SALGURLULAR

Müellif:
SALGURLULAR
Müellif: ERDOĞAN MERÇİL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/salgurlular
ERDOĞAN MERÇİL, "SALGURLULAR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/salgurlular (10.12.2019).
Kopyalama metni
Hânedan adını yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Salgur’dan (Salur) alır. Selçuklular’ın Fars meliki Melikşah b. Mahmûd’un bölgede yaşayan Salgurlular’ın reisi olan, atabegi Muzafferüddin Sungur b. Mevdûd’un kardeşini suçsuz yere öldürmesi üzerine Atabeg Sungur isyan etti. Melikşah’ı yenilgiye uğratıp Şîraz’ı ele geçirerek Salgurlular veya Fars Atabegleri adıyla bilinen hânedanın temellerini attı (543/1148). Sungur, kendi ülkesiyle yetinmesine ve komşularının topraklarına göz dikmemesine rağmen zaman zaman Irak Selçuklu Devleti’ndeki taht mücadelelerine müdahale etmek zorunda kaldı. Âdil, dindar ve hayır sever bir hükümdar olan Atabeg Sungur 556’da (1161) ölünce Şîraz’da kendi adıyla anılan Sunguriyye Medresesi’ne defnedildi.

Sungur’un ölümünün ardından oğlu Tuğrul küçük yaşta olduğundan yerine kardeşi Muzafferüddin Zengî geçti. Bir ara Irak Selçuklu Sultanı Arslanşah b. Tuğrul’un yerine Şehzade Mahmûd b. Melikşah b. Mahmûd adına hutbe okutan Zengî (556/1161) daha sonra Arslanşah ve Atabeg İldeniz’in huzuruna giderek itaatini bildirdi. Böylece Salgurlu hânedanı resmen Irak Selçuklu Devleti’ne tâbi oldu (560/1165). Zengî’nin Fars halkına kötü davranmaya başlaması üzerine halktan bir grup Hûzistan hâkimi Afşar Şümle’yi (Aydoğdu) bölgeye davet etti. Fars’a hâkim olan Şümle de halka kötü davranınca Zengî Fars’ı tekrar ele geçirdi (564/1169). Zengî’nin 574 (1178-79) yılında İstahr yakınlarındaki Eşkenvar’da ölümünün ardından hânedanın başına beş oğlundan Tekle (Tekele) geçti. Tekle’nin iktidarının ilk yıllarında İldenizliler’den Atabeg Pehlivan (Muhammed Cihan) Fars’a saldırarak birçok kişiyi öldürdü. Pehlivan’ın saldırıları daha sonraki dönemde devam etti. Amcasının oğlu Tuğrul, Tekle’ye karşı taht mücadelesine giriştiyse de başarılı olamadı ve Atabeg Tekle, Tuğrul’u esir alarak öldürttü (577/1181-82). Hârizmşahlar’dan Sultanşah’ın Merv ve Serahs’ı ele geçirmesinin ardından bölgede bulunan Oğuzlar’dan 5000 kişilik bir grup Fars’a gidip muhtemelen buradaki Salgurlular ile kaynaştı. Bu yıllarda Lûr-ı Büzürg sülâlesinden Hezâresb b. Ebû Tâhir, Şûlistan bölgesini istilâ etti. Tekle onunla mücadelede başarılı olamayıp anlaşma yapmak zorunda kaldı. 594 (1198) yılında Fesâ’nın Bîdek köyünde vefat eden Tekle’nin cenazesi kardeşi Sa‘d tarafından Şîraz’a getirilerek Sungur’un yanına defnedildi. Sa‘d b. Zengî dönemi (1198-1226) Salgurlular için parlak bir dönem oldu. Berdesîr’i işgal eden Oğuzlar, Atabeg Sa‘d’dan çekinerek şehri Salgurlu ordusuna teslim ettiler. Böylece Kirman’da Salgurlu hâkimiyetinin temelleri atılmış oldu (600/1204). Atabeg Sa‘d aynı yıl bir mukavemetle karşılaşmadan İsfahan’ı ele geçirdi. Bu olay Salgurlular’ı İldenizliler’le karşı karşıya getirdi. Sa‘d ardından Kirman’ın başşehri Berdesîr’e gidip Kavurd’un tahtına oturdu (1 Receb 605 / 9 Ocak 1209). Beş aya yakın bir süre kaldığı Kirman’ı düzene soktu ve bölgenin büyük kısmını itaat altına aldı. Ancak bölge daha sonra ihmal edilince Hârizmşahlar’ın eline geçti (610/1213). Hârizmşahlar bu dönemde Fars bölgesine de akınlar yapıp Şîraz’a kadar ilerlediler. Hârizmşahlar’ın idaresindeki Irâk-ı Acem’e hâkim olmak için harekete geçen Sa‘d b. Zengî, Hârizmşah Alâeddin Muhammed b. Tekiş ile Rey civarında yaptığı savaşta esir düştü (614/1217). Ancak Alâeddin Muhammed onu affetti ve kendisiyle bir antlaşma yaptı. Buna göre Sa‘d, Fars’ın müstahkem iki kalesi Eşkenvan ile İstahr’ı Hârizmşahlar’a verecek, ülke gelirinin üçte birini haraç olarak Hârizmşahlar’ın hazinesine ödeyecek, ayrıca bütün ülkede hutbe Alâeddin adına okutulacaktı. Atabeg Sa‘d beraberinde Hârizmli kuvvetlerle Şîraz’a döndüğünde (614/1218) oğlu Ebû Bekir onu şehre sokmadıysa da oğlunu mağlûp edip şehre girdi. Sonraki yıllarda Hârizmşahlar’dan Gıyâseddin Pîrşah, Şîraz’a kadar uzanan akınlar yaparak Fars bölgesinin büyük bir kısmına hâkim oldu. Fakat Moğollar’ın ülkesini tahrip ettiklerini öğrenince Hûzistan’a gitmek zorunda kaldı.

