VII, 56-60; Mâtürîdî, IV, 357; İbnü’l-Cevzî, II, 437-438; İbn Kesîr, II, 665).

Kurban kesme ibadetinin hemen bütün dinlerde bulunduğu bilinmektedir. İslâm dini açısından kurban kişinin kendi mülkünde bulunan bir hayvanı Allah yolunda feda etmesi, bunun yanında kendince cazip olan beşerî-nefsânî arzularından uzaklaşması, ayrıca kesilen kurban sayesinde fakirlerin beslenmesine katkıda bulunmasıdır. Câhiliye döneminde bir yönüyle kurbana benzeyen gelenekte ise bazı hayvanlar bahîre, sâibe, vasîle, hâmî adıyla yaratılış amacına aykırı tarzda, bir nevi takdis edilerek veya putlara adanarak bir süs hayvanı gibi serbest bırakılmaktadır. Tevhid ilkesini esas alan İslâm dini, Câhiliye Arapları’nın bu geleneğine benzeyen bütün uygulamaları yasaklamış, metafizik gerçekliği bulunmayan ve topluma faydası olmayan telakkileri reddetmiştir (el-Mâide 5/103; el-En‘âm 6/136, 138-139, 142-143).

BİBLİYOGRAFYA
Cevherî, eṣ-Ṣıḥâḥ (nşr. Ahmed Abdülgafûr), Beyrut 1990, I, 150; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye (nşr. Râid b. Sabrî), Amman, ts., s. 454, 742; Lisânü’l-ʿArab, “syb” md.; Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, Meʿâni’l-Ḳurʾân (nşr. Ahmed Yûsuf Necâtî – M. Ali en-Neccâr), Beyrut 1980, I, 322; Ma‘mer b. Müsennâ, Mecâzü’l-Ḳurʾân (nşr. Fuat Sezgin), Kahire 1374/1954, s. 177-181; İbn Kuteybe, Tefsîru Ġarîbi’l-Ḳurʾân (nşr. Seyyid Ahmed Sakr), Beyrut 1398/1978, s. 147; Taberî, Câmiʿu’l-beyân (Bulak), VII, 56-60; Mâtürîdî, Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân (nşr. Mehmet Boynukalın), İstanbul 2005, IV, 355-358; Mekkî b. Ebû Tâlib, Tefsîrü’l-müşkil min ġarîbi’l-Ḳurʾân (nşr. Ali Hüseyin el-Bevvâb), Riyad 1406/1985, s. 72; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, Beyrut 1411/1990, XII, 115-117; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-mesîr, II, 437-438; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾâni’l-ʿaẓîm, Beyrut 1385/1966, II, 665; Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ (Şemseddin), I, 459; Âlûsî, Rûḥu’l-meʿânî (nşr. M. Hüseyin el-Arab), Beyrut 1417/1997, V, 60-63; Elmalılı, Hak Dini, III, 1823; Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, VI, 205.
Bu madde ilk olarak 2008 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 35. cildinde, 542-543 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.