SÂLİH

الصالح
Müellif:
SÂLİH
Müellif: MUSTAFA ÇAĞRICI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 20.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/salih
MUSTAFA ÇAĞRICI, "SÂLİH", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/salih (20.09.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “(bir şey) iyi, doğru, yararlı ve uygun olmak; doğruluk, dürüstlük” anlamlarındaki salâh (sulûh) kökünden türeyen sâlih kelimesi “faydalı, iyi, doğru ve güzel olan, işe yarar, her türlü bozukluk ve yanlışlıktan arınmış; barışçı, uyumlu” gibi mânalara gelmekte olup fâsid (bozuk, düzensiz) ve sû’ (kötü, çirkin) kelimelerinin karşıtıdır. Aynı kökten gelen sulh “nefret ve düşmanlığa son verme”, ıslâh “düzeltme, daha iyi ve faydalı hale getirme; insanlar arasındaki çatışmayı ortadan kaldırma”, muslih “bozukluğu düzeltip iyileştiren, barıştan yana olan” mânalarında kullanılmaktadır (el-Müfredât, “ṣlḥ” md.; et-Taʿrîfât, “Ṣâliḥ” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ṣlḥ” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “ṣlḥ” md.; Ahmed b. Muhammed el-Feyyûmî, s. 157-258; Dozy, I, 841-842). Râgıb el-İsfahânî, salâh kelimesini kısaca “fesadın zıddı” diye tarif ettikten sonra her iki kelimenin genellikle insan fiilleri için kullanıldığını, Kur’ân-ı Kerîm’de salâhın bazan fesat, bazan seyyie mukabilinde geçtiğini ifade etmektedir. Çeşitli âyet ve hadislerde sâlih ve aynı kökten kelimeler başta iman olmak üzere takvâ, affetme, tövbe, hidayet gibi kelimelerle birlikte ve onlarla anlam yakınlığı içinde, bazı âyetlerde ise küfür, zulüm, fesat, seyyie gibi kelimelerle beraber ve onların karşıtı olarak kullanılmıştır (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ṣlḥ” md.; Wensinck, el-Muʿcem, “ṣlḥ” md.).

Kur’ân-ı Kerîm’de sâlih kavramı biri “iyi, hayırlı iş ve davranış”, diğeri “dinî ve ahlâkî bakımdan iyi davranışlara sahip kişi” olmak üzere iki mânada kullanılmıştır. İlk mânasıyla doksan üç, ikinci mânasıyla otuz iki yerde geçmektedir (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ṣlḥ” md.). Birçok âyette sâlih / sâlihât kelimesinin amelle birlikte ve çoğunlukla iman kavramının hemen arkasından zikredilmesi, esas itibariyle fiillerin ahlâkî mükemmelliğini ifade etmekle birlikte imanla da yakından ilgili olduğunu göstermektedir. Özellikle Nûh’un hak dine daveti karşısında oğlunun takındığı inkârcı tutumun “gayri sâlih amel” diye anılması (Hûd 11/46) imanın da bir tür sâlih amel olduğuna işaret eder. Nitekim tefsirlerde bu ifade Nûh’un getirdiği dine oğlunun iman etmeyip inkârcılıkta direnmesi şeklinde açıklanmıştır (meselâ bk. Şevkânî, II, 502). Ankebût sûresinin 9. âyetinde iman edip sâlih işler yapanların sâlih kişiler arasına alınacağının belirtilmesi sâlihlerden olmanın iman şartını da içerdiğini göstermektedir. Diğer bir âyette (Âl-i İmrân 3/114) sâlihlerin nitelikleri “Allah’a ve âhiret gününe iman, iyiliği emredip kötülüğe karşı çıkma ve hayırlarda yarışma” diye sıralanmıştır. Dünyada Allah’a ve O’nun peygamberine itaat edenlerin Allah’ın kendilerine bir lutfu olarak âhirette beraber olacakları “güzel arkadaş”lar arasında nebîler, sıddîklar ve şehidlerle birlikte sâlihler de anılmıştır (en-Nisâ 4/69). Fahreddin er-Râzî bu âyeti açıklarken itikadı doğru, Allah’ın emirlerine itaat eden ve günahlardan korunan her insanın sâlih olduğunu belirtir (Mefâtîḥu’l-ġayb, X, 174). Allah sâlihlerin dostu ve gözeticisidir (el-A‘râf 7/196). Bu sebeple bazı peygamberler, “Beni sâlihlerden eyle” diyerek Allah’a dua etmiştir (Yûnus 12/101; eş-Şuarâ 26/83; en-Neml 27/19).

