SÂLÂR

سالار
Müellif:
SÂLÂR
Müellif: AYDIN USTA
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 27.05.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/salar
AYDIN USTA, "SÂLÂR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/salar (27.05.2020).
Kopyalama metni
Pehlevîce serdar kelimesinin dönüşümüyle meydana gelen sâlâr (sellâr) sözlükte “yaşlı, seçkin, kumandan, vali, lider” gibi mânalara gelir (Hasan-ı Enverî, s. 3991-3992; Steingass, s. 642). Sâlâr Arapça’da kāid, mukaddem kelimeleriyle ifade edilmektedir. Bu unvan İran, Irak, Suriye, Kafkasya, Orta Asya ve Hindistan’da hüküm süren devletlerde kullanılmıştır.

Gazneli, Selçuklu askerî ve idarî teşkilâtlarında daha alt rütbedeki kumandanlar için sıkça kullanılan bu unvan bilhassa mahallî askerî birliklerin başındaki kimseleri ifade ediyordu. Gazneliler’in Hindistan’daki sınır bölgesinin çeşitli noktalarında yer alan gazi birliklerinin başındaki kumandan sâlâr-ı gāziyân adıyla anılıyordu. Hindistan’da Gazneli ordusuna ait birliklerin kumandanı ise sâlâr-ı Hindistan unvanına sahipti. Gazneli Sultan Mesud devrinde bu göreve tayin edilen Ahmed b. Yinal Tegin için görevini anlatan süslü bir menşurun yanı sıra kös, tabl ve alem gibi hediyeler hazırlandı. Ayrıca kendisine mükemmel bir hil‘at yanında altın işlemeli iki dallı külâh giydirildi. Gazneli sarayını korumakla görevli gulâmların kumandanına sâlâr-ı gulâmân veya sâlâr-ı gulâmân-ı saray denilirdi ve aslî görevinin dışında ordu kumandanlığı da yapabilirdi. Nitekim Gazneli Sultan Mesud döneminde bu görevi ifa eden Hacib Begtoğdı, 426’da (1035) Selçuklular üzerine gönderilen ve Nesâ’da yenilen ordunun kumandanlığını yaptı. Sâlâr-ı gulâmân saray teşkilâtında büyük hâcibden sonra gelen en yetkili görevliydi. İdarî ve askerî konularda düzenlenen meclislere katılabiliyordu. Öte yandan Gazneli ordusunda yer alan çeşitli etnik kimliklere mensup askerlerin başına genellikle onlarla aynı ırktan sâlârlar tayin edilirdi. Ebü’l-Hasan-ı Irâkī, Gazneli ordusundaki Arap ve Kürt askerlerinin sâlârı idi.

Selçuklular adına uçlarda savaşan Türkmenler’in reislerine de sâlâr unvanı verildi ve bunlar devlet tarafından maaşa bağlandı. Tuğrul Bey, 429’da (1038) Nîşâbur’da hâkimiyet tesis ederken ahalinin teskini ve Selçuklu idaresini kabullenmesi için Sâlâr-ı Bûzgân (Bûzcân) Ebü’l-Kāsım Abdüssamed el-Bûzgânî’den büyük destek gördü. Yine Tuğrul Bey ve Alparslan zamanında Anadolu’ya, özellikle Urfa bölgesine yapılan akınlarda sâlâr-ı Horasan unvanlı bir kumandandan bahsedilmektedir. Sultan Melikşah döneminde bu unvanı taşıyan bir kumandan Mekke şerifiyle ilişkileri güçlendirmek amacıyla Haremeyn’e gönderildi. Selçuklu kumandanlarından Bozan 479’da (1086) Urfa’yı ele geçirdiğinde şehrin idaresini bir sâlâra bırakmıştı. Selçuklular’ın Diyarbekir’i fethetmek üzere gönderdikleri orduda “mukaddemü’s-sâlâr” unvanıyla anılan Cenâhüddevle de vardı. Bu unvanın daha sonraki dönemlerde de kullanıldığı görülmektedir. Meselâ Kaçar hânedanı devrinde Emîr Nizâm Garuşî “Sâlâr-ı Leşker” unvanına sahipti. İran’da Emîr-i Nizâm ve başbakanlık görevinde bulunan Abdülhüseyin Mirza’nın oğullarından Abbas Mirza da aynı unvanı taşımaktaydı. Yine Haydarâbâd Nizamlığı’nın İran asıllı başvezirlerinden Mîr Türâb Ali Han, Sâlâr Ceng unvanıyla meşhurdu. Saray teşkilâtındaki âhûr-sâlâr (emîr-i âhûr) sultanın has ahırından sorumluydu. Gazneliler ve Selçuklular’dan başka bu görevlinin adına Memlükler döneminde de rastlanmaktadır. Hânsâlâr saray mutfağı ve yiyeceklerle ilgilenirdi. Sultan Sencer döneminde 548’de (1153) çıkan Oğuz isyanının sorumlularından biri de sarayın hânsâlârı idi. Aynı görevli Irak, Kirman ve Anadolu Selçukluları’nda da mevcuttu. Saray aşçılarına matbah-sâlâr denirdi. Havâicsâlâr mutfağa malzeme tedarik ederdi. Ayrıca sâlâr-ı bezmin emîr-i meclis, zered sâlârın emîr-i silâh, sâlâr-ı bârın teşrifat reisi olarak adları geçmektedir. Askerî ve idarî teşkilât dışında kalem ehlinden kişilere de zaman zaman sâlâr unvanı verildiği görülür. Meselâ Hâce Ali Mîkâil, Gazneliler devrinde Sultan Mesud tarafından kutsal topraklara giden hacıların başına sâlâr (emîr-i hac) tayin edilmişti (Muhammed b. Hüseyin el-Beyhakī, s. 378, 382; Palabıyık, s. 175).