Atabeg Sa‘d b. Zengî’nin 623’te (1226) ölümünün ardından Salgurlu tahtına oğlu Ebû Bekir geçti. Ebû Bekir yaklaşan Moğol tehlikesi karşısında tedbir aldı, kardeşini Ögedey Han’a elçi olarak gönderip itaatini bildirdi. Ögedey Han onun bu davranışından memnun oldu ve Fars’ın idaresini kendisine bıraktı. Moğollar’a karşı sorumluluklarını yerine getiren ve dostane münasebetlerini sürdüren Ebû Bekir daha sonra Kays adasına bir ordu sevkederek burayı ele geçirdi (627/1230) ve Basra körfezi hâkimiyetini Arabistan sahillerine kadar genişletti. “Sultânü’l-ber ve’l-bahr, muzafferü’d-dünyâ ve’d-dîn, âdil-i cihan” unvanlarıyla anılan Ebû Bekir 658’de (1260) vefat etti. Yerine geçen oğlu II. Sa‘d on iki gün sonra ölünce henüz çocuk yaşta olan oğlu Adudüddin Muhammed hükümdar ilân edildi, nâibliğini annesi Terken Hatun üstlendi. Muhammed iki yıl yedi ay hüküm sürdü; vefatında yerine devlet erkânı ve ordunun isteğiyle Muhammed Şah b. Salgur Şah getirildi. Muhammed Şah tahta geçer geçmez duruma hâkim oldu; hazineyi ve askerleri kontrolü altına aldı. Terken Hatun, sekiz ay sonra emîrlerle birleşerek Muhammed Şah’ı atabeglikten uzaklaştırıp İlhanlı Hükümdarı Hülâgû’nun yanına gönderdi.

Muhammed Şah’ın ardından atabeglik tahtına oturtulan (661/1262-63) kardeşi Selçuk Şah ülke için zararlı gördüğü emîrleri hemen ortadan kaldırdı. Terken Hatun ile evlendi ve çok geçmeden onu da öldürttü. Moğollar’la savaşı tercih eden Selçuk Şah, Hülâgû’nun emriyle Kâzerûn şehrinde yakalanarak öldürüldü (662/1263-64). Selçuk Şah’ın ölümünden sonra II. Sa‘d’ın kızı Âbiş Hatun atabeg ilân edilerek Salgurlu tahtına geçirildi ve Hülâgû’nun oğlu Mengü Timur ile evlendirildi (670/1271-72). Fars bu dönemde Atabeg Âbiş Hatun’un hâkimiyetinde görünmekle beraber resmen Moğol ülkeleri arasında sayılmaktaydı. Bölgede tam bir Moğol egemenliği sürmekte, ülke İlhanlı hükümdarının yolladığı şahneler tarafından yönetilmekteydi. Moğollar’ın Fars’ı idare etmek için gönderdiği Seyyid İmâdüddin’in öldürülmesi üzerine Atabeg Âbiş Hatun Tebriz’de yargılandı. Hânedanın gelini olması sebebiyle kendisine bir ceza verilmedi, ancak Şîraz’a dönmesine de müsaade edilmedi. Âbiş Hatun’un Tebriz yakınlarındaki Çerendâb’da 11 Zilkade 685’te (29 Aralık 1286) ölümüyle Salgurlu hâkimiyeti sona erdi ve bölge tamamen Moğol idaresi altına girdi.

Salgurlular döneminde imar ve kültür faaliyetlerine önem verilmiş, Şîraz bağ ve bahçelerle süslenmiş, bütün ülkede mescid, ribât, hastahane, kervansaray ve çarşılar inşa edilmiştir. Atabeg Sungur’un Şîraz’da yaptırdığı eserlerin başında Sunguriyye Medresesi gelir. Mescid-i Sungur ve ribât da onun tarafından inşa ettirilmiştir. Zengî’nin yaptırdığı su yolu Kanât-ı Zengîâbâd, Tekle’nin yaptırdığı Hân-ı Bâzârgânân, Atabeg Sa‘d b. Zengî’nin Şîraz’da yaptırdığı Câmi-i Cedîd-i Şîraz (Mescid-i Nev, Mescid-i Atabegî), Ribât-ı Şehrullah ve Esvâk-ı Murabba-ı Atabekî, Tekle’nin yaptırdığı çok sayıda ribât, şair ve edipleri himaye eden Ebû Bekir b. Sa‘d’ın yaptırdığı Dârüşşifâ, Mescid-i Sengî-i Danâbcird, Terken Hatun’un, oğlu Atabeg Muhammed için yaptırdığı Adudiyye Medresesi ve Âbiş Hatun’un yaptırdığı kendi adıyla anılan ribât Salgurlu dönemine ait eserler arasında sayılabilir.

Bu dönemde dinî ilimler yanında Fars edebiyatı açısından da büyük gelişmeler olmuştur. Atabegler’in ihsan ve himayesine mazhar olan sûfî, edip, âlim ve şairlerden bazıları şunlardır: Sirâceddin Mahmûd b. Halîfe, Ebü’l-Mübârek Abdülazîz b. Muhammed, Zeynüddin Muzaffer b. Rûzbihân, Rûzbihân-ı Baklî, Ebü’l-Feth en-Neyrîzî, Ebü’l-Kāsım Abdürrahîm b. Muhammed, Kadı Sirâceddin Ebü’l-İz, Mükerrem el-Fâlî, fakih Şehâbeddin Fazlullah, Aslüddin Abdullah b. Ali, İzzeddin Mevdûd, Sâinüddin Hüseyin, Kādî Beyzâvî, Kutbüddîn-i Şîrâzî, Senâüddin, İzzeddin Keşîd, Gülistân’ı Ebû Bekir b. Sa‘d adına kaleme alan Sa‘dî-i Şîrâzî, Şems-i Kays, Kemâleddîn-i İsfahânî, Hümâm-ı Tebrîzî.

BİBLİYOGRAFYA
Râvendî, Râhatü’s-sudûr (Ateş), s. 222, 225, 227-229, 232-233, 239, 273, 277, 310-311; Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye (Lugal), s. 28-29, 71, 73, 76-83, 102-103, 108-110, 115-116, 118-121; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, IX, 361, 365-366, 384-386, 401, 408-409, 415; X, 37, 48-49, 163, 192, 218, 291-292, 325, 361-365, 483; XI, 39, 46, 51-52, 76, 78, 84-88, 156-157, 166, 173-174, 177-178, 229-230, 238; XII, 170, 191, 198, 206, 208, 272, 276, 310-311; Bündârî, Zübdetü’n-Nusra (Burslan), s. 30, 46-47, 118, 120-121, 153, 169-174, 181-185, 193-194, 196, 199-202, 265-266, 268; Muhammed b. İbrâhim, Târîḫ-i Kirmân, Selcûḳıyân ve Ġuz der Kirmân (nşr. Bâstânî-yi Pârîzî), Tahran 1343 hş., s. 28, 47, 51-53, 56, 58-61, 65-67, 69-71, 89, 90-95, 98-101, 107-108, 116-121, 127-130, 135-136, 141, 152-155, 201-203, 210-219, 221; Abdülmuhammed Âyetî, Taḥrîr-i Târîḫ-i Vaṣṣâf, Tahran 1346 hş., s. 85-95, 98-100, 103-131, 252-253, 359; İbrahim Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti Tarihi, Ankara 1956, s. 197-198, 201-202, 204-206, 258-259; Spuler, İran Moğolları, s. 60, 77, 88, 92, 158-160, 163-164, 172; Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, Ankara 1965, s. 65, 67, 80, 107, 134, 185-186; İkbâl-i Âştiyânî, Târîḫ-i Mufaṣṣal-ı Îrân (nşr. M. Debîr-i Siyâkī), Tahran 1346 hş., s. 314-315, 376, 383, 389-390, 392-394, 532-533, 537, 543-544; Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri, Boy Teşkilâtı, Destanları, Ankara 1967, s. 58, 121-123, 139, 200, 256-258, 327-330; Erdoğan Merçil, Fars Atabegleri, Salgurlular, Ankara 1975; a.mlf., “Tarihî Kaynaklara Göre Salgurlu Atabeyliği’nde İmar Faaliyetleri”, STY, VIII (1978), s. 129-138; Cl. Huart, “Ebû Bekir”, İA, IV, 14; Seyyid Ali Âl-i Dâvûd, “Atabekân-ı Fars”, DMBİ, VI, 490-500; T. W. Haig – [C. E. Bosworth], “Saʿd b. Zangī”, EI2 (İng.), VIII, 701; C. E. Bosworth, “Salg̲h̲urids”, a.e., VIII, 978-979.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 36. cildinde, 29-31 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.