Sâlih kavramı hadislerde de “iyi, hayırlı, erdemli, doğru, din ve dünya için faydalı, helâl, huzur verici” gibi anlamlarda sıkça geçmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de olduğu gibi hadislerde de en çok “din ve dünya için faydalı iş” mânasında sâlih amel şeklinde geçmektedir. Yine hadislerde “iyi, hayırlı, erdemli” mânasında sâlih peygamber, sâlih kul, sâlih adam, sâlih müslüman, sâliha kadın, sâlih kardeş, sâlih evlât, sâlih eş, sâlih aile, sâlih ülke, sâlih gün; “gerçeğe uygun, doğru, iyi” anlamında sâlih din, sâlih rüya, sâlih sünnet; “hayırlı, huzur verici” anlamında sâlih mal, sâlih elbise, sâlih binek, sâlih yiyecekten söz edilmiştir (Wensinck, el-Muʿcem, “ṣlḥ” md.). Bir hadiste sâlih zalimin karşıtı olarak geçmektedir (el-Muvaṭṭaʾ, “Cenâʾiz”, 32). Diğer bir hadiste güzel ahlâk için “sâlihu’l-ahlâk” tabiri kullanılmıştır (Müsned, II, 381). Kur’an’daki “el-bâkıyâtü’s-sâlihât” (kalıcı iyilikler) terkibi (el-Kehf 18/46; Meryem 19/76) hadislerde de geçmektedir (Müsned, III, 75; IV, 268; el-Muvaṭṭaʾ, “Ḳurʾân”, 23). Sâlih erkeklerin sâliha kadınlarla evlendirilmesinin tavsiye edildiği hadis (Müsned, IV, 14) sâlih kavramının ailede sevgi ve saygının hâkim olmasına, huzur ve mutluluğun sağlanmasına katkıda bulunan ahlâkî erdemleri kapsadığına işaret eder. Bir hadiste kişinin dünya mutluluğunun en önemli unsurları sâliha (uyumlu, iyi) bir eş, sâlih (ferah) bir ev ve sâlih (iyi) binek şeklinde sıralanmış (Müsned, I, 168), diğer bir hadiste ise bütün dünya nimetlerinin en değerlisinin sâliha bir eş olduğu bildirilmiştir (Müsned, II, 168; Müslim, “Raḍâʿ”, 64; İbn Mâce, “Nikâḥ”, 5). Hz. Peygamber, insanın ölümünden sonra amel defterine sevap yazılmasını devam ettirecek üç iyiliği sürekli hayır (sadaka-i câriye), insanlara yararı dokunan ilim, ölenin arkasından iyilik yapacak ve hayır duada bulunacak sâlih evlât şeklinde belirtmiştir (Müsned, II, 372; Müslim, “Vaṣiyyet”, 14; Ebû Dâvûd, “Veṣâyâ”, 14). Özellikle tasavvuf düşüncesinde çok önem verilen bir kutsî hadiste, “Ben sâlih kullarıma gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, hiçbir insanın aklına gelmeyecek nimetler hazırladım” buyurulmuştur (Müsned, II, 313; Buhârî, “Tevḥîd”, 35; Müslim, “Cennet”, 2-5). “Sâlih kişi için sâlih (helâl) mal ne güzeldir” meâlindeki hadis (Müsned, IV, 197, 202), ekonomiyle ahlâk arasındaki ilişkiye ve bu ilişkinin doğru kurulması halinde ekonomik faaliyetin önemine işaret etmesi bakımından dikkat çekicidir.

Yeryüzüne Allah’ın sâlih kullarının hâkim olacağını (el-Enbiyâ 21/105), erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak sâlih işler yapanlara Allah’ın güzel bir hayat yaşatacağını ve onlara âhirette çok değerli ödüller vereceğini bildiren âyetlerle (en-Nahl 16/97) sâlih kavramının geçtiği diğer âyet ve hadisler birlikte değerlendirildiğinde bu kavramın hem bireylerin hem toplumların din ve dünyaları için hayırlı ve faydalı olan, ahlâkî ve meslekî ölçülere uygun mükemmellikte yapılan bütün işleri kapsadığını; yine bu işleri hakkını vererek liyakatle yapan, böylece hem dünyada hem âhirette başarılı ve mutlu olmayı hak eden insanı ifade ettiğini söylemek mümkündür. Nitekim Zeccâc’ın sâlih kelimesini “Allah’ın haklarını da kulların haklarını da gözeten” şeklindeki açıklaması da (İbn Teymiyye, VII, 57-58) kelimenin bu kapsam genişliğini ifade etmektedir. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm’de başta peygamberler olmak üzere inancı, tutum ve davranışlarıyla mükemmel bir insanlık örneği sergileyenler sâlihler arasında zikredilmiştir (meselâ bk. el-En‘âm 6/83-87; el-Enbiyâ 21/69-86).

Sâlih kelimesinin erdemli insanları ifade etmesinden dolayı dindarlığı ve güzel ahlâkıyla tanınan ilk müslüman nesiller “selef-i sâlihîn” şeklinde anılmış, bu isim bazı kitap başlıklarına da yansımıştır. Kıvâmüssünne et-Teymî’nin Siyerü’s-selefi’ṣ-ṣâliḥîn (nşr. Kerîm b. Hilmî b. Ferhat b. Ahmed, Riyad 1420/1999), İbn Teymiyye’nin Şeẕerâtü’l-belâṭîn min ṭayyibâti kelimâti selefîne’ṣ-ṣâliḥîn (Beyrut, ts.) ve Mustafa Vahyî Efendi’nin Tuhfetü’s-sâlihîn ve sübhatü’z-zâkirîn (İstanbul 1284) adlı kitapları bu tür eserlerdendir. Sâlih, sâliha ve sâlihât kelimeleri iyi, doğru, din ve dünya hayatı için faydalı işleri ifade etmek üzere dinî ve ahlâkî kaynaklarda çokça kullanılmıştır. Bu bağlamda Nevevî’nin Riyâżü’ṣ-ṣâliḥîn, Ebû Muhammed İzzeddin Abdülazîz b. Abdüsselâm’ın Şeceretü’l-maʿârif ve’l-aḥvâl ve ṣâliḥu’l-aḳvâl ve’l-aʿmâl (nşr. İyâd Hâlid et-Tabbâ‘, Dımaşk 1989), İbn Kayyim el-Cevziyye’nin el-Kelimü’ṭ-ṭayyib ve’l-ʿamelü’ṣ-ṣâliḥ (nşr. İsmâil b. Muhammed el-Ensârî, Riyad 1399/1979) isimli eserlerini de zikretmek gerekir.

BİBLİYOGRAFYA
Müsned, I, 168; II, 168, 313, 372, 381; III, 75; IV, 14, 197, 202, 268; İbn Hazm, el-Aḫlâḳ ve’s-siyer, Beyrut 1405/1985, s. 14; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, X, 174; İbn Teymiyye, Mecmûʿu fetâvâ, VII, 57-58; Ahmed b. Muhammed el-Feyyûmî, el-Miṣbâḥu’l-münîr, Bulak 1316, s. 157-258; Şevkânî, Fetḥu’l-ḳadîr, II, 502; R. Dozy, Supplément aux dictionnaires arabes, Beyrouth 1968, I, 841-842.
Bu madde ilk olarak 2009 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 36. cildinde, 31-32 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.