İslâm devletlerinde başkumandanlık makamını ifade eden “ispehsâlâr/sipehsâlâr” tabiri kelimenin birleşik kullanımındaki en yaygın örneği olup Tâhirîler, Saffârîler, Sâmânîler, Gazneliler ve Selçuklular’ın askerî teşkilâtlarında sıkça görülür, “emîrü’l-ümerâ ve hâcibü’l-hüccâb” karşılığında geçer. Sâmânîler’de devletin idarî teşkilâtında hükümdardan sonra gelen en önemli görevli durumundaki Horasan valilerine sipehsâlâr-ı Horasan denilir. Sipehsâlâr unvanı, Sâmânîler’in çağdaşı Büveyhîler’de çeşitli vesilelerle yararlılık gösteren kişilere taltif etmek ve onurlandırmak amacıyla verilmiştir. Horasan’ı Sâmânîler’den alan Gazneliler de eyaletin idarecilerini onlar gibi adlandırırdı. Gazneli ordusunda sipehsâlâr savaşlarda genellikle sağ kanada kumanda ederdi. Büyük Selçuklular’da da kumandan aynı unvanla anılırdı. Emîr-i sipehsâlâr Anadolu Selçukluları’nda beylerbeyine tekabül ediyordu.

X-XI. yüzyıllarda Târum, Azerbaycan, Arrân ve İrminiye’de hüküm süren Müsâfirîler, Sellârîler adıyla da bilinmektedir. Beyhak reisi Ebü’l-Abbas Muhsin b. Ali el-Mütetavviin soyundan gelenler de sâlâriyân adıyla anılırdı. Sâlâra şahıs ismi olarak da rastlanmaktadır.

BİBLİYOGRAFYA

Steingass, Dictionary, s. 642; Gerdîzî, Zeynü’l-aḫbâr (nşr. Abdülhay Habîbî), Tahran 1347 hş., s. 164-165, 168, 172-173; Muhammed b. Hüseyin el-Beyhakī, Târîḫ (trc. Yahyâ el-Haşşâb – Sâdık Neş’et), Beyrut 1982, s. 92, 378, 382, 424-425, 449, 463, 472, 475, 487, 515-516, 602-603; İbnü’l-Kalânisî, Târîḫu Dımaşḳ (Zekkâr), s. 503; Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162) (nşr. ve trc. H. D. Andreasyan), Ankara 2000, s. 113, 173, 182, 184; Beyhakī, Târîḫ (Behmenyâr), s. 267-268; Râvendî, Râhatü’s-sudûr (Ateş), II, 286; Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye (Lugal), s. 22; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IX, 447, 531; X, 143; İbn Bîbî, el-Evâmirü’l-Alâiyye: Selçukname (trc. Mürsel Öztürk), Ankara 1996, I, 72, 222, 257, 441, 455; Uzunçarşılı, Medhal, s. 36, 53-55; Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Ankara 1954-92, I, 116, 134-165, 177, 191, 214, 245, 255, 294, 330-333; II, 407-408; III, 22, 70, 194, 234; V. Minorsky, A History of Sharvān and Darband in the 10th-11th Centuries, Cambridge 1958, s. 11; C. E. Bosworth, The Ghaznavids: Their Empire in Afghanistan and Eastern Iran: 994-1040, Beirut 1973, s. 101, 114, 170, 254, 261-264; a.mlf., “Ghaznavid Military Organization”, Isl., XXXVI (1960), s. 37-77; Hasan-ı Enverî, Iṣṭılâḥât-ı Dîvânî Devre-yi Ġaznevî ve Selcuḳī, Tahran 2535 şş., s. 3991-3992; Güller Nuhoğlu, Beyhaki Tarihine Göre Gazneliler’de Devlet Teşkilâtı ve Kültür (doktora tezi, 1995), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 312-314, 319-322; M. Hanefi Palabıyık, Valilikten İmparatorluğa Gazneliler Devlet ve Saray Teşkilatı, Ankara 2002, s. 66, 145, 147, 148, 175, 179, 196, 203, 208-211, 222; Salim Koca, Selçuklularda Ordu ve Askerî Kültür, Ankara 2005, s. 105, 166; Erkan Göksu, Türkiye Selçuklularında Ordu, Ankara 2010, s. 17-18; Erdoğan Merçil, “Sipehsâlâr: I. Sâmânîler”, TİD, XXVI/1 (2011), s. 139-150; a.mlf., “Sipehsâlâr: II. Gazneliler”, a.e., XXVI/2 (2011), s. 459-473; V. F. Büchner, “Sâlâr”, İA, X, 110-111; a.mlf. – [C. E. Bosworth], “Sālār”, EI2 (İng.), VIII, 924.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul'da basılan EK-2. cildinde, 456-457 